Bulamazsınız ey turnalar artık
Çocukluğumuzu gölgeleyen söğüdü
Arasanız da bucak bucak
Dağılsanız da bölük bölük
Ki yıllar analarla babaları gömdü
Biz Kerkük’ü gömdük.
Emperyalizmin ve kapitalizmin yeniden, şekillenen, küreselleşen dünyada, neler yaptığını, yapabileceğini, Kerkük Türkmenlerinin üzerine uygulanan acımasız, zalim politikaların da, bu gün görmekteyiz. Analar, çocuklar bağırıp ağlaşıyorlar. Yürekler dayanmıyor. Kerkük. Musul, tüm ırak Türkleri, kan ağlıyor.
Musul’u, Kerkük’ü, Göztepe’yi, Karatepe’yi, Telafer’i, Bayat’ı, Karaçalı Dağlarını ABD‘nin bombalamasıyla hatırlayabildik. Telaferin bir Türk kasabası olduğunu, Süleymaniye de 44 cami ve medrese, 2 mektebi rüştiye, 7 han, 952 dükkân, 1 hastane, 34 değirmen, 1 hükümet konağı, 8 hamamın bulunduğunu ve bunların hepsinin, Türkler tarafından yapıldığını, maalesef çok geç öğrendik.
Ancak, Kerkük e, ırak bölgesine, Türklerin, Hz. Ömer zamanından beri geldiklerini, vatan yapmaya çalıştıklarını, 1071 Malazgirt savaşından sonrada Anadolunun, Oğuz Türkleri tarafından fetih edilirken, Musul Kerkük bölgesinin çoktan Türk vatanı olduğunu bilmeliyiz. Buralar 11. yy dan itibaren Selçuklular, Musul atabeyliği, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Osmanlı Türk hâkimiyetleri ile 1918 yılına kadar kesintisiz bir şekilde, Türkün idaresinde ayrılmaz bir vatan parçası olarak kalmıştır. Bu bölgeler, 1100 senedir Türk hâkimiyetin de, Anadolu’nun hükümran bir eyaletidir.
Geçmişten bu güne gelindiğinde görülmüştür ki Irakta Türk, Kürt, Arap bölgelerinin birbirinden farklı coğrafi özelliği vardır. Asıl Kürt yerleşim bölgeleri dağlık, Türkmen bölgeler tepelik yahut engebelik, eski Arap bölgeleri de tamamen düz ovalardır. Nitekim Kürt bölgelerindeki dağ isimleri Kürtçe, Türkmen bölgelerindeki şehir, kasaba ve köy adları çoğunlukla Türkçe, Arap bölgelerindeki şehir ve ova adları Arapça olması, bu görüşü destekler niteliktedir. Kürtler 1800’lü yıllardan itibaren, sultan 2. Abdülhamit devrinde, Hamidiye alayları kurulduktan sonra, dağlardan köylere, oralardan da küçük kasabalara inmişlerdir. Ancak bu genişleme 20. yy da, hızla artmıştır. Bunu jeopolitik faktörler, göçebe yaşantı, din, meslek faktörleri, ekonomik durumlar etkilemiştir. Kürtlerin çok evli ve çok çocuklu olmalarıyla nüfuslarının artmış olması da, Kerkük gibi şehirlere yerleşmeleri ne, etkili olmuştur.
Emperyalist güçler, Türklerin hâkimiyetindeki bu bölgeyi, 1917 senesinden itibaren ele geçirmeye başlamışlardır.1918 de bölgeye gelen İngilizler Kerkük, Musul un etnik yapısını iyice incelemişlerdir. Politikalarını, bu bölgede zengin bir şekilde çıkmakta olan, petrol ve diğer enerji kaynaklarına, dayandırmışlardır.
Anadolu’nun coğrafi yapısı, nüfusu ve kültürüyle bir parçası olan bu vatan köşesi, Osmanlı Devletinin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra, başta İngilizler ve Almanlar, sonra da, ABD başta olmak üzere, emperyalist devletler buraya yerleşme yarışına girmişler, Türk izlerini de ortadan kaldırma mücadelesi başlatmışlardır.
