Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

16 Mayıs 2005

Türk Giysileri

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türk Dünyası

 

 

 


Despotun Maskesi Dilidir


-Yağmur Atsız-


Mazlumun korkusu biterken zaliminki başlar.

 

İşte size son Özbekistan olaylarının özeti...

 

Bu olayları Rusya'nın güney sınırlarında bir süredir başgösteren demokrasiye yönelim hareketinin yeni bir adımı olarak değerlendirebilirsiniz. Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan ve şimdi de Özbekistan... Hatta geniş bir bağlamda Lübnan'ı dahi buna eklemek mümkindir. Ukrayna'nın "Turuncu İhtilâli" dir zincirin ilk halkası. Gerçi demokrasi bağlamında "zincir" kavramı biraz garib kaçıyor ama neticeten bunlar hep birbirine irtibatlı gelişmeler. Ukrayna ve Gürcistan'da baskı, yolsuzluk ve namussuzluk rejimlerinin demokrasiye yönelişi yine demokratik denilebilecek tarzda cereyan etdi. Onlardan cesaret alan Lübnan'da da. Zira Osmanlı devrinden bu yana Avrupai etkilere en açık Arab ülkesidir. Ama Kırgızistan ve Özbekistan'da işin rengi değişiyor. Çünki bunlar her ne kadar kendilerine "cumhuriyet/respublika" adını münasib görmekdeyseler de aslında cumhuriyet mumhuriyet değil düpedüz birer "Hanlık"dır!!! Türk Milliyetçiliği'ni kendi tekellerinde zanneden bazı çevrelerin hoşuna gitmeyecek bile olsa aynı durum Azerbaycan, Kazakistan ve hele hele Türkmenistan için de variddir. Haydi Azerbaycan'ı, Osmanlı'ya ve Batı'ya yakınlığı dolayısıyla biraz müstesna tutalım ama bakınız Ruslar Ortaasya'ya 1880'lerde girdi, hepsinin anasından emdiğini fitil fitil burunlarından getirdi, geriliklerini fırsat bilerek cümlesine etmediğini komadı ve takriben 110 sene sonra defolup gitdikleri an bu soydaşlarımız sanki hiçbir şey olmamış gibi kaldıkları yerden devama başladı...

 

Derhal, ama derhal eski hamam eski tas...

 

Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.

 

Oysa Şair-Lider (ama Ecevit gibi değil gerçek şair) Muhammed Salih ve "Erk Partiyası" Özbekistan'da -tabir caiz ise- "Mahatma Gandi Tarzı" kansız bir ihtilâl amacını güdüyorlardı. Ve farkındaydılar ki halkın "protesto potansiyeli", yahut istekseniz direnme iradesi gitgide artıyordu. Ama olmadı. Bazı çevrelerin acele etmesi sonucu kan döküldü. Zaten bir yıl önce Hokand'da da esnafın buna benzer bir ayaklanması olmuş ama çok daha az kan dökülmesiyle bastırılmışdı.

 

Müsebbib kim?

 

PEKİ, kim acaba bu çevreler?

 

Diktatör İslam Kerimof diyor ki "Aşırı İslamcılar" ...

 

Bu iddiayı Vladimir Putin yutar. Daha doğrusu yutmuş görünür. Zira Çeçenistan Meselesi'nde çok işine gelir. Hatta George W. Bush ible benzeri sebeblerden ötürü bir dereceye kadar inanmış gibi yapar. Fakat gerçek bu değildir. Aşırı dincilere karşı öteden beri aşırı hassasiyet gösteren ben Yağmur Atsız bile buna inanmıyorum. Çünki hadiselerin yıllardır sönüp sönüp patlak verdiği Fergana Vadisi'nde, Andican'da, Karasu'da İslamiyetçiler asla bu güce sahib değiller. Halk kendilerini desteklemiyor.

 

İkinci bir iddia Özbekistan Gizli İstihbarat Teşkilâtı MHH'nin, yâni "Milli Havfsızlık Hizmetinin, kasden kargaşalık çıkarmış bulunduğu. "Havf" korku demek. "Havfsızlık" emniyet anlamına geliyor.

 

"Milli Emniyet Örgütü"... Sabık KGB'nin devamı...

 

Fakat bu iddia da doğru olamaz kanaatindeyim, zira bu tür kanlı bir provokasyonun ne kadar sür'atle kontrolden çıkabileceğini MHH yöneticileri bilir.

 

O halde bence bunun tek bir anlamı var: Halk artık korkusunu yenmeğe başladı ve bu aşağılık rejimi devirmesine pek bir şey kalmadı! Yönetim'in hatta kadınları ve çocukları, hatta ve hatta yaralanıp da henüz can vermemiş olanları bile katletmesi, halkdan duyduğu korkunun derecesini gösteriyor.

 

Kerimof diyor ki "Ateş emrini ben vermedim!"...

 

Ben vermişimdir belki...

 

Müstebidin maskesi dilidir!

 

Peki, bundan sonra ne mi olacak?

 

Bu ilk dalgayı bastıracaklardır...

 

İkincisinden korksunlar!..

 

Kerimof Almanya ziyaretinde demişdi ki "Avrupa'yı Türkler'den 1402 Ankara Meydan Muharebesi'nde bizim yüce hakanımız Timur kurtardı!"...

 

15 yıldır kucağından inmeyenlere ithaf olunur!

 

Biz işimize bakalım.

 

Yağmur Atsız

16 Mayıs 2005



90. ve 60. Yıldönümü  -Yağmur Atsız-


Evet, "Büyük Vatan Savaşı" diye adlandırdıkları İkinci Dünya Savaşı'nda zaferi kazanmalarını kutluyorlar ama başda Cumhurbaşkanı Vladimir Putin olmak üzere Rus yöneticilerinin pek mutlu oldukları söylenemez.

Çünki hem üç Baltık Ülkesi, güneyden kuzeye Litvanya, Letonya ve Estonya ve hem de Polonya bunun kendileri için bir kurtuluş değil "yeni bir işgal" olduğunu vurgulayarak pişmiş "Rus Aşı"na soğuk su katıyorlar. Bilindiği üzere Stalin Savaş'dan sonra "kurtardığı"(!) üç Baltık Ülkesi'ni ilhak etmiş, Polonya'nın ise doğudaki üçde birini SSCB'ye katıp Almanya'nın doğu vilayetlerini Polonya'ya "ihsan" etmişdi.



Kayıp aranıyor: Türkiye  -Yağmur Atsız-


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.



Yaşasın Tûran -Yağmur Atsız-


Aferin, bildiniz, "Hunlu"... Çünki "Hun" yahut daha eski telâffuzuyla "Kun" yahut en eski telâffuzu ve gırtlakdan gelme "Hı" ile "Khun" Arkaik Türkçe'de "Koyun" anlamına gelir. Yâni bu "Proto-Türk/Ön-Türk" kavim kendine totem olarak koyunu seçdiği için "Koyunlu" adını almışdır. Nitekim çok daha sonraları gelen "Akkoyunlu" veya "Karakoyunlu" gibi Türk boyları da vardır.


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Tercüman Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.