





|
Türk
Milli Takımı ve Fatih Terim'e Teşekkür Ediyoruz
Avrupa Futbol Şampiyonasında Türk Ulusu'nu temsilen
katılan milli takımımızı, gösterdiği başarı, üstün gayret, yüksek mücadele
nedeniyle tebrik ediyor ve onlarla gurur duyduğumuzu ifade ediyoruz. Türk
Milli Takımının, ulusumuzun yılmazlık karakterini sergilemiş olmasının
ülkemizin bütün kurumlarına örnek teşkil etmesini diliyoruz. Turnuva boyunca
çehremizde gülümseme, gönlümüzde hoşluk yaratan milli takımımıza Türk
Milleti adına sesleniyoruz: Çok yaşa Türk
Milli Takımı!
|
Tarihi Kavga
3 -Devlet ve Hükümet-
-Ömer Dönderici-
Bir gemi düşünün: Sürekli dev dalgaların
olduğu sularda; sağında-solunda korsan gemileri dolaşıyor. Üstelik
alabora edebilecek bir fırtına, hızla gemiye yaklaşmakta...Yolcu ve
mürettebattan bazısı, kızdıkları bir grup yolcu ve mürettebatı boğabilme
umuduyla, canhıraş bir biçimde geminin dibini delmeye çalışıyor. Kaptan
ve mürettebatın bir bölümüyse, sevmediklerini denize atma telaşındalar.
Türkiye’nin hali, bu gemiden ne kadar farklı? Tarafların
gözü öylesine dönmüş ki, sapla samanı birbirine karıştırıyoruz.
|
Türk Dünyası
ve Türkiye
-Nihat Çetinkaya-
İnsanlık tarihinin iri bir bölümünü kapsayan Türk
olgusu, eski dünyanın her yerinde siyasal ve kültürel disiplinleriyle
yükselmiş ve kurumlaşmış bir varlık olarak bütün tarihlerde
kaydedilmiştir. Bu bakımdan Türklük sözüyle ifade edilen ve uzantısı
olup misyonunu taşıdığımız varlık, yaşam alanı yaptığı büyük
coğrafyaları ve insan gruplarını, kültürel yapılarıyla tanımak
tecrübesiyle ve bulunduğu her coğrafyanın insanlarıyla ortak yaşam
düzeni kurmayı başardığı tecrübe ve birikimleriyle insanlık
sıralamasının en ön safında yerini almıştır.
|
Borçlanmanın
Öyküsü...
-Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Borç batağında debelenişimiz yeni
değil. 150 yıl önce, 24 Ağustos 1854’de ilk kez
yabancılardan borç aldık. Aldığımız parayı üretime yönelik
yatırımlara harcamayınca, yine borç aldık. Bu kez aldığımız borç ile
öncekinin faizini ödemeye başladık. Yabancılar, baktılar ki paraları
ödenmiyor; üzerimize geldiler; hatta borcumuzu ödeyene kadar
Ege’deki bir adayı işgal ettiler. Daha sonra da, 1800’lerin sonunda
(adı günümüzdeki IMF gibi çokça duyulan) “Düyunu Umumiye”yi kurduk.
Gelirlerimizi yabancıların kontrolüne verdik. Cumhuriyetimiz
kurulduğunda, Osmanlı topraklarından ayrılan devletlerle Türkiye,
Osmanlı borçlarını paylaştı. Payımıza düşen “Düyunu
Umumiye” borçları, Atatürk’ün sıkı takibi ile düzenli olarak
ödendi. Bu borçların son taksiti 25 Mayıs 1954’de kapatıldı.
|
Paris'te
Gençliğime Rastladım...
-Bedri Baykam-
Paris’te Saint-German Bulvarı’nda, 3-2
lik büyük Euro 2008 zaferinin keyfiyle cafe alternatifleri arasında
elimde gazetelerim kalakalmışken, karşı kaldırımda gençliğimi gördüm.
Yarı hızlı, yarı aylak adımlarla yürüyordu. Yanında anımsayamadığım
kumral bir kız vardı. Acaba 70’lerin modasına uygun olarak İskandinav
mıydı, yoksa Amerikalı mı? Onu süzmekle yetindim önce, şaşkınlığımı
gizlemeye çalışarak. O hala “şerefli mağlubiyetler” dönemini
yaşıyordu... Futbol patlamamızdan bihaberdi...
|
KEİPA
Ne Yapmalıdır?
