Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

30 Haziran 2006

Mustafa Çokay

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türkçülük

 


Kaşgarlı MahmudTürk Tarihini Yeniden Okumak: Seçkinci Hegemonyaya Son!


-Mustafa Cemil Kılıç-


Türklerin tarihi yaklaşık beş bin yıl geriye götürülmektedir. Bunu on bin yıla çıkaranlar da var. Ancak Türk adının ulusumuza isim olması temel alınacak olursa en fazla bin beş yüzyıllık bir tarih de söz konusu olabilir ki, bunu kabul eden pek kimse yoktur. Her ne kadar " Türk " sözüyle anılmasalar da binlerce yıldan beri Türk dilinin çeşitli biçimlerini/diyalektlerini konuşan toplulukların mevcudiyeti yalın bir gerçektir. Dahası tarihte öyle topluluklar ve uygarlıklar vardır ki hala onların günümüzdeki hangi ulusun kökleriyle ilintili oldukları tartışılmaya devam etmektedir. Böylesi toplulukların pek çoğunun aslında "Türki/Türksel" topluluklar oldukları fakat güncel siyasal nedenlerin bilimsel ve tarihsel gerçekleri gölgelemeye çalışması nedeniyle gerçeği gizlenmektedir. Bu konuda Sümerleri, Likyalıları, Etrüskleri örnek verebiliriz.

 

Böylesi toplulukları da hesaba kattığımızda Türk tarihinin bilinenden ve sanılandan daha derin ve köklü olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. İşte bu noktada Türklerin tarihsel bir talihsizliğiyle yüzleşiyoruz.Türkler tarihin hemen hemen her devrinde sanılanın aksine özne olmaktan çok nesne konumuna sürüklenmişler, daha da ilginç olan şu ki, Türkleri nesne konumuna sürükleyen elitler ve egemenler zümresi de soyca ve kültürce yine Türk kitlesinin içinden çıkanlar olmuştur. Belki de şöyle demek olasıdır. Türklük soyca ve kültürce Türk fakat sayıca az olup tarihte özne konumunda bulunanlar  tarafından değil de yine onların yönettiği/yönetmeye çalıştığı nesne konumundaki büyük kitleler tarafından temsil edilmiştir. Yani Türk kökenli seçkinler/egemenler, seçkinleşme/egemenleşme süreçleri sırasında ve sonrasında Türklük değerlerine yabancılaşmışlardır. Böylece özgün Türk kimliği geniş halk yığınları yoluyla temsil olunmuş ve yaşatılmıştır. Ancak Türk tarihi anlatılırken bu geniş halk yığınlarının tarihi  değil de Türklerin içinden çıkan fakat Türklük değerlerine yabancılaşmış olan seçkinlerin/egemenlerin tarihi anlatılmaktadır.


Türk tarihinden bahis açıldığında daima hakanların/kağanların/sultanların/padişahların ve onların çevresindeki diğer elitlerin/egemenlerin tarihi ele alınmaktadır. Hatta bu elitlere ve egemenlere karşı ayaklanan ve aslında soyca ve kültürce onlarla kıyaslanmayacak kadar "daha Türk" olan kitleler olumsuzlamacı bir jargon kullanılarak isyancı, bozguncu hatta bölücü gibi tanımlamalarla anıla gelmektedir.

Oysa bilmekteyiz ki, söz konusu bu olumsuzlamacı jargona muhatap kalanlar olmasaydı bugüne değin yaşayabilmiş bir Türk kültüründen, Türk dilinden kısacası Türklük kimliğinden hiçbir şey kalmayabilirdi.

Ne demek istediğimizi daha net ortaya koyalım.

Ve soralım;

Türk inançlarını bırakıp Budizm'i benimsemeyi düşünen Bilge kağan mı daha Türk'tür, yoksa ona karşı çıkıp Türk inançlarının terk edilmesinin ve Budizm'in benimsenmesinin Türkler için kötü sonuçlar doğuracağını düşünen Tonyukuk mu daha Türk'tür ?

 


Çinlilerle dost olup sarayda ve Çin ordusunda önemli mevkiler elde eden ve böylece rahat bir yaşam süren Türk soylu elitler/egemenler mi daha Türk'tür, yoksa topyekun Çin'e ve Çinliliğe karşı ayaklanan karabudundan adsız sansız çeriler mi daha Türk'tür ?

Açıkça söyleyelim ki Gök Türkler döneminde iş, Türklerin elitlerine / egemenlerine kalsaydı Türkler topyekun Çinlileşip giderdi. Nitekim bu yolla gönüllü olarak asimile olup giden Türk seçkinlerinin ve onların yönlendirdiği Türk topluluklarının mevcudiyeti meçhul değil. Sözgelimi Tabgaçlar bu şekilde Çinlileşip gitmişlerdir. Hatta Tabgaç sözü geriye kalan Türklerin gözünde o denli Çinlilikle özdeşleşmiştir ki, Çinlilerden bahsederken Türkler, Tabgaç sözünü kullanmaya başlamışlardır. Bunu Gök Türk yazıtlarında çok yalın bir biçimde görmekteyiz.


Tarihsel örnekler çerçevesinde sorularımıza devam edelim.

Özellikle İslamlaşma sürecinde ve sonrasında kendi öz dilleri yerine Arapça ve Farsça yazıp konuşmaya başlayan elitler/egemenler mi daha Türk'tür, yoksa Türkçeden başka bir dil konuşma olanağı bulunmayan göçebe, yarı göçebe Türk / Türkmen kitleler mi daha Türk'tür ?

Müslüman olmayı, “İSLAM'LA ŞEREFLENMEK“ diye nitelendiren bir avuç varsıl, seçkin, egemen zümre mi daha Türk'tür, yoksa tüm baskılara karşın, kültürünü, geleneğini, kamcı inançlarını yaşatmaya çalışan büyük yığınlar mı daha Türk'tür ?

Arap’ın dilini mükemmel denilecek düzeyde öğrenip “ KEŞŞAF” ı yazacak denli Arap kültürüne hizmet eden ve fakat tek satır Türkçe yazı yazmayan, soyca Türk olan Muhammed  Zemahşeri mi daha Türk'tür, yoksa Arapça’ya olan hayranlık düzeyindeki yönelişin ortaya koyduğu aşağılık duygusuna isyan ederek Türk dili için bir sözlük yazıp bunu deyim yerindeyse halifenin gözüne sokarcasına ona takdim eden KAŞGARLI MAHMUT mu daha Türk'tür ?

 Bir düşünelim, Zemahşeri Türklüğe ne verdi ? Kaşgarlı Mahmut ne verdi ?

O halde soralım, ilk müfessir Muhammed Zemahşeri Türk asıllıydı diye övünme budalalığı seçkinci Tarih perspektifimizin bize “ armağan ettiği “ hastalık değil midir ?

Aynı hastalığı, Türklükle hiçbir ilgisi olmayan (soy hariç) Numan Bin Sabit’in / Ebu Hanife’nin Türk kökenli bir İslam hukuk bilgini olduğuyla böbürlendiğimiz trajik ve gülünç halimizde gözlemlemiyor muyuz ?

Bazı çok bilmişlerden şu anda şunu duyar gibiyiz; efendim o zamanlar ilim dili Arapça ve Farsça idi. O nedenle ilim adamlarımız Türk olmakla birlikte Arapça ve Farsça yazmışlardır.

İşte bu anlayışın devamını bugün de yaşamıyor muyuz ? Bugün üniversitelerimizin neredeyse tümü yabancı dillerde eğitim yapmıyor mu ? Türkçe’nin bilim dili olmadığından dem vurulmuyor mu ?

Asırlar geçmiş olmasına karşın demek ki hala pek bir şey değişmemiş.

Sorularımızı sürdürelim.

Farslaşmış Selçuklu elitlerine karşı Konya’da Türkmenleri örgütleyerek ayaklanıp ihtilal yapan ve Türk dilini Anadolu topraklarında ilk kez resmi dil olarak ilan eden Karamanoğlu Mehmet Bey mi daha Türk'tür, yoksa onu ve yandaşları olan büyük Türkmen yığınlarını bozguncu, fitneci, asi diye nitelendiren soyca Türk ama huyca ve kafaca gayri Türk olan tarihçiler mi daha Türk'tür ?

Bakınız Ebubekr-i Konyevi adlı bir sözde Türk, Ravzat’ül-Küttab adlı kitabında, Karamanoğlu’nu ve yandaşları olan büyük Türkmen devrimcileri nasıl niteliyor ;

 “…Türkmen topluluğu ile dinsiz isyancılar...”

Aynı kişi ihtilalin bastırılmasının ardından sözde Türk Şemseddin Cüveyni’yi kutlamak için Arapça bir kaside de yazıyor.  Seçkinci tarih anlayışını benimseyen Türk İslam sentezcisi güruhun övündükleri Türkler işte böyle Türklerdir; İsyancı dedikleri Türkmenleri ezen Türkler…

Usanmadan yine soralım, ta ki kafalar değişinceye değin…

Türk çocuklarına medreselerde Arap’ın, Fars’ın dilini İslam ve ümmet adına öğreten ve onlara bu şekilde cennete giden yolları güya gösteren mollalar, Nakşibendi meczupları mı daha Türk'tür, yoksa;

“Sevmiyorlar bilginler sizin Türk dilini
Erenlerden işitsen açar gönül ilini
Ayet, hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar
Anlamına erenler başlarını eğip uyarlar…”

Diye haykıran Alevi / Bektaşi yolunun büyük piri, Yeseviliğin kurucusu, Türkistan piri Hoca Ahmet Yesevi mi daha Türk'tür ?


