Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Son Güncelleme: 17 Eylül 2008

 

 

Türkçülük

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

www.turkdirlik.com


Modernler ve Kavimler -Hadi Uluengin-


"Ulus" ve "ulus-devlet" kavramlarının bin tane tarifi vardır dersem, abartma olur. Ama yine de, onların tek bir tanımı yoktur. Yorumlar çoğul, uygulamalar değişkendir. Tersini iddia etmek ise ne yazıdaki teoriyle, ne de fiiliyattaki pratikle bağdaşır. Nitekim, 18. yüzyıl Diderot’sunun "Ansiklopedi"ye zikrettiği ve liberal içerikli "millet" maddesiyle, önce Alman "Muhafazakar Devrimciliği"nin ve sonra da Hitler’in benimsediği "völkisch - millet" anlayışı arasında hiçbir ilişki mevcut değildir. Yahut, Akçuralı Yusuf Bey’in "Üç Tarz-ı Siyasette" önerdiği "ulus-devlet" projesi, 1923 Cumhuriyetimizin gerçekleştirdiği mekanizmayla ciddi farklılıklar arz eder.



Milliyetçiliğin Ekonomisi-Ekonominin Milliyetçisi -İskender Öksüz-


Türkiye'de yakın tarihin en sert mücadelesinin yaşandığı 1968- 1980 döneminde şöyle bir anlayış hâkimdi: "Komünistlerin güçlü bir ekonomi doktrini var. Onların karşısındakilerin ise yok!". Buna komünistler de komünist olmayanlar da inanırdı. Bu yazının başlığı, veya "milliyetçi" kelimesi ile "ekonomi" kelimesinin yan yana kullanıldığı her hangi bir başlık, özellikle milliyetçi gençlik çevresinde sizi derhal "en çok satan" kılardı. Milliyetçiliğin ekonomik doktrini belli değildi ama yazılacak bir doktrinin sağlaması gereken şartlar belli idi: Kapitalist olmamalıydı. Çünkü biz kapitalizme karşıydık. Komünist olmamalıydı, çünkü biz, muhakkak ki, ona da karşıydık. Fakat bir an önce yazılmalıydı. Bu kesindi. Çünkü bir sayfada, bir nutukta anlatılacak bir ekonomik doktrine âcilen ihtiyacımız vardı.



Millet ve Etnisite -İskender Öksüz-


Diplomatlar bilir, bir konudaki toplantı veya tartışmada söylenenler kadar, hattâ söylenenlerden de daha önemlisi, o konuda bir toplantı yapılmasıdır. Veya yapılmaması...  Türkiye'de ve şimdi "Millet Kavramı" başlıklı bir toplantı yapıyoruz. Çok yerinde, çok zamanında. Fakat önce "niçin yerinde ve zamanında buluyoruz" diye sormak lâzım. Kanunî devrinde "Millet Kavramı", "Devlet Kavramı" başlıklı bir toplantı yapar mıydık? O zamanlar bir kimlik tartışmamız var mıydı?



Niçin Geri Kaldınız 2 ? -İskender Öksüz-


Batı ilerdedir. Diğerleri geridir... Yalnız Türkler ve Müslümanlar değil; Batı dışında her yer geridir. Büyük klasik medeniyet beşikleri, Hindistan geridir, Çin geridir, hattâ Japonya ve Rusya nispeten geridir. Batı bu gerilikler üzerine sömürge imparatorlukları kurmuştur. Biraz daha hallice Rusya, Türkistan'da, Japonya, Çin ve Kore'de imparatorluk kurmakla meşguldür. O halde bizim ve dünyanın geri kalanının pek de geri gitmediğini, dengesizliğin, Batı'nın ileri gitmesinde yattığını görürüz. Bizim eksiğimiz, onlar ilerlerken yerimizde saymamızdır. Daha önce de belirttiğim gibi, "geri gittik", bir göz aldanmasıdır. Duran trendekilerin, yanda hareket halindeki trene bakıp kendilerinin geri gittiğini sanması gibi. "Duraklama devri"miz, Batı'nın kalkışa geçip, bize yaklaştığı dönemdir. "Gerileme devri"miz ise Batı kalkınmasının artık temposunu yükselttiği dönem. Fakat ara açıldıkça, mağlupların sırtına binen yükler onların toplumlarının içten çürüyüp, sonunda gerçekten gerilemesine yol açtı.



Niçin Geri Kaldınız? -İskender Öksüz-


Biz ahlâklıyız, onlar ahlâksız da ondan... Bir kere bu söylemde de biraz "saflık" gizlidir ve dolayısıyla aptallığı kabulleniş vardır. Asıl acı olan, "ahlâk"ı sadece cinsî anlamda almazsanız, bugünkü Müslüman ve Batı toplumlarının ahlak mukayesesinde Müslümanlar kesinlikle önde değildir. Dolandırıcılıkta, rüşvette, yalanda, gıybette, arkadan vurmada, ahde vefasızlıkta Batılılardan geri değil, epey ileriyiz. Herhangi bir Müslüman iş adamına sorun, "Hıristiyan'la mı, Müslüman'la mı iş yapmayı tercih edersin?" diye. Cevap çok büyük çoğunlukla birincisini işaret edecektir. Doğrusu şudur ki, Yusuf Has Hacip'in dört dayanağı ve beylik çözülünce toplum da çözülmüştür ve "aşağılık toplum" iddiası kendi kendini gerçekleştiren kehânet haline gelmiştir.

Devlet Ne için? -İskender Öksüz-


Milletin refahını sağlamak... Ülkede adaleti sağlamak... Milletin güvenliğini sağlamak... Bu liste uzatılabilir. Fakat uzun ve her konuyu birbirinden bağımsızmış gibi ele alan bir liste sağlam bir düşünce temeli oluşturmaz. Sayılanların hiyerarşisi üzerinde tartışma çıkabilir. Önce refah mı, âdalet mi? Güvenlik çok mu önemli? Refahla çelişebilir mi? (Top mu tereyağı mı?...) Ya hukuk?... Acaba unuttuğumuz başka maddeler var mı? Meselâ eğitim?