-Reşat Doğru-
KEİPA ile yeni hedefler ortaya konulup, yeni
çalışmalara neden TÜRKİYE öncülüğünde başlanılmasın.. Bu grup ülkelerin
coğrafyası ve ekonomik kaynakları çok zengindir. Karadeniz Ekonomik
İşbirliği üyesi ülkelerin turizm, petrol, doğal gaz kaynakları çok
zengindir. İpek yolu gibi, tarihi köprüler bu ülkeler sınırlarından
geçmektedir. Bölge ülkeleri ile beraber istihdam fırsatları sunan, ortak
çıkarlar bulunan projeler geliştirilip uygulamaya konulabilinir.
Karadeniz de çevre korunarak ortak tarım politikaları oluşturulup,
küresel sıcaklığın dünya dengesini bozmakta olduğu günümüzde, bölgede
barış sağlanarak tahıl ambarı konumuna gelebiliriz.
|
Stefan
Zweig'ın Biyografi Yazarlığı
-Haluk Güriz-
Stefan Zweig 1881 tarihinde
Viyana’da köklü ve zengin Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
gelmiştir. Okul çağının can sıkıcı monotonluğunu Viyana kentinin
olanaklılığı ile kitapçılar, tiyatrolar, konser ve müze salonlarında aşar.
Lise öğrencisi iken şiir ve öykü yazmaya başlar. Yaşamı boyunca bir örgüte
veya partiye üye olmaya karşı sert bir tavır gösterir. Yaşamı seven, zamanı
iyi kullanan bir yazar olan Zweig ilk gençliğinden itibaren tiyatro, şiir,
öykü, roman ve biyografi alanında yapıtlar verir. Yahudiliğin kendisine
nasıl bir duygu hissettirdiğini şu sözlerle tanımlar.
|
Devletin
Defterini Dürmek
-Hüseyin Özbek-
Türkiye Cumhuriyeti ulus devlet olarak
kuruldu. Kurtuluş Savaşı’nın önder kadroları Osmanlının çok dinli,
çok milletli yapısının yol açtığı çöküşe tanık olmuşlardı. Yapay
Osmanlı söylemini Türklerin dışındaki imparatorluk uyruklarının
ciddiye almadığını, her etnik unsurun kendi devletini kurma amacıyla
davrandıklarını görmüşlerdi. Sorunların nedeni olarak II.
Abdülhamit’in despotik yönetimini görüp, meşrutiyet gelince her
şeyin düzeleceğine inanan Osmanlı aydınları1908 II. Meşrutiyetiyle
gelen özgürlüğün Balkan uluslarını özgürleştirmekten başka bir
sonuca yol açmadığını şaşkınlıkla görmüşlerdi!
|
Deniz
Gezmiş'ten Mektup Var...
-Bedri Baykam-
Türkiye’nin gündemi Anayasa Mahkemesi’nin
kararlarıyla sarsılıyor. Bu konuda biz Atatürkçülerin ne düşündüğümü
öğrenmek için herhalde bu karara ihtiyacınız yoktu. Zaten son dört günde
Türkiye’de bu konuda konuşmayan da kalmadı. “Referanduma
götürelim” diyen zırvalardan başlayarak, tüm hazımsızlar, kurtlarını
döktü! Çünkü onlara göre laik-demokratik Atatürkçü Türkiye’yi savunmak
isteyen herkes “taraf” olmuş oluyor ve “demokrasi suçu” (!) işliyor!!
Ancak kapanmayı yayan görüşlere çarpık beyinleri
demokrasi diye bakabildiği için, onları kendi aralarında yapacakları
bayramlık, malum kanallara ve TRT’ye (içim acıyor) havale etmek lazım...
|
Emperyalizmin
Hukuk Silahı
-Hüseyin Özbek-
Irak, ABD’nin başını çektiği,
koalisyon güçleri olarak tanımlanan çok uluslu bir ordu
tarafından işgal edildi. Irak’a tek başına girme yeteneğine
sahipken, İngiltere başta olmak üzere bazı müttefiklerini de
yedeğine alma konusundaki ABD ısrarı, egemen bir devletin toprağının
hukuk dışı işgaline uluslar arası meşruiyet arayışından ve suç
yelpazesini genişletilmekten öte bir anlam taşımamaktadır.