Cihan harbinden sonra imzalanan Mondros mütarekesinden sonra, silahları bırakmak için, antlaşma imzalandı. Türklerin silahları toplandı. Ancak İngilizler mütarekeden 4 gün sonra, 3 Kasım 1918 ‘ de Musul Vilayetini, Sancaklarını ve kazalarını işgal ettiler. Çünkü buralarda zengin petrol yatakları vardı. Osmanlı devleti buna karşı koyamadı. Yeni, T.C Devleti kurulurken, Büyük Atatürk, Musul ve Kerkük ü, misak i milli sınırlarına aldı. Bu vatan topraklarının, kendi sınırları içinde kalmasına çalıştı, Ancak işgal güçleri buna da izin vermediler. Atatürk, Lozan a giden İnönü den, misak ı milli sınırlarına sahip çıkmasını istedi. Ancak yapılan Lozan konferansında Türk heyeti ısrarla Musul ve Kerkük ‘ün, Türk vatanının bir parçası olduğunu ve bu bölgenin insanlarının kaderlerini, halkın oylarıyla tayin etmelerini istemiştir. Türk istekleri kabul görmemiş, misakı milli sınırlarındaki Kerkük, milli sınırlara dahil, edilmemişdi. . 24 Temmuz 1923 ‘de imzalanan Lozan antlaşmasına göre Musul heyet inin kararı, bilahare, İngiltere Türkiye arasında halledilmek üzere ertelenmiştir. Türkiye’nin ısrarına rağmen, hemen görüşmeler başlamamıştır. İngilizler, buralarda çeşitli çalışmalar yapmış, bölge halkını Türklere karşı kışkırtmıştır. Doğu Anadolu da karışıklıklar çıkmıştır. Şeyh Sait isyanları, bu dönemdedir Sonuç da ülkemiz, iç sorunlarla uğraşırken, 1926 da Ankara da yapılan antlaşma ile de, Musul Kerkük, Irak Krallığına bırakılmıştır. Ancak 1 Mayıs 1920 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk ‘ ün, TBMM deki konuşmasın da ki şu ifadeler önemlidir. Hep kabul ettiğim, esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi, tayin ve tespit edilirken milli hududumuz, İskenderun un güneyinden geçer, .Doğuya doğru uzanarak Musul Kerkük, Süleymaniye yi ihtiva eder demiştir. Bu dünya durdukça unutulmamalıdır.
Musul Kerkük, Ankara antlaşması ile Irak Devletine bırakılmıştır. Irak devleti yıkılınca, ortadan kalkınca, bu antlaşma sonlanır ve o topraklar tekrar, TC’ne geçmesi gereklidir. Ancak tarihin o dönemlerinde, Lozan barış görüşmeleri esnasında, Türkiye’nin dikkatini başka yerlere çekmek için, Şeyh Sait isyanı çıkarılmıştır. Bu gün de buna benzer olaylarla karşılaşıyoruz. TC’nin Kerkük’le ilgili, tarihi bir oturumu, TBMM de görüşülürken iken, Hrant Dink isimli Ermeni öldürülerek, dikkatler başka yerlere çekilmiştir. Gündem değiştirilmiştir. Tarih ve coğrafya değişmemiş, ancak ABD ve İngiltere eliyle yeni oyunlar oynanmaya başlanmıştır.
