
Türkçülük ve Küreselleşme 3 -Açılabilir Kapılar-
-Atila Demirkasımoğlu-
Diyelim ki Rusya ile yarısı mal olarak ödenecek bir doğalgaz alım ve boru hattı görüşmesi yapıyorsunuz. Bu konu Dışişleri Bakanlığını mı, Ulaştırma Bakanlığını mı, Bayındırlık Bakanlığını mı, Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanlığını mı yoksa Maliye bakanlığını mı Savunma Bakanlığını mı yoksa Genelkurmayı mı ilgilendiriyor? Bunların hepsini ilgilendiriyor. Alanlar giderek daha çok iç içe geçiyor. Peki, biz bunu nasıl yönetiyoruz? Geleneksel yöntemlerle? Ya da geçici konu temelli özerkleştirmelerle ki bunda da görünüşte özerk arka planda dağınık-bağlantılı yapılar kurarak. Bunların da karar alma mekanizmaları ve hızları yetersiz kalıyor? Peki, ne yapabiliriz ya da ne yapmalıyız? Yapmamız gerekenin ne kadarını yapabiliriz? Ne bu sorulara ve bu soruları arttırmağa ne de bunların cevaplarını aramağa yönelmiyoruz. Oysa yapmamız gereken yepyeni bir devlet örgütlenmesi yaratmaktır.
Bazı Veri Örnekleri 

Tarım da istihdam daralacak, bu daralmaya rağmen verimlilik artacaktır. Türkiye’de kırsal kesim 1980’lerde %60’larda iken bugün %37. Bu oran daha da düşecek! Bir yandan tarım kesimi zorlanmaya başlarken kentlerle birlikte ona akacak insanlar zorlanacak. Tarım’dan geçinmek zorlaşırken, bir de onun üzerinde, çok güçlü bir verimlilik baskısı oluşacak. Bu ise, bilgiye ve bilginin ürünlerine gereksinimi arttıracak. Bilgi ürünlerini var edemiyorsak, dışa bağımlılığımız artacak ve çare bulamazsak, sahibi olduğumuz tarlaların, tapusu üzerimizde olsa bile işçisi olmak zorunda kalacağız. Üstelik işçi ücretleri de sürekli azalma eğiliminde olacak. Tarım kesiminin üzerine çullanmış bu kayanın altında devlet ne kadar omuz verebilir? Veremeyecek! Verdikçe, başkalarından ve ülkenin tamamının geleceğinden verecek. Üstelik bilgi ürünleri ve azalan işçi ücretleri de düşünüldüğünde, gerçekte, tarım kesimini değil bilgi ürünleri ithalatını (tohum, makine vs.) finanse etmiş olacağız. Miktarlar tartışması özü değiştirmiyor. Bilgi ürünleri ithal etmezsek, domates kaçakçılığı başlayacaktır. Bu açmazdan nasıl çıkacağız? Mevcut sunulan siyasal çözüm: Tarım, kanımız canımız, aç mı kalacağız, tarıma destek olacağız. Bir ciddi siyasal sorun: Mağdur tarım kesimi, tek tip talepli politik gurup haline dönüşeceğinden siyasette belirleyici aktör olacak. Taliplisi de hiç az olmayacak! Bir ümit: %60’lardan %37’lere görece sancısız geçiş oldu. Bir sıkıntı: %20 ve hele %10’lara doğru azalmanın alt kadranlarında gerginlik daha yüksek olacak. Ülke olarak nasıl bir çözüm düşünmek gerekiyor? Çıkarılacak ders nedir? Şimdi Dünyadan bazı veri örnekleri: 