|
AKP:
Türbanı Yasaklatan Parti -Arif Ekim-
Bu siyasal İslamcı takımı garip bir
kafaya sahip: Ellerindeki “türban” malzemesini sonuna kadar,
inat ve ısrarla götürmeye niyetliler. Türban yasağı denilen
uygulama 12 Eylül cuntasının hediyesidir. İstismarcısı ise,
malum zevat! Bu kurnaz takımı, 15 sene önce de, türbanı,
inatlaşarak, Yargıtay ve Danıştay’a taşımıştı. Neticede, her iki
yüksek yargı organının genel kurullarınca o senelerde alınan
kararlarla yasa hükmünde bir uygulama zorunluluğu içtihat olarak
gündeme gelmişti.
|
Türk
Sanatının Önündeki "Müzayede" Tehlikesi!..
-Bedri Baykam-
Türk Çağdaş Sanatı her türlü ilgisizliğe
rağmen kendi yağıyla kavrulup, büyük bir atılımı yaşama geçiriyor.
Batıdaki meslektaşlarıyla kıyaslanamayacak kadar zor şartlar altında bu
mesleği seçen Türk sanatçıları, Atatürk dönemindeki onca maddi manevi
destekten sonra öksüz kaldılar. Bu üzücü ortama rağmen özellikle son 30
yılda, çağdaş sanatımız çok yol aldı, Batı’yla eş zamanlı işler üretmeye
başladı. Sanatçılar ve galericiler kendi özverili çabalarıyla
koleksiyonerler ürettiler… Bugün ise, kendisini tüm bu sistemin tepeden
inme kanun koyucusu ilan eden, kimseyle hiçbir yapıcı diyaloga girmeyen
bazı müzayedeciler, bu ortam için artık büyük bir tehlike
oluşturuyorlar.
|
Antik
Acı
-Ergin
Çiftçi-
Yüzünde kara
bulutlarda geçip gittin
Kırgındın belli ki hatalarıma. Zamanla
Daha da acıyordu antik yaraların. Bense
Antik acılar toplayan bir antikacı
gibi. Beni
Bağışla dedim bağışla beni. Ama nedense
Kırgınlığını ayrımsamış olmam bile
sevindiriciydi senin için
|
Özgürlük
ve Kahramanlık Şairi: Ahmet Cevat
-Fuat Uçar-
“Susmaram” Ahmet
Cevat’ın yakın arkadaşını hapishane ziyaretine gittiğinde ezberlettiği bir
şiirdir. Bu şekilde olmasının nedeni; yazılı metin olarak elde tutulması ve
yakalanması ölüme neden olacak kadar büyük bir suçtur. Ahmet Cevat’ta
arkadaşının bu cezaya çarptırılmasını istemediği için arkadaşına; “Ağaçlara
bakarım, ben söyleyeyim, sen dinle, ama bunu ezberle, bugünler gelip
geçecek, güzel günler, hürriyet dolu günler geldiğinde bunu yazmaya döker,
oğluma ulaştırırsın ve yayınlatarak milletime hediye edersin” der. Bu
şekilde ezberleterek şiir bugünlere ulaşır.
|
Turkuaz
-Emine Yavuz-
Kasırgayla boğuşma iklimlerinde çılgın bir tufanla tutuşup
Karanlıkları yakıyordun Turkuaz.
Mor dudaklı ölümlere karşı seni işittim.
Adını yazdım duvağıma. Seninle kuşandım.
Dolup taştım.
Uzun yeleli bir kısrak üzerinde geçip gittin... Su ellerimde donar,
yüreğimde kaynardı.
Rüzgârın parmak uçlarında takılı anlatı hậlậ uğultulu... Döndüğün güzel bir
ilkyaz sabahında neden ağlıyordun Turkuaz!.. neden... Mor dudaklı ölümlere
karşı seni işitmenin sevinciyle dolup taşarken ben.
|
Arapça
-Ergin
Çiftçi-
Beyaz bir örtüydü
Gözlerimin
kilidi
Açtırmadı
ağzımı
Çenemdeki
bağ
Ve
göğsümdeki bıçak
Sabaha dek
ezdi beni
|
27
Mayıs Coşkusu
-Bedri Baykam-
Bugün 27 Mayıs 2008. 1960 Devrimi’nin 48.
yılını kutluyoruz. Ankara’daki 27 Mayıs Milli Demokratik Devrim
Derneği Başkanı Sn. Hüseyin Avni Güler’in Anıtkabir’e
çelenk bırakma davetine katılamadığım için çok üzgünüm. Bu akşam
1961 Anayasası Vakfı’nın da kutlama yemeği var. Bugün ve yarın saat
18.00’de Piramid Sanat’ta 68 kuşağının 27 Mayıs ve 12 Mart’la ilişkileri
üzerine forumlar olacak. Yarınkinde ben de konuşmacıyım.
|
Barselona
-Ergin
Çiftçi-
Sen orada
yoktun.
