Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

12 Aralık 2004

Enver Paşa

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türkçülük

 


Ulusal Felaket ya da Avrupa Birliği-Üyelik Sürecinde ve Sonrasında Türkçüler


-Mustafa Cemil Kılıç-


Üyelik sürecinde ve sonrasında Türkçüler ne yapacak / ne yapmalı ?

 

Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik macerası son derece yaşamsal bir noktaya ulaşmış durumda.17 Aralık tarihinde gerçekleştirilecek olan doruk toplantısında Türkiye’nin üyelik görüşmelerine başlayıp başlamayacağına ilişkin karar verilecek. Görünen o ki, görüşmelerin başlaması yönünde bir karar verilecek. Ancak bu karar koşullu olacak.Ayrıca ucu açık diye tabir edilen bir görüşme süreci yaşanacak. Ucu açıktan kasıt, görüşmelerin tam üyelikle sonuçlanmayabileceği ve üyeliğin gerçekleşme tarihinin net olmayışıdır.

 

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Türkiye’nin önüne koyacakları koşullar da üç aşağı beş yukarı belli durumda. En ağır koşul sözde Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması koşuludur. Eğer Türkiye bu koşulu yerine getirirse Kıbrıs adasında işgalci olduğunu kabul etmiş olacaktır.Bu kabul ediş aynı zamanda KKTC’ nin korsan yani yasadışı bir devlet olduğunun da kabulü anlamına gelecektir. Hükümetin tavrından anladığımıza göre süreç içerisinde bu koşul yerine getirilecektir. Hükümet diyecektir ki, “önce bir müzakere tarihi verin, biz sonra süreç içerisinde Kıbrıs Cumhuriyetini tanıyacağız.” Türk ulusu için bu son derece onur kırıcıdır. Ancak bu onur kırıcı durum maalesef yaşanacaktır.

 

Öyle veya böyle Türkiye’nin yönetimine egemen olan siyasal, askersel, bürokratik ve ticari irade Avrupa’ya üyelik için gereken herşeyi yapmaya hazırdır. Bu da eninde sonunda Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olacağı anlamına gelmektedir.

 

17 Aralıkta alınacak bir müzakere tarihi işbirlikçi basını, siyasal iradeyi ve güdümlü sivil toplum kuruluşlarını zafer narası atmaya sevk edecektir. Hiç kimse koşullarla ilgilenmeyecek, önemli olan müzakere tarihinin alınmasıdır, deyip bayram yapacaktır.

 

Gelinen noktada ve sonrasında yaşanacak süreçte Türk ulusçuları ne yapacaktır. Tabiri caizse “cıyak cıyak “ bağırmaya devam mı edeceklerdir. Bilindiği gibi günümüzde Türk milliyetçileri Avrupa Birliğine karşı olmak veya karşıymış gibi görünmek dışında hiçbir ciddi politika üretememektedir.Avrupa Birliğine alternatif olarak sunulmaya çalışılan Avrasyacılık da tamamen tepkisel ve her türlü plan ve tasarımdan yoksun zavallıca bir çırpınıştan ibarettir.

 

Türk milliyetçileri bu süreci isteseler engelleyebilirlerdi. Ancak Türk milliyetçileri daima devlet güdümlü oldukları için onun buyruklarına boyun eğmeyi tercih ettiler. Yüce devletimizin bir bildiği vardır, şeklindeki acziyet içeren yaklaşım, Türklüğün başına türlü belalar açmaya devam etmektedir.Devletten bağımsız ve devleti savunmaktan kurtulmuş bir Türkçülük anlayışı yerine zaman zaman devletçe hatırlanan ve kimi operasyonlar için kullanılan güdümlü ve güdük bir milliyetçilik yeğlendiği için Türk milliyetçileri güçlü bir sivil toplum örgütlenmesi gerçekleştiremediler. Bu nedenle de kamuoyu hazırlayıcıları artık Türk milliyetçilerini ciddiye almıyorlar.Devlet de ciddiye almıyor. Sonuçta öyle veya böyle Türk ulusunun canıyla kanıyla kurduğu Ulusal Türk Devleti olan T.C. önce Türk devleti olma özelliğini yitirdi, sonra da yeni Roma imparatorluğu demek olan Avrupa Birliğine kurban olarak sunuldu. Bütün Türk milliyetçilerinin başı sağ olsun. Türkiye Cumhuriyeti öldü. Artık o, Birleşik Avrupa Devleti’nin bir eyaletidir.

 

Ama ortada hala bir Türk milleti var. Milletin varlığı devam ettiğine göre mücadele de sürecektir, sürmelidir.

 

Avrupa Birliği üyesi haline gelmiş bir Türkiye’de Türkçüler ne yapmalıdır? Bizce yani Türkçü Toplumcularca artık gerçek gündem maddemiz bu olmalıdır.


