Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

21 Nisan 2008

Aşık Veysel

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Mustafa Tetik

Yazarlar

Türk Dünyası


Saplantılarımız ve Türk Dünyası


-Mustafa Tetik-


Neden ideolojik saplantılarımızdan dolayı aslında faydalı olabilecek atılımları gerçekleştiremeyiz. Saplantılar hakikaten insan oğlunun psikolojik olarak ayrıntılı şekilde incelenmesi gereken bir sorunu. Çoğu zaman önümüze çıkan fırsatları kaçırmamıza sebep olurlar. Bazen olmayacak yerde bizi komik duruma düşürebilirler. Örneklemek gerekirse; ÖDP Genel Başkanı, doçentlik mertebesine ulaşmış bir akademisyen, bilim adamı olan Ufuk Uras meclisin açılışında milletvekili yeminini ederken metinde geçen “ülkü“ kelimesini kullanmayıp, yerine ilke kelimesini kullandı. İnsana ilginç geliyor. Ne oldu o kelime kullanılmayınca “Özgürlük ve Dayanışma“ sağlanmış mı oldu Türkiye'de ? Çok büyük devrimci bir tutarlılık mı sergilenmiş oldu ? Bir kelimeden ( ki İngilizcede “ideal” kelimesine tekabül eder) bile bu kadar çekince ne diye ? Bence bunun mantıklı bir açıklaması olamaz. Bunun adı basbayağı saplantı.


 

Siyasal iktidarı elinde bulunduranlarda bazı saplantılarından dolayı bazen hedefi kaçırıyorlar. Burada bahsettiğimiz “ Türk Dünyası “ meselesi. Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan 90lı yılların başına kadar Türk Dünyası gerçeği hiçbir şekilde ne devlet ne siyasal iktidarlar nezdinde somut bir siyasal alternatif olma şansına sahip olmamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında mecbur olduğumuz Sovyet ittifakına halel gelmemesi kaygısıyla, ondan sonra da son bağımsız Türk Devleti'ninde Ruslara müstemleke olmaması kaygısıyla başımızı kaldırıp doğumuza doğru bakamadık. Hazar ötesinden gelen esintiler hep marjinal geldi bize. Sonuçta biz yeni bir ulustuk, Anadoluluyduk ve uluslaşma sürecimiz bu minvalde sürüyordu. Orta Asya tahayyülleri hem siyasi menfaatlerimize hem uluslaşma sürecimize aykırıydı. Fakat dünya düzenini değiştiren bir olay bizim devlet nezdinde ki Orta Asya perspektifimizi de değiştirdi. Bu olay Sovyetler Birliği'nin dağılması ve buna bağlı olarak Türkistan bölgesinde bir takım bağımsız devletlerin ortaya çıkmasıdır. Türkistan bölgesinin neden birkaç devlet halinde ayrıştığı ayrı bir konu olmakla beraber ortaya çıkan bu vaziyet Türkiye'nin o bölgeye ilgisini çekti. Türkistan bölgesinde oluşan siyasi boşluğu doldurma mücadelesine cılız atılımlarla bizde dahil olduk. Fakat orada nüfuz mücadelesi veren güçlere nazaran çok daha sıkı bağlara sahip olduğumuz halde Türkistan'da dominant güç haline gelemedik. Turgut Özal ile başlayan bu hareketlenme onun vefatıyla yavaş yavaş azalmaya başlandı. Ortada komünist rejimden çıkmış ve liberal-kapitalist dünyaya entegre olmayı bekleyen yeni devletler vardı. Ve bu devletlerin küresel dünyaya entegrasyon sürecinde kim onları elinden tutarsa kim o ülkeleri yeniden imar ederse o bu bölgeyi domine edecekti. Özal hür müteşebbislerin atılımları vasıtasıyla buralarda etkili olma çabalarındaydı. Fakat yetersiz olan belki de Türkistan'ın dünyaya Türkiye gözüyle bakmasını sağlayacak siyasal-sosyal entegrasyondu. Çünkü buraları Türkiye'nin hinterlandı yapan sebep ekonomik değil kültürel-toplumsal bağlardı. Fakat bu bağlar modern uluslararası ilişkiler sisteminde dinamik bir olgu haline getirilemedi. Halbuki Yeni Rusya bu bölgede kültürel ortaklıklara sahip olmadığı halde aynı imparatorluklar altında yaşadıkları için ortak tarih vurgusu ile bu bölge ülkelerini yine avucunda tutmak istedi. Bu coğrafyaya tamamen uzak olan ABD ise bilindik demokratikleşme lafızlarıyla buralara müdahale şansı arıyordu. Bunun için Rus karşıtları destekleniyor, küresel sermayenin finansörlüğüyle turuncu devrimler tezgahlanıyordu. Özal'dan sonrada iç çekişmelere büyük enerji harcayan Türk Devleti kararsız koalisyon hükümetleri serisiyle uluslararası hiçbir alanda politika üretemez oldu. Fakat 3 Kasım 2002de iktidarı eline alan AKP Türkiye için bir umut ışığı oldu. Genel siyaseti bir kenara alınmakla beraber özellikle son dönemlerde çok taraflı bir uluslararası politika izleme amacında olduğu gözlenen AKP Hükümeti Türkistan bölgesiyle ilgilide projeler üretmeye başladı. Bu projelerin çoğunu müspet bir gelişme saymakla beraber benim ortaklık projelerinin temeline alınan argümanlarla sorunum var.


 

AKP Hükümetinin Türkistan Cumhuriyetleri ile bağları sağlamak için kullandığı araç “Ortak Dil” vurgusu. Evet ortak dil bu bölgeyle işbirliğini sağlamak için belki de en önemli araç fakat bu konuda ufkumuzu sadece ortak dille sınırlı tutarsak elimize arada bir toplanan bir çok güzel söz edilen, temennilerde bulunulan konferanslardan başka bir şey geçmez. Halbuki bizim istediğimiz bizim ve ata yurdumuzda kalmış kardeşlerimizin daha müreffeh bir şekilde yaşaması , uluslararası alanda etkili olarak gerçek adaleti tüm zalim devletlere dikte ettirmesidir. En ufak ortak noktanın güç birliği için çok önemli bir varlık arz ettiği modern uluslararası sistemde bu kadar ortak noktanın değerlendirilip devletin harici politikasına alternatif olamayışı çok hazin bir durumdur. Çünkü tarihimizin bize getirdiği bazı saplantılar toplumumuzda varlığını sürdürmektedir. Ülkemizde halen birisi Türkistan Cumhuriyetleriyle işbirliğinden bahsetse akıllara hemen “ İttihat ve Terakki , Sarıkamış , ırkçılık , boş hayal, onlar bozuldu artık... vb. “ gibi emperyalistlerin beynimize yerleştirdiği kelepçeler geliyor. Senelerce birbirlerini kesmiş Franko ve Cermen ortak menfaat uğruna birleşebiliyorsa ben neden birleşemeyeyim. Üstelik onların bu birlikteliğin temeline atacakları pek bir şey olmadığı halde benim pek çok istinat noktam olmasına rağmen.


 

Tabi Türkistan'a olumsuz bakışın sebeplerini çok daha örneklendirebiliriz. Özellikle de ülkemizdeki hakim statükoyla. Fakat madem bu statüko yıkılıyor, madem artık yeni bir şeyler söylemek lazım, biz iktidardan devlet kurumlarını halka açmaktaki azmini devletin artık bir statüko haline gelen dış politikasının değiştirilmesi veyahut çeşitlendirilmesinde de(Avrupa Birliği) göstermesini bekliyoruz. Beyinlerdeki emperyalist ipoteğini kaldırıp, “Irkçılık-Turancılık” saplantılarımızı bir kenara bırakarak Türk Dünyasındaki potansiyelin kullanılması için tüm enstrümanların seferber edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ve biliyoruz ki doğudan doğacak bu güneş dün olduğu gibi bugünde tüm mazlum halklara bir umut kapısı olacaktır.


Mustafa Tetik

19 Nisan 2008



Devlet Aklının Tutarlılığı -Mustafa Tetik-


Tarih kimine göre sadece çocuklara anlatılacak efsanelerle dolu bir masaldır, kimine göre yarını kurmak isteyenlerin çalışma odası. Ernest Toller tarihi kazananların propagandası olarak görür. Genel olarak baktığımız zaman bu görüş geçerlidir diyebiliriz. Bir zümrede iktidarı elinde bulunduran tarihi kendini övmek üzere yazacak ve anlatacaktır. Bir Afrika atasözü de şöyle diyor: “ Aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar av hikayeleri her zaman avcıları övecektir.” Nerede olursa olsun bütün tarihsel olayları herkes kendi perspektifiyle değerlendirecektir. Fikir dünyamıza göre çok çeşitli sıfatlar kazanan olaylardan biri de Çanakkale Savaşlarıdır.



57. Alay SancağıŞu Boğaz Harbi Nedir? -Mustafa Tetik-


Tarih kimine göre sadece çocuklara anlatılacak efsanelerle dolu bir masaldır, kimine göre yarını kurmak isteyenlerin çalışma odası. Ernest Toller tarihi kazananların propagandası olarak görür. Genel olarak baktığımız zaman bu görüş geçerlidir diyebiliriz. Bir zümrede iktidarı elinde bulunduran tarihi kendini övmek üzere yazacak ve anlatacaktır. Bir Afrika atasözü de şöyle diyor: “ Aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar av hikayeleri her zaman avcıları övecektir.” Nerede olursa olsun bütün tarihsel olayları herkes kendi perspektifiyle değerlendirecektir. Fikir dünyamıza göre çok çeşitli sıfatlar kazanan olaylardan biri de Çanakkale Savaşlarıdır.



Müdahale İle Muhasebe -Mustafa Tetik-


“Beni yıkamayan şey beni güçlendirir.” Güzel fakat izafi bir tespit. Ne sosyal bilimlerde ne de doğa bilimlerinde kanun mertebesine erişebilecek bir önerme değil. Aksini  misallerle kanıtlayabilirsiniz. Ancak bir çok sosyal olaya ya da doğa olayına bakarsanız genel – geçer bir kabul olarak nitelenebilir. Mikroplar bedeni yıkmazsa vücut antikor üretir ve güçlenir. Verem tedavisi, mikropları yenemeyip yarım kalırsa mikroplar direnç kazanır ve tedavi güçleşir. Ortada yok edilmesi gereken bir unsur varsa ve ortadan kaldırılmadan mücadele yarım bırakılırsa, unsur mukavemet gücü kazanır.


 

Mustafa Tetik


Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisidir.




 



 


 


 



 


 


 



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Mustafa Tetik

Yazarlar