Bakıyordu ölüler
camlarından. Onlara inat
Seni bir İspanyol
güzelinde seviyordum. Sen yoktun
Sana inat bir Katalan
güzelinde seviyordum seni.
Flamenko göğsünde
eriyen. Ten
Sıvılaşıyordu.
Gökyüzünün altında ezilen kent.
|
Kemalizm'i
Devletten Kazımak!
-Hüseyin Özbek-
Kemalizmin devletten tasfiyesi söylemi
aslında ulus devlet olmaktan vazgeçme, küresel sermayenin istemi
doğrultusunda üniter yapının etnik ve dinsel cemaatler doğrultusunda
ayrıştırılması anlamına gelmektedir. Kemalizmin ve İttihatçı
anlayışın devletten tasfiyesinin demokratikleşme, devletin otoriter
ve faşizan yapılanmadan demokratik yapılanmaya geçiş olarak
tanımlanması Türk ulusuna kurulan büyük tuzağın süslü örtüsü
olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Arzu edilen küresel
sermayenin ulus devletin ulusal direnciyle karşılaşmadan istediği
gibi at oynatacağı kabileler, cemaatler federasyonuyla sömürüsünü
daim kılmaktır.
|
Niçin
Geri Kaldınız?: Piyasa
-İskender Öksüz-
Bir malı, veya bir hizmeti kim üretmeli? Ne kadar
üretmeli? Kaça satmalı? Bunlar ekonominin temel sorularıdır. Son
yıllarda, “bir derste ekonomi”, “bir sayfada ekonomi” anlatmak moda
haline gelmişken Milton Friedman’dan, “bir kelimede ekonomi” talep
edilmiş. Friedman önce, “piyasa” demiş. Fakat arkadan değiştirme
ihtiyacı duymuş: “fiyat”. İnsanlar, teorik tartışmalardan haberli
veya habersiz, bu sorunun cevabını davranışlarıyla verdiler: Piyasa!
|
Tarihi Kavga
2 -AKP Nereden
Nereye?-
-Ömer Dönderici-
Pek çoklarını kızdıracağımı biliyorum ama, 2002
yılında işbaşına gelen AKP hükümetini başarılı sayıyorum. Tabii ki, çok
şanslıydılar: Ekonomik iflasın eşiğine gelen ülke, IMF’nin verdiği acı
ilaçları, koalisyon hükümeti marifetiyle yutmuş; böylelikle AKP, hem görece
stabil bir ekonomi devralmış; hem de bu acı reçeteyi yutturan partilerden
kurtuluvermişti. Kendine yeni yerler arayan küresel finans da, ekonominin
yelkenlerini kolayca şişiriverdi.
|
Siyah
Kere Mavi
-Ergin
Çiftçi-
Onun kentindeydim. O uzak martı seslerinin
duyulmazlığını
Ve
çığlıklarını denizinin. Bir Protestan ayin gibi kutsayan
Bütün
uygarlıkların çıkmaz sokaklarında kaybolduğu. Ruhların
Yapışkan denizanalarına döndüğü kulelerinde. Boğulduğu
Genç
veliahtların beyaz tende. Vururken
Göğsünde yumruğunun yarısı kadar bir yürek.
|
Laiklik-Siyasal
İslam
-Emine Yavuz-
Türkiye Cumhuriyeti gerçek anlamda din devlet çatışması yaşamadı. Batılı
devletlerin dinsel doğmalarla yapmış olduğu hesaplaşmayı bilmiyoruz. Asker,
bürokrat, aydın elit önderliğinde bir devlet kuruldu ve şeriatçı anlayışın
kadrosu yönetimden uzaklaştırıldı. Şeriatçılar, o günkü koşullarda
savaşlarını sürdürecek güçten yoksundular. Hesap yarım kalmıştı. Hesaplaşma
zamanı mı geldi? Batının geçtiği ortaçağ savaşlarından geçmemiz mi gerekiyor?