Avrupa Birliğine üye devletlerde birlik karşıtı akımlar da mevcuttur. Fransız milliyetçileri, İngiliz muhafazakarların bir kısmı ve hemen hemen her üye devletin “ aşırı “ milliyetçileri kendi ulusal devletlerinin devamından yanadırlar. Ayrıca Avrupa'nın kimi küçük halkları ( sözgelimi Basklar ) da birliğe karşıdır. İslam ülkelerinden Avrupa’ya göçmen olarak gidip yurttaş olanlar da İslami kimlikleri gereği birlik politikalarına muhalefet eden unsurlar arasında yer almaktadır.

 

Türk milliyetçileri öncelikle Milliyetçilerin üzerine kara bulut gibi çöken MHP belasından kurtulmalıdırlar. Ya da MHP’deki gerçek ve samimi milliyetçiler partilerine sahip çıkıp onu yeniden Türk milliyetçiliğinin gerçek kalesi haline getirmelidirler.

 

Türk milliyetçileri hızla sivil toplum kuruluşları kurarak partisel örgütlenmenin dışında sosyal bir örgütlenme gerçekleştirmelidirler. Bu örgütlenmeler Avrupa Birliğindeki diğer muhalif unsurlarla hızla bir işbirliği zemini oluşturmalı, Birliğin dağılıp yeniden ulusal devletlerin inşası için birlikte mücadele etmelidirler. Ancak burada milliyetçiliği tamamen başka milletlere düşmanlık etmek gibi algılayan zavallılar bu önerimizi enternasyonallik olarak niteleyip işbirliğini reddedecek ve kendi başlarına debelenip durmayı tercih edeceklerdir.

 

Biz diyoruz ki, Avrupa Birliğine üye halkların milliyetçileri, milli kimlikleri reddedip ortak bir Avrupalılık kimliği oluşturmaya çalışanlara karşı enternasyonal bir işbirliği geliştirmelidir. Birliğin dağılması için birlikte çalışmalıdır. Bu mücadele sürecinde Avrupa Birliğinin kapitalist bir yapı olmasından rahatsız olan tüm sosyalist ve komünistlerle de işbirliği yapılmalıdır.

 

Bu tarihi yazıyı bitirirken biz Türkçü Toplumcular olarak, niçin Avrupa Birliğine karşı olduğumuzu tekrar açıklamak istiyoruz.

Biz Türküz ve ulusal devletimizin devamını Türklüğümüzün devamı için zorunlu görüyoruz. Türklerin azınlıkta olduğu bir toplulukta ulusça erimemiz olasıdır. Erimek ve yok olmak istemiyoruz.

 

Avrupa Birliği emperyalist ve kapitalist bir oluşumdur.Siyaseti zulüm üzerine kuruludur. Türk milleti emekçidir, mazlumdur.Emekten, mazlumdan yana olduğumuz için, kapitalizme ve emperyalizme karşı olduğumuz için yani SONUNA KADAR TOPLUMCU / SOSYALİST OLDUĞUMUZ İÇİN Avrupa Birliğine karşıyız.

 

Dünyadaki bütün Türklerin Sosyalist bir Turan devleti veya birliği etrafında birleşip doğunun batıya, güneyin kuzeye karşı ayağa kalkması ve yeryüzünde sömürünün yok olması için Avrupa Birliğine karşıyız.

 

Bütün Müslümanların ve bütün mazlum halkların Türklerin öncülüğünde emperyalizme karşı birleşip büyük Türk kuramcısı SULTANGALİYEV’in sömürgeler enternasyonali düşünü hayata geçirmesi için Avrupa Birliğine karşıyız.


Emperyalizme karşı millet bir olsun, milletler eşit olsun !!!


Mustafa Cemil Kılıç

İstanbul 12 Aralık 2004


 

 

Cemil Kılıç


İlahiyatçı / Sosyolog

1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbulda tamamladı. İstanbul^da Küçükköy İmam Hatip Lisesi^nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesinin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998 de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. www.turkcutoplumcu.com ve www.sultangaliyevinyolunda.com adlı web sitelerinin yöneticiliğini yapmaktadır. Halen eğitimcilik görevini sürdürmektedir.


 Alevilik



Alevilik İslam'ın Türk'e Özgü Yorumudur


Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür. Alevi / Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır.

 

Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.” Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.


 21 yy'a Girerken Türkçülük



Türk Tanımı


Türk, Türklük soyundan gelen ve Türklük soyundan gelenler kadar Türkleşerek kendini TÜRK BİLENDİR. Başka bir kimliğe sahip olduğu halde kendini Türk hisseden veya hissettiğini söyleyen kimseleri Türk kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü; böylesi kimseler bilinçaltlarında bir yerde o gayri Türklük kimliğini muhafaza etmektedir. Bu ise daima potansiyel bir kopuşun mevcudiyetini bildirmektedir. O halde biz, tıpkı Yusuf AKÇURA gibi Türklüğü ırk temelli tanımlıyoruz ki, gerçekten bilimsel olan da budur.


 Tarih Algısında Seçkincilik Sona Ererken



Tarih Algısı


Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da  Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar