Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Son Güncelleme: 26 Haziran 2008 Perşembe

 

Önce Özgürlük,

Sonra Haklar ve İnanç!

 

 

“Söylesem tesiri yok;

sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

www.turkdirlik.com









Türk Milli Takımı ve Fatih Terim'e Teşekkür Ediyoruz


Avrupa Futbol Şampiyonasında Türk Ulusu'nu temsilen katılan milli takımımızı, gösterdiği başarı, üstün gayret, yüksek mücadele nedeniyle tebrik ediyor ve onlarla gurur duyduğumuzu ifade ediyoruz. Türk Milli Takımının, ulusumuzun yılmazlık karakterini sergilemiş olmasının ülkemizin bütün kurumlarına örnek teşkil etmesini diliyoruz. Turnuva boyunca çehremizde gülümseme, gönlümüzde hoşluk yaratan milli takımımıza Türk Milleti adına sesleniyoruz: Çok yaşa Türk Milli Takımı!



Tarihi Kavga 3 -Devlet ve Hükümet- -Ömer Dönderici-


Bir gemi düşünün: Sürekli dev dalgaların olduğu sularda; sağında-solunda korsan gemileri dolaşıyor. Üstelik alabora edebilecek bir fırtına, hızla gemiye yaklaşmakta...Yolcu ve mürettebattan bazısı, kızdıkları bir grup yolcu ve mürettebatı boğabilme umuduyla, canhıraş bir biçimde geminin dibini delmeye çalışıyor. Kaptan ve mürettebatın bir bölümüyse, sevmediklerini denize atma telaşındalar.

 

Türkiye’nin hali, bu gemiden ne kadar farklı? Tarafların gözü öylesine dönmüş ki, sapla samanı birbirine karıştırıyoruz.



Türk Dünyası ve Türkiye -Nihat Çetinkaya-


İnsanlık tarihinin iri bir bölümünü kapsayan Türk olgusu, eski dünyanın her yerinde siyasal ve kültürel disiplinleriyle yükselmiş ve kurumlaşmış bir varlık olarak bütün tarihlerde kaydedilmiştir. Bu bakımdan Türklük sözüyle ifade edilen ve uzantısı olup misyonunu taşıdığımız varlık, yaşam alanı yaptığı büyük coğrafyaları ve insan gruplarını, kültürel yapılarıyla tanımak tecrübesiyle ve bulunduğu her coğrafyanın insanlarıyla ortak yaşam düzeni kurmayı başardığı tecrübe ve birikimleriyle insanlık sıralamasının en ön safında yerini almıştır.



Borçlanmanın Öyküsü... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Borç batağında debelenişimiz yeni değil. 150 yıl önce,  24 Ağustos 1854’de ilk kez yabancılardan borç aldık. Aldığımız parayı üretime yönelik yatırımlara harcamayınca, yine borç aldık. Bu kez aldığımız borç ile öncekinin faizini ödemeye başladık. Yabancılar, baktılar ki paraları ödenmiyor; üzerimize geldiler; hatta borcumuzu ödeyene kadar Ege’deki bir adayı işgal ettiler. Daha sonra da, 1800’lerin sonunda (adı günümüzdeki IMF gibi çokça duyulan) “Düyunu Umumiye”yi kurduk. Gelirlerimizi yabancıların kontrolüne verdik. Cumhuriyetimiz kurulduğunda, Osmanlı topraklarından ayrılan devletlerle Türkiye, Osmanlı borçlarını paylaştı. Payımıza düşen “Düyunu Umumiye” borçları, Atatürk’ün sıkı takibi ile düzenli olarak ödendi. Bu borçların son taksiti 25 Mayıs 1954’de kapatıldı.



Paris'te Gençliğime Rastladım... -Bedri Baykam-


Paris’te Saint-German Bulvarı’nda, 3-2 lik büyük Euro 2008 zaferinin keyfiyle cafe alternatifleri arasında elimde gazetelerim kalakalmışken, karşı kaldırımda gençliğimi gördüm. Yarı hızlı, yarı aylak adımlarla yürüyordu. Yanında anımsayamadığım kumral bir kız vardı. Acaba 70’lerin modasına uygun olarak İskandinav mıydı, yoksa Amerikalı mı? Onu süzmekle yetindim önce, şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak. O hala “şerefli mağlubiyetler” dönemini yaşıyordu... Futbol patlamamızdan bihaberdi...