Milliyetçi Türk Gençliğine Hitabe -Nimetullah Sucu-


Ülken bir yıkım projesine tabi tutulduğunda ilk hesaplar senin üzerinden oynandı, ilk tezgâhlar senin Tanrı Dağı kadar aşılmaz yüreğinin üzerine kuruldu, namlular ilkin sana doğruldu, en sinsi tuzaklar senin için kuruldu. Bugün de öyle oldu. Dini takiyyeciler inanç namına kutsallık izafe edilebilecek ne kadar değerin varsa pazara çıkarırken, milli takiyyeciler kendi siyasi ihtiraslarının ve sosyo-ekonomik çıkarlarının muhafaza edilmesi uğruna milletin bütün mahremiyetini gün ışığına çıkardı. Sen bu yol ayrımında ne din bezirgânlarının ne de milli hamaset sevdalılarının peşinden gideceksin.



Devlet: Kimin için? Veya "Ne Mutlu Türk'üm" Dersem Ayıp mı Olur? -İskender Öksüz-


Ne yapmalı ve nasıl yapmalı sorularından önce mutlaka cevaplanması gereken soru "kimin için?"dir. Ancak kimin için sorusuna kesin bir cevap verebilirsek  ne yapmak istediğimizie karar verebilir sonra da istediğimize nasıl ulaşacağımızı irdeleyebiliriz. "Kimin için?"in cevabında terddüt varsa, kimlik problemi var demektir. Kimlik problemi  tartışma değil, tedavi gerektirir.Dünyanın diğer yerlerinde ve diğer toplumlarında millet biriminin ortaya çıktığı tarih üzerine münakaşa edilebilir. Tartışılmayan gerçek şudur: En geç 18. yüzyıldan beri çağın hâkim medeniyeti Avrupa'da (Kuzey Amerika dâhil), bu sorunun cevabı, "milet için"dir. Buna "millet devlet" diyorlar. Devletler milletlerin teşkilatıdır. Milletin, dolayısıyla da devletin dayandığı hisse, sevgiye, "milliyetçilik" diyoruz. Milliyetçilik kötü müdür? Cevap vermeden önce sormalıyım: "Kimin için?".



Dil, Din, Etnisite İlişkisi ya da Dil, Din, Milliyet İlişkisi -Cemal Şener-


Toplumların tarihine bakıldığında tek düze bir süreç izlenmiyor. Bu saptama toplumların dil tarihi için de geçerlidir. Bu durum toplumların inanç tarihi için de geçerlidir. Bu toplumların etnik kimlikleri için de geçerlidir.

Hemen hemen hiçbir toplum ilk ortaya çıktığından günümüze dek aynı dili, aynı inancı hatta aynı etnik kimliği izlemiyor. Toplumların sosyal tarihinde bir dizi gel-gitler, alt-üst oluşlar olmuştur. Bu diğer alanlarda olduğu gibi toplumların dil, din ve etnisite alanlarında da böyledir.



Devlet ve Devlet Düşmanlığı -Kürşat Karacabey-


Devlet kurabilmek, devlet olabilmek, bir toplumun uygarlık düzeyinin en önemli belirleyicisi ve ölçütüdür. Şöyle ki, ancak belli bir tarihsel geçmiş, kültür ve bilgi birikimine erişmiş toplumlar; bireysel ve dar çerçeveli topluluk çıkarları ile güçlerinin önemli bir bölümünü, oluşturulan ortak merkezi bir erke bırakmak suretiyle, çok boyutlu, sistemli bir toplumsal anlaşmaya vararak devleti oluştururlar. Anılan zenginliklere erişememiş topluluklarsa gayrı meşru ve kaba güce dayalı ilkel özellikleri ile şeflik mertebesini işgal eden kişilerin mutlak otoritesi gölgesindeki çete, aşiret ve klanlar şeklinde yönetilirler.



Hars ve Medeniyet -Ayrı mıdır; Birleşik mi?- -İskender Öksüz-


Türk milliyetçiliğinin fikir tarihini öğrenirken, Ziya Gökalp olağan başlangıç noktasıdır. Onunla başladık ve ilk öğrendiklerimizden biri hars ile medeniyetin ayrımı idi. Medeniyet, uluslararası idi; hars ise millî. Bu muhakkak ki rahatlatıcı bir sınıflamaydı; demek ki medenileşirken millileşmek, millîleşirken medenileşmek mümkündü. Bu ikiliye bir de İslâmiyet’i eklersek, Gökalp’in “Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak” tezine ulaşırız.



Bir ‘İstismar’ Öyküsü -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


İnanmadığı halde, inanmış gibi görünüp karşısındaki saf, duru inançlı insanları, kişisel çıkarı için kullananlara, gençlik yıllarımdan beri öfke duydum. İstismar edilen; dinî inanç da olur, ideoloji de olur. Aralarında hiç fark yoktur. İkisinin de ortak paydası ‘istismar’dır.  İnsan kılıklı yaratıklar, yeter ki istismar etmeyi kendisine kazanç yolu seçmesin; biri  ‘din’ adına istismar eder; diğeri ‘ülkü’ adına, bir diğeri ‘devrim’ adına istismar eder. Şimdi size bir askerlik anımı aktarmak istiyorum...



Millet ve Kültür’ü Tamamlarken- I -İskender Öksüz-


Gellner, milliyetçilikle endüstri çağına geçişi ilişkilendirir. Fakat millet teşekkülü için daha da ayrıntılı bir mekanizması vardır: Bir topluluk endüstrileşip zenginleşebilmek için başta dilin yer aldığı bir ortak yüksek kültüre tırmanmak zorunda. Bunu başaran millete komşu veya onun içinde yaşayan bir başka grup, bu ortak yüksek kültüre dahil olmada engelle karşılaşıyorsa, bu gerilim ikinciyi de milletleşmeye götürüyor. Bu engel tabiî ki kültür farklılığı ve en başta ve ağırlıklı olarak dil farklılığı; ama asıl unsur birincilerin ikinciyi itmesi, içine almaması. Öyle anlaşılıyor ki millet teşekkülü sadece bir grubun çekim gücünden değil, diğerinin itme gücünden de faydalanıyor.



