Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

5 Haziran 2006

Sultan Abdulhamid Han

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türkçülük

 

 


Mümtaz’er’in Damarlarında Köpek Kanı mı Dolaşıyor? -I-


Barak Badılı


Eşidirsiniz mi? ! .(19)
Ġara ģazlıģ atların
Kişnertisi gelir misralarımdan.
Ne olsun sesime yoh ģulaģ asan?(20)
Dalınca(21) gétmeye hazır durmuşam,(22)
Seni gözleyirem(23), Boz Ġurd, hardasan? !

Rüstem Behrudi

 

Bir gazete, belirli aralarla, aksamadan, Türk Milleti’ne ait çeşitli değerlerle alay eden, aşağılayan, küçük düşürmeye çalışan bir yayın politikası izliyor. Bu gazete, Türk ve Türkiye düşmanlığı yapan bir ülkede yayınlanmıyor. Bu gazete Türkiye de yayınlanıyor. Adı, Zaman Gazetesi! Bu gazete, bir tarikat gazetesi! Bu tarikat, Fethullah Gülen adında eski bir cami imamının etrafında toplanan kişilerce oluşturulmuş.

 

Fethullahçılık, kamuoyunda, Osmanlı Padişahı ulu sultan Abdulhamid’in meczup diye bir tımarhaneye tıkdırdığı, baba tarafından bir zamanlar Aramice konuşan Bezabde Yahudilerinin yaşadığı Cizre ve ana tarafından Paganizmin doğuş yeri olan Bilkan kökenli Said’i Kürdi adlı bir kişinin Nurculuk adı verilen tarikatının bir kolu olarak biliniyor.

 

Fethullah Gülen, uzun süredir, ABD’de, Katoliklerin ciddi bir güç sahibi olduğu FBI’ın koruması altında olduğu söylenen bir çiftlikte yaşamını sürdürüyor ve hastalığı nedeniyle Türkiye’ye gelemediği ifade ediliyor.

 

Tarikatın günümüzde bilinen en önemli özelliği, tarikatın, Vatikan Devleti’nin Katolik Hıristiyanlığı merkez alarak oluşturmağa çalıştığı Dinlerarası Diyalog çalışmalarında Müslüman partner olarak yer almasıdır.

 

Bu gazetenin Etyen Mahçupyan, Eser Karakaş, Herkül Milas adlı Türk “Vatandaşı” yazarlarının belli bir frekans dâhilinde Türk sözcüğünün itibarını zedeletme hayallerini ifa ifadelerini okuyoruz. Bu ifade sahiplerine şimdi bir kişi daha eklendi. Bu kişi, Mümtaz’er Türköne!

 

Mümtaz’er Türköne, milliyetçi kökenli olduğu ifade olunan bir kişi. Mümtaz’er Türköne, Milliyetçi olarak bilinen dergilerde yazı yazmış, çeşitli milliyetçi kuruluşların içerisinde bulunmuş bir kişi. Mümtaz’er Türköne, milliyetçi olduğu ifade olunan yapıların içinde bulunmuş olmakla birlikte, ta başından bugüne İslamcı karakteri baskın olan bir kişi. İslamcı karakteri içinde Gazali-Eşari geleneği temsil eden tutucu bir çizginin izlerini görüyoruz.

 

Mümtaz’er Türköne, Zaman Gazetesi’nde 3 Haziran 2006 Cumartesi günü “Atabeyler ve Ergenekon” başlıklı bir makale yazdı. Bu makale öncesi, gerek yazdığı yazılarda gerekse de yaptığı televizyon konuşmalarında iktidar oyunlarında pek çok parametreden biri olan milli duyarlılık ve milli sembollerin rolünü, tarihi olaylarla ilişkilendirme tarzını kullanıp fikirlerini, iktidar oyununda sahneye sürmeye çalıştı. Halen de bunu yapıyor.