ABD’de, çiftçiler toplam nüfusun %3’üne düşecektir. Öte yandan imalatın iki kat artışına rağmen imalat istihdamı %10–12 daralacaktır. İmalat, tarım sektörünün yazgısını paylaşacak gibi görünüyor. İmalatın perişan hali karşılıklı korumalar veya bölgesel koruma blokları (AB, NAFTA, Pasifik) gerektirecektir. Daha şimdiden ilk işaret: ABD ticaret birlikleri, Seattle’da DTÖ karşıtı gösterilerde yer aldı. Ülke olarak nasıl bir çözüm düşünmek gerekiyor? Çıkarılacak ders nedir? İş gücü gereksinimi bilgi işçilerine olacak ve bu tahsil ve sürekli eğitim gerektirecek. Bunlar şu anda ABD işgücünün 1/3 ünü oluşturuyor. 20 yıl sonra 2/5 ini oluşturacak. 1920'li yıllarda, zamanın tipik sanayi ürünü olan otomobil için yapılan üretim harcamalarının %60 kadarı hammadde ve enerjiye gidiyordu. 1980'li yıllarda tipik sanayi ürünü olan yarı iletken mikro çipin üretiminde ise hammadde ve enerji giderleri %2'nin altındadır. Telefon kablolarında kullanılan % 80' e yakın hammadde ve enerji içerikli bakır telin yerini de hızla %10’u hammadde ve enerji olan cam elyafı-fiberoptik- almaktadır. Çağımızın sihirli hammaddeleri kum ve adi kildir. Zira mikroçipler kumdan, süper iletken seramikler ise adi kilden yapılmaktadır. Japonya 1965–1985 yılları arasında sınaî üretimini iki buçuk kat arttırırken, hammadde ve enerji tüketiminde hemen hiç artış olmadı. Bütün insanlık tarihinde üretilen fen bilgisinden daha fazlası, son 10 yılda üretildi. Bilgisayarların gücü her 18 ayda iki katına çıkıyor. İnternet, her yıl ikiye katlanıyor. Şirketlerin ortalama ömürleri daraldı daralmaya devam ediyor, daha da daralacak. Standart zekâ testi sonucu; ortalama bir Japon öğrencinin skoru 117 iken Amerikalı ve Avrupalı eşdeğerininki 100.dür. Japonya’da 1 milyon kişiye 60.000 bilim adamı düşmekte olup toplam bilim adamı sayısı 800.000’dir. Bu da Almanya, Fransa ve İngiltere’nin toplamından daha fazladır. ABD’nin hizmet ihracatı, toplam ihracatının dörtte biridir. Şimdilik. Bu pay artıyor… 2020 yılında Almanya’nın iş gücünü sağlayabilmek için her yıl çalışma çağında bir milyon göçmene gereksinimi olacak. Gelişme yolundaki ülkeler 2030 yılında dünya nüfusunun %87’sini oluşturacaktır Türkiye’nin nüfusunun 2025’de 100 milyona yaklaşacağı tahmin ediliyor. BM’e göre ‘doğumun ölümü ikamesi’ne 2045 yılı civarında ulaşılacaktır. 2025’te 8.5 milyar insan dünyada yaşayacak, belki de 9,4 milyara ulaşacaktır. Dünya Bankasına göre 21. yüzyılın ikinci yarısında dünya nüfusu 11 milyar düzeyinde sabit kalarak yukarıdaki düzeye erişecektir. 2054’den sonra Dünya nüfusu azalmağa başlayacaktır. 2010 civarında Afrika için söylenen söz ‘ölen insan sayısının doğan’dan fazla’ olacağıdır. 1980’lerde (ve kısmen hala) bir Rus fabrikası tarafından üretilmiş bir traktör o kadar kalitesizdi ki bitmiş bir ürün olarak ederi hurda metal ya da ham demir cevheri olarak taşıdığı değerden daha düşüktü. ‘negatif katma değer’ Ve Rusya’nın ekonomisi Hollanda’nınkinden bile küçüktü. 2003’te yapılan bir araştırmaya göre; 1980–1999 arası Arap ülkelerinin tamamının ürettiği uluslararası patent sayısı 171’dir. Aynı dönemde Güney Kore tek başına 16.328 patent alırken, Hewlett-Packard’ın günlük ortalaması 11’dir. BM’in 1998 İnsani Gelişim Raporu’na göre, 1960’ta dünyanın en zengin ülkelerinde yaşayan %20’lik insan nüfusu, en yoksul ülkelerde yaşayan %20’lik kesime oranla 30 kat gelire sahipken, bu oran, 1995’te, 82 katına çıkmıştır. 