Ülkücülük -İskender Öksüz-


Ülkücülükle klasik Türk tipi “sağcılık” arasındaki fark bu noktada beliriyor. 1940’lardan seslenen Atsız ile, ondan yirmi yıl kadar sonra yazan Galip Erdem’in, “okumuş adam, devlet kapısında memur olur” devrinden geldiklerini unutmamalıyız. Gerçekten ekmeğin hemen hemen sadece Devlet Kapısı’ndan kazanıldığı o zamanların Türkiye’sinde, önce hükümet değil de önce millet demek, adamı çöpçü yapmasa da en fazla, Süleymaniye Kütüphanesi’ne memur yapardı. Bu noktada rahmetli Tarık Buğra’nın sözlerini aktarmam lâzım: “Türkiye’de sağcılık demek; devletten menfaat sağlamak demektir.” Buğra bu fikrini bir yerde yazdı mı bilmiyorum...



Yeni Dünya Düzeninin Çoklu Oyun Teorisi İçerisinde Konjonktürel Milliyetçilik

-Nimetullah Sucu-


Bugün insanların dayanak noktası olarak esas alacakları bütünlüklü bir zemin algısı yok edildiği içindir ki, artık her fikri oluşumun kaynakları tinsel dünyanın içerisinde aranıyor. Şöyle ki, bir süredir ülkemizde milliyetçiliğin yükselip yükselmediğine dair tartışmaların yürütüldüğü zemine baktığımızda bu fikrin yükselişte olduğuna kanaat getirenlerin tinsel göstergelerden hareket ettikleri görülüyor. Zira, insanların fevri tepkisellikleri ve geçici muhteviyata haiz hissi temayülleri milliyetçiliğin yükselişine kanıt olarak gösteriliyor. Peki  kültürel değerlerimizin, tarihi gerçekliklerin ve bir millet olma şuurunun içini dolduran ne kadar değer varsa içinin boşaltıldığı bir ülkede hangi milliyetçiliktir yükselen?



Sultan Galiyev ve Türkçülük -Mustafa Cemil Kılıç-


O, ideolojik özgünlüğünü oluşturan kavramları ve bu kavramlarda içkin olan savları ile dünya devrimi özleminin denenmemiş tek umut kaynağıdır. Proleter milletler ve Metropoller ayrışımı ile sosyalist tarih tezine ve topyekün ortodoks sosyalist kurama getirdiği yeni ufuk, gerçek devrimci mücadelenin oturması gereken zemini işaret etmektedir. Mazlum ulusların proleter kimliği, ulusallıktan arındırılmış enternasyonal proleterya kuramının karşısında yengisini / utkusunu ilan ederken aslında nihai başarıya giden yolda aşılması gereken en önemli merhalenin Marksist tarih tezi ve Marksist Enternasyonalizm olduğunu göz kamaştırıcı bir yalınlıkla öğretmektedir.



Sol Türkiye’de Faşizm Bayraktarlığını Gene Eline Aldı -Volkan Ekiz-


Türkiye’de asıl faşizmin bayraktarlığını “sol” hareketlerin yaptığı gerçeği Hırant Dink suikastı ardından iyice su yüzüne çıktı. Biz uzun zamandır “sol” içerisinde öbeklenen etnikçi şahsiyetlerin ırkçılıkları için “solculuğu” bir kisve olarak kullandıklarını dile getiriyorduk. Son dönem yazıları ve tavırları ile sol aydınlarımız bu kez suç üstü yakalandılar. Özellikle Radikal gazetesinde yayınlanan yazılarda eleştiri oklarının hedefi olan Türkler aleyhine yazılan yazılar her namuslu sosyal bilimci tarafından ırkçılık olarak değerlendirilecektir.



Attila'nın BaltasıParanteze Alınan Milliyetçilik İdeolojisi ve Dışta Bırakılanlar -Nimetullah Sucu-


19 Ocak 2007 tarihinde öldürülen Hırant Dink’in ardından düzenlenen cenaze töreninde “Hepimiz Hırant Dink’iz, Hepimiz Ermeniyiz” sloganları gerçekte sosyal milliyetçilik karşısında yukarıda temel unsurlarıyla analiz etmeye çalıştığımız fenomenolojik tavrın bir ifadesidir. Şöyle ki, tek tek benlikler üzerinden kolektif bir benliğe doğru çıkılan yolculukta benin anlaşılır kılınması ötekinin varlığı üzerinden gerçekleştirilir. Bu durum psikolojide sıkça dillendirilen empati kavramının felsefi dildeki ifadesidir. Başlangıçta, kendini başkasının beninin yerine koyarak kendi benini keşfetme arzusu çok demokratik bir tavır gibi görünse de, olayı derinlemesine analiz ettiğimizde gerçekte bu tavrın içerisinde bir otorite durumunun saklı olduğu gerçeğiyle yüzleşiriz.



Türkiye ve Neo-Irredentism ya da “Asıl Şimdi Turan!” -Volkan Ekiz-


Anthony Smith ve Ernest Gellner milliyetçilik teorisinin iki dev simasıdır. Laf aramızda tatlı rekabetleri milliyetçilik teorisini ileri taşımıştır. Ernest Gellner modernist Anthony Smith ise ethnosembolisttir. Anthony Smith hocası Ernest Gellner hakkında Israil'de bir konferansta çok onemli bir saptama yapmıştı. Evet, Gellner doğru söylüyor. Ama hikayenin sadece yarısını anlatıyor. MIT müsteşarının son demeçlerini değerlendirirken aklımıza aynı şey geldi. Evet MIT müsteşarı doğru söylüyor ama hikayenin yarısını anlatıyor.



Nihal Atsız’ın Romanlarındaki Yumuşak G Vitamini -Doğu Perinçek-


Bazılarının babası mandolin alabiliyor, bazılarınınki alamıyor. Bazılarının bir tek pantalonu var, bazıları ise çeşit çeşit giyiniyor. Eşitsizliklerin boy verdiği ve sınıfsal farklılaşmaların hızla büyüdüğü 1950’lerin toplumunda, biz çocuklar, ilkel eşitlikçi toplumun Türkünü sevmiş ve Çinli tüccardan iğrenmiştik. Bizim için, kardeşlik ve para tartılamazdı. Toplumculuğu yüceltir ve para düşkünlüğünü aşağılardık. “Bozkurtların Ölümü” özünde ilkel komünizme methiye ve özlemin romanıdır. Bizleri yakalayan, saran, düşlerimize giren, afsunlayan; insanlığın bir zamanlar yaşadığı o altın kardeşlik çağıdır; özel mülkiyetin, kişisel çıkarın, özel kârın, altının ve paranın olmadığı kandaşlar toplumudur.



