Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

6 Haziran 2006

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türkçülük

 

 


Mümtaz’er’in Damarlarında Köpek Kanı mı Dolaşıyor? -II-


-Barak Badılı-


Anadolu’da cesur kimselere “kurda varan” ve korkaklara da “çömelip ürüyen” denilir. Anadolu Türkleri kendilerine köpeği sembol olarak öneren Mümtaz’er Türköne’nin aşağıdaki ifadelerini okusalar ne ederlerdi bilmiyorum:

 

“Gerçekte kurt, göçebe-otlakçı Türk topluluklarının en çok korktuğu yaratıktır. Bu kadar önemsenmesi ve tabu haline getirilmesi korkulmasındandır. Bugün Anadolu’da kurda canavar denmesinin sebebi de bu tabudur..”

 

Yelesi ve boz rengi nedeniyle Tanrı ile bir aracı olarak ilişkilendirilen bozkurddan korkulmadığını ona saygı duyulduğunu daha önce ifade etmiştim. Kurda canavar denildiğini de ilk defa Mümtaz’er Türköne’den öğrenmiş olduk. Mümtaz’er Türköne’nin “otlakçı” ile ne demek istediğini ise öyle ettik böyle ettik anlayamadık. Çünkü bizim bildiğimiz, göçebe, atlı-göçebe, konar-göçer nitelemeleri Türkler için bilimsel metinlerde kullanılıyordu ama “otlakçı” ifadesine hiçbir yerde rastlanmıyordu.

 

Türkler, ana beslenme ve ticaret kaynağı olan hayvan sürüleri için bozkırda en zengin otlakları arar ve geçimlerini temin ederlerdi. Zengin otlakları aramalarının bir diğer nedeni de atların beslenmesi ve üremesidir. Bozkırı bozkır yapan birincil olarak otlaklardır. Bozkır kültürü terimi de bu nedenle seçilmiştir. Bozkır, otlakların da içinde olduğu daha geniş alanları ifade eder. Otlakçılık, otlak üzerinden geçim temin etmek maksadında kullanıldıysa doğru bir ifade değildir. Çünkü otlakçılık diye bir meslek ya da geçim türü yoktur. Otlakçı olabilecek iki canlı var. Biri koyun-keçi biri de atdır. İnsanın hele de bir milletin otlakçılığı söz konusu değildir.

 

Günümüz Türkçesinde argo anlamda, sahibi olmadığı mallardan yararlanmak, anlamında otlakçılık kullanıldıysa, Türk Tarihi hiç anlaşılmamış demektir. Çünkü Bozkır’da en büyük mücadelelerden biri otlaklara sahip olma mücadelesidir. Mümtaz’er Türköne, otlaktan yararlanan hayvanların yerine insanı koymak terbiyesizliği yapmağa kalkıyorsa, onu milletin ahlak değerleri karşısında yapayalnız bırakırız. Arlanır mı yoksa kültür köteklerini mi yer orasını bilmeyiz.

 

Mümtaz’er Türköne’nin yazısından bir alıntı daha yapalım:

 

“Türk milletinin tarih boyunca en büyük dostu, sürülerini koruyan ve sonuna kadar sadık kalan köpek olmuştur. Şayet Türk milletini bir hayvanla sembolize etmek gerekirse, bu sıfata layık tek canlı, damarlarında yüzde yüz Türk kanı dolaşan asil Kangal köpeği olabilir. Malûm, göçebelerin tek serveti olan sürülerin baş düşmanı kurtla baş edebilen tek köpek cinsi de Kangal’dır. Tevazuun, asaletin, cesaretin, kanaatkârlığın ve sadakatin sembolü olan ve insanla hayvan arasında yer alan bu canlı türü, Türk milletini hakkıyla temsil edebilir. Halk, -jakobence adıyla sürü- için tehdit oluşturan hain kurtları kovmak, gerçekten koruyuculuk yapacak Kangalları seferber etmek gerekir”

 

Türk Milleti’nin tarihinde ona en yararlı hayvan at olmuştur. Atı ilk ehlileştiren Türklerdir. Türklerin kurduğu kültür hâkimiyetinin en önemli araçlarından biri attır. Atlı-Göçebe, bilinen dünyada en büyük ve en geniş hâkimiyetin sahibidir. Göçebe deyince bunu güney Müslümanlarının öğretmen-imamlarından İbn-i Haldun’un bedevi kavramıyla karıştırmamak gerekir. Bedevilik, toplu münzeviliğin adıdır. Göçebelikse kişilikçi bir biraradalığın adıdır.