KEİPA Ne Yapmalıdır? -Reşat Doğru-


KEİPA ile yeni hedefler ortaya konulup, yeni çalışmalara neden TÜRKİYE öncülüğünde başlanılmasın.. Bu grup ülkelerin coğrafyası ve ekonomik kaynakları çok zengindir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği üyesi ülkelerin turizm, petrol, doğal gaz kaynakları çok zengindir. İpek yolu gibi, tarihi köprüler bu ülkeler sınırlarından geçmektedir. Bölge ülkeleri ile beraber istihdam fırsatları sunan, ortak çıkarlar bulunan projeler geliştirilip uygulamaya konulabilinir. Karadeniz de çevre korunarak ortak tarım politikaları oluşturulup, küresel sıcaklığın dünya dengesini bozmakta olduğu günümüzde, bölgede barış sağlanarak tahıl ambarı konumuna gelebiliriz.



Stefan Zweig'ın Biyografi Yazarlığı -Haluk Güriz-


Stefan Zweig 1881 tarihinde Viyana’da köklü ve zengin Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Okul çağının can sıkıcı monotonluğunu Viyana kentinin olanaklılığı ile kitapçılar, tiyatrolar, konser ve müze salonlarında aşar. Lise öğrencisi iken şiir ve öykü yazmaya başlar. Yaşamı boyunca bir örgüte veya partiye üye olmaya karşı sert bir tavır gösterir. Yaşamı seven, zamanı iyi kullanan bir yazar olan Zweig ilk gençliğinden itibaren tiyatro, şiir, öykü, roman ve biyografi alanında yapıtlar verir. Yahudiliğin kendisine nasıl bir duygu hissettirdiğini şu sözlerle tanımlar.



Devletin Defterini Dürmek -Hüseyin Özbek-


Türkiye Cumhuriyeti ulus devlet olarak kuruldu. Kurtuluş Savaşı’nın önder kadroları Osmanlının çok dinli, çok milletli yapısının yol açtığı çöküşe tanık olmuşlardı. Yapay Osmanlı söylemini Türklerin dışındaki imparatorluk uyruklarının ciddiye almadığını, her etnik unsurun kendi devletini kurma amacıyla davrandıklarını görmüşlerdi. Sorunların nedeni olarak II. Abdülhamit’in despotik yönetimini görüp, meşrutiyet gelince her şeyin düzeleceğine inanan Osmanlı aydınları1908 II. Meşrutiyetiyle gelen özgürlüğün Balkan uluslarını özgürleştirmekten başka bir sonuca yol açmadığını şaşkınlıkla görmüşlerdi!



Deniz Gezmiş'ten Mektup Var... -Bedri Baykam-


Türkiye’nin gündemi Anayasa Mahkemesi’nin kararlarıyla sarsılıyor. Bu konuda biz Atatürkçülerin ne düşündüğümü öğrenmek için herhalde bu karara ihtiyacınız yoktu. Zaten son dört günde Türkiye’de bu konuda konuşmayan da kalmadı. “Referanduma götürelim” diyen zırvalardan başlayarak, tüm hazımsızlar, kurtlarını döktü! Çünkü onlara göre laik-demokratik Atatürkçü Türkiye’yi savunmak isteyen herkes “taraf” olmuş oluyor ve “demokrasi suçu” (!) işliyor!! Ancak kapanmayı  yayan görüşlere çarpık beyinleri demokrasi diye bakabildiği için, onları kendi aralarında yapacakları bayramlık, malum kanallara ve TRT’ye (içim acıyor) havale etmek lazım...



Emperyalizmin Hukuk Silahı -Hüseyin Özbek-


Irak, ABD’nin başını çektiği, koalisyon güçleri olarak tanımlanan çok uluslu bir ordu tarafından işgal edildi. Irak’a tek başına girme yeteneğine sahipken, İngiltere başta olmak üzere bazı müttefiklerini de yedeğine alma konusundaki ABD ısrarı, egemen bir devletin toprağının hukuk dışı işgaline uluslar arası meşruiyet arayışından ve suç yelpazesini genişletilmekten öte bir anlam taşımamaktadır.