Ülkemizde Milliyetçiliğin Farklı Tezahürlerine Eleştirel Bir Bakış -Nimetullah Sucu-


Bugün ülkemizde siyasal düzleme göz gezdirdiğimizde değişik türde ifade edebileceğimiz bir çok milliyetçi oluşumun varlığına tanık oluruz: 1) Muhafazakar Milliyetçilik: Bugün, ülkemizde gelenekler adı altında bir gelen ekler kuşatmasıyla karşı karşıyayız. Gerçekte kendi öz değerlerimize yabancı pek çok Viktoryen adetler kendi geleneğimizmiş gibi bize dayatılmaya çalışılıyor. Hıristiyan dininin ve Batı kültürünün empoze ettiği bu değerleri sorgulamadan bir dogma halinde benimsemeye koşullandırılıyoruz. Düşünce tarzlarımız bu eklerle donatıldıkça Batı’yla aramızdaki duyuş mesafesi de gittikçe daralıyor.



Fransa'nın Panoptik Ermeni Yasası ve Biyo-Psişik Milliyetçilik -Nimetullah Sucu-


Bir milletin oluşması için ortak bir toplumsal ve tarihsel üretimin söz konusu olması gerekir. Bu anlamda, günümüzde etnik aidiyet bakımından ayrı toplulukların kendilerine millet payesi biçilmesiyle millet olma yolundaki gayretleri hem bir empozenin ürünüdür hem de beyhude bir çabadır. Milletleri organizmacı bir yaklaşımla ele alıp, etnik aidiyetleri onların küçük çocukları olarak görmek ve büyüdüklerinde millet olabilecekleri yolundaki düşünüş tarzı teorik ve pratik temelde asılsızdır.



Milletleri Millet Yapan... -İskender Öksüz-


Millet olgusunun ve milliyet hissinin Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıktığı ve ancak feodalite sonrası toplumlarda bulunabileceği Avrupa merkezli bir iddiadır. Artık bunun Avrupa için bile doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Aşağıda bu konuya tekrar döneceğiz. Avrupa feodalizminin, dünyanın diğer yerlerinde hiç ortaya çıkmaması, siyasî gücün sıklıkla merkezî imparatorluklar şeklinde belirmesi bu fikri çürütmede tek başına yeterlidir. Bilimde istisnalar yoktur. Kaide olmadığı anlaşan hatalı “kaideler” vardır.



Sevgili Kızım -Ziya Gökalp-


Şimdi yalan havâdis neşretmek, bir sanat, bir fen mahiyetini almış. Bunun birçok memurları, mütehassısları, kuvvetli teşkilatı var. Hatta bâzı memleketlerde bunun için bir Nezâret de icad etmişler; başına bir Nâzır dikmişlerdir. Yalan havâdis neşretmenin nâzikâne ismi propagandadır. Şimdi insan nasıl yediği yağların hâlis olduğundan emin olmazsa, gazete ve ajans havâdislerinin, yâhut âdî sokak laflarının da doğruluğundan emin olmamalıdır.



Türkçülük, Türk Kılmakdır! -Dursun Durak-


Türkçülük, Türk kalma kavgası değil, Türk olma savaşı değil, Türk kılma arayışıdır.

 

Türkçülük, milliyetçilikle özdeş değildir. Ama milliyetçilikle ilişiksiz de değildir. Türkçülük asli değil ama siyasi meşruiyetini milliyetçilikten alır. Milliyetçilik olmasa da Türkçülük yine olur.



Irkçılık -İskender Öksüz-


Bu fikirlerin bugünün Batı düşüncesinde etkili olup olmadığı maalesef hâlâ tartışılabilir. Batının da utandığı bir geçmişi sermaye yapıp Batı düşmanlığına kalkışmak ucuz bir popülarite yoludur. Fakat o utancın kökleri hâlâ kurumamışsa ve çeşitli makyajlar altında hâlâ karşımıza çıkabiliyorsa, işin mahiyeti değişir. Çarpıcı ve ümid ederiz ki izole bir aktüel misal, Ulster Üniversitesi’nden Richard Lynn’in milletlerin zekâ bölümleri araştırması ve izahlarıdır. Lynn’a göre, kuzey ülkelerindeki ilk insanlar, soğuk şartlarda zorlaşan hayat mücadelesinin sonucunda daha büyük beyinlere ve zekâya sahip olmuş! Avrupa’da en zeki milletler Almanlar ve Hollandalılar. En aptalları da yanlış tahmin etmediniz, Sırplar ve Türkler.[1]



Üç Tarz-ı Türklük -Volkan Ekiz-


Türkiye’de Türkçülük üzerine yeni birşeyler inşa etmek isteniyorsa ilk önce ortada var olan, iç içe geçmiş, hibritleşmiş ancak aynılaşamamış iki Türk kavramını birbirinden tamamen ayırmak ve ortaya çıkacak iki yeni tanımı tekrar inşa etmek birinci koşul olarak gözüküyor. Bu iki tanımın üzerinde değil ama ötesinde bir üçüncü Türk kavramına duyulan ihtiyacı ise küresel bir iddiaya taban sağlamaya yönelik bir girişim ile ortaya çıkacak olası bir tanım arzı ile ilişkilendiriyoruz.



Kurt mu, Kangal mı Tartışması Üzerine: Türk Kültürü, Tarih bilimi ve Şarlatanlık!   -Hanifi Altaş-


Türköne’nin talihsizliğine bakar mısınız? Bizim Erzurum yöresinde “Tilki eşerken kurt çıkarmak!” diye bir deyim vardır. Bay Türköne de, Bozkurt’a çukur kazıp onun yerine Kangal destanı yazmaya kalkışırken, bir de ne görsün;  karşısına yine bir Bozkurt çıktı! Üstelik tam da Ergenekon destanının bir türevi olarak. Hem de o pek hayranı olduğu Kangal köpeklerinin en iyilerinin yetiştiği yerde! Demek yalnızca koca bir tarih değil, talih de Türköne’ye karşı….