1918 yılında, İngilizler, petrolle ilgili çalışmalar yaparken, demografik yapıyı da incelemeye başlamışlardır..Sonuç da , Türkmenler sindirilmeye ve göçe zorlanmış, katliamlar başlamıştır. Türkmen şehir ve kasabalarında yönetimler, Araplara Kürtlere verilmeye başlanmıştır. Ancak Türkmenlerin şehirlerdeki nüfusları hiçbir zaman azınlığa düşmemiştir. 1890 yılında Duyun-u umumiye müfettişi olarak bölgeye gelen Fransız Vital Cuinet incelemelerde bulunmuş, sonucu da Turguie D’asia isimli eserinde ortaya koymuştur. Bu eserde Kerkük şehrinin nüfusu 30 bin olarak gösterilmiş, bu nüfusun 28 bini Türkmen denmiştir. Kerkük etrafındaki dağınık köylerde Kürtler yaşıyor diye not düşmüş dür. 1. dünya harbinden kısa bir süre öncede nüfusun 20 bin olduğu, hâkim unsurunda Türkler olduğu ifade edilmiştir. 1957 yılında Türkler şehir içinde %40, Kürtler %35 idi. Bazı köylerde Kürtler çoğunluktaydı. Kerkük ün idari yapısı Osmanlılar, İngilizler, krallık, cumhuriyet ve Saddam zamanında farklı bir şekilde olmuş, değişmiştir. İdari yapı ile beraber, etnik yapı da değiştirilmeye çalışılmışdır. Bu müdahale İngilizler zamanında başlamış, krallık zamanında devam etmiş, Araplaştırmaya hız verilmiştir. Saddam devrinde de bu durum doruğa çıkmıştır. 2003 yılında ırak’ın ABD ve koalisyon güçleri ile işgalinden itibaren de, kaba ve hoyratça, Kürtleştirme politikası uygulanmaya başlanmıştır. Ancak bir şehrin aidiyeti belirlenirken kemiyetten ( sayıdan ) çok, keyfiyete önem verilmesi gereklidir. Şehrin tarihi eski yapılarının, kimler tarafından yapıldığı, sivil mimarinin kimliği, tiyatrosu, musikisi edebiyatı, sanatı hatta spor faaliyetleri bir tarafsız göstergedir. Bir şehrin en tartışmasız kimliği, demografik yapısı dili, tarih süreci içinde birikmiş, kültürüdür. Demografik yapı değişebilir, ama kültürü ve tarihini ne yapacaksınız. Kerkük, Musul öz be öz, Türk şehirleridir.
ABD destekli Barzani ve Talabani dünü unutmuş şekilde, Türkmenlere saldırıp, Türklerle ilgili ne varsa yakıp, yıkıyorlar.30 Mart 2003 tarihinde Ankara ya, temaslarda bulunmak üzere Bush’un danışmanı, Zalmay Halilzad geldi. Bu zata, Kürtlerin Kerkük’e 20. km. yaklaştıkları yolunda haberler var diye sorulunca, size ABD’nin, resmi güvencesini söylüyorum. Kürt gruplar Musul ve Kerkük’e girmeyecek, böyle bir hareket olursa oyun bozulur, sizden önce biz önleriz demiştir. ABD dış işleri bakanı Colin Powel o tarihlerde Türkiye’nin, Kuzey Irak a girmesine gerek yok, Kerkük ve Musul da ki hassasiyetinizi biliyoruz, orada tam bir güven ortamı hakim, kaygıya gerek yok demişlerdir. Yani Ankara’yı, teskin etmişlerdi. Ancak Bağdat rejimi çöküp Irak kuvvetleri Musul ve Kerkük bölgesine çekilince IKYP bağlı peşmergeler, Süleymaniye’den Kerkük e doğru, IKDP ye bağlı peşmergelerde , Erbil den Musul a doğru yürüdüler.9-10 Nisan 2003 tarihinde peşmergeler Kerkük e girdiler.Katliamlara başlayıp, Kerkük ün nüfus ve tapu dairelerine saldırdılar.Haydut kimliğinde, evrakları yakıp,evleri talan ettiler. Arşiv ve belgeler tahrip edildi. Türkmenler şehirden göçe, zorlandı. Göçmeyenlerde tutuklandı, öldürüldü, işkence yapıldı. ABD bu olaylara seyirci kalıp, hiç müdahalede bulunmadı. Kürtler, Kerkük e yerleşmeye başladılar. Bu yerleşmeler sonucunda, 28 bölgeye, seçmen kayıt bürosu açtılar. İlk seçim dede, Kerkük il genel meclisinde, hâkim duruma geldiler. Türkler, Araplar, Hıristiyan la ra karşı üstünlük sağladılar. ABD yetkilileri sözlerinde durmadılar. Türkiye yi oyalayıp kandırdılar. Kerkük e peşmergeleri yerleştirip oy kullandılar. Oyun bütün hızıyla devam etmektedir.