 

Mümtaz’er Türköne, iktidar oyununu sergilemeye çalışan bir yazar olsaydı, parametrelerin genel bir değerlendirmesini objektif olarak göstermeye çalışırdı. Ancak o bir yazar olarak objektif bir değerlendirmeyi değil de parametrelerden birini seçince, kendisinin oyunculardan biri olduğunu da itiraf etti saymak gerekiyor. Mümtaz’er Türköne’nin bu seçimi, onun kişiliği ile uyum içerisinde bulunan bir kararı gösteriyor. Çünkü Türköne, bir yazar olmaktan çok, saha oyuncusu karakteri baskın olan bir kişi. Yazmaktan çok oynamaya eğilimli yapısı, onun güç merkezleriyle ilişkisinin temelini teşkil ediyor.

 

Mümtaz’er Türköne “Atabeyler ve Ergenekon” başlıklı makalesinde, “Atabeylik,” “Ergenekon,” “Bozkır ki Mümtaz’er Türköne onu otlak ile ifade etmiş,” “Bozkurt” sözcüklerini ve bu sözcüklerin kültürel değerlerini kendince yorumlamaya ve yorumlarını günümüzün olaylarıyla ilişkilendirip bir olgu tanımlamaya çalışmış. Mümtaz’er Türköne’nin yazısını böyle ifade edebilirdik. Ancak ne yazık ki böyle ifade edemiyoruz. Çünkü Mümtaz’er Türköne bir olgu tanımlama işinin üzerine kin, hırs ve beklentilerin karşılanamazlığını kusmuş. Bize uzattığı kâğıt kusmuklardan okunmuyor. Okunmaması bir yana bu kusmuklar o kadar kötü kokuyor ki, değil kâğıdı elinize almanız, yanına bile yaklaşmanız mümkün değil.

 

Söz konusu makalenin bilgi yanlışları ve analiz hataları vardır. Bilgi yanlışları düzeltilebilir, analiz hataları giderilebilir. Ama bir şeyi yapmak mümkün değildir. Yapılması mümkün olmayan kötü niyetlerin giderilmesidir. Kötü niyetleri biz gideremeyiz. Çünkü onun nedenlerinin şahsiliğini biliyoruz. Nedenlerin şahsiliği, kötü niyetin ancak ilgili şahıs tarafından giderilmesini mümkün kılıyor. Ama şahsa yardımcı olmamız, onun elinden tutup yolun karşı tarafına sağ salim geçmesini sağlamamız mümkün. Trafiği kendi donanımı ile aşamayacak birini yolun karşısına geçirmek de ancak onun isteği ile mümkün. Bilmiyorum Mümtaz’er Türköne böyle bir yardımı ister mi yoksa risklerin arasından kendi başına doğru hedefe ulaşabilir mi? Belki de yaptıklarının karşılığını almakta ısrarcı olur, bunu bilemeyiz. Göreceğiz.

 

Önce bilgi yanlışlarını düzeltelim:

 

Yazar makalesinde “Ergenekon, kaynağı tartışmalı olan çok eski bir efsanedir. Bu efsaneye ilk defa yer veren ünlü tarihçi Reşideddin, Ergenekon’u bir Moğol efsanesi olarak kaydeder” demektedir. Türköne, Cengiz Han dönemi tarihçisi Reşideddin’in ''Câmi üt-Tevârih''adlı eseri ile ilgili ayrıntıları bilmediği için yanılmaktadır. Reşideddin Farsça ve Moğolca metinleri okumuş ve mesela Oğuz name’nin Farsça ve Moğolca metinlerine ulaşabilmiştir. Onun Oğuz name’si İslam sonrası dönemin Oğuz name’sidir ve bu nedenle de bazı değişiklikleri yansıtır. Kimi olayların içeriği İslamileşme görünümü altında yerleşik hayatın yaklaşımlarını sergiler olmuştur.