Ulusalcılık, Siyasal Dincilik ve Totalitarizm -Hanifi Altaş-


Fetullah’ın “saman adamlarına*” çıkarttırdığı ve adı da samana benzeyen bir gazetede Türkçülüğe, Türklüğe ve Türklüğün sembollerine saldırarak öne çıkıp ün salmakla, kendine malum cemaat nezdinde mümtaz bir yer edindiği anlaşılan bir akademisyen, gördüğü tepkiler üzerine kendini savunmak ihtiyacı hissetmiş; "Türklerin Bozkurt diye bir sembolü olamaz" yönündeki görüşlerine gelen eleştirileri yanıtlamış. (Kaynak: http://www.haber10.com/haber/35699/) Hazret yanıtlarının son bölümünde de, kendisinden bekleneceği üzere yine Türk milliyetçiliğine saldırmış; aklınca ulusalcılığı mahkum etmiş ve tabii hizmet ettiği cemaata  yani Fetullahçılara övgüler dizerek yazısını noktalamış.



Kültür ve Arkaizm  -İskender Öksüz-


Müslümanları da Türkleri de, batının üstünlüğü altında ezilmiş diğer toplulukları da görece güçsüz bırakan şey, kendilerinin geri gitmesi değil, batının sürekli yeniliklerle ileri gitmesidir. Onlar, tıpkı duran bir trendekilerin yanlarından geçen trene bakıp geri gittiklerini sandılar. Halbuki geri gitmiyorlardı. Yaptıkları hatâ, durmalarıydı. Kendimize dönersek: Atatürk de, Hazreti Peygamber ve Hazreti Ömer de o gün için doğru olanı yaptılar. Fakat şartlar değişti. Şimdi bizim, tıpkı onlar gibi yapmamız değil, tıpkı onlar gibi dünyanın bilgisine ve kültürüne hâkim olup, tıpkı onların zihniyeti ile hareket etmemiz gerekir.



Türkçülük ve Küreselleşme 6 -Açılabilir Kapılar-  -Atila Demirkasımoğlu-


Küreselleşmenin, olağanüstü ölçek ekonomileri ve buna dayanan pazar oluşturması nedeniyle, bütün dünyada, tüketim üzerinden kültürel homojenleştirici bir rol oynadığı iddia edilmektedir. Küreselleşmenin kültürel homojenleştirme yapacağı doğru değildir. Ancak, küreselleşmenin öncü dalgaları homojenleştirici göstergelerle karşımızda bulunmaktadır.



Türkçülük ve Küreselleşme 5 -Açılabilir Kapılar- -Atila Demirkasımoğlu-


Küresel ekonomi ve siyasetle etkileşime girerek, küresel aktör konumlaması edinmek, yönetme araçlarının yeniden düşünülmesini gerektiriyor. Küreselleşme dalgası karşısında ne yapacağını şaşıran yönetimler, bildik yönetme araçlarını eskisi gibi kullanamadıklarında, küreselleşmenin kendi varlıklarına karşı tehdit oluşturduğu duygusuna kapılıyor.  Bu tehdidin kaynaklık ettiği endişe duygusu muarızların, güvenilir bildikleri sığınaklara geri çekilmesi ile sonuçlanıyor. Yeni dinamiği kavramayan düşünce ve eylem oyuncuları siyasal alanın daraldığını ifade ediyor.



Mirze Elekber SabirTürkistan’da Bir Kültür Hareketi Olarak “Ceditçilik” -Fuat Uçar-


Türkistan Coğrafyası'nı ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin kültürel hareketlerini ve kültürel yapısını incelerken, milli hareket niteliği kazanmış Ceditçilik ve Türkçülük gibi fikir hareketlerinin tarihsel gelişimini incelemeden Türk Dünyası’nın kültürel yapısını anlamak ve değerlendirmek zordur.



Milliyetçilik- Nasyonalizm- Ulusalcılık -İskender Öksüz-


Ulusalcılık bal gibi milliyetçiliktir. Yanında az veya çok sol ekonomik politikanın olması beni ilgilendirmiyor. Ulusalcıların ekonomi teklifleri yanlış, benimkiler doğru olabilir. Veya benimkiler hatalı, onlarınki haklı olabilir. Bunlar tartışılır. Bilimin ışığında incelenir. Aslolan, kimin için çalıştığımızdır. Cevap “Türk Milleti” ise; hoş geldiniz, safalar getirdiniz; baş üzre yeriniz var.



Kaşgarlı MahmudTürk Tarihini Yeniden Okumak: Seçkinci Hegemonyaya Son! -M. Cemil Kılıç-


Türklerin tarihi yaklaşık beş bin yıl geriye götürülmektedir. Bunu on bin yıla çıkaranlar da var. Ancak Türk adının ulusumuza isim olması temel alınacak olursa en fazla bin beş yüzyıllık bir tarih de söz konusu olabilir ki, bunu kabul eden pek kimse yoktur. Her ne kadar " Türk " sözüyle anılmasalar da binlerce yıldan beri Türk dilinin çeşitli biçimlerini/diyalektlerini konuşan toplulukların mevcudiyeti yalın bir gerçektir. Dahası tarihte öyle topluluklar ve uygarlıklar vardır ki hala onların günümüzdeki hangi ulusun kökleriyle ilintili oldukları tartışılmaya devam etmektedir.



Türkçülük ve Küreselleşme 4 -Açılabilir Kapılar-  -Atila Demirkasımoğlu-


Sermayenin sonuçlarını, onun etkileri olarak görmek, giden trenin son vagonlarına binme ve onunla geçip gitmektir. Gelen bilgi treninden bilet alacak birikimi olmayanları bekleyen yazgı da budur. Bu yazgının en büyük mahkûmu, sermaye trenine binecek birikimi bile olmayanlardır. Ülkemizin gelecek perspektifinde bu bilgi, temel unsurlardan biri olmalıdır. Bugün olanlara odaklılıkta sabitlilik göstermek, (fiksasyon) yanlış yöne bakanların doğruyu görememesi gibidir. Ne yazık ki, henüz, ülkemizde doğru yöne bakanlar azdır. Zaten kazananlar da hep azdır. Tam da bu nedenle, Türkiye’ye has olmayan bu zaaf, aynı zamanda bir fırsattır.