Irak Anayasası 2007 yılında Kerkük de, bir referandum öneriyor. Önce geçici Anayasa’nın, 58. maddesine göre, Kerkük ün normalleşme si yapılmalıdır. Saddam döneminden sonra, Kürtlerin baskısıyla Kerkük den ayrılan Türkler, evlerine, topraklarına geri dönmelidir. Normalleşme sağlandıktan sonra ancak, nüfus sayımı yapılabilir. Fakat Türkiye durumu, idareyi maslahat şeklinde seyretmektedir. Bu durumun kabul edilemez olduğu, ciddi şekilde bütün dünya ya anlatılmalıdır.
Nüfus ve mal rejiminin işgalden önceki duruma gelmesi gerekir. Ancak burada peşmergelerin nüfus ve tapu dairelerini, yakıp yıktıkları, talan ettikleri unutulmamalıdır. Ayrıca, unutulmaması gereken bir durum daha vardır. Amerikalılar Irakta her yeri bombalarken, özellikle. Petrol bakanlığını hiç bombalamamış, orayı korumaya almıştır. Çünkü burada petrol yataklarını gösteren, harita ve krokiler vardı. Fakat özellikle bir yeri de şiddetli bombalamıştır. Burası Türklerin mezarlarının bulunduğu yerlerdi r. Mezarlıklar diğer eserler gibi, o bölgenin tapularıdır. Kerkük de, tarihi eski, Türklerden başka hiç mezarlık bulunmamaktadır. Buda, bu bölgenin vatan olduğunun bir göstergesi. Bir sahiplik tapusudur.
The Washington Post gazetesine göre, Irak’ın bölünmesi kesin, onun için ABD elini hızlı tutmalı, Şii, Sünni, Kürt üçgeninde, kimi destekleyeceğine karar vermesi, uygulamaya koyması gereklidir deniyor. Burası çok önemlidir. İran Şiileri, Arabistan ve Mısır Sünnileri, ABD Kürtleri destekliyor. Acaba Türkmenleri kim destekleyecek.
Türkiye ne yapmalıdır. Türkiye nin, ciddi ve tutarlı, makul politikaları, ABD ve batı devletlerini sarsıp etkileyecektir. Türkiye jeopolitik konumu, askeri varlığı ve tarihi birikimi ile bunu başarabilir. ABD Irak da ciddi bir direnişle, karşı karşıyadır. Direniş de askerlerini kaybetmekte ve kendi ülkesindeki kamuoyunda, çok zor durumda bulunmaktadır. ABD Başkanı Bush hakkında, kamuoyunda ciddi tepkiler doğmakta, Iraktan askerlerin çekilmesi gerektiği. Yüksek sesle konuşulmaktadır. Baskı gün geçtikçe artmaktadır. İran’ la da nükleer faaliyetlerden dolayı problemleri bulunmaktadır. Türkiye ile bu bölgede, iyi geçinmek mecburiyetindedir. Türkiye’nin makul taleplerini göz ardı edemez.
Aralık 2007 tarihinde Kerkük de referandum yapılacaktır. Ancak Kerkük ün demografik yapısı bozulmuş, düzeltilmemişdir. Bu şartlarda yapılacak olan referandum sağlıklı olmaz. Sonucu şimdiden belli olmuştur. Bunun sonunda, yıllarca sürecek tartışmalar sürecek, geriye dönüşü mümkün olmayan, birçok olayla karşılaşacaktır. Türkiye referandum ve bu oldu bittileri, kabul etmiyorum diyerek, kararlı bir şekilde dünyaya ilan etmeli dir .Bu fiili durumu, dünyanın her platformuna, bir hukuk savaşı olarak, taşımalıdır. Türkiye ABD ilişkilerini, Kerkük temeline almalıdır. Çünkü KERKÜK ülkemizin, vazgeçemeyeceği ÇANAKKALE savunması olmalıdır. Kerkük ün bu şekilde kaybedilmesi, Türkmen’lerin haklarının korunmaması, ileride telafisi mümkün olmayacak, birçok olayla ülkemizin karşılaşmasını sağlayacaktır. T.C, elindeki diplomatik ekonomik, askeri ve siyasi bütün enstrümanları, ciddi şekilde, gözden geçirmeli, kullanmalıdır.
