
Ergenekon'un İçinde ve Dışında Farklı Dünyalar
-Satılmış Ceridoğlu-
Türkiye'nin AB Üyeliği sürecinde, Türkçülerin şimdilik yapamayacağı şey sürece müdahil olmakdır. Türkçülerin yapmayacağı şey taraflara dahil olmakdır. Yapmaması gereken şey ise hesapsızlıkdır. AB'nin Türkiye bir tarih vereceği ama bu tarihi elinden geldiğince uzun tutmaya çalışacağı muhakkakdır. Türkiye'nin şimdi ve kısa dönemde AB ve ABD'nin temsil ettiği Batı Cephesinden kopmayacağı ve kopamayacağı da muhakkakdır. Türkiye'nin AB üyeliğinin gerçekleşme zamanı Batı'nın iki cephesi arasında nerede ve nasıl duracağı ile belirlenecekdir. Nerede ve nasıl sorusunun yanıtı üç taraflı mücadelenin optimum dengesinin nerede olacağı yanıtı ile ilişkilidir ki bu sorunun yanıtı belirsizdir ve belirsiz kalacakdır. Her an herşey olabilir yargısı bu durum için biçilmiş kaftandandır. Türkiye bir anda AB üyesi olabileceği gibi bir anda bundan tamamen ayrı bir yolun yolcusu olabilir. Türkiye ve Avrupa'yı zora sokan, ABD'nin küresel liderlik yerine küresel patronluğa soyunmasıdır. Liderlik ve patronluk arasındaki farkı önemsemek, bilgi toplumuyla Sanayii toplumu arasındaki uçurumu doğru algılamakla ilişkilidir. ABD, riskli ve muhtemelen başarısız olacağı bir çizgiye koyulmuşdur. Bu yolun kısa kazanımları, onu küresel liderlikten uzaklaştıracakdır. Muhtemelen bu gidişe uluslararası sermaye BM desteği ile son verecekdir. BM üzerinde oynanan oyunların en kuvvetli gerekçesi bu müdahalenin koalisyon pazarlıkları sonucunda oluşacakdır. Türkiye, eğer ciddi olmak istiyorsa hesaba buradan dahil olabilir. Ve bunun ilk ciddi göstergesi yapısı değişecek olan güvenlik konseyi daimi üyeliğidir. Türkiye için Kıbrıs ve Ulus-Devlet tehlikesi AB kökenli değildir. Hatta AB'nin bu tehlikeleri arttırmak yerine azaltma ihtimali daha yüksekdir. Bu tehlikeler her zaman vardı, AB içinde veya dışında, yine olacakdır. Azalması Türkiye'nin yönetme yeteneklerinin kullanımıyla ilgilidir. Bu konuda Türkiye'nin taraf olduğu veya olacağı bloklar birincil belirleyici olmayacakdır. Bunlar tamamen iç politikaya dair oyun alanlarıdır. İç politikaya ait konumlanmalar, demokratik bir zemine çekildikçe Türklerin lehine olduğu gibi Türkiye'nin yönetme yeteneklerinin kullanılma olasılığını arttırmaya yarayacakdır. Türkçülerin oyuna dahil olabilecekleri nokta da tam burasıdır. Türkçülerin, AB' dahil olan ülkelerin milliyetçi gruplarıyla işbirliğini olası ve yararlı görmüyorum. Türkçüler Doğu'nun milliyetçi gruplarıyla işbirliğine daha yatkın olacaktır ve olmalıdır. Batı milliyetçiliğinin dahil olduğu zeminde Türkçülerin, maşa olmaktan gayri kazançları olmayacakdır. Batının milliyetçileri için ortak zemine Türklerin dahil olması hem din hem kültür hem de etnik açıdan mümkün değildir. MHP, üzerinde konuşulabilir değildir ve olacak gibi de görünmüyor. Bir seçenek olarak değerlendirilmek için devrim'lere' gereksinimi vardır. Avrupalılık kimliği, Avrasyalılık kimliği ya da Asyalılık kimlikleri ve İslam kimliği Türk kimliğinin önüne geçmediği onu tıkamadığı sürece önemli değildir. Önemli hale gelmesi ise sadece Türklerin ne yapacaklarına bağlıdır. Türkler, her kimliği araç olarak kullanabilirler. Türklerin nasıl bir ilerleme modeli oluşturabileceği üzerinde daha çok emek gerektiren bir alan olarak azimlilerini bekliyor. Satılmış Ceridoğlu 13 Aralık 2004 Levent-İstanbul
|