Koyun Sürüleri, Kurtlar ve Köpekler!  -Hanifi Altaş-


Bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz üçüncü bir etken ise Türk insanını sürüleştirmekte tarikatlar ve cemaatlerin oynadığı rol ve gördüğü işlevdir. Bir müritler topluluğu demek olan tarikat bağlılarının gerçekte bir koyun sürüsündekilerden hiçbir farkları yoktur. Çünkü her ikisinde de, mensupların bağımsız davranma, düşünme ve karar alma yetenekleri, iradeleri ve kişilikleri silinmiştir. Onları yek diğerinden ayıran ancak ilk anda göze çarpan fiziksel özellikleridir: Boy, en, kilo, renk gibi…



Karaçay Türklerinin Bozkurtla İlgili Töreleri -Bilal Laypan-


Kurt [takma adı* Callı(=Yeleli)] diğer Türk halklarında olduğu gibi Karaçay Türklerinde de önemli bir yer işgal ediyor.Kurt köpek cinsinden olmasına rağmen, köpek gibi insana itaat etmiyor, altın zincir ve gümüş yemlik yerine hürriyeti tercih ediyor. Kendisi acıksa da gönlü her zaman toktur. Karaçay Türkleri de Yüce Allah'tan başka kimseye itaat etmeden yaşamak istedikleri için asırlarca zorluklar çekmişler. Buna rağmen insan sayısı az olsa da sayısı çok olan milletler arasında eriyip kayıp olub gitmemiştir, yüksek dağlara tutunarak benliklerini, bağımsızlıklarını korumuştur.



Ergenekon, Bozkurt ve Mitler... -Orhan Kavuncu-


Sayın Mümtaz’er Türköne... Zaman gazetesinde peş peşe yazdığınız iki yazı (4 ve 6 Haziran 2006) üzerine cevap vermeyi vicdani bir sorumluluk saydığımı bilmenizi isterim. Yazılarınızda geliştirdiğiniz mantık, Ergenekon, Atabeyler gibi isimlerle faaliyet gösteren çetelerin, sahte tarihlerin ve efsanelerin oluşturduğu bir fikir ikliminde geliştiği, o halde bu fikir iklimiyle, yani efsanelerle hesaplaşmak gerektiği üzerine kurulmuş bulunuyor.



Türk Ocağı Fethullah Gülen’e Verdiği Ödülü Geri İstemeli mi? -Barak Badılı-


Türk Ocağının sembolü Bozkurt başıdır. Zaman Gazete’sinden Türklüğe yapılan saldırıların son örneği 3 Haziran 2006 da yazarları Mümtaz’er Türköne’nin “Atabeyler ve Ergenekon” başlıklı yazısı ile olmuştur. Bu yazıda Türk Ocağının da kendine sembol seçtiği, Türk Tarihinin en önemli sembollerinden ‘bozkurt’a saldırılmış ve Türklüğün kendine bozkurt yerine bir ‘it’i sembol seçmesi önerilmiştir. Türk Ocağı’nın şu ana kadar kamuoyu tarafından duyulmuş bir tepkisi ya da açıklaması olmamıştır. İnternet sitelerinde buna dair hiçbir bilgi yoktur.



Mümtaz’er’in Damarlarında Köpek Kanı mı Dolaşıyor?-III- Barak Badılı


Türk Tarihini doğru anlamayan sadece Mümtaz’er Türköne değildir. Türk Tarihi genel olarak hep merkeziyetçi bir algı açısından ele alınmıştır.  Oysa Türk tarihi kendine özgü bir konfederalizm barındıran “ağsı örgütlenme” örneğidir. Türkler, atlı-göçebelikten yerleşik düzene geçene kadar bu yapılarını korumuş ve yerleşik düzene ve onun kültürüne teslim oldukça da konfederal yapısını kaybetmiştir. Türklerin kendine özgü konfederalizm barındıran ağsı örgüt yapısı en iyi ülüş sistemi ve buna dayanan yönetim yapısında gözlenebilir.



Türkçülük ve Küreselleşme 2 -Açılabilir Kapılar- -Atila Demirkasımoğlu-


Dünyada ne ve neler oluyor sorusuna hangi pencereden baktığımız, vereceğimiz cevaplar açısından çok önemlidir. Dünyada nelerin olduğu, dünyada nelerin olacağı ile birlikte düşünülmediği takdirde söylenecek sözler boşlukta kalacaktır. Üstelik bu ikisini ne bir de geçmişin bugüne ve geleceğe yansıyacak birikimlerini eklemeniz de gerekecektir. Geleceğe dair söz ve kararların arkasında, bunlardan başka bir de kendi iradenizi ve öngörünüzü koyacaksınız. İşte ancak bu şekilde bir gelecek perspektifini edinmişsiniz ve bunu milletinize ve dünyaya sunabilir kılmışsınız demektir.



Mümtaz’er’in Damarlarında Köpek Kanı mı Dolaşıyor? -II- -Barak Badılı-


Atlı göçebelerin yaşam tarzında insanların çalıp götürdüğü koyunların dışında hayvan kayıplarının hikâyesi pek yoktur. Bu hikâyelerin çoğu, Türkler köylüleştikçe, yerleşik köylülerle birikim paylaşımı sırasında gerçekleşen aktarımlardan kaynaklanmıştır. Kurdun koyunu kapması bozkırda bir haktır. Bu hak nedeniyle kurdun peşine düşülmez. Ama domuz var ya domuz, işte onun peşine düşülür!



Mümtaz’er’in Damarlarında Köpek Kanı mı Dolaşıyor? -I-  -Barak Badılı-


Türklerin bozkurdu kendileri için önemli saymalarının nedeni, Mümtaz’er Türköne’nin dediği gibi korktukları bir canavar olması falan değildir. Bozkurdun “Gök tüylü, gök yeleli “ olup, Türklerin onu, Gök-Tanrı’yla ilişkilendirmesindendir. Aynı zamanda kurtların hem bir başına hem topluluk halinde yaşayabilen özgürlüğüne düşkün, önce yavrusu üzerinden soyunu düşünen bir yaratık olmasındandır.


Türkçülüğün İki Kolu


Yusuf Akçura


Bizde Türkçülük cerayanının gitgide iki kola ayrıldığını iddia etmek istiyorum. Bu iki cereyanı şimdi moda olan tabirlerle tarif etmek istersek, birisine "demokratik Türkçülük", diğerine "Emperyalist Türkçülük" diyebiliriz. Demokratik Türkçülük, milliyet esasını, her millet için bir hak olarak telakki ediyor ve Türkler için taleb ettiği bu hakkı, diğer milletlere de aynı derecede hak olarak tanıyordu. Mesela Osmanlı İmparatorluğu'nda, Arapların, Arnavutların ve diğer milletlerin bu hakka istinaden haklı olarak istediklerinin verilmesine taraftardı. Türk Yurdu, bu bakış noktasını, Arap meselesinde birkaç defa, beyan ve izah etmiştir. Bunun içindir ki meşhur bir Osmanlı yazarı, Türk Yurdu müdürünü "milliyetperver değil, milelperverdir" diye tavsif etmiştir.(1) Demokratik Türkçülük, ihtimal ki Türklerin ekseriyeti diğer milletlere mahkum mevzuunda bulunduklarına ve hatta hakim sayılanlarının bile iktisaden ve kültürel açıdan yalnız mağlup değil, adeta tabi olduklarına ve binaenaleyh ancak hakka istinaden kurtuluş mümkün olacağına dair kanaattan ortaya çıkmaktaydı... Bundan başka, demokrat Türkçüler, Türk'ün mevcud milli kuvveti, şimdilik kendi kendini yaşatmağa ancak kifayet eder, diye düşünüyorlardı; diğer milletleri temsil etmek şöyle dursun, idareye çalışmayı bile, o kuvveti azaltacağına sebeb olacağından, zararlı sayıyorlardı. Emperyalist Türkçüler ise, ekser Avrupa nasyonalistlerine benziyorlardı: Yalnız hakka değil, sırf kendi kuvvetlerini arttıran milliyetçiliğe taraftar idiler. Vakıa ekser Avrupa nasyonalistlerinin nazarında milli hak, mücerred ve mutlak değildir; bir siyasi vasıtadır. Mesela Rusya, kendi dahil ve haricindeki İslavların milli hakkının iddia ve taleb ve bunun için icap ederse harb bile ederdi: fakat imparatorluk da dahil Finlerin, Gürcülerin, Ermenilerin, Türklerin tabii haklarını bile kabul etmezdi, evvelce aldıklarını reddetmeye çalışırdı. Kuvvetli zannolunan ve yüz milyonluk bir Rus kitlesine dayanan bir siyaset muvaffakiyetle taçlanacak diye beklenirken, yuvarlandı, gitti. Almanların da gerek Almanya'da, gerek Avusturya'da takib etmek istedikleri bu milli siyasetleri, muvaffakivetsizlikle hitam buldu. Daha az maddi ve manevi kuvvete dayalı emperyalist Türkçülük de muvaffak olamazdı...

 

Akçura Gaspıralı İle Kırım daDemokratik milliyetçilik hakka müstenid ve sırf savunmayla ilgilidir. Gasb edilen hakkı almağa, gasb edilmek istenilen hakkı müdafaaya çalışır; Emperyalist milliyetçilik ise, taarruzidir, diğerlerinin hukukuna tecavüzü bile tecviz ederek kendi milliyetini takviyeye çalışır. Taarruzi milliyetçilik, dünyada henüz bitmiş değildir. Fakat zannediyorum ki bu yeni milliyetçilik, er geç yok olmaya mahkumdur; Rusların, Avusturyalıların, Almanların başına gelen, bir gün olup diğer emperyalistlerin de başına gelecektir...

 

Efendiler, Türklerin taarruzi emperyalist milliyetçiliği hatadır. Bugün bu sözleri söyleyen, eline kalem aldığı, mektepte, medresede veya böyle serbest bir kürsüde söz söylemeğe başladığı andan beri daima demokratik Türkçülüğü müdafaa etmiştir. Bundan sonra, olayların verdiği derslerden ibret alarak, bu esası daha fazla bir kesinlikle müdafaa edecektir.

 

 

Yusuf Akçura

 

1) Abdullah Cevdet, İçtihad, 105, Haziran 1914

Türk Düşünce Ufukları
Yusuf Akçura, Orhan Çakmak-Atilla Yücel
Alternatif Yayınları



 


 Kavramsal Açılım Zemini

İlk Türkçüler Devrimciydi, Mehmet Ulusoy


"Türkçülük”, “Turancılık”, “Türk milliyetçiliği” denince bugün ilk akla gelen MHP’nin ırkçı milliyetçiliğidir. Kemalizmin Altı Ok’unda yer alan devrimci milliyetçilik ise,* Atatürk’ün partisi olduğunu iddia eden bugünkü CHP’nin sosyal demokrat yöneticileri ve CHP’den türeyen diğer sosyal demokrat parti ve gruplar tarafından “demokratlığın” bir kamburu, bir kusur olarak görülüyor. ABD ve AB işbirlikçisi, Tanzimatçı neoliberaller açısından bu, sevindirici bir durum olsa gerekir.





Türk Milliyetçiliğinin Özünde Halkçılık Vardır

-Kürşat Karacabey-


Bilindiği üzere Osmanlı’nın son dört asrında Türkler’in çok büyük bir çoğunluğu; karın tokluğuna çalışan, sarayın sunduğu nimetlere asla yaklaşamayan, ancak sıra vatan savunmasına geldiğinde ilk akla gelen ve en önde savaşa sürülen “tımarlı sipahiler”den oluşmaktaydı. Kurucu/aslî unsur olan Türk’e yönelik devşirme kini ve öfkesini yansıtan bu olgu; Türklerin uzunca bir süre eğitimsiz, mesleksiz ve meteliksiz kalması gibi bir konumun sağlayıcısı oldu. Aynı süreçte bu geniş kitlenin yoğunlaştığı Anadolu; Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Balkanlar’a bol kepçe sunulan hanlar, hamamlar, kervansaraylar, medreseler gibi alt yapı yatırımlarından da tamamen yoksun bırakıldı...





 

Türklerin Ulusal Uyanışı

-Yusuf Akçura-


"Türklük", daha açık ve bilinen bir tabir ile "Türk Alemi" neresidir? Bu satırları yazan, bir zaman halk karşısında Türklükten bahsederken, Türk alemini şöyle tarif etmişti: "Eski dünya yarım küresini göz önüne getiriniz. Orada üç kıta vardır. Kuzey-batıya tesadüf eden ve yırtık paçavraya benzeyen kısmını koparıp atıverin; güney-batıdaki üç köşeli son ve ağır kıtayı da insanların zayıf kollarıyla kazdıkları kanal çizgisinden büküp koparıverin; sağ tarafın aşağısından sarkan üç dört çıkıntıyı yontun... O vakit eski dünyanın asıl gövdesi kalır. İşte bu gövde tamamen Türk yeri, bizim mirasımızdır."




 Nihal Atsız Üzerine



Bir Baba Bir Oğul ve Engizisyon Gazeteleri

Satılmış Ceridoğlu-


Yağmur Atsız'ın Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları arasında çıkan "Ömrümün İlk 65 Yılı" adlı yeni kitabı’ndan alıntılar Hürriyet gazetesinde yer aldı. Bu entelektüelliğin baştacı gazetemiz ırkçılığa merak sarmış olacak ki, pelvimetre resimleri koyup Nihal Atsız’ın kıt imkanlarını dile getirmek çoşkunluğu gösterdi.

 

Nihal Atsız gibi Türklük sevgisi sınırsız ve bir o kadar heyecan dolu şahsı doğru anlatma uğraşında bir oğulun samimi anılarını hatırlatmak bu son derece güzide gazetemizce eşsiz düzeyine yakışır şekilde popülarize edilerek yapıldı.




Bir Yaşına Daha Girmek

-Yağmur Atsız-


Bahsetdiğim, “Ömrümün İlk 65 Yılı” (Türk Edebiyâtı Vakfı Yayınları) adlı kitabım. Beşir Ayvazoğlu (Tercüman), Abdullah Kılıç (Zaman) yâhut Hasan Pulur (Milliyet) gibi meslekdaşlar çok olumlu eleştiriler yayınladılar ve beni mutlu etdiler. Övülmekden kim hoşlanmaz ki?


 

 Kitap




Türkler “Şimdi” Ne Yapmalı?

-Barak Badılı-


Türkler, önce kendilerini tanımalıdır. Bu tanıma şimdiden başlayıp geçmişe uzanmalıdır. Tanıma yolculuğunda dünyanın bügün edinebildiği bilgiler azık olarak kullanılmalıdır. Azıkların yoldan çıkarıcı ve yolda bırakıcı etkisinden süzülmüş kültüre yani toplumsal içe yaslanarak sıyrılmalıdır. Bu toplumsal öz halk kültüründe ve halkın yaşayışında vardır. Yapılacak olan onu da tanımakdır. Yolculuk süresince bilgiler arasında etkileşim kaçınılmaz olacakdır. Bu etkileşimi yönetmek yolculuğun başarısını belirleyecekdir.


 

 

-

Geleceği

-Türkçülük ve Küreselleşme 1  -Atila Demirkasımoğlu-

 

 

-Globalleşme Çağında Milliyetçilik Ne Olacak? -İskender Öksüz-
-Çağdaş Bir Kızılelma Gerekiyor  -Erkan Mumcu-
-Türkler “Şimdi” Ne Yapmalı?  -Barak Badılı-
-Türkçülük ve Küreselleşme 2 -Açılabilir Kapılar- -Atila Demirkasımoğlu-
-Türkçülük ve Küreselleşme 1  -Atila Demirkasımoğlu-

-

Çağdaş Bir Kızılelma Gerekiyor  -Erkan Mumcu-

-

Türk Nokta-ı Nazarı -Yağmur Atsız-

-

Türkler “Şimdi” Ne Yapmalı?  -Barak Badılı-

-

Globalleşme Çağında Milliyetçilik Ne Olacak? -İskender Öksüz-

-

Adalete Köleliği Atilla’dan Emanet Getirir Türkler Yetişin Turnalar Bu Mevsim O Mevsim Değilmiş Meğer…  -Volkan Ekiz-

-

Ergenekon'un İçinde ve Dışında Farklı Dünyalar  -Satılmış Ceridoğlu-

-

Ulusal Felaket ya da Avrupa Birliği-Üyelik Sürecinde ve Sonrasında Türkçüler  -Cemil Kılıç-

-

Tarihinden

- 

 

 

- 
- 
-Cehil bâbında Ali Bâbıâli  -Yağmur Atsız-
-Bâbıâli Köşebazları!  -Yağmur Atsız-
-Bir Yaşına Daha Girmek  -Yağmur Atsız-
-Bir Baba Bir Oğul ve Engizisyon Gazeteleri  -Satılmış Ceridoğlu-

-

İlk Türkçüler Devrimciydi, Mehmet Ulusoy

-

Türkiye'nin Bugünü ve...  -Barak Badılı-

-

Cehil bâbında Ali Bâbıâli  -Yağmur Atsız-

-

Bâbıâli Köşebazları!  -Yağmur Atsız-

-

Bir Yaşına Daha Girmek  -Yağmur Atsız-

-

Bir Baba Bir Oğul ve Engizisyon Gazeteleri  -Satılmış Ceridoğlu-

-

Tarihden Silinen Türk Komünistleri -Hüseyin Adıgüzel-

 

-

Sorunları

-Türkiye'nin Bugünü ve...  -Barak Badılı-

 

 

Osman Batur İdama Götürülürken

-Türk Birliği Ülküsü Yolunda Din Engeli  -Cemil Kılıç-
-Türk Nokta-ı Nazarı -Yağmur Atsız-

-

"Alt-Üst Kimlik" Tartışmaları ve Yusuf Akçura'nın "Üç Tarz-ı Siyaseti"

Fuat Uçar

-

Muhammed Salih ve Üzerinden Türkçülük Üzerine Değerlendirme -Hadi Uluengin-

-

Türkçülük/Türk Ulusçuluğu Düşüncesinin Kuramsal ve Kılgısal Geleceği 21.yy da Türk Milliyetçiliği  -Cemil Kılıç-

-

Öcü  -Alev Alatlı-

-

Tarihin En Mazlum Milleti: Türkler! -Cemil Kılıç-

-

Türk Birliği Ülküsü Yolunda Din Engeli  -Cemil Kılıç-

-

"Üç Tarz-ı Siyaset" -Ahmet Özcan-
-Milliyetçiler Enternasyonali  -Cemil Kılıç-
-

Abidin Nesimi'nin Anılarından Türk Sosyalist Tarihi İle İlgili Bazı Gerçekler -Kemal Ergin-