 

Reşideddin’in Moğolca metinlerini okuduğu Oğuz name gibi Ergenekon destanını da Moğolların sanması doğaldır. Üstelik Reşideddin Moğolları Türklerin bir kolu olarak kabul eder. Reşideddin’de geçen Ergenekon Destanı metninde Moğollar için kutsal olan “altı” ve “altmış”  sayıları değil Türkler için uğurlu ve kutsal sayılan “yedi” yetmiş” sayıları geçer. . Bahaeddin Ögel bunun nedenini Reşideddin’in elinde olan Moğol sürümlü Ergenekon Destanının Türkçe bir metinden aktarılmış olmasına kanıt sayar. Yedi, Yetmiş sayıları özellikle de Batı Türkleri için kutsal sayılardır.

 

Reşideddin için doğal olan ama Mümtaz’er Türköne için doğal olmayan 21 yy. da aynı yanlışın katmerlenerek yapılmasıdır. Bu bilgi eksikliğinden kaynaklanmıyorsa -ki bilgi eksikliğinden kaynaklanabilir çünkü Türköne milliyetçi kökende olmasına rağmen İslamcı yanları ağır basan biri olduğundan Türk Tarihini pek bilmez,- maksattan kaynaklanıyordur. Bahaeddin Ögel’in Türk Mitolojisi kitabının birinci cildinin Ergenekon Efsanesi bölümüne baktığınızda Mümtaz’er Türköne’nin düştüğü yanlışı ve bunun nedenlerini çok açık olarak göreceksiniz. Ergenekon Destanı, dibine kadar, köküne kadar yani sapına kadar bir Türk Destanıdır!

 

Kaldı ki, Ulu Cengiz Han Bilge Kağan’ın, İstemi Kağan’ın ve Kürşad’ın soyu olan aşina soyundan gelen bir Şato Türk’üdür. Moğol imparatorluğu olarak bilinen de Türk imparatorluğudur. Onu farz- muhal Türk imparatorluğu saymasanız bile Türk-Moğol Konfederasyonu saymaktan başka çareniz yoktur.

 

Peki, neden Mümtaz’er Türköne bir Moğollaştırma gayreti sergilemektedir? Çünkü Türklerin bir bölümü ve Cengiz Han, henüz Müslümanlığı seçmemiştir. Türk orduları, çürümüş Bağdat Halifeliğini yerle bir etmişler, onunla birlikte çürümüş Müslümanları ortadan kaldırmışlardır. Bu çürüme ortadan kalkınca altından aydınlık bir İslam fışkırıvermiştir. Çürümüşlerin müdafaasını yapmayı aklımız almamaktadır. Üstelik Mümtaz’er Türköne’nin öğrenince aklını kaçıracağı bir ciddi iddiada Osmanlıların Kayı boyundan değil, Osmanlı saray metinlerine göre Cengiz Han’ın soyundan geldiği iddiasıdır.

 

Mümtaz’er Türköne’nin bilmediği ve bu nedenle de bilmeden konuştuğunun bir kanıtı da Türkler için, sadece kurt değil “bozkurt”un, Türkler için kutsal olması kadar köpeğin de Moğollar için kutsal olmasıdır. Tarih boyunca Moğollar köpeği kutsal saymışlardır. İşte insan Türk tarihinden ve kültüründen habersiz olunca başına ne işler açıyor görüyorsunuz. Demek ki milliyetçi görünmekle Türk olmak, Türkçü olmak başka şeyler oluyormuş…

 

Türklerin bozkurdu kendileri için önemli saymalarının nedeni, Mümtaz’er Türköne’nin dediği gibi korktukları bir canavar olması falan değildir. Bozkurdun “Gök tüylü, gök yeleli “ olup, Türklerin onu, Gök-Tanrı’yla ilişkilendirmesindendir. Aynı zamanda kurtların hem bir başına hem topluluk halinde yaşayabilen özgürlüğüne düşkün, önce yavrusu üzerinden soyunu düşünen bir yaratık olmasındandır. Korku yoktur, sevgi vardır. Mümtaz’er, Tanrı’yla ilişkilendirmede bir aracı görülen bir yapıya duyulan saygıyı korku ve tabu olarak adlandırıyor. Bu adlandırma, onun, ancak ceza ile yola gelen bir türün veya yaklaşımın ürünü olmasından kaynaklanıyor olsa gerek.

 

Güvahi’nin iki dizesi ile yazımızın birinci bölümünü tamamlamış olalım ve ikinci bölümde çok eğleneceğinizin müjdesini vereyim.

 

“Çün incitmez meseldir konşusun kurt,

“Sen incitmek neden olanı hem yurt!”

 

Sevgilerimle

 

Barak Badılı

Garip köyün muhtarı

Ve dahi ucu bucağı bilinmez bozkırların mirasçısı

05.06.2006



Türkiye'nin Bugünü ve...  -Barak Badılı-


Türkiye Üçüncü Selim Han ile başlayan yenilenme hareketlerinden Cumhuriyete kadar coğrafi sınırları itibarıyla küçülen bir ülke olmakla birlikte, gerek kültür ve siyasi içerik gerekse somut uygulamalar anlamında yenileşme ve gelişme sağlamış bir ülkedir. Bu arada, kayıplarımızın yanında sağlanan olumlu birikim ile Gökalp-Akçura ikilisinin fikri öncülüğü ve Mustafa Kemal'in siyasi ve askeri liderliğinde coğrafi gerilemenin durdurulduğu ve ülkenin yeniden yükselişe geçildiği an olarak 23 Nisan 1920 den bu yana sürekli ilerleyen bir ülkedir.



Türkler “Şimdi” Ne Yapmalı? -Barak Badılı-


Türkler, önce kendilerini tanımalıdır. Bu tanıma şimdiden başlayıp geçmişe uzanmalıdır. Tanıma yolculuğunda, dünyanın bugün edinebildiği bilgiler azık olarak kullanılmalıdır. Azıkların yoldan çıkarıcı ve yolda bırakıcı etkisinden süzülmüş kültüre yani toplumsal içe yaslanarak sıyrılmalıdır. Bu toplumsal öz halk kültüründe ve halkın yaşayışında vardır. Yapılacak olan onu da tanımakdır.


 

Barak Badılı


Köy Muhtarı........... .............. .......... ...... ..... ..


 Umumi Siyaset


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


Göçebelik ve Bedevilik Farklıdır...


Türk Milleti’nin tarihinde ona en yararlı hayvan at olmuştur. Atı ilk ehlileştiren Türklerdir. Türklerin kurduğu kültür hâkimiyetinin en önemli araçlarından biri attır. Atlı-Göçebe, bilinen dünyada en büyük ve en geniş hâkimiyetin sahibidir. Göçebe deyince bunu güney Müslümanlarının öğretmen-imamlarından İbn-i Haldun’un bedevi kavramıyla karıştırmamak gerekir. Bedevilik, toplu münzeviliğin adıdır. Göçebelikse kişilikçi bir biraradalığın adıdır.


 Türkçülük


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


Türkler Ne Yapmalı


Türkler şimdilik uzun soluklu bir dönem yaşamak zorunda olduklarının bilincinde olmalıdır. Bu nedenle kısa dönemde başarı peşinde koşmamalıdır. Türkler bir bayrak yarışındaymışcasına, ancak bayrağı alacak birini bulmayı beklemeden ölene kadar koşmak zorundadır.


 Türkçüler Ne yapmamalı


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


Türkçülük İndirgemelerden Uzak Tutulmalıdır...


Türkçülük indirgemelerden uzak olmalıdır. Bir etnisite veya etnisiteler karşıtlığına, somut olarak anti Kürdçülüğe indirgenemez. Bütün indirgemeler Türkçülüğü araçsallaştırır ve her tür araç eskiyince atılır. Türkçülük, son 25 yılda olduğu gibi, Türkiye'nin Türk Dünyası ülkeleri politikasının bir aracı olmak durumuna da indirgenemez. Türkçülük, milli duyarlılıkların arttırılması araçlarından biri haline de indirgenemez. Türkçülük gündemde olan sorun ve soruların cevabı olmak haline de indirgenemez. Türkçülük vicdanların rahat ettirildiği bir beş yıldızlı eğlence ve dinlence oteli de değildir.