Türkiye Şii, Sünni batağına girmemelidir. Barzani ve Talabani, etnik temizlik konusunda, ciddi bir biçimde ikaz edilmelidir. Irak’ın kuzeyindeki Barzani ile işbirliği yapan Türk müteahhitleri, ikaz edilmelidir. PKK ya karşı, cesur, örtülü operasyonlar devreye sokulmalıdır. Türkiye de ki terörün ekonomik, siyasi, kültürel kaynakları yok edilmelidir. Yapılması istenen, referandum, ısrarlı bir hukuk mücadelesi ile engellenmeli, ileri bir tarihe, ertelenmelidir.
Bağımsız bir Kürdistan, Kerkük olmadan yaşayamaz. Bunu peşmergeler çok iyi bildikleri için, çalışmalarını 60 yıldan beri bu yönlü yapıp, Kerkük ü ele geçirmeye çalışıyorlar. Kerkük yönetimi 2003 yılından itibaren, ABD desteği ile Barzani ve Talabani peşmergelerine verilmiştir. Vali, belediye başkanı ve bütün idareciler, ,onlardan oluşturulmuştur. 600 binin üzerinde peşmerge, zorla, kanunsuz bir şekilde bu bölgeye yerleştirilmiştir. Sonuca ulaşıp, artık, siyasi olarak da, işi bitirmeye çalışıyorlar. Bu fiili durum mutlaka, durdurulmalıdır.
ABD isterse, Kerkük de peşmergeler, referandumdan vazgeçebilir. T.C her platformda, yılmadan kararlı bir şekilde, üzerine düşen görevi, tam ve noksansız bir şekilde yapmalıdır. Aksi halde, Rumeli Türklerinin karşılaştığı durumlarla karşılaşır, çok geç kaldığımızı, yıllar sonra üzülerek hatırlarız. Tarih bizi hiç affetmez.
Kerkük, tarih den bize kalan bir Türk şehridir. Irak nüfusu içindeki %13 Türkmen sayısı dünyaya anlatılmalı, eşit şekilde, diğerlerine verilen haklar, Türklere de verilmelidir.
Irak bölgesinde, 3 milyona yakın Türk yaşamaktadır. Irak da sürekli Türkmen im diyenlerin yanında, zaman zaman, Türkmen im diyenler, vardır. Türkmen olduğundan korkup, çekinip, ben kürdüm, arabım diyenler vardır. Bu üç gurup, ciddi bir şekilde çalışmayla, ben Türküm diye ortaya çıkabilir. Referandumu normalleşme olmadan, Türkler ve Araplar kabul etmemelidir.
Hükümetin şuana kadar, tutarlı bir Irak politikası vardır, diyemiyoruz. Politika yokluğunda, kırmızı çizgi dediğimiz, hiçbir hattımız kalmamıştır. Her şey yeşil olmuş, karmaşık bir durum oluşturulmuştur. Başbakanımızın, Irakta ki bu tehlikeli gelişmeleri, doğru okuyamadığı artık anlaşılmıştır. Kuzey Iraktaki fiilen oluşan siyasi yapının, amaçları ve stratejik hedefleri ortadadır. Bu yapının başı olan Barzani, Türkiye ‘ye husumet beslemek te, PKK’nın koruyuculuğunu yapmakta, terör konusunu TC ye karşı tehdit aracı olarak kullanmaktadır. Ancak kuzey ıraktaki peşmergelerin Türklerin varlığını tehdit ettiği, Kerkük ‘ü zorla ele geçirmek istediği unutulmamalıdır. Barzani Türkiye seçimleri için milliyetçiler iktidara gelirse diyalog ihtimalinin ortadan kalkacağını, AKP’nin kazanması halinde, daha rahat ve açık olacağını ifade etmektedir. Acaba bunun anlamı nedir. AKP ‘nin, açık ihaneti ile Türkmenler Iraktan tasfiye edilirken, hükümetin foyası ortaya çıkmaya başlamıştır. Hükümetten ciddi hiçbir tepki ortaya çıkmamıştır.
