İran'daki Uçak Kazalarının Ardındaki Sır Perdesi Ne Zaman Kalkacak
Perviz Rahimi
Son dönemde ülkemizde meydana gelen uçak kazaları soru işaretleri ile dolu. Bilindiği gibi, İran ordusuna ait yolcu ve yük taşımada kullanılan C-130 tipi uçağın, 6 Aralık 2005 tarihinde düşmesi sonucu 116 kişi hayatını kaybetmişti. Olayın aydınlanmasını istemeyen Besiç Güçleri tarafından, “uçağın kara kutusuna el konulmasının” yankıları halen devam ederken, 9 Ocak günü, Urumiye yakınlarına Devrim Muhafızları’na ait askeri nakliye uçağının şüpheli bir şekilde düşmesi, cevaplanması gereken soruları artırmıştır. Aralarında İslami Devrim Muhafızları Ordusu (İDMO) Kara Kuvvetleri Komutanı Ahmad Kazeemi ile Alb.Seyid MEHTEDİ, Alb.Seyit SÜLEYMANİ ve Alb.Hamit AZİMPUR'un da bulunduğu 8 üst düzey İDMO subayının öldüğü bu kaza ile ilgili olarak dolaşan söylentiler kaygı verici boyutlardadır.
“Tahran’a acil iniş talebinde bulunan pilotun talebinin reddedildiği, bunun üzerine havalimanını iki defa pas geçen uçağın, üçüncü denemede şehir merkezine düştüğü ve uçağa iniş izni verilmemesinin tek nedeninin ise üst düzey yetkililerle birlikte bir yurtiçi seyahate çıkacak olan Cumhurbaşkanı’nın o esnada havaalanında bulunması olduğu” iddiaları gündemdedir. Ayrıca, Ulaştırma Bakanlığı’ndaki bazı görevlilerin yakın çevrelerine aktardığı, “Kule ile mürettebat arasındaki görüşmelerin, gelen ‘üst düzey bir emir’ çerçevesinde Soruşturma Komitesi’nden saklandığı” şeklindeki bilgiler ise, halkın şüphelerini doğrulamaktadır. Uçağın düşüş nedenine ilişkin olarak, Ulaştırma Bakanı hakkında Meclis’te bir soru önergesi verilmesine rağmen, kaza sonrası açılan soruşturmadan herhangi bir sonuç alınamadığı gibi, Ulaştırma Bakanlığı’nın üst düzey yetkilileri tarafından basına tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır.
Diğer yandan, ülkede 2004 yılı içerisinde çıkartılmış olan bir yasa uyarınca ‘aynı kurumda üst düzey pozisyonda görevli en fazla üç kişinin aynı vasıta ile seyahat etmesi’ yönünde bir uygulama bulunmasına rağmen, gerek Tahran'da gerekse Urumiye'de meydana gelen uçak kazalarında bu yasanın uygulanmamış olması da dikkat çekicidir. Ahmed Kazeemi başta olmak üzere, uçak kazasında ölen komutanların bazılarının, “Cumhurbaşkanı’nın yürürlüğe koyduğu politikaların ülkeyi felakete sürükleyeceği” hususunu zaman zaman dile getirdiği bilinmektedir. Kazeemi'nin, İDMO eski komutanı ve Urumiye eski Belediye Başkanı Mehdi Bakıri ile irtibatı nedeniyle, kendisine şüphe ile bakıldığı hususu göz önüne alındığında, ortaya atılan iddialar daha da anlamlı hale gelmektedir.
İran-Irak savaşı sırasında Azeri kökenli askerlerden oluşan bir birliğin komutanı olan Mehdi Bakıri'nin ‘Türk milliyetçisi’ görüşlerinden ötürü yönetim tarafından düzenlenen suikast neticesinde öldürülmesinin akabinde, Bakıri ile yakından irtibatlı olan Kazeemi de o dönemde zan altında kalmış ve Kazeemi’nin, yapılan araştırma neticesinde suçsuz olduğu anlaşılmıştı. İşte bu nedenlerden dolayı, Urumiye'de meydana gelen uçak kazasının, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra ülkede artan iç çekişmelerin bir sonucu olarak kaza süsü verilmiş bir suikast olma ihtimali çok yüksektir. İran Dini Lideri Hameney'in alelacele yayınladığı bir kararname ile İDMO Kara Kuvvetleri Komutanlığına, yönetime yakın görüşleriyle tanınan Tuğgeneral Mohammad Reza Zahedi'yi ve DMO Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na Tuğgeneral Hüseyin Salami'yi ataması da kadroların ne şekilde tasfiye edildiğine iyi bir örnek oluşturmaktadır.
“Kara Devrim”den bu yana geçen zaman içerisinde ülkemizde toplam 30 uçak düşmüştür. Bunların yalnızca ikisi yolcu uçağı, diğer 28 tanesi ise içerisinde üst düzey askeri ya da sivil yetkililerin bulunduğu askeri uçaklardır ve bunların düşme nedeni hep halktan gizlenmiştir. Bizler, ülkemizde yaşanan uçak facialarının üzerindeki sır perdesinin ne zaman kalkacağını ve özellikle son iki olayda sorumluluğu olan kişiler hakkında ne gibi bir takibat başlatılacağını merakla bekliyoruz.
Perviz Rahimi
11 Ocak 2005