Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

20 Mart 2006

Muhammed Abduh

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türkçülük

 


Türk Birliği Ülküsü Yolunda Din Engeli


-Mustafa Cemil Kılıç-


Türk Birliği Ülküsünün Önündeki En Büyük Engellerden Biri Dindir! Ya da "Rehber Kuran, Hedef Turan mı?"

 

Türk halkları yaklaşık olarak 260 milyonluk nüfusa sahiptir. Türklük bilincine bağlı her Türkün en büyük ülkülerinden biri bu görkemli topluluğun birliğidir. Birliğini ülkülediğimiz bu topluluğun ortak değeri Türklüktür. Türklük; Türk soyundan gelmek ve Türkçe konuşmaktır. Türk soyundan gelmediği halde Türklük bilincine sahip olan ve Türkçe konuşup başka bir ulusa mensubiyet duymayan herkesi de Türklük kimliği çerçevesinde değerlendirmekteyiz.Daha açık ifade etmek gerekirse kendini Türk bilen herkes Türktür. Ancak Türk olmadığı halde kendini Türk hissettiğini söyleyen kimseleri Türk addetmeye olanak yoktur.

 

Türkleri Türk yapan değerler nedir sorusuna yanıt verirken soy ve dilin dışında başka bir unsuru da ileri sürmek Türklüğü anlamamaktır. Soy ve dilin dışında başka bir ögeyi özellikle de dini ve / veya mezhebi de ileri sürmek gerçek Türklük bilincine ulaşamamak demektir. Aslında bu konuda yanlış kanılar içinde bulunmanın en büyük nedenlerinden biri dünya Türklerini dinsel ve mezhepsel anlamda homojen sanmaktır. Gerçekten yakın zamanlara değin dünya Türklerinin ezici çoğunluğunun İslam dininden ve İslamın Ortodoksluk/Sünnilik mezhebinden olduğu bilgisi yaygındı. Bu bilginin etkisiyle Milliyetçi devinimler din faktörüne de vurgu yapan bir ideolojik yapı ürettiler.Hatta Türk - İslam sentezi adı verilen sosyolojik ve tarihsel açıdan bilimdışı bir ideolojik yöneliş on yıllardır Türk ulusçuluğunu dinci ve mezhepçi kuşatmaya almıştır. Bu bağlamda öne çıkan söylemlerin Türklük kimliği ve Türklük bilinci açısından ne denli hastalıklı olduğu özellikle SSCB'nin yıkılışının ardından ortaya çıkan gayrimüslim ve gayrisünni Türkler gerçeği ile daha net kavranır olmuştur. Müslüman Türk adlandırması kendi içinde Sünni Türk kimliğini de içerdiğinden on milyonlarca Türk soylu insan Müslüman ve Sünni olmadıkları için Türk milliyetçisi olduklarını iddia eden çevrelerce Türklük kimliğinin dışında addedildiklerini görmüşlerdir. Bundan dolayıdır ki söz gelimi bir Hristiyan Türk, Türklük kimliğini değil de dinsel kimliğini öne çıkarmak ve diğer Hristiyan halklara yaklaşmak zorunda hissetmiştir. Yine Müslüman olduğu halde Sünni olmayan ( Şii veya Alevi ) Türkler de gayri Türk mezhepdaşlarıyla yakınlaşma ve Sünni Türklerden uzaklaşma sürecinin özneleri olmak zorunda kalmışlardır. Dinci ve mezhepçi milliyetçiler bu tutumlarıyla Türklük davasına inanılmaz ve telafisi çok zor bir darbe vurmuşlardır. Bu ağır hasarın giderilmesi çok zaman alacaktır.

 

Hophaname'de Ceditçilik Karşıtları

Türk ulusçuluğu düşünce ve deviniminin gerçek kimliğine ulaşabilmesi için lazım gelen en önemli unsur laikleşmedir. Türk dünyasına laik bir bakış açısıyla bakmayan bir hareketin Türk ulusçusu/milliyetçisi olması olanaksızdır. Dünya Türklerinin ezici çoğunluğu Müslüman ve Sünni olsaydı bu denli laik bir tutum yeğlemek gerekli olmayabilirdi. Ancak tekraren söyleyelim ki Türk dünyası dinsel ve mezhepsel açıdan homojen değildir. Gerek tarihsel gerekse güncel anlamda hiçbir doğruluğu bulunmayan bu yanlış bilginin düzeltilmesi Türklüğün geleceği açısından elzemdir. Değerli araştırmacı yazar Cemal Şener'in www.karacaahmet.com ve www.turkcutoplumcu.com'da yayımlanan " Tarihte Türklerin İnandıkları Dinler " adlı makalesinde de ortaya koyduğu gibi Türkler bugüne değin sürekli din değiştirmiş ve belli dinlerin farklı ekollerine mensup olagelmişleridr. Hatta bu realite nedeniyledir ki tarihte pek çok Türk topluluğu aralarındaki dinsel ve mezhepsel farklılıklar nedeniyle savaşmışlardır. Bu savaşlar Türklüğe güç kaybettirmekten başka bir sonuç doğurmamıştır.