Son zamanlarda DTP sözcüleri ve Diyarbakır il başkanı, Kerkük ‘e yapılacak müdahaleyi Diyarbakır ‘a yapılmış sayarız demişlerdir. Bunun, ne manaya geldiği, hükümet tarafından acaba sorulmuş mudur? Son zamanlarda yine Katil Apo zehirlendi diye çıkarılmıştır. Bu da önümüzde ki kutlanacak olan Nevruz Bayramı ile ilgilidir. Terör örgütleri bayram dolayısıyla yeni eylemler yapmaya başlamışlardır. İşte PKK’nın, düz ovada siyasete çağırılmasının sonucu, bu olmaktadır.
Şayet TC devleti kuzey ıraktaki siyasi oluşumu resmi muhatap olarak kabul ederse şunlar olacaktır:
- Kuzey ıraktaki fiili siyasi yapılanma devletleşme yolunda çok ileri aşamaya gelmişdir. Türkiye’nin bu yapıyı tanıması, Barzani’nin siyasi meşrutiyet eksiğini tamamlayacaktır.
- Türkiye’nin bu oluşumu tanıması, bağımsız devlet olma yolundaki durumun, hiçbir engelini bırakmayacaktır.
- Irak’ı bekleyen, en büyük tehlike, bu durumda parçalanma ve bölünmedir.
- Kuzey Irak’taki fiili yönetimle ilişki kurulması Türkmenlerin yok edilmesini sağlayacak Kerkük ‘ü gasp etmek için çalışan Barzani’ye, yeşil ışık yakmış olacaktır.
- ABD’nin himayesinde AKP’nin ezikliğinden cesaret alan Talabani ve Barzani, Türkiye’ye daha fazla tahrik yapacaklardır.
- Barzani’nin yaptıklarının, Başbakan tarafından resmi tanınması, Türkiye ile terörist PKK arasında, dolaylı ve aracılı, diyalog ve temas kanalının açılması anlamına gelecektir. Başbakan bu surette İmralı canisi, Kandil dekiler, PKK ve Barzani ile aynı noktada buluşmuş olur. Barzani, TC. Kuzey Irak ‘a müdahale de bulunursa, bunun faturası ağır olur, çiçekle karşılamayız demiştir. Bunun hesabı sorulmamıştır.
- Kerkük meselesi dünyanın bazı yerlerinde Irak’ın iç meselesi diyorlar. O zaman tüm Irakta referandum yapılıp, halkın neyi istediği tespit edilmelidir.
- Katil apo zehirlendi diyerek Türkiye ‘yi sıkıştırmaya çalışanlar, terör düğmesine basmışlardır. Bunlardan, DTP’li, belediye başkanları ve genel başkan yardımcıları vasıtasıyla tehditler gelmektedir. Türk insanı bu durumları çok iyi bilmeli ve tespitlerini de yapmalıdır. Küreselleşen ve Globalleşen dünya da, çok uluslu şirketler, menfaat mücadelesi vermektedir. Bu aktörlerin hedefindeki en önemli devlette, TC’dir. Türk dünyasının umudu olan ülkemize karşı uygulanan, her türlü yaptırımın arkasın da, dün olduğu gibi, yine, batı ve onların yandaşları devletler vardır. Ancak Türk milleti artık uyanmıştır. Dün olduğu gibi olmayacak, bundan sonra LİDER ÜLKE TÜRKİYE’NİN kurulmasının, zamanı gelmiş, olacaktır.
Arif Nihat Asya diyor ki;
Yinede içim diyor
Şuracıkta yakındadır.
Ya büyük ya küçük
Karın altındadır.
Geçerken kapılardan, kemerlerden
Zaman denilen sarayın
Arayın kuşlar arayın
Arayın bulutlar arayın
Perdeleri örtük
Lambaları sönük
Sırtında yıllar yük
Hatıraları kırık dökük
Bir yer olacak orada
Adı Kerkük