Bilmiyorum. Bildiğim, anti laik birlik nasıl ki din devleti özlemine sahip
çıkma özgürlüğünü kendinde görüyorsa, biz de laik devleti koruma özgürlüğünü
kendimizde buluruz.
|
Kilit
Taşı: Allah İle Aldatmak -Arif Ekim-
Öyle bir konu ki, sanki ateş topu. Kimi,
elinden fırlatarak atıyor; kimi, kaçıp gizleniyor. Üstelik,
neredeyse Tanzimat’tan bu yana da şöyle veya böyle en çok
tartışılmış, en çok üstüne yazı yazılmış, ahkam kesilmiş konuların
başında geliyor. Cumhuriyet’le birlikte bir dönem yeraltında kin ve
garez dolu olarak yürütülmüş tartışmalar ama unutulmamış,
unutturulmamış. Siyasetin kaşıması ile de, yeraltından dışarıya
doğru sızmış, cerahat açıktan akmaya başlamış. Son beş senede de,
kanser misali, tüm vücudu sarmış.
|
Kraliçe
Hazretleri
-Kürşad Kahramanoğlu-
Basınımızın
sadece ‘İngiltere Kraliçesi’ diye adlandırdığı, ama aslında
bütün Birleşik Krallığın (BK) hükümdarı olan ve hatta yine bizde,
sadece “İngiliz Milletler Topluluğu” diye bahsedilen
“Commonealth” milletler topluluğunun da başı olan ikinci
Elizabeth; İngiliz Kilisesinin Başı, Normandi Dükü, Mann’ın
Lordu ve Fiji’nin Mutlak Şefi; Emine Erdoğan’dan yüzük, Bursalı
esnaftan ipek kumaşlar, daha bilmem kimden ne hediyeler alıp
ülkelerine (kendilerinin birden fazla ülkeleri var da– tamtamına
16 tane!) döndü.
|
Filmin
Sonunu Bilmeden Yaşamak!
-Bedri Baykam-
Yorgunum.
Listemin yeniden kazandığı Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Genel
Kurulu yeni bitmiş… Önümde Facebook açık. Listemdeki arkadaşlarımdan
Elif Bengü’den şu sözlere bakıyorum: “Hem çok zor, hem çok kısa
bir macera ömür, ömür imtihanla geçiyor”. Kim aksini söyleyebilir?
Sabah saat 02:00, televizyonda Lig TV açık. Ama konu futbol değil.
“Gökkubbede Gezinti” isimli, nefis bir belgesel
yayınlanıyor. Dünya, Güneş, Samanyolu, rakamlar uçuşuyor…
|
AKP
Kapatılacak mı?
-Mehmet Kerem Doksat-
Benim hiçbir
talebim yokken, üstelik her gün militanlarıyla savaşıp Mehmetçikler
şehit düşerken, Kürt türküsünün soframda ne yeri var! Tıpkı, müstevliler
öyle emretti diye TRT’den
Kürtçe neşriyat yapılması ve
bunun da demokratlık diye
yutturulması gibi. Beyinlerimiz yıkanıyor, hem de devleti yönetenlerin
emriyle ve bunu “liberallik” diye hicapsızca övmesiyle. “Antalya
bitmiştir” dediğim yazımı hatırlarsanız… Geçen gün güzel mi güzel bir
genç kızımız müracaat etti. Anlattıkları dehşetengiz: “Doktor
Amca, ben tahsilime İstanbul’da devam etmek istiyorum. Antalya’daki
birkaç büyük kolej tamamen dincilerin yönetiminde, halk okullarında ise
Kürtler terör estiriyor, sürekli olarak kızlara sarkıntılık ediyorlar,
karşı çıkınca alay ediyor ve erkek arkadaşlarımız bir şey deyince de on
- on beş kişilik gruplar hâlinde meydan dayağı çekiyorlar. Öğretmenlere
bıçak çekiliyor, müdürler kurşunlanıyor ve hepsi korkudan sinmiş
vaziyette. Kimse bir şey yapamıyor. Benim âilemin imkânları var,
İstanbul’a alıyorlar beni ama olmayanlardan okullarını terk edenler
başladı”.