“…Arabi ve Farisi'den iki Şehbal ister, ta ki pervazı bülend eyleye anka-i sühun…” diyen Sümbülzade Vehbi efendi mi daha Türk'tür, yoksa;

“ Türk diline kimseler bakmaz idi
Türklere hergiz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi bu dilleri
İnce yolu, ol ulu menzilleri...”

Diyen 14. yüzyıl ozanlarımızdan Aşık paşa mı daha Türktür ?

Mısır’ı ele geçirip bir Türk devletine son veren, halifelikle birlikte oradan Eşari Arap sözde bilginleri İstanbul’a getirerek aklımızı tutulmaya uğratan, Kürt din adamlarının verdiği fetvalarla ve onların peşmergeleriyle işbirliği halinde Anadolu Türkmenlerinin kökünü kazımaya çalışan, iktidar hırsı uğruna babasını tahtan deviren, sürgüne gönderen, hızını alamayıp yolda öldürten Yavuz mu daha Türk'tür, yoksa; 14 yaşında devlet kurup, kurduğu devletin resmi dili olarak Türkçe’yi seçen, Anadolu Türkmenlerini Kürtlere ve onlarla işbirliği yapan Osmanlı’ya karşı yok olmaktan kurtaran, Türkmen önderleriyle Erzincan Tercan yaylasında Büyük Türkmen Kurultayı düzenleyerek, Türk dilinde cem ayini yapan, böylece Osmanlı’nın bazı elitlerinin aşağıladığı Türk dilini ibadet dili noktasına taşıyan ve unvanı bile “ ULU TÜRK “ olan SAFEVİ KIZILBAŞ TÜRKMEN DEVLETİ’nin kurucusu ŞAH İSMAİL mi daha Türk'tür ?

 
Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve ulu Türkmen şeyhi Bedrettin Mahmut ve yandaşları olan Türkmenler mi daha Türk'tür, yoksa onları darağaçlarına gönderen varsıl, seçkin, egemen zümreler mi ?

Neden Şey Bedrettin ve yoldaşları, bugün Türk milliyetçisi olduklarını savunan çevrelerce saygı görmez de isyancı, bölücü ve hatta hain olarak anılır ?  Oysa Şeyh Bedrettin yoksul Anadolu Türkmenlerinin umut kaynağıdır. Topraksız köylüleri sömüren bey - ağa takımına başkaldırıp bir avuç seçkinin / egemenin çıkarlarını değil büyük Türkmen kitlelerinin yaşam hakkını, toprağını, ekmeğini, emeğini savunan Şeyh Bedrettin gerçek bir Türkmen önderi, büyük bir Türk kahramanı değil midir ? Şeyh Bedrettin sadece Türkler açısından değil, bütün insanlık tarihi açısından da övgüyle anılmaya layık büyük bir devrimci olarak Türklerin dünya çapında övünmeleri gereken kutlu bir değer noktasında değil midir ? Günümüzde cari olan milliyetçilik nasıl bir Türk milliyetçiliğidir ki Şeyh Bedrettin’in bu özelliklerine karşı kör ve sağırdır ?

Hanedancı, elitist anlayış Türklüğü ve Türk ulusçuluğunu tutsak almıştır. Bu tutsaklık son bulmadan sağlıklı bir Türk tarihi anlayışı ve bunun doğuracağı sağlıklı bir Türklük bilinci maalesef inşa edilemeyecektir.

Maksadın hasıl olduğunu düşünerek ana fikri başkaca öğelerle yineleyelim.

Tarihte ve özellikle de İslamlaşma sonrası Türk Tarihinde Türklüğü temsil eden olaylar ve kişilikler kimlerdir, sorusuna bizce verilmesi gereken yanıt şu olmalıdır:

Türk tarihi, egemenlere karşı girişilen Türk / Türkmen ayaklanmalarının tarihidir. Türk tarihi Emevi/Abbasi anlayışı çerçevesinde İSLAMLAŞARAK ŞEREF KAZANDIKLARINI düşünen ve bu bağlamda güya İslamlaşmayanları da şerefçe eksik gören elitlerin, soyca Türk huyca gayri Türk egemenlerin tarihi değildir.

Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da  Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…


Türk tarihi, Yesevi'lerin, Dede Korkutların,  Baba İshakların, Baba İlyasların, Sarı Saltuk'ların, Hacıbektaşların, Yunusların, Düzgün Babaların, Karamanoğlu Mehmet Beylerin, Şeyh Bedrettinlerin, Pir Sultanların, Bozoklu Celallerin, Genç Osmanların, Baba Zünunların, Dadaloğlu’nun, Şah Kulu’nun, Seyyid Nesimi'lerin, Hubyar Sultanların, Fuzulilerin, Kul Himmetlerin ve Türk’ün son celalisi, büyük isyancı, büyük hain (!), büyük kafir (!) ve halifemiz ve padişahımız efendimize (!) başkaldıran büyük bozguncu,  yani aslında bu nedenlerden dolayı en büyük Türk olan KEMAL’in ve Kemalistlerin tarihidir…

Varlığım Türk varlığına armağan olsun !


Mustafa Cemil Kılıç

30 Haziran 2006



Laik Cumhuriyet'in Geleceği ya da Haricilerin Yüzyıllar Sonra Gelen Zaferi -Mustafa Cemil Kılıç-


Türkiye Cumhuriyeti tarihsel bir dönüm noktasında bulunmaktadır. Seksen küsur yıllık laik deneyim tam anlamıyla can çekişmektedir. Laik Cumhuriyetin bugün yaşamakta olduğu bunalım rejimin sosyalizasyonu noktasında karşı karşıya kalınan başarısızlığın sonucudur. Laiklik yönetsel anlamda mevcudiyetini elit ve bürokrat kesimin egemenliğine borçludur. Günümüze değin de bu güçler sayesinde ayakta kalabilmiştir. Demokrat Parti iktidarıyla başlayan karşı devrim hareketi geniş halk yığınlarının dinsel talepleri üzerine kurulu yeni bir siyasal süreci başlatmış ve popülist politikalarla rejimin kimliği hızla erozyona uğratılmıştır.



İslami Ekolleri/Mezhepleri Kuran'da Buluşturma Çabası -Mustafa Cemil Kılıç-


Hiçbir düşünce, hiçbir din ilk çıktığı haliyle varlığını sürdüremez. Dinlerin özellikle de ilahi diye vasıflanan dinlerin dogmatik/nassı yapısı bile değişimden uzak kalamamıştır. Değişim doğaldır ve kaçınılmazdır. Dinlerde ve düşüncelerde/ideolojilerde yaşanan değişimlerle kendiliğinden oluşan ekolleşmeleri yadsıyan pekçok kişi "öze dönüş" söylemiyle söze konu farklılaşmaları ortadan kaldırabilme imkanını zorlamıştır. Fakat şurası nettir ki, bu uğraşlar hiçbir zaman amacına ulaşamamış, tersine yeni ekolleşmelerin zeminini oluşturmuştur.



Türk Birliği Ülküsü Yolunda Din Engeli -Mustafa Cemil Kılıç-


Türk halkları yaklaşık olarak 260 milyonluk nüfusa sahiptir. Türklük bilincine bağlı her Türkün en büyük ülkülerinden biri bu görkemli topluluğun birliğidir. Birliğini ülkülediğimiz bu topluluğun ortak değeri Türklüktür. Türklük; Türk soyundan gelmek ve Türkçe konuşmaktır. Türk soyundan gelmediği halde Türklük bilincine sahip olan ve Türkçe konuşup başka bir ulusa mensubiyet duymayan herkesi de Türklük kimliği çerçevesinde değerlendirmekteyiz.Daha açık ifade etmek gerekirse kendini Türk bilen herkes Türktür. Ancak Türk olmadığı halde kendini Türk hissettiğini söyleyen kimseleri Türk addetmeye olanak yoktur.


 

Cemil Kılıç


İlahiyatçı / Sosyolog

1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbulda tamamladı. İstanbul^da Küçükköy İmam Hatip Lisesi^nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesinin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998 de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. www.turkcutoplumcu.com ve www.sultangaliyevinyolunda.com adlı web sitelerinin yöneticiliğini yapmaktadır. Halen eğitimcilik görevini sürdürmektedir.


 Alevilik



Alevilik İslam'ın Türk'e Özgü Yorumudur


Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür. Alevi / Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır.

 

Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.” Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.


 21 yy'a Girerken Türkçülük



Türk Tanımı


Türk, Türklük soyundan gelen ve Türklük soyundan gelenler kadar Türkleşerek kendini TÜRK BİLENDİR. Başka bir kimliğe sahip olduğu halde kendini Türk hisseden veya hissettiğini söyleyen kimseleri Türk kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü; böylesi kimseler bilinçaltlarında bir yerde o gayri Türklük kimliğini muhafaza etmektedir. Bu ise daima potansiyel bir kopuşun mevcudiyetini bildirmektedir. O halde biz, tıpkı Yusuf AKÇURA gibi Türklüğü ırk temelli tanımlıyoruz ki, gerçekten bilimsel olan da budur.


 Tarih Algısında Seçkincilik Sona Ererken



Tarih Algısı


Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da  Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar