Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Nisan 2006

Yusuf Akçura

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türkçülük

 

 

 


Türkçülük ve Küreselleşme 4 -Açılabilir Kapılar-


-Atila Demirkasımoğlu-


Serbest ve ulusal ticaretin uluslar arasılaşmasıyla, küresel sermaye birikimi artmıştır. Buna paralel olarak verimliliğin artışı ve ürüne katılan bilginin çeşitlenme ve artmasıyla katma değer de artmıştır. Katma değerin getirisi ile kar artarken, korkunç bir sermaye birikimi olmuştur. Üstelik katma değer artışının yarattığı olağanüstü fark ile daha az yatırımla büyük kâr imkânları doğmuştur. Maliyetlerin, diğer tarım ve imalat ürünlerinin, bilgi ürünleri karşısında, satın alma güçlerinin düşmesiyle bu kazanç katlanmıştır.

 

Bütün bunlar sermayenin hacmini olağanüstü genişletmiştir. Sermaye hacmi genişlemiştir ama bulunduğu alan, devletle sınırlı olduğu için, bu, ona dar gelmeye başlamıştır. Yeri daralan sermayenin güvenlik gerginliği artmıştır. Büyüyen hacimle birlikte, sermayenin devletin üzerindeki etkisinin artması devletin diğer aktörleriyle çatışma zemini oluşturmuştur. Bir yandan da daha da genişleme içgüdüsü ve doğası onu harekete zorlamıştır.

 

Sermaye, iki kutuplu dünya daha stabil hale geldikçe, uluslar arasılaşmayla edindiği tecrübenin getirisi olarak, dolaşma ve buradan topladığı yeni fırsatlara dair verilerle büyümeye, nispi eşit kalmaya, güvenliğini sağlamak için dağılmaya zorunlu olmuştur. Sermaye, dünyayı gezmeye, dolaşmağa eğilimli hale gelmiştir. Sermayenin bu serüveni, aynı zamanda bir mahkûmiyettir.

 

Sermayenin bu kadar büyümesi ve çoğalması, onu, aynı zamanda önemsizleştirmiştir. Bu önemsizlik ise onu “daha”, “daha da” demeğe mecbur bırakmıştır. Bu mecburiyet ise onu hem korkak kılmış ve hem de riskin kucaklarına atılmasına neden olmuştur. Stabil olan iki kutuplu dünyanın yıkılmasıyla da gezgin niteliği, temel davranış özelliği olmuştur. Sermayenin uluslar arasılaşması ve sonra da ulus-aşırılaşmasının temeli budur.

 

Sermayenin bu davranış biçimi, uluslar arası ticareti mal ticareti olmaktan çıkarmış ve sermaye hareketleri haline dönüştürmüştür. Sermayenin davranışına temel olan, kendini çoğaltma ve bunu daha çok bilgi sahibi olduğu ekonomik alan üzerinden gerçekleştirme ve bunu da bazen siyasal gerçeklikler üzerine inşa etmektir. Bu dolaşan sermayeye sanal para, yarattığı ekonomiye sembol ekonomisi, mensuplarına da sanal sürü veya elektronik sürü adları verilmektedir. Biz ona ‘post modern Evliya Çelebi’lik’ diyebiliriz.

 

Sermaye psikolojik olmaktan, sosyo-psikolojik olma evresine geçmiştir. Sosyo-psikolojik evrede sermaye farklı etkiler yaratacaktır. Onu bu evrede daha sıradan ve daha ulaşılabilir göreceğimizin delili, dolaşım hızı kadar, el değiştirme katsayısında göreceğimiz yükselmedir.

 

Gelecekte, sessiz ve gürültüsüz biçimde sermayenin sıradanlaştığına şahit olacağız. Bu sıradanlaşma onu önemsizleştirmeyecek, sadece etkisini sınırlı alanda ama daha güçlü kılacaktır. Daha güçlü olması masadaki ortaklar karşısında sahip olacağı güçtür. Ama artık asla tek belirleyici olma avantajını elde edemeyecektir. Onun sınırlı alandaki tabiatı, tek konulu politik guruplar örneğinde gözlenebilir. Sermayenin gelecekte yapabileceği konfederatif bir niteliğe bürünmektir. Onun tahtının varisi ise, dünyanın uzun süredir bildiği ve beklediği gibi, bilgidir.

 

Ve sermaye hareketleri içinde yer alanların –sanal sürü- elindeki para, dünyanın bütün mal ve hizmet ticaretini finanse etmek için gerekli sermayeden on beş kat daha fazladır.

 

Bu bir güçtür ama bir zayıflıktır da. Bu bir zorluktur ama bir fırsattır da. Bu sürünün dinlediği kaval, enformasyon denilen dolaşabilir işlenmiş bilgidir. İşlenmiş bilginin dolaşıma girmesi bazen kendi doğal gücünden bazen de siyasal inanç ve hedeflerce beslenen bilgiye ait ‘sokulabilirlik’ten kaynaklanır. Siyasi inanç ve hedefler her bilgiyi dolaşıma sokamaz. Bugün ABD’nin, ‘yönetme know-how’ı en yüksek aktör olarak, siyasi belirgenliği ve bunun üzerinden sembol ekonomi üzerindeki -bu sefer belirgenliği değil- etkisi göz ardı edilememekle birlikte her sonuç onun eseri kabul edilemez. Üstelik yönetimin yönetişime doğru evrilmesi de herkesten daha az olsa da ABD için de bir engeldir.

 

İmalat emek yoğun olmaktan bilgi yoğun olmaya geçecek ama bilgi yoğunlukta asıl olan bilginin işlenme hızı ve yine hızla dolaşıma girmesi olacaktır. Hammadde, sermaye, emek köşelerine çekilirken onu iten bilginin üzerinden yaratılacak etkiler belli değildir. İnternetin değiştireceği dünya kültürü önemlidir. İnternet şirket kültürlerini, tüketici alışkanlıklarını ve yaşam biçimini değiştirecektir.

 

Ulusalcı ve devletçilerin yaptıkları tek konuya indirgemecilikler ya da liberal ve kapitalistlerin yaptıkları tek konuyu her şeyleştirmecilikler bir yana bırakılacak olursa, sermaye önemli pek çok faktörden biridir. Ve önemi giderek azalacaktır.

 

ABD’de sermaye’nin 1985’li yıllardan 2000’li yıllara nasıl bir dönüşüm gösterdiğini görmek, küresel ölçekte sermayenin nasıl bir seyir izleyeceğinin olası işaretlerinden birini görmek anlamına gelmektedir. 1985’te ABD hisse senedi ve tahvil fonlarının değeri 100 Milyar $ civarında olup bunun %2’den azı hanelerin elinde idi. 2000’li yıllarda ise toplam değer 3 Trilyon $ a çıkarken hanelerin elinde olan kısım %10’lara yükselmiştir. Bunun anlamı sermayenin demokratikleşmesidir.

 

Gelecekte sermayenin demokratikleşmesi daha da artacaktır. Sermayenin büyük kısmını elinde tutan güçler, bu demokratikleşme karşısında, iki tutum takınacaklardır. Bunlardan birincisi memnuniyetsizliktir. Memnuniyetsizler ellerindeki gücün dağıldığını düşünecekler ve bunun önüne geçmeye çalışacaklardır. İkincisi ise memnun olmaktır. Memnun olanlar, paylaşmanın güvence getirdiğini ve alanlarının genişlediğini bir sosyal çıkıntı olma halinden normalleşmeye geçtiklerini, bunun ve paylaşmanın güvence getirdiğini düşüneceklerdir. Bu iki farklı tutumun nedeni kökenle ilgilidir. Memnuniyetsizler statükocu ve eski sektörlerden edinilen sermayeyi, memnunlar ise dinamik ve yeni sektörlerden edinilen sermayeyi temsil ediyorlar. Memnuniyetsizler, küreselleşme olgusu içinde, oligarkları içinde barındırırken, memnunlar demokratları barındırıyorlar. Memnuniyetsizler eski dünyanın düşünüş ve tutum biçimlerini yenidünyaya aktarmaya çalışırken, memnunlar yenidünyanın düşünüş ve tutumunu geliştirmeye çalışıyor. Clinton ve Bush dönemine ait iki farklı Amerika algısının, pek tanımlanamayan nedeni budur. Ancak bunlar semboller ve çekinik görünümlerdir. Yoksa her iki gurupta parçalı olup homojen bir yapıyı temsil etmiyor.

 

Ülkemizde, 1980 sonrası, bütün eksikliklerine rağmen gelişen demokrasinin dinamiğinde de benzer bir olgu yatmaktadır. Bankaların birincil müşterileri, düne göre bugün, gerek gelir işlemleri, gerekse de kredilerle daha çok tüketim üzerinden, yüksek gelir sahiplerine göre sıradan insanlardır. Bu, paranın demokratikleşmesi ve saklı paranın, yani demokratik paranın, bu demokratikleşmeye katılmasına dair bir işarettir. Geleneksel kültür temsilcilerinin sivil konumlanmalar üzerinden artan etkisinin altında, sermayenin demokratikleşme gelişmesi yatmaktadır.

 

Türkiye’nin bu yeni aktörlerinin siyasal yetişkin bir tutumu geliştirmemiş olması, onları hem rejimin hem de düzenin bir korku kaynağı haline getirmektedir. Ancak rejim açısından ciddi bir tehlike asla bulunmamaktadır. Ancak düzen açısından bir tehlike vardır ve bu tehlike sağlıklı gelişmelerin tetikleyicisidir. Türkiye’nin yeni aktörleri, 1960–1980 arası dönemin güçlerine göre daha kalıcı ve daha etken bir guruptur. Bu gelişme, görünürde kültür üzerinden İslam olarak kendini ifade etse de temelde halkçı ve milliyetçi bir dinamiğe işaret etmektedir. Türkiye’nin oligarklarını ve global statükocuları, korkuya düşüren de, gerçekte, Ortadoğu örneğinden somut olarak bildiğimiz üzere, asla kavga içerisinde olmayacakları İslam değil, demokratikleştirici milliyetçi dalgadır.

 

Bu gelişmeler hem siyasi hem ticari hem de yönetsel fırsatları içinde barındırmaktadır. Bu gelişmelere göre biçimlendirilmeyen düşünüş ve eylemlerin kalıcı olma imkânı olamayacaktır. Ancak geçiş döneminde ki böyle bir dönem yaşıyoruz, konjonktürel aktörlerin, her iki gelişmenin tarafı olanları aynı koalisyonda buluşturacağı, zihinleri karıştıracak ve olguların anlaşılmasını zorlaştıracak duruşlar olacak ve bunlar kısmi ve geçici başarıların sahibi olabileceklerdir. Bu ise Türkiye üzerine düşünenleri şaşırtacak ve yanlış duruş sergilemelerine yol açacaktır.

 

Sermayenin sonuçlarını, onun etkileri olarak görmek, giden trenin son vagonlarına binme ve onunla geçip gitmektir. Gelen bilgi treninden bilet alacak birikimi olmayanları bekleyen yazgı da budur. Bu yazgının en büyük mahkûmu, sermaye trenine binecek birikimi bile olmayanlardır. Ülkemizin gelecek perspektifinde bu bilgi, temel unsurlardan biri olmalıdır. Bugün olanlara odaklılıkta sabitlilik göstermek, (fiksasyon) yanlış yöne bakanların doğruyu görememesi gibidir. Ne yazık ki, henüz, ülkemizde doğru yöne bakanlar azdır. Zaten kazananlar da hep azdır. Tam da bu nedenle, Türkiye’ye has olmayan bu zaaf, aynı zamanda bir fırsattır.

 

Sermaye hareketlerinin mağduru olmak olasılığından kurtulmak, ondan kaçmakla veya kaçınmakla sağlanamaz. Yapılacak olan sermaye hareketlerini etkileyebilir olmaya geçiştir. Ve bunu her geçen gün arttırmaya çalışmaktır. Sermaye hareketlerini etkileyebilmenin yolu ondan kaçınmak değil, onunla olmaktır. Onunla olmakla, ona teslim olmak arasındaki fark iyi anlaşılırsa, onunla olmanın yolları da bulunur konuma gelinebilir.

 

Sermaye hareketleri ile etkileşimi yönetmek temel esastır. Bu başarılabilirse Türkiye’nin önü hızla açılabilir. Üstelik bu geçici değil, küresel dinamiklerle uyumlu bir ön açılma olacağından, Türkiye’ye küresel öncülük ve önderlik yapma şansı da getirecektir. ABD gibi bir dev karşısında daha küçük bir aktör konumundaki Türkiye’nin küresel öncülüğü ABD’den daha iyi ve önde yapması mümkün olacaktır. Buna inanılırsa bu gerçekleştirilebilir. Zaten buna inananlar geleceğin büyük aktörü ya da aktörleri olacaktır.

 

Bunun bilinen bir yolu var mı? Hayır yok! Bu inşa edilmesi gereken bir süreçtir. Ama onu anlamadan onu inşa edemezsiniz. Asıl önemli konu ise bu inşanın yolda yapılacak olmasıdır. Yani cevabı ve cevapları yolda oluşturacak, kurgunuzu yolda gerçekleştireceksiniz. Yapacağınız tek şey cevaplar arası tutarlılık ve ilişkinin yönünü gözetmek ve ona göre davranış ve tutumlar geliştirmek ve bunu takınma iradesi göstermektir. Bu yolda, bilinmeyen bu yolda, bazı başarısızlıkları göze almak ve yaşanacak kimi başarısızlıklardan ürkememek, başarısızlıklarla beraber olmayı ve bunun da üstesinden gelmeyi öğrenmek gerekecektir.

 

Atila Demirkasımoğlu

Nisan 2006



Türkçülük ve Küreselleşme 3 -Açılabilir Kapılar- -Atila Demirkasımoğlu-


Diyelim ki Rusya ile yarısı mal olarak ödenecek bir doğalgaz alım ve boru hattı görüşmesi yapıyorsunuz. Bu konu Dışişleri Bakanlığını mı, Ulaştırma Bakanlığını mı, Bayındırlık Bakanlığını mı, Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanlığını mı yoksa Maliye bakanlığını mı Savunma Bakanlığını mı yoksa Genelkurmayı mı ilgilendiriyor? Bunların hepsini ilgilendiriyor. Alanlar giderek daha çok iç içe geçiyor. Peki, biz bunu nasıl yönetiyoruz? Geleneksel yöntemlerle? Ya da geçici konu temelli özerkleştirmelerle ki bunda da görünüşte özerk arka planda dağınık-bağlantılı yapılar kurarak. Bunların da karar alma mekanizmaları ve hızları yetersiz kalıyor?



Türkçülük ve Küreselleşme 2 -Açılabilir Kapılar- -Atila Demirkasımoğlu-


Dünyada ne ve neler oluyor sorusuna hangi pencereden baktığımız, vereceğimiz cevaplar açısından çok önemlidir. Dünyada nelerin olduğu, dünyada nelerin olacağı ile birlikte düşünülmediği takdirde söylenecek sözler boşlukta kalacaktır. Üstelik bu ikisini ne bir de geçmişin bugüne ve geleceğe yansıyacak birikimlerini eklemeniz de gerekecektir. Geleceğe dair söz ve kararların arkasında, bunlardan başka bir de kendi iradenizi ve öngörünüzü koyacaksınız. İşte ancak bu şekilde bir gelecek perspektifini edinmişsiniz ve bunu milletinize ve dünyaya sunabilir kılmışsınız demektir.



Türkçülük ve Küreselleşme 1  -Atila Demirkasımoğlu-


20. yüzyıla kişisel ve kurumsal totaliter duruşlar hâkim olmuştur.


 

 

Atila Demirkasımoğlu


Atila Demirkasımoğlu, 27 Mart 1966 Niksar doğumludur. Baba tarafı 1475'li yıllarda Trabzon İli Of İlçesi'ne Karaman'dan gelip yerleşmiş bir aileden gelmektedir. Anne tarafı Tokat İli Niksar İlçesi'ndendir. İlkokulu İstanbul, Patnos ve Ağrı'da, Ortaokulu Ağrı, Bartın-Ulus ilçesi, Lise'yi Ankara Deneme Lisesi'nde, Üniversiteyi A.Ü. Tıp Fakültesinde okumuşdur. Radyasyon Onkolojisi İhtisası yapmış ve uzman hekim olmuşdur.


 Dünyada Neler Oluyor



Açılabilir Kapılar


Yani etkileri anlayarak değil etkilerin dinamiğini kavrayarak geleceğe dair olguları resmedebiliriz.


 Etkileşim Yönetimi



Başarma 'Know-How'ı


Bu etkileşmeleri gözlemlemenin nedeni belirsizliği azaltmak kadar, verilerden elde edilen çıktılara dayalı politikaları test etmek ve yönetme ve başarma ‘know-how’ı edinmektir.


 Arayış


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


Aradığını Bulmak


Yeni bir düşünüş tarzı arayışına girmemiz ve bunu bulmamız gerekiyor.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
 Sosyal Psikoloji, J.L. Freedman
 Güç Merkezli Yönetim, Jeffrey Pfeffer
 Güç İstenci, Nietzsche
 Siyasetin Temel Sorunarı Leslie Lipson
 Safahat, M.Akif Ersoy
 Hunlar L.N. Gumuliev
 Bir Acıya Kiracı, Metin Altıok
 Mutezile ve Siyaset, Mahmut Ay
 Kesinliklerin Sonu, İlya Prigogine
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
 Hz. Muhammed'in Hayatı Martin Lings
 Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, Soner Yalçın
 İşinizi Yeniden Yaratın, Tom Peters
 Hedef Seçmen, Cihat Polat
 Efendi, Soner Yalçın
 Haray, Samir Kazımoğlu
 Hilafetin Arka Planının İlgası, Mustafa Sabri Efendi
 Araplar ve Yahudiler, Ahmed Susa
 Geleceğin Toplumunda Yönetim, Peter Drucker
 Siyon Türk Zelda, Cengiz Özakıncı
 Benjamin Dar Geçitteki Aydın, Jay Parini
 Hazar Tarihi, M.İ. Artamanov
 Eski Türkler L.N.Gumuliev
 Oğuzlar, S.G. Agacanov
 Atlas Vazgeçti 1-2-3, Ayn Rand
 Hayatın Kaynağı Ayn Rand
 Kapitalizm Bilinmeyen İdeal Ayn Rand
 Yaşamak İstiyorum Ayn Rand
 İskitlerin Tarihi, Ekrem Memiş
 Türk Ulusçuluğunun Temelleri Uriel Heyd
 İran ve Bölge Jeopolitiği İzzetullah İzzeti
 Pentagonun Yeni Haritası, Thomas Barnett
 Şu Çılgın Türkler, Turgut Özakman
 Son Denize Kadar W. Yan
 Putları Yıkıyorum, Yalçın Küçük
 Kapitalizm ve Yahudiler, Werner Sombart
 Stratejik Derinlik Ahmet Davutoğlu
 Dünya Nöbeti, Alev Alatlı
 Alevilerin Etnik Kökeni, Cemal Şener
 Ömrümün İlk 65 Yılı Yağmur Atsız
 Kurtların Kardeşliği, Hakan Akpınar
 İsyan 2, Yalçın Küçük
 Etnogenez, L.N. Gumuliev
 Yaban, Y.K Karaosmanoğlu
 Küçük Anılarda Büyük Sırlar, Nurten Arslan
 Nuh Tufanı, William Ryan
 Ezop Masalları
 Kızılbaş Türkler, Nihat Çetinkaya
 Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Victor Hugo
 Hazarlar ve Musevilik, Peter Golden
 Cengiz Han'a Küsen Bulut Cengiz Aytmatov
 Sultan Murat, Cengiz Aytmatov
 Ulusların Etnik Kökeni Anthony Smith