|
AKP
Kapatılmamalı
-Kürşad Kahramanoğlu-
İki
senedir yazdığım bu köşeyi takip edenler, AKP hakkında ne
düşündüğümü bilir. Anayasa Mahkemesi önünde, partinin
kapatılması ve 71 AKP’linin beş sene siyasetten men edilmeleri
isteğiyle açılmış bu dava, AKP aleyhine sonuçlanır ve bu 71 kişi
beş sene siyaset yapmazlarsa, “memlekete hayırlı olur’’ diye de
düşünüyorum. Erdoğan ve Gül’ün ötesinde; Kuzu’dan Çelik’e,
Arınç’tan Zapsu’ya, Fırat’tan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet
Misbah Demircan’a kadar bu listedeki hiçbir politikacının
demokrat, çağdaş, insan haklarını özümsemiş, dolayısıyla
Türkiye’ye yararlı olabilecek birer politikacı olduklarını
düşünmüyorum.
|
Bilgi,
Bilge ve Bilgelik Üzerine veya Bilginin İkilem(es)i...
-Aydoğan Kekevi-
Bilgi iki yolla elde edilir;
1.Yaşamdan; yaşaya yaşaya;
2.Eğitim
Kurumlarından; eğitilerek. Bunlardan birine halk dilinde “Mektepli”
ötekine “Alaylı”
da denir. Bilgi’nin yerleştirilmesi iki türlü gerçekleşir; 1.Ezberleyerek,
2.Öğrenip sindirerek
Birincisi “Ezbercilik”tir;
halk dilinde buna “Papağanlık”
da denir, çoğunlukla gülünür; ikincisi
“bereketli
bilgidir” “Buğday” gibidir; öğütülür unundan herkes
yararlanır.
|
Youtube
Niçin Kapalı?
-Mehmet Kerem Doksat-
Şu anahtar kelimelerle aramaya
giriştiğinizde ise, muazzam dokümanlara ulaşıyorsunuz:
Recep Tayip Erdoğan, Abdullah Gül,
Unakıtan, Millî Görüş,
Erbakan, Türkeş,
Fethullah Gülen. Bu muhterem zevatın aleyhinde çok
seviyesizce şeyler de yok değil, onlar beni bağlamaz. Buna mukabil, bundan
kaç sene önce nerede ne söylemişler, şimdi ne diyorlar, nasıl da
tükürdüklerini yalayıp takıyye yapıyorlar… Hepsi ayan beyan gözler önünde.
Hilesiz hurdasız. Şimdilerde şövalye de olan Gülümüz’ün
AB hakkında söylediklerini seyrederken gülmekten kırılıyorsunuz
(mizah en olgunca ego savunmalarından birisidir)! Hele
Fethullah Gülen Efendi Hazretleri’nin, nâmı diğer yeni
peygamberimizin öyle videoları, öyle beyanları ve analizleri var ki,
başka hiçbir kitap okumaya filân gerek yok; affedersiniz, her şey kabak gibi
ortada!
|
Fener'i
Tahkim Etmek
-Hüseyin Özbek-
Bilindiği gibi, ABD ve AB yetkilileri ülkemize
gelişlerinde Patrikhane ve Patrik hazretlerini ziyarete özel bir önem
vermektedirler. Patriğe gösterilen ilgi ve saygı, ziyaretin kamuoyuna
yansıtılış biçimi ve ziyaret sonrasında verilen demeçlerin Türk Devleti
nezdinde Patriğin konumunu güçlendirmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Üst düzey ABD yetkililerinin yoğun Fener ziyaretleriyle kamuoyuna
yansıtmaya özen gösterdikleri duyarlılıklarının yanında, Eski ABD Başkan
Yardımcısı Al Gore’ un Haziran 2007’de İstanbul’a gelişinde görüştüğü
Bartholomeos’la ilgili olarak; “Türkiye’deki en önemli görüşmem “
sözü iyi algılanmalıdır.
|
Merkez
Sağ Ordusu
-Mustafa Tetik-
Her
ülkenin nev-i şahsına münhasır yerel siyasi dinamikleri vardır.
Bu lokal siyasi dinamiklerin, o ülkenin ferdi olmadan, o ülkenin
siyasi atmosferinde nefes almadan, dışarıdan yapılacak
tahlillerle idrak edilmesi güçtür. Burada en büyük sorun belki
de kavramlarda çıkar. Milliyetçiliğin mukabili olan
“Nationalism“ kelimesi Kıta Avrupa'sında ırkçı çağrışımlar
yapar. Biz de ise milliyetçilik ırktan ziyade bir kültür ve
vatandaşlık meselesidir. İç siyasi dinamikleri oluşturan
unsurlar kendinden menkul yapılara sahip olmakla birlikte
konjektürel olarak da yapı, en azından şekli farklılıklar
gösterebilir. Ve bu farklılıklar çoğu zaman yapılan ittifakların
kiminle gerçekleştirildiğinde ortaya çıkar.
|
Türk
Dünyasına Sahip Çıkılmalıdır
-Reşat Doğru-
1933 yılında yüce
Atatürk’ün gösterdiği hedef doğrultusunda, özellikle 1991 yılından sonra
ortaya çıkan fırsatların değerlendirilmesi için Türkiye Cumhuriyeti
Hükümetleri tarafından başlatılan çalışmalar son yıllarda sekteye
uğramıştır. AKP İktidarıyla birlikte; Türk Dünyası ile ilişkilerde
önemli bir yön değişikliği olmuştur. Türk Dünyasına gereken önem
verilmemiştir.
|
Bir
Sarkaçtır Yaşam...
-Aydoğan Kekevi-
Bir sarkaçtır yaşam, başlar doğumla
gider gelir doğumla ölüm arasında;
bir yanda gençlik bir yanda gelecek,
bir yanda varsıllık, bir yanda yoksulluk;
bir(az) ilâhi komedya ,
bir(az) dramın ilâhisi;
ışıkla karanlık iç içeri;
bir yanda ağarırken tanyeri
bir yanda batar evrenin güneşleri.
|
Ahıska
Türkleri Destek Bekliyor
-Reşat Doğru-
Ahıska Türkleri yıllarca Gürcistan’ın Mesket
bölgesinde yaşamış kardeşlerimizdir. Bu bölge Osmanlı yönetiminden sonra
Sovyet Rusya idaresine geçmiştir. 1917 yılında Rusya da Yaşanan ihtilal
sonrası büyük baskılarla karşılaşan Ahıska Türklerine uygulanan bu
baskılar 2.Dünya Savaşı sırasında doruğa çıkmıştır. 14 Kasım 1944
tarihinde Stalin’in emri ile bu bölgede yaşayan kardeşlerimiz Rus
askerlerinin sungu tehdidi altında tren vagonlarına zorla bildirildiler.
İnsan onuruna yakışmayan bu durum bir sürgündü. Bu sürgün soy kırım gibi
uygulanarak 17 bin civarında Ahıskalı, Türk oldukları için vatanlarından
alınarak o tarihte ki SSCB nin değişik bölgelerine dağıtıldılar.
|
Tarihi Kavga 1 -Oyunun Son Perdesi- -Ömer Dönderici-
AKP kapatma davası ve Ergenekon soruşturması, Cumhuriyetin ilk günlerinden, hatta daha da öncesinden başlayan tarihsel bir oyunun son perdesi gibi görünüyor. Bir bakıma Türk siyasi tarihini büyük ölçüde bu oyun biçimlendirdi ve biçimlendirmeye devam ediyor. Oyun, kurtuluşumuzu Batılı gibi yaşamakta görenlerle buna direnenler arasında geçti. Hem daha aydın oldukları, hem de gücü ellerinde tuttuklarından, ilk grup, Cumhuriyetin ilk yıllarında iktidarı eline geçirdi. O zamandan bugüne kadar iki grup arasındaki iktidar kavgası bitip tükenmeden sürdü.