19. yüzyılda İngiltere Nüfusu 4 kat artarken ulusal üretim 14 kat artmıştır. 1951’de Japonya’nın GSMH’sı ABD’nin 1/20’si, İngiltere’nin 1/3’ü iken şimdi ABD’nin 2/3’ü ve İngiltere’nin 3 katıdır. Türkiye, 10 yılda bir Microsoft kurup, sonra da bunu satsa, bütün borçlarını ödüyor. Bütün mesele, temelde, budur! Bunu başaracak birikim ve potansiyel Türkiye’de vardır! Bu nasıl sağlanır. Biz bunu nasıl yapabiliriz? Türkiye Ekonomik Krizler Yaşadı: Sermaye Hareketleri Sorumlu Tutuldu!!! 1995 baharında ABD dolarına hücum oldu. Yükselen doların ihracatlarını kısmasına engel olmak için Clinton bir yasa geçirmek istedi. Bunun üzerine Dolardan kaçış başladı, dolar yen karşısında önce %10, sonra da bir %25 değer kaybetti. ABD’nin açıklarını finanse etmek için kullandığı ABD bono piyasası çökme noktasına geldi. Bunun üzerine ABD-İngiltere-Almanya-Japonya, İsviçre ve Fransa merkez bankaları derhal doları desteklemek için ortak eylem içine girdi. Bu girişimlerin hepsi milyarlarca dolar zarara yol açarak başarısız oldu. Doların yaklaşık eski haline dönüşü bir yıl sürdü. Kontrol ABD gibi güçlü ve ortak eylem kabiliyet ve potansiyeli olan ülkeler için bile oldukça zor. Peki ya Türkiye için? Ve şartlar böyle ise hem devlet hem de insan topluluğu Türkler olarak biz inisiyatiflerimizi nasıl ortaya koyarız? Önce bazı veriler: OECD’ye üye 29 ülke 20 Kasım 1997’de, Amerika’nın yolsuzluk karşıtı yasalarının büyük bir kısmını benimseme kararı aldı. Dünya gıda üretimi, 1950’den beri, nüfus artışının önünde artış göstermiştir. Dünya GSMH’nın gelişmekte olan ülkelerde üretilen kısmı 1962’de %9, 1982’de %15, 2000’de ise %40’lara dayanmıştır. Kişi başına gelir, nüfusu artan ve gelişen ülkelerde nüfusu sabit ve gelişmeyen ülkelerden daha yüksektir. Gelişmekte olan ülkelerde, sanayinin çevreye uyumlu hale gelmesi için her yıl 125 Milyar $ gerekiyor. Bu tutar aldıkları her türlü yardımın toplam tutarından 70 milyar $ daha fazladır. Açık ekonomilerin yıllık büyüme hızı kapalı ekonomilerden 1,2 puan daha yüksektir. 1900 civarında, gelişmişten gelişmekte olan ülkelere özel sermaye akışı, 1900’lü yıllarda 100 Milyon $ iken 1997’de 215 Milyar $’a çıkmıştır. 25 süper piyasa, 1997’de, kurumsal yönetim altındaki bütün menkul değerlerin %83’ünü ve küresel sermayenin aşağı yukarı yarısını kontrol ediyor. 1980’lerde, dünya ticaretinin %90’ı, mal ticareti veya üretim yatırımıyla ilgisi olmayan finansal yatırımlardan oluşur halde idi. 25 yıl önce buluştan metalaşmaya giden süreç 1 hızında ise şimdi 15 ve 25 yıl sonra 25 hızında olması bekleniyor. Microsoft hisselerinin toplam değeri 380 milyar dolar. Bu, dünyadaki bütün yükselen piyasalardaki hisse senetlerinin toplamından daha büyüktür. Atila Demirkasımoğlu Nisan2006
|