AKP: Türbanı Yasaklatan Parti -Arif Ekim-


Bu siyasal İslamcı takımı garip bir kafaya sahip: Ellerindeki “türban” malzemesini sonuna kadar, inat ve ısrarla götürmeye niyetliler. Türban yasağı denilen uygulama 12 Eylül cuntasının hediyesidir. İstismarcısı ise, malum zevat! Bu kurnaz takımı, 15 sene önce de, türbanı, inatlaşarak, Yargıtay ve Danıştay’a taşımıştı. Neticede, her iki yüksek yargı organının genel kurullarınca o senelerde alınan kararlarla yasa hükmünde bir uygulama zorunluluğu içtihat olarak gündeme gelmişti.



Türk Sanatının Önündeki "Müzayede" Tehlikesi!.. -Bedri Baykam-


Türk Çağdaş Sanatı her türlü ilgisizliğe rağmen kendi yağıyla kavrulup, büyük bir atılımı yaşama geçiriyor. Batıdaki meslektaşlarıyla kıyaslanamayacak kadar zor şartlar altında bu mesleği seçen Türk sanatçıları, Atatürk dönemindeki onca maddi manevi destekten sonra öksüz kaldılar. Bu üzücü ortama rağmen özellikle son 30 yılda, çağdaş sanatımız çok yol aldı, Batı’yla eş zamanlı işler üretmeye başladı. Sanatçılar ve galericiler kendi özverili çabalarıyla koleksiyonerler ürettiler… Bugün ise, kendisini tüm bu sistemin tepeden inme kanun koyucusu ilan eden, kimseyle hiçbir yapıcı diyaloga girmeyen bazı müzayedeciler, bu ortam için artık büyük bir tehlike oluşturuyorlar.



Antik Acı -Ergin Çiftçi-


Yüzünde kara bulutlarda geçip gittin

Kırgındın belli ki hatalarıma. Zamanla

Daha da acıyordu antik yaraların. Bense

Antik acılar toplayan bir antikacı gibi. Beni

Bağışla dedim bağışla beni. Ama nedense

Kırgınlığını ayrımsamış olmam bile sevindiriciydi senin için



Özgürlük ve Kahramanlık Şairi: Ahmet Cevat -Fuat Uçar-


“Susmaram” Ahmet Cevat’ın yakın arkadaşını hapishane ziyaretine gittiğinde ezberlettiği bir şiirdir. Bu şekilde olmasının nedeni; yazılı metin olarak elde tutulması ve yakalanması ölüme neden olacak kadar büyük bir suçtur. Ahmet Cevat’ta arkadaşının bu cezaya çarptırılmasını istemediği için arkadaşına; “Ağaçlara bakarım, ben söyleyeyim, sen dinle, ama bunu ezberle, bugünler gelip geçecek, güzel günler, hürriyet dolu günler geldiğinde bunu yazmaya döker, oğluma ulaştırırsın ve yayınlatarak milletime hediye edersin” der. Bu şekilde ezberleterek şiir bugünlere ulaşır.



Turkuaz -Emine Yavuz-


Kasırgayla boğuşma iklimlerinde çılgın bir tufanla tutuşup

Karanlıkları yakıyordun Turkuaz.

 

Mor dudaklı ölümlere karşı seni işittim.

Adını yazdım duvağıma. Seninle kuşandım.

Dolup taştım.

 

Uzun yeleli bir kısrak üzerinde geçip gittin... Su ellerimde donar, yüreğimde kaynardı.

Rüzgârın parmak uçlarında takılı anlatı hậlậ uğultulu... Döndüğün güzel bir ilkyaz sabahında neden ağlıyordun Turkuaz!.. neden... Mor dudaklı ölümlere karşı seni işitmenin sevinciyle dolup taşarken ben.