| |
|
 | | | Gorhuram
Türk Dirlik
Gorhuram Mirze Elekber Sabir 
Payi piyade düşürem çöllere Hari müğilan görürem gorhmuram
Seyr edirem berrü biyabanları Güli biyaban görürem gorhmuram Gah oluram behrde zövregnişin Dalgalı tufan görürem gorhmuram Gah çıhıram sahile her yanda min Vahşiyi ğerran görürem gorhmuram Gah sefeg tek düşürem dağlara Yanğılı vulkan görürem gorhmuram Üz goyuram gah neyistanlara Bir sürü aslan görürem gorhmuram Megberelikde edirem gah mekan Gebrde hortan görürem gorhmuram Menzil olur gah mene viraneler Cin görürem can görürem gorhmuram Bu kürrei arzda men mühtesar Mühtelif elvan görürem gorhmuram Harici mülkünde hetta gezib Çoh tuhaf insan görürem gorhmuram Leyk bu gorhmazlıg ile doğrusu Ay dadaş vallahi billahi tallahi Harda müselman görürsem gorhuram Bisebeb gorhmuram vechi var Neyleyim ahırbu yoh olmuşların Fikrini gan gan görürem gorhuram Gorhuram gorhuram gorhuram . Türk Dirlik
|
| 

|  |  
Türk Şiiri
|
| 
| Umumi Siyaset |
 |
Ekonomi ve "Niçin geri kaldınız?" -İskender Öksüz-
16. asırda haritaya baktığımızda birbirinden çok farklı iki dünya görüyoruz. Bir tarafta merkezî büyük devletler, diğer tarafta param parça bir Avrupa. Siyasî, askerî, ekonomik üstünlük kesinlikle Avrupa'nın doğusundadır ve Türk Devletleri süper güçlerdir. Sırasıyla Osmanlı İmparatorluğu, bugünkü İran coğrafyasında Şah İsmail'in kurduğu Safevî Türk Devleti ve bugünkü Hindistan coğrafyasında Babür Devleti. Bu durumun birkaç asır içinde tamamen tersine döneceği, paramparça Avrupa'nın, hemen bütün doğuyu hükmü altına alacağını söyleyen bir kâhine her halde kahkahalarla gülünürdü. |
 |
İçerden Mırıldanmalar -Alev Alatlı-
Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar, döner yoğurt süzer, döner hamur teknesini örter, döner bebeyi haşerattan korur, hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır; sabun kokusu, kekik ıtırı, kadın şefkati, ana kucağı çağrıştırır. Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder. | 
| Yorgunluk -Hasan Bülent Paksoy-
Kişi nasıl ve nerede uyanır? Uyanış yalnızca yataktan kalkışta mı olur, yoksa, Kutadgu Bilig’deki Gündoğmuş gibi aydınlığa ermek anlamında mıdır? Balasagunlu Kutadgu Bilig’i yazarken, neden okuyucusunun uyanmasını istemiştir? Hem de günümüzden bin otuz beş yıl önce? Bir de, Balasagunlu neden ve nasıl bu tür bir girişime başlamayı göze almıştır? Doğa, hep yatakta kalmamıza karşıdır.
| 
| Okuma ve Kitap Üzerine -Haluk Güriz-
Türk toplumu gibi okumayı gündelik modalar çerçevesinde algılayan toplumlarda kavramların netleşmesi adeta olanaksızdır. İnsanlar savundukları ilkelere bile yabancıdır. Toplumumuzda son dönemde çok yoğun bir biçimde tartışılan ifade özgürlüğünün önemi yadsınamaz ancak bundan daha önemlisi düşünme özgürlüğüdür. Düşünme özgürlüğü için ise ön şart bilgidir. Aksi halde ifade özgürlüğü serbestisinde demagoji ile bireylerin sürüklenip totaliter rejimlere yol açılması ve düşünme özgürlüğünün yitip gitmesi olanaklıdır.
|  | Din Hakkında -Yusuf Akçura
Dinler, din olmak bakımından, gittikçe siyasi ehemmiyetlerini, kuvvetlerini kaybediyorlar. İçtimai olmaktan ziyade şahsileşiyorlar. Cemiyetlerde vicdan serbestliği, din birliğinin yerini alıyor. Dinler, cemiyetlerin ek işleri olmaktan vazgeçerek, kalplerin hadi ve mürşitliğini deruhte ediyor, ancak halik ile mahluk arasındaki vicdani rabıta haline geçiyor. Dolayısıyla dinler ancak milletlerle birleşerek, milletlere yardımcı ve hatta hizmet edici olarak, siyasi ve içtimai ehemmiyetlerini muhafaza edebiliyorlar. (1903, Kahire, Üç Tarz-ı Siyaset)
| 
|
İnsan, kendi başına varolan veya yaratılıştan önce Tanrıda hazır bulunan bir "ideler dünyası"nın sonradan şekillendiricisi değil, dünyada ve kendisinde oluşum içinde bulunan ideler düzeninin birlikte şekillendiricisi, birlikte yapıcısı, birlikte gerçekleş |
|
|