 

Atlı göçebelerin yaşam tarzında insanların çalıp götürdüğü koyunların dışında hayvan kayıplarının hikâyesi pek yoktur. Bu hikâyelerin çoğu, Türkler köylüleştikçe, yerleşik köylülerle birikim paylaşımı sırasında gerçekleşen aktarımlardan kaynaklanmıştır. Kurdun koyunu kapması bozkırda bir haktır. Bu hak nedeniyle kurdun peşine düşülmez. Ama domuz var ya domuz, işte onun peşine düşülür! Çünkü domuz sevilmez! Domuz yıkar gider, kurt alır gider. Aradaki farkı Türk Milleti bilir. Türk Milleti yıkan ile hakkını alanı bilir. Kurtlar evcil hayvanlara, kendi yaşam alanları kısıtlanmadıkça, onların yaşam alanları yok edilmedikçe uzanmaz. Bu uzanma hikâyeleri de onların yaşam alanları, yerleşik hayatın genişlemesi ve tarla köleliğinin artması ile azaldığı için olmuştur. Kurtların hikayesini, Nicolas Evans’ın ‘Kurt İzi’ adlı kitabından roman tadıyla okuyabilirsiniz.

 

Bildiğimiz kadarıyla Mümtaz’er Türköne’nin damarlarında Türk kanı dolaşıyor. Mümtaz’er Türköne’nin damarlarında dolaşan kanın, Sivas Kangal köpeğinin damarlarında dolaşan kanla aynı olduğunu, Mümtaz’er Türköne’den öğrenince doğrusu çok şaşırdım. Benim bildiğim insanların kanı ile köpeklerin kanı arasında bir benzerlik yoktu. Ama acaba yeni bilimsel keşifler oldu da benim mi haberim yok diye düşündüm. Şimdi görmediğim bütün yeni kitapları satın alıyor, internette saatlerce bilimsel siteleri dolaşıp bu gerçeğin peşinde koşuyorum. Bulunca size de haber verir ve bilgilendiririm.

 

Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda olduğunu söyleyen Mustafa Kemal, Mümtaz’er Türköne ile karşılaşsaydı onu ‘burnundan’ öperdi. Çünkü kudret ihtiyacı olduğunda, kangallarımızdan faydalanabilir ve Mekke ile Medine’nin, Peygamber sülalesinden Şerif Hüseyin’in elinden İngilizlere teslimine engel olabilirdik. Mustafa Kemal bu bilginin ödüllendirilmemesine izin vermez ve Hacer-ül Esved toteminin Mümtaz’er Türköne’ye verilmesini sağlardı. Belki de başına bekçi dikerdi onu...

 

Bu arada Atatürk’e bir an çok kızdım vallahi. Bir tek “Foks” Çankaya Köşkünün bahçesinde yaşamış. Memleketin bütün köpeklerini Çankaya Köşkünden uzak tutması affedilir bir hata değil. 1919’dan bugüne ona havlayan köpeklerin, günümüzün aktüel ifadesiyle “bizi kullan” demesini yanlış anlamış ve memlekete kudret katacaklardan habersizmiş diye düşünmüştüm. Sonra kızgınlığım geçti. Mümtaz’er Türköne yanılıyor olabilirdi. Onun yanılıyor olabileceği, aklıma Türk atasözleri gelince, kafama dank etti.

 

Türk Milleti, atasözlerinde köpekler hakkındaki algısını yansıtır. Bir kısmını hatırlayalım:

 

“Köpekten tüy çıkar huy çıkmaz”

“Köpek artığı ile arslan beslenmez”

“Köpek köpektir tasması altından da olsa”

“Köpek sahibini ısırmaz”

“Köpeğini dövmezler, sahibinin hatırı için”

“Köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı

“Köpeği öldürene sürütürler”

“Zenginin iti yatmaz”

“Zorla ava giden it sahibine hayır getirmez”

“At izi it izine karıştı”

 “Yol vakti itten yel vakti attan sakınmalı”

“İşin düştü kadıya kendin döndün tazıya”

“İti ite buyurur itte kuyruğuna”

“İtin akrabası it olur”

“İtten olur itoğlu”

“İte kemik ile vursan havlamaz”

“İt de kendi kapısında ağadır”

“İt havlar havlar sonunda uyur”

“İt iti bulur”

“İt itin kuyruğuna basmaz”

“İt kemiği sevine sevine yutar”

“İt semirse sahibini dişler”

“İt ürür kervan yürür”

“İt yanına bey gibi, bey yanına it gibi”

“İti an sopasını hazırla”

“At yedi günde it yediği günde”

 

Şimdi “it”i millete sembol olarak öneren Mümtaz’er Türköne haklı mı? Sakın olmasın, yoksa maksatlı mı?

 

Mümtaz’er Türköne’nin, “Tecum” kokan risalelere, boynundan kirli terlerini akıttığından aklı karıştı diyebilirdik ama böyle düşünmüyoruz. Çünkü onun kişiliğinin böyle sıkılıklara dayanamayacağını biliyoruz. Peki ne oldu da Mümtaz’er Türköne şaşırdı? Soğuktan ayazdan koruyacak, ihtişamı gösterecek güzel tüylü bir giysi olmasın… Düşünelim, belki nedenini buluruz…

 

Yazımızın üçüncü ve son bölümünün Mümtaz’er Türköne’nin depderin analizleri ile ilgili olacağını ifade edelim ve sözümüzü atasözlerimizden biri ile bitirelim

 

“Yağ yiyen köpek tüyünden belli olur”

 

Sevgilerimle

Barak Badılı

Garip köyün muhtarı

Ve dahi ucu bucağı bilinmez bozkırların mirasçısı

06.06.2006



Mümtaz’er’in Damarlarında Köpek Kanı mı Dolaşıyor? -I-  -Barak Badılı-


Türklerin bozkurdu kendileri için önemli saymalarının nedeni, Mümtaz’er Türköne’nin dediği gibi korktukları bir canavar olması falan değildir. Bozkurdun “Gök tüylü, gök yeleli “ olup, Türklerin onu, Gök-Tanrı’yla ilişkilendirmesindendir. Aynı zamanda kurtların hem bir başına hem topluluk halinde yaşayabilen özgürlüğüne düşkün, önce yavrusu üzerinden soyunu düşünen bir yaratık olmasındandır.



Türkiye'nin Bugünü ve...  -Barak Badılı-


Türkiye Üçüncü Selim Han ile başlayan yenilenme hareketlerinden Cumhuriyete kadar coğrafi sınırları itibarıyla küçülen bir ülke olmakla birlikte, gerek kültür ve siyasi içerik gerekse somut uygulamalar anlamında yenileşme ve gelişme sağlamış bir ülkedir. Bu arada, kayıplarımızın yanında sağlanan olumlu birikim ile Gökalp-Akçura ikilisinin fikri öncülüğü ve Mustafa Kemal'in siyasi ve askeri liderliğinde coğrafi gerilemenin durdurulduğu ve ülkenin yeniden yükselişe geçildiği an olarak 23 Nisan 1920 den bu yana sürekli ilerleyen bir ülkedir.



Türkler “Şimdi” Ne Yapmalı? -Barak Badılı-


Türkler, önce kendilerini tanımalıdır. Bu tanıma şimdiden başlayıp geçmişe uzanmalıdır. Tanıma yolculuğunda, dünyanın bugün edinebildiği bilgiler azık olarak kullanılmalıdır. Azıkların yoldan çıkarıcı ve yolda bırakıcı etkisinden süzülmüş kültüre yani toplumsal içe yaslanarak sıyrılmalıdır. Bu toplumsal öz halk kültüründe ve halkın yaşayışında vardır. Yapılacak olan onu da tanımakdır.


 

Barak Badılı


Köy Muhtarı........... .............. .......... ...... ..... ..


 Umumi Siyaset


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


Göçebelik ve Bedevilik Farklıdır...


Türk Milleti’nin tarihinde ona en yararlı hayvan at olmuştur. Atı ilk ehlileştiren Türklerdir. Türklerin kurduğu kültür hâkimiyetinin en önemli araçlarından biri attır. Atlı-Göçebe, bilinen dünyada en büyük ve en geniş hâkimiyetin sahibidir. Göçebe deyince bunu güney Müslümanlarının öğretmen-imamlarından İbn-i Haldun’un bedevi kavramıyla karıştırmamak gerekir. Bedevilik, toplu münzeviliğin adıdır. Göçebelikse kişilikçi bir biraradalığın adıdır.


 Türkçülük


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


Türkler Ne Yapmalı


Türkler şimdilik uzun soluklu bir dönem yaşamak zorunda olduklarının bilincinde olmalıdır. Bu nedenle kısa dönemde başarı peşinde koşmamalıdır. Türkler bir bayrak yarışındaymışcasına, ancak bayrağı alacak birini bulmayı beklemeden ölene kadar koşmak zorundadır.


 Türkçüler Ne yapmamalı


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


Türkçülük İndirgemelerden Uzak Tutulmalıdır...


Türkçülük indirgemelerden uzak olmalıdır. Bir etnisite veya etnisiteler karşıtlığına, somut olarak anti Kürdçülüğe indirgenemez. Bütün indirgemeler Türkçülüğü araçsallaştırır ve her tür araç eskiyince atılır. Türkçülük, son 25 yılda olduğu gibi, Türkiye'nin Türk Dünyası ülkeleri politikasının bir aracı olmak durumuna da indirgenemez. Türkçülük, milli duyarlılıkların arttırılması araçlarından biri haline de indirgenemez. Türkçülük gündemde olan sorun ve soruların cevabı olmak haline de indirgenemez. Türkçülük vicdanların rahat ettirildiği bir beş yıldızlı eğlence ve dinlence oteli de değildir.