Arapça -Ergin Çiftçi-


Beyaz bir örtüydü

Gözlerimin kilidi

Açtırmadı ağzımı

Çenemdeki bağ

Ve göğsümdeki bıçak

Sabaha dek ezdi beni



27 Mayıs Coşkusu -Bedri Baykam-


Bugün 27 Mayıs 2008. 1960 Devrimi’nin 48. yılını kutluyoruz. Ankara’daki 27 Mayıs Milli Demokratik Devrim Derneği Başkanı Sn. Hüseyin Avni Güler’in Anıtkabir’e çelenk bırakma davetine katılamadığım için çok üzgünüm. Bu akşam 1961 Anayasası Vakfı’nın da kutlama yemeği var. Bugün ve yarın saat 18.00’de Piramid Sanat’ta 68 kuşağının 27 Mayıs ve 12 Mart’la ilişkileri üzerine forumlar olacak. Yarınkinde ben de konuşmacıyım.



Barselona -Ergin Çiftçi-


Sen orada yoktun.

Bakıyordu ölüler camlarından. Onlara inat

Seni bir İspanyol güzelinde seviyordum. Sen yoktun

Sana inat bir Katalan güzelinde seviyordum seni.

Flamenko göğsünde eriyen. Ten

Sıvılaşıyordu. Gökyüzünün altında ezilen kent.



Kemalizm'i Devletten Kazımak! -Hüseyin Özbek-


Kemalizmin devletten tasfiyesi söylemi aslında ulus devlet olmaktan vazgeçme, küresel sermayenin istemi doğrultusunda üniter yapının etnik ve dinsel cemaatler doğrultusunda ayrıştırılması anlamına gelmektedir. Kemalizmin ve İttihatçı anlayışın devletten tasfiyesinin demokratikleşme, devletin otoriter ve faşizan yapılanmadan demokratik yapılanmaya geçiş olarak tanımlanması Türk ulusuna kurulan büyük tuzağın süslü örtüsü olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Arzu edilen küresel sermayenin  ulus devletin ulusal direnciyle karşılaşmadan istediği gibi at oynatacağı kabileler, cemaatler federasyonuyla sömürüsünü daim kılmaktır.



Niçin Geri Kaldınız?: Piyasa -İskender Öksüz-


Bir malı, veya bir hizmeti kim üretmeli? Ne kadar üretmeli? Kaça satmalı? Bunlar ekonominin temel sorularıdır. Son yıllarda, “bir derste ekonomi”, “bir sayfada ekonomi” anlatmak moda haline gelmişken Milton Friedman’dan, “bir kelimede ekonomi” talep edilmiş. Friedman önce, “piyasa” demiş. Fakat arkadan değiştirme ihtiyacı duymuş: “fiyat”. İnsanlar, teorik tartışmalardan haberli veya habersiz, bu sorunun cevabını davranışlarıyla verdiler: Piyasa!



Tarihi Kavga 2 -AKP Nereden Nereye?- -Ömer Dönderici-


Pek çoklarını kızdıracağımı biliyorum ama, 2002 yılında işbaşına gelen AKP hükümetini başarılı sayıyorum. Tabii ki, çok şanslıydılar: Ekonomik iflasın eşiğine gelen ülke, IMF’nin verdiği acı ilaçları, koalisyon hükümeti marifetiyle yutmuş; böylelikle AKP, hem görece stabil bir ekonomi devralmış; hem de bu acı reçeteyi yutturan partilerden kurtuluvermişti. Kendine yeni yerler arayan küresel finans da, ekonominin yelkenlerini kolayca şişiriverdi.



Siyah Kere Mavi -Ergin Çiftçi-


Onun kentindeydim. O uzak martı seslerinin duyulmazlığını

Ve çığlıklarını denizinin. Bir Protestan ayin gibi kutsayan

Bütün uygarlıkların çıkmaz sokaklarında kaybolduğu. Ruhların

Yapışkan denizanalarına döndüğü kulelerinde. Boğulduğu

Genç veliahtların beyaz tende. Vururken

Göğsünde yumruğunun yarısı kadar bir yürek. 



Laiklik-Siyasal İslam -Emine Yavuz-


Türkiye Cumhuriyeti gerçek anlamda din devlet çatışması yaşamadı. Batılı devletlerin dinsel doğmalarla yapmış olduğu hesaplaşmayı bilmiyoruz. Asker, bürokrat, aydın elit önderliğinde bir devlet kuruldu ve şeriatçı anlayışın kadrosu yönetimden uzaklaştırıldı. Şeriatçılar, o günkü koşullarda savaşlarını sürdürecek güçten yoksundular. Hesap yarım kalmıştı. Hesaplaşma zamanı mı geldi? Batının geçtiği ortaçağ savaşlarından geçmemiz mi gerekiyor? Bilmiyorum. Bildiğim, anti laik birlik nasıl ki din devleti özlemine sahip çıkma özgürlüğünü kendinde görüyorsa, biz de laik devleti koruma özgürlüğünü kendimizde buluruz.



Kilit Taşı: Allah İle Aldatmak -Arif Ekim-


Öyle bir konu ki, sanki ateş topu. Kimi, elinden fırlatarak atıyor; kimi, kaçıp gizleniyor. Üstelik, neredeyse Tanzimat’tan bu yana da şöyle veya böyle en çok tartışılmış, en çok üstüne yazı yazılmış, ahkam kesilmiş konuların başında geliyor. Cumhuriyet’le birlikte bir dönem yeraltında kin ve garez dolu olarak yürütülmüş tartışmalar ama unutulmamış, unutturulmamış. Siyasetin kaşıması ile de, yeraltından dışarıya doğru sızmış, cerahat açıktan akmaya başlamış. Son beş senede de, kanser misali, tüm vücudu sarmış.



Kraliçe Hazretleri -Kürşad Kahramanoğlu-


Basınımızın sadece ‘İngiltere Kraliçesi’ diye adlandırdığı, ama aslında bütün Birleşik Krallığın (BK) hükümdarı olan ve hatta yine bizde, sadece “İngiliz Milletler Topluluğu” diye bahsedilen “Commonealth” milletler topluluğunun da başı olan ikinci Elizabeth; İngiliz Kilisesinin Başı, Normandi Dükü, Mann’ın Lordu ve Fiji’nin Mutlak Şefi; Emine Erdoğan’dan yüzük, Bursalı esnaftan ipek kumaşlar, daha bilmem kimden ne hediyeler alıp ülkelerine (kendilerinin birden fazla ülkeleri var da– tamtamına 16 tane!) döndü.

Filmin Sonunu Bilmeden Yaşamak! -Bedri Baykam-


Yorgunum. Listemin yeniden kazandığı Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Genel Kurulu yeni bitmiş… Önümde Facebook açık. Listemdeki arkadaşlarımdan Elif Bengü’den şu sözlere bakıyorum: “Hem çok zor, hem çok kısa bir macera ömür, ömür imtihanla geçiyor”. Kim aksini söyleyebilir? Sabah saat 02:00, televizyonda Lig TV açık. Ama konu futbol değil. “Gökkubbede Gezinti” isimli, nefis bir belgesel yayınlanıyor. Dünya, Güneş, Samanyolu, rakamlar uçuşuyor…



AKP Kapatılacak mı? -Mehmet Kerem Doksat-


Benim hiçbir talebim yokken, üstelik her gün militanlarıyla savaşıp Mehmetçikler şehit düşerken, Kürt türküsünün soframda ne yeri var! Tıpkı, müstevliler öyle emretti diye TRT’den Kürtçe neşriyat yapılması ve bunun da demokratlık diye yutturulması gibi. Beyinlerimiz yıkanıyor, hem de devleti yönetenlerin emriyle ve bunu “liberallik” diye hicapsızca övmesiyle. “Antalya bitmiştir” dediğim yazımı hatırlarsanız… Geçen gün güzel mi güzel bir genç kızımız müracaat etti. Anlattıkları dehşetengiz: “Doktor Amca, ben tahsilime İstanbul’da devam etmek istiyorum. Antalya’daki birkaç büyük kolej tamamen dincilerin yönetiminde, halk okullarında ise Kürtler terör estiriyor, sürekli olarak kızlara sarkıntılık ediyorlar, karşı çıkınca alay ediyor ve erkek arkadaşlarımız bir şey deyince de on - on beş kişilik gruplar hâlinde meydan dayağı çekiyorlar. Öğretmenlere bıçak çekiliyor, müdürler kurşunlanıyor ve hepsi korkudan sinmiş vaziyette. Kimse bir şey yapamıyor. Benim âilemin imkânları var, İstanbul’a alıyorlar beni ama olmayanlardan okullarını terk edenler başladı”.



AKP Kapatılmamalı -Kürşad Kahramanoğlu-


İki senedir yazdığım bu köşeyi takip edenler, AKP hakkında ne düşündüğümü bilir. Anayasa Mahkemesi önünde, partinin kapatılması ve 71 AKP’linin beş sene siyasetten men edilmeleri isteğiyle açılmış bu dava, AKP aleyhine sonuçlanır ve bu 71 kişi beş sene siyaset yapmazlarsa, “memlekete hayırlı olur’’ diye de düşünüyorum. Erdoğan ve Gül’ün ötesinde; Kuzu’dan Çelik’e, Arınç’tan Zapsu’ya, Fırat’tan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’a kadar bu listedeki hiçbir politikacının demokrat, çağdaş, insan haklarını özümsemiş, dolayısıyla Türkiye’ye yararlı olabilecek birer politikacı olduklarını düşünmüyorum.



Bilgi, Bilge ve Bilgelik Üzerine veya Bilginin İkilem(es)i... -Aydoğan Kekevi-


Bilgi iki yolla elde edilir; 1.Yaşamdan; yaşaya yaşaya; 2.Eğitim Kurumlarından; eğitilerek. Bunlardan birine halk dilinde “Mektepli” ötekine “Alaylı” da denir. Bilgi’nin yerleştirilmesi iki türlü gerçekleşir; 1.Ezberleyerek, 2.Öğrenip sindirerek Birincisi “Ezbercilik”tir; halk dilinde buna “Papağanlık” da denir, çoğunlukla gülünür; ikincisi  “bereketli bilgidir” “Buğday” gibidir; öğütülür unundan herkes yararlanır.



Youtube Niçin Kapalı? -Mehmet Kerem Doksat-


Şu anahtar kelimelerle aramaya giriştiğinizde ise, muazzam dokümanlara ulaşıyorsunuz: Recep Tayip Erdoğan, Abdullah Gül, Unakıtan, Millî Görüş, Erbakan, Türkeş, Fethullah Gülen. Bu muhterem zevatın aleyhinde çok seviyesizce şeyler de yok değil, onlar beni bağlamaz. Buna mukabil, bundan kaç sene önce nerede ne söylemişler, şimdi ne diyorlar, nasıl da tükürdüklerini yalayıp takıyye yapıyorlar… Hepsi ayan beyan gözler önünde. Hilesiz hurdasız. Şimdilerde şövalye de olan Gülümüz’ün AB hakkında söylediklerini seyrederken gülmekten kırılıyorsunuz (mizah en olgunca ego savunmalarından birisidir)! Hele Fethullah Gülen Efendi Hazretleri’nin, nâmı diğer yeni peygamberimizin öyle videoları, öyle beyanları ve analizleri var ki, başka hiçbir kitap okumaya filân gerek yok; affedersiniz, her şey kabak gibi ortada!



Fener'i Tahkim Etmek -Hüseyin Özbek-


Bilindiği gibi, ABD ve AB yetkilileri ülkemize gelişlerinde Patrikhane ve Patrik hazretlerini ziyarete özel bir önem vermektedirler. Patriğe gösterilen ilgi ve saygı, ziyaretin kamuoyuna yansıtılış biçimi ve ziyaret sonrasında verilen demeçlerin Türk Devleti nezdinde Patriğin konumunu güçlendirmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Üst düzey ABD yetkililerinin yoğun Fener ziyaretleriyle  kamuoyuna  yansıtmaya özen gösterdikleri duyarlılıklarının yanında, Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore’ un Haziran 2007’de İstanbul’a gelişinde görüştüğü Bartholomeos’la ilgili olarak; “Türkiye’deki en önemli görüşmem “ sözü iyi algılanmalıdır.



Merkez Sağ Ordusu -Mustafa Tetik-


Her ülkenin nev-i şahsına münhasır yerel siyasi dinamikleri vardır. Bu lokal siyasi dinamiklerin, o ülkenin ferdi olmadan, o ülkenin siyasi atmosferinde nefes almadan, dışarıdan yapılacak tahlillerle idrak edilmesi güçtür. Burada en büyük sorun belki de kavramlarda çıkar. Milliyetçiliğin mukabili olan “Nationalism“ kelimesi Kıta Avrupa'sında ırkçı çağrışımlar yapar. Biz de ise milliyetçilik ırktan ziyade bir kültür ve vatandaşlık meselesidir. İç siyasi dinamikleri oluşturan unsurlar kendinden menkul yapılara sahip olmakla birlikte konjektürel olarak da yapı, en azından şekli farklılıklar gösterebilir. Ve bu farklılıklar çoğu zaman yapılan ittifakların kiminle gerçekleştirildiğinde ortaya çıkar.



Türk Dünyasına Sahip Çıkılmalıdır -Reşat Doğru-


1933 yılında yüce Atatürk’ün gösterdiği hedef doğrultusunda, özellikle 1991 yılından sonra ortaya çıkan fırsatların değerlendirilmesi için Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri tarafından başlatılan çalışmalar son yıllarda sekteye uğramıştır. AKP İktidarıyla birlikte; Türk Dünyası ile ilişkilerde önemli bir yön değişikliği olmuştur. Türk Dünyasına gereken önem verilmemiştir.



Bir Sarkaçtır Yaşam... -Aydoğan Kekevi-


Bir sarkaçtır yaşam, başlar doğumla

gider gelir doğumla ölüm arasında;

bir yanda gençlik bir yanda gelecek,

bir yanda varsıllık, bir yanda yoksulluk;

bir(az) ilâhi komedya ,

bir(az) dramın ilâhisi;

ışıkla karanlık iç içeri;

bir yanda ağarırken tanyeri

bir yanda batar evrenin  güneşleri.



Ahıska Türkleri Destek Bekliyor -Reşat Doğru-


Ahıska Türkleri yıllarca Gürcistan’ın Mesket bölgesinde yaşamış kardeşlerimizdir. Bu bölge Osmanlı yönetiminden sonra Sovyet Rusya idaresine geçmiştir. 1917 yılında Rusya da Yaşanan ihtilal sonrası büyük baskılarla karşılaşan Ahıska Türklerine uygulanan bu baskılar 2.Dünya Savaşı sırasında doruğa çıkmıştır. 14 Kasım 1944 tarihinde Stalin’in emri ile bu bölgede yaşayan kardeşlerimiz Rus askerlerinin sungu tehdidi altında tren vagonlarına zorla bildirildiler. İnsan onuruna yakışmayan bu durum bir sürgündü. Bu sürgün soy kırım gibi uygulanarak 17 bin civarında Ahıskalı, Türk oldukları için vatanlarından alınarak o tarihte ki SSCB nin değişik bölgelerine dağıtıldılar.



Tarihi Kavga 1 -Oyunun Son Perdesi- -Ömer Dönderici-


AKP kapatma davası ve Ergenekon soruşturması, Cumhuriyetin ilk günlerinden, hatta daha da öncesinden başlayan tarihsel bir oyunun son perdesi gibi görünüyor. Bir bakıma Türk siyasi tarihini büyük ölçüde bu oyun biçimlendirdi ve biçimlendirmeye devam ediyor. Oyun, kurtuluşumuzu Batılı gibi yaşamakta görenlerle buna direnenler arasında geçti. Hem daha aydın oldukları, hem de gücü ellerinde tuttuklarından, ilk grup, Cumhuriyetin ilk yıllarında iktidarı eline geçirdi. O zamandan bugüne kadar iki grup arasındaki iktidar kavgası bitip tükenmeden sürdü.


 



Gorhuram


Türk Dirlik


Gorhuram
Mirze Elekber Sabir


Payi piyade düşürem çöllere
Hari müğilan görürem gorhmuram

Seyr edirem berrü biyabanları
Güli biyaban görürem gorhmuram

Gah oluram behrde zövregnişin
Dalgalı tufan görürem gorhmuram

Gah çıhıram sahile her yanda min
Vahşiyi ğerran görürem gorhmuram

Gah sefeg tek düşürem dağlara
Yanğılı vulkan görürem gorhmuram

Üz goyuram gah neyistanlara
Bir sürü aslan görürem gorhmuram

Megberelikde edirem gah mekan
Gebrde hortan görürem gorhmuram

Menzil olur gah mene viraneler
Cin görürem can görürem gorhmuram

Bu kürrei arzda men mühtesar
Mühtelif elvan görürem gorhmuram

Harici mülkünde hetta gezib
Çoh tuhaf insan görürem gorhmuram

Leyk bu gorhmazlıg ile doğrusu
Ay dadaş vallahi billahi tallahi

Harda müselman görürsem gorhuram
Bisebeb gorhmuram vechi var
Neyleyim ahırbu yoh olmuşların
Fikrini gan gan görürem gorhuram
Gorhuram gorhuram gorhuram

.

 

Türk Dirlik


Timur ÇiçeğiTimur Çiçeği


Türk Şiiri



     


 Umumi Siyaset

Ekonomi ve "Niçin geri kaldınız?" -İskender Öksüz-


16. asırda haritaya baktığımızda birbirinden çok farklı iki dünya görüyoruz. Bir tarafta merkezî büyük devletler, diğer tarafta param parça bir Avrupa. Siyasî, askerî, ekonomik üstünlük kesinlikle Avrupa'nın doğusundadır ve Türk Devletleri süper güçlerdir. Sırasıyla Osmanlı İmparatorluğu, bugünkü İran coğrafyasında Şah İsmail'in kurduğu Safevî Türk Devleti ve bugünkü Hindistan coğrafyasında Babür Devleti. Bu durumun birkaç asır içinde tamamen tersine döneceği, paramparça Avrupa'nın, hemen bütün doğuyu hükmü altına alacağını söyleyen bir kâhine her halde kahkahalarla gülünürdü.

İçerden Mırıldanmalar -Alev Alatlı-


Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar, döner yoğurt süzer, döner hamur teknesini örter, döner bebeyi haşerattan korur, hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır; sabun kokusu, kekik ıtırı, kadın şefkati, ana kucağı çağrıştırır. Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder.

Yorgunluk -Hasan Bülent Paksoy-


Kişi nasıl ve nerede uyanır?  Uyanış yalnızca yataktan kalkışta mı olur, yoksa, Kutadgu Bilig’deki Gündoğmuş gibi aydınlığa ermek anlamında mıdır?  Balasagunlu Kutadgu Bilig’i yazarken, neden okuyucusunun uyanmasını istemiştir?  Hem de günümüzden bin otuz beş yıl önce?  Bir de, Balasagunlu neden ve nasıl bu tür bir girişime başlamayı göze almıştır? Doğa, hep yatakta kalmamıza karşıdır. 


Okuma ve Kitap Üzerine -Haluk Güriz-


Türk  toplumu  gibi  okumayı  gündelik  modalar çerçevesinde algılayan toplumlarda  kavramların  netleşmesi  adeta  olanaksızdır. İnsanlar  savundukları  ilkelere  bile  yabancıdır. Toplumumuzda  son  dönemde  çok  yoğun  bir  biçimde  tartışılan  ifade  özgürlüğünün  önemi  yadsınamaz  ancak  bundan  daha  önemlisi  düşünme  özgürlüğüdür. Düşünme  özgürlüğü  için  ise  ön  şart  bilgidir. Aksi  halde  ifade  özgürlüğü  serbestisinde  demagoji  ile  bireylerin  sürüklenip  totaliter  rejimlere  yol  açılması  ve  düşünme  özgürlüğünün  yitip  gitmesi  olanaklıdır.


Din Hakkında -Yusuf Akçura


Dinler, din olmak bakımından, gittikçe siyasi ehemmiyetlerini, kuvvetlerini kaybediyorlar. İçtimai olmaktan ziyade şahsileşiyorlar. Cemiyetlerde vicdan serbestliği, din birliğinin yerini alıyor. Dinler, cemiyetlerin ek işleri olmaktan vazgeçerek, kalplerin hadi ve mürşitliğini deruhte ediyor, ancak halik ile mahluk arasındaki vicdani rabıta haline geçiyor. Dolayısıyla dinler ancak milletlerle birleşerek, milletlere yardımcı ve hatta hizmet edici olarak, siyasi ve içtimai ehemmiyetlerini muhafaza edebiliyorlar. (1903, Kahire, Üç Tarz-ı Siyaset)



İnsan, kendi başına varolan veya yaratılıştan önce Tanrıda hazır bulunan bir "ideler dünyası"nın sonradan şekillendiricisi değil, dünyada ve kendisinde oluşum içinde bulunan ideler düzeninin birlikte şekillendiricisi, birlikte yapıcısı, birlikte gerçekleş