 

Günümüz Türk dünyasındaki dinsel ve mezhepsel çeşitliliği sunmadan evvel Türk - İslam sentezcisi çevlerin on yıllardır yineleyip durdukları tarihsel bir yalanı izhar edelim. Bu tarihsel yalan Türklerin İslam'ı kendi istekleri ve hidayete erme arzusuyla benimsedikleri yalanıdır. Oysa gerçek şu ki, Türkler İslam'a direndikleri için yaklaşık yüzyıl süren bir süreç içerisinde Emevi / Arap / İslam orduları tarafından katliamlara maruz bırakılmışlardır. Yüzbinlerce Türk öldürülmüş ve bir o kadarı da köleleştirilmiştir. Yüzbinlerce Türk kızı cariye yapılarak Emevi / Arap askerlerin cinsel arzularının hizmetine sunulmuş, Türklüğün onuru ayaklar altına alınmıştır. Türkler Emevi / Arap İslam'ına direnirken Hazreti Ali soyundan gelenlerin anlattığı ve eski inançlarıyla da uyuşan tasavvufi İslam'ı benimsemekte tereddüt etmemişlerdir. Emevi İslam'ını reddedip, Ali İslam'ını benimseyen Türklerin maruz kaldıkları Emevi katliamını görmeyen / görmek istemeyen çevrelerin milliyetçiliği samimi addedilemez. Ne hazindir ki, Hazreti Muhammed'in soyunu sürdüren Hazreti Ali ve onun soyundan gelenlerin anlattığı İslam'a gönül veren Türklerin mezhepsel kimliğini ulusal birliği tehdit eden bir unsur gibi algılama aymazlığı Türk - İslam sentezcisi çevrelerin sürdürmekte inat ettiği bir tutumdur.Bu tutumun bir sonucu olarak Türk - İslam sentezcileri Alevi / Bektaşi / Kızılbaş Türkmenlerin asimilasyonu meselesini hala gündemlerinde tutmaktadırlar. Türk - İslam sentezcilerinin bu asimilasyoncu anlayışıyla mücadele etmek Türklüğe ve Türkçülüğe omuz vermektir. Çünkü Türk - İslam sentezcileri Alevi / Bektaşi Türkmenleri Kürtçülerin ve diğer gayrimilli oluşumların kucağına itmektedirler.

 

Gelelim günümüz Türk dünyasındaki dinsel ve mezhepsel çeşitliliğe...

 

İslam'a inanan Türklerin nüfusu 245 milyondur.

 

İslam'ın Sünni / Ortodoks koluna mensup Türklerin nüfusu 160 milyondur.

 

İslam'ın Şiilik ekolüne mensup Türklerin nüfusu 55 milyondur. ( Azerbaycan, İran ve Irak Türklüğünün büyük bölümü )

 

Alevi / Bektaşi / Kızılbaş / Ehli Hak vb. Türklerin nüfusu 30 milyondur. ( Anadolu, Balkanlar, Kıbrıs ve Irak Türklüğünün bir kısmı )

 

Ortodoks Hristiyanlık dinine inanan Türklerin nüfusu 10 milyondur. ( Gagavuz, Çuvaş, Hakas, Altay, Şar, Yakut, Urum, Dolgan, Karagas, Tatar / Kreyşin, Ortodoks Türkmenler, Kerkük Türkmenlerinden 3 bin kadarı da Hristiyandır. )

 

Musevilik dinine inanan Türklerin nüfusu 1 milyondur. ( Karaim ve Kırımçak Türkleri )

 

Budizm'e inanan Türklerin nüfusu 2,5 milyondur. ( Tuva ve Sarı Uygur Türkleri )

 

Ak din/Burkanizm'e inanan Türklerin nüfusu 500 bindir. ( Altay, Hakas ve diğer nüfusça az Türklerinin bir kısmı )

 

Animist Türklerin nüfusu 150 bindir. ( Orta Asya'da dağınık halde yaşarlar.)

 

Ateist Türklerin nüfusu 100 bindir. ( Türk dünyasının her bölgesinde )


Durum buyken bütün Türklerin birliğini sağlayabilmenin yolunun laiklikten geçtiği açık değil midir ? Rehber Kur'an, Hedef Turan demek Türklüğe hizmet eden bir söylem değildir. Kur'an, Kur'an'a inanan insanların gündelik yaşamlarını ve Allah ile ilişkilerini düzenlemekte bir rehberdir. Ancak gayrimüslim Türklere rehber Kur'an’dır demek onları Türklükten uzaklaştırmaktan başka hiçbir sonuç doğurmaz.

 

O halde tüm yüreğimizle haykıralım:
Yaşasın Laik TÜRKELİ !!!
Yaşasın Dünya Türklerinin Birliği Ülküsü !!!

 

Mustafa Cemil Kılıç

20 Mart 2006



Türklerin İslam’a girişiyle birlikte Türk kültüründe çok büyük değişimler yaşanmaya başlamıştır. Kültürün en önemli öğesi ve taşıyıcısı olan dildeki değişimler ise bu değişimlerin en bariz olanlarındandır. İslamlaşmadan kısa bir süre sonra Türkler, Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardır. Uygur ve Gök Türk alfabeleri terkedilmiştir. Arap alfabesiyle birlikte Türk diline öncelikle dinsel alanda olmak üzere pek çok Arapça ve Farsça sözcük girmeye başlamıştır. Zamanla Türk dili tanınamayacak dereceye gelmiş, Arap ve Fars diline ait söz ve dilbilgisi kurallarıyla boğulmuştur.



Tarihin En Mazlum Milleti: Türkler! -Mustafa Cemil Kılıç-


Türk ulusu hamasi milliyetçilik söylemleri üzerine kurulu sözde Türk milliyetçiliğini savunan Türk / İslam sentezcisi, milliyetçi muhafazakar güruhun bilim dışı ve tarihen hakikat olma vasfından mahrum bulunan masallarından artık kurtulmalıdır. Aksi halde kendi kendimizi kandırmaktan ve içinde bulunduğumuz elim durumdan kurtulmamız söz konusu olmayacaktır.



Aleviler ve Kur'an-ı Kerim -Mustafa Cemil Kılıç-


Aleviler, Kur’an’ın Tanrı tarafından gönderilen son kutsal kitap olduğuna inanırlar. Aynı şekilde Kur’an’dan önce gönderilen diğer kutsal kitaplara (Zebur, Tevrat, İncil) da inanırlar. Ancak bu kutsal kitaplardan ve özellikle de Kur’an’dan ne anlaşılması gerektiği konusunda gerek Sünnilerden gerekse Şiilerden farklı düşünürler. Bu farklılığın en güzel ifadelerinden biri Seyyid Ali Sultan’ın şu dizelerindedir:


 

Mustafa Cemil Kılıç


İlahiyatçı / Sosyolog

1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbulda tamamladı. İstanbul^da Küçükköy İmam Hatip Lisesi^nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesinin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998 de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. www.turkcutoplumcu.com ve www.sultangaliyevinyolunda.com adlı web sitelerinin yöneticiliğini yapmaktadır. Halen eğitimcilik görevini sürdürmektedir.


 Alevilik



Alevilik İslam'ın Türk'e Özgü Yorumudur


Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür. Alevi / Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır.

 

Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.” Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.


 21 yy'a Girerken Türkçülük



Türk Tanımı


Türk, Türklük soyundan gelen ve Türklük soyundan gelenler kadar Türkleşerek kendini TÜRK BİLENDİR. Başka bir kimliğe sahip olduğu halde kendini Türk hisseden veya hissettiğini söyleyen kimseleri Türk kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü; böylesi kimseler bilinçaltlarında bir yerde o gayri Türklük kimliğini muhafaza etmektedir. Bu ise daima potansiyel bir kopuşun mevcudiyetini bildirmektedir. O halde biz, tıpkı Yusuf AKÇURA gibi Türklüğü ırk temelli tanımlıyoruz ki, gerçekten bilimsel olan da budur.


 Tarih Algısında Seçkincilik Sona Ererken



Tarih Algısı


Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da  Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar