Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

2005

Ebulfeyz Elçibey

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Türk Dünyası

 


Stratejik Perspektifle Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan Ekseni


-Hayati Bice-


1987 yazında asırlık Türk yurdu Nahcivan ile ilgili Sovyet Ermeni taleplerine ilişkin haberler gazetelerde görülmeğe başlayınca konu üzerine yaptığım araştırmada önemli noktalar ortaya çıkmıştı. Daha sonra gerekirse yazmak üzere bir kenara koyduğum bu konuyu ele almak Ermeni talepleri bu defa Karabağ'ı da içine alacak şekilde ve kitle gösterileriyle yeniden gündeme getirilince artık bir  görev haline gelmişti.

 

Türkiye kamuoyunu uzun süre işgal eden ve yol açtığı acılı anıları halen de canlı olan Ermeni terörüne de bir yönüyle ışık tutan yazı dizisi, Türk-Rus ilişkilerinin tarihi yönelişinden bu konunun  ayrı tutulamayacağına işaret etmektedir.

 

Sovyetler Birliği üzerine yapılacak yorum ve değerlendirmeler için sağlam bir zemin oluşturacak çalışmaların tarihi Türk-Rus çelişkisi gözönüne alındığı takdirde tutarlı olacağına inanıyorum.

 

 (Tercüman, 3-5 Mart 1988, Dr.O.K. imzasıyla   yayınlandı.)

 

 

 

Sovyet Rusya İmparatorluğu'nda Rus-Ermeni-Türk Meselesi

 

Dr. Hayati Bice [Oğuz  Karaçay]

 

Ünlü Türkçü' lerden Ağaoğlu Ahmed Beğ'in oğlu DP bakanlarından Samed Ağaoğlu 1966'da Sovyetler Birliği'ne yaptığı geziden sonra kaleme aldığı eserine "Sovyet Rusya İmparatorluğu" adını veriş gerekçesini şöyle açıklıyor: "...Sovyetler -Birliği gerçekten bir imparatorluktur .Topraklarının genişliği, hakim bir milletin çevresinde toplanmış tabi milletleri, kolonileri; ihtirasları, emelleriyle  Roma'dan Rus Çarlığı'na kadar gelip geçmiş bütün imparatorluklara benzer. Onlardan ayrı tek rengi kendinden başka imparatorluk istememesi..."

 

Geçtiğimiz günlerde Sovyet Ermenistanı' nda Azerbaycan S. S. C.'ne bağlı Karabağ özerk bölgesinin Ermeni toprağı olduğu ve bu sebeple Ermenistan S.S.C.'ne bağlanması gerektiği ileri sürülerek yapılan gösteriler, yukarıdaki tarife göre "imparatorluğun iki tabi milleti" arasındaki çekişmeler olarak değerlendirilebilir ilk bakışta. Ancak bölgedeki tarihi gelişmeler gözönünde tutularak  yapılacak serinkanlı bir yorum, olayın bir yönüyle tarihi Türk-Rus ilişkilerini ilgilendiren boyutları olduğunu ve hatta konunun Türkiye'yi ilgilendiren yönlerinin de en az ilki kadar önemli olduğunu ortaya koyacaktır.

 

 

Genel Çerçeve

 

1917 Bolşevik Devrimi'nden sonra kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, gerek Türkiye ile olan ikili ilişkileri ve gerekse bünyesinde barındırdığı -Sovyet kaynaklarına göre- 60 milyonun üzerindeki Türk nüfus bakımından tarihi Türk-Rus ilişkilerinin yeni bir döneminin tarafı olarak kabul edilmelidir. Milliyet ve dini burjuva toplumlarının birer üst yapı kurumu olarak niteleyen Marksizme göre, Sovyet Rusya'nın uygulama ve hedefleri doktrin yönünden tartışma götürür bir durumdadır. Ancak bizim konuya yönelişimiz, Marksist doktrinin yaralanmasıyla ilgili değil, pratiğe yansıyan yönleriyle Türk-Rus ilişkilerindeki temel çizgiyle ilişkilidir.

 

1552'de Osmanlı İmparatorluğu en ihtişamlı günlerini yaşarken Kazan Hanlığı'nın işgali ile başlayan Türk topraklarındaki Rus yayılması; Kırım, Kafkasya, Azerbaycan, Türkistan'ın sonraki yüzyıllarda ele geçirilmesiyle devam edecek 1945'te Stalin devri yöneticilerinden Molotov'un resmen İstanbul Boğazı'nda üs ve Kars-Ardahan'ın ilhakı taleplerine kadar geldi, dayandı. Tarihi bir süreklilik gösteren bu yayılmada, 1917 Ekim Bolşevik Devrimi sonrasındaki hızlanma dikkat çekicidir. Rus çarlarının 550 yılda ulaşamadıkları topraklara Sovyet devrinin Lenin, Stalin gibi yöneticileri10-20 yıl içerisinde kesin bir Rus hakimiyetini yerleştirmeği başarmışlardır.

 

Sovyet Rusya yönetiminin bünyesindeki Türk unsuru ile olan ilişkilerinin yönünü tayin eden başlıca faktör tarihi Türk-Rus çelişkisidir. l917'de devrimin hemen sonrasında “Doğu halkları”na her türlü milli ve dini haklarının tanınacağı vaadleriyle destek arayan Lenin ve arkadaşları sistemi sağlama aldıktan sonra gerçek misyonlarını ifa etmeğe başlamışlardır. Tarihin ve coğrafyanın bir kaderi olarak ortaya çıkan Türk-Rus rekabetini hiçbir zaman unutmayan Lenin, Stalin  gibi Sovyet yöneticileri her zaman jeostratejik misyonlarının gereğini yerine getirmişler; bu gerekleri icra ederken de asla ve asla ideolojik, hümanist eğilimlere itibar etmemişlerdir.

 

 

“Can Azerbaycan...”

 

1917 Mayıs'ında toplanan I. Bütün Rusya Müslümanları Kongresi'nde  alınan ; her bölgede ayrı bir federe devlet kurulması kararına uygun olarak kongreye katılan Türk toplulukların lider kadroları, bolşeviklerin "Doğu Halkları'nın bağımsızlık ve self-determinasyon hakları"na saygı gösterecekleri vaadlerinin de cesaretlendirmesi ve en çok da siyasi ve askeri vasatın bağımsızlık ilanını kolaylaştıran şartlarından yararlanarak bağımsız devletlerini teşkil faaliyetlerine başladılar. Bu faaliyetlerin ileride oluşturacağı potansiyel tehlikeyi farkeden  bolşeviklerin lideri Lenin, bir tedbir olarak 18 Aralık1917'de tayin ettiği Kafkasya Komiseri Ermeni asıllı Stepan Şaumyan'a 30 Aralık 1917 tarihli kararname ile o sırada Rus işgali altında bulunan Doğu Anadolu ve Güney Kafkasya'da Sovyetler Birliği'ne bağlı bir Ermenistan devleti kurma yetkisini de verdi. Bugünkü Ermenistan S.S.C.'nin imâlatında bu yetki belgesi kullanılmıştır. Ancak Türk liderleri de faaliyetlerinde epeyi yol almıştı. 22 Nisan 1918'de Kafkasya Rusya'dan ayrıldığını ilan etti ve bağımsız devletini kurdu. Bu sırada  Azerbaycan bölgesinde Ermeniler ile Azeri Türkleri arasında büyük çatışmalar cereyan ediyordu. 25 Nisan 1918'de oluşturulan Bakü Sovyeti, Azeri Türkleri tarafından yıkılarak 28 Mayıs 1918’de Milli Azerbaycan Devleti kuruldu.15 Eylül 1918'e kadar Bakü dahil bütün Azerbaycan bolşeviklerden temizlenmişti. Türklerin Azerbaycan ve Kafkasya'da milli devletlerini kurmasının yarattığı ortamda Gürcistan ve Ermenistan antibolşevik güçleri de milli yapılar içinde teşkilatlandılar ve kendi devletçiklerini kurdular.12 Ocak 1920'de Azerbaycan Milli Devleti Türkiye, İran ve bazı batılı ülkeler tarafından  resmen tanınmıştı. Bolşevikler  Rusya'daki iç savaşı galip olarak tamamladıktan sonra Kafkasya'ya yöneldiler ve bölgede kurulmuş olan milli devletleri ele geçirdiler. Kafkasya Milli Devleri yıkıldıktan sonra 27 Nisan 1920'de de Azerbaycan Milli Devleti'ni yıkarak Azerbaycan'ı Sovyet topraklarına dahil ettiler.

 

Bolşevik hakimiyetinin tesisinden sonra Kuzey Kafkasya’da otonom cumhuriyet ve özerk bölgeler; Güney Kafkasya ve Azerbaycan'da Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan S.S.C. ile Nahcivan Özerk eyaleti ve Karabağ Özerk bölgesi kuruldu. Kağıt üzerinde yapılan çizimlerle bu bölgelerin sınırları belirlendi. Yüzyıllardır Azerbaycan ile koparılamaz bir bütünlük gösteren Nahcivan ile Azerbaycan arasına bir yılan gibi yapay bir Ermenistan kuşağı sokuldu.

 

Bugün Sovyetler Birliği'nin Ermeni vatandaşlarının hak talep ettiği Nahcivan ve Karabağ bölgeleri böylesi bir tarihi arkaplana sahiptir. İlk olarak 1987 Ağustos'unda Nahcivan Özerk Eyaleti'nin Ermenistan'a bağlanması için dilekçeler hazırlanmış; Moskova'ya sunulmuş ve nihayet 1988 Şubat’ının son günlerinde Ermenistan S..S.C.’nin başkenti Erivan'da düzenlenen kitle gösterileriyle Karabağ Özerk Bölgesi'nin Ermenistan'a ilhakı talebi gündeme getirilmiştir. Gelen haberler arasında bölgede Azeri Türkleri  ile Ermeniler arasında yer yer çatışmalar olduğu haberleri de yer almaktadır. Bu arada basında yer aldığına göre Azerbaycan Televizyonu 19 Şubat 1988 tarihli yayınında Karabağ üzerine ilhak taleplerinin yersiz olduğunu savunmuştur.

 

 

Ermenistan Dedikleri...

 

Bugünkü Sovyet Ermenistanı Türk Revan Hanlığı'nın toprakları üzerinde 'imal' edilmiştir.Başkenti olan Erivan adı da Revan'dan bozmadır. Bölgedeki yüzyıllardır "Göğce göl" diye bilinen; destanlara, türkülere de bu adla geçen güzel gölün güzel ismi de “Sevan”a çevrilerek  güya Ermenileştirilmiştir. 1828'de Rusların Revan Hanlığı'nı yıkmalarından sonra bölgeye iskan edilen Ermeniler, 19.yüzyıl sonlarında çoğunluğa geçmişlerdir. Gerek 19.yüzyıl boyunca süren Osmanlı-Rus savaşlarında ve gerekse ihtilal günlerinde bölgedeki Türklere karşı katliamlar da  dahil her türlü düşmanlığı gösteren Ermeniler, en son bolşeviklerle birlikte 1920 yılında Azeri Türkleri'ne karşı harekete geçerek binlercesini katletmişler; sağ kalanları  ise Hazar Denizi'ne doğru çekilmeğe mecbur bırakmışlardır. Ancak bu şekilde bölgedeki nüfus içinde yer edinebilecek bir orana ulaşmışlardır. Bütün bunlara rağmen 1979 Sovyet verilerine göre Ermenistan S.S.C.'nde  2.982.000 Ermeni’ye karşılık 294.000 Türk vardır  ki nüfusun yaklaşık % 10'unu teşkil etmektedirler. Nahcivan Özerk Eyaleti'nde ise 250.000 kişilik nüfusun büyük çoğunluğunu Türkler teşkil etmektedir.

 

Haritaya Bakalım mı...?

 

Samed Ağaoğlu girişte bahsettiğim kitabında şunları yazmaktadır: “…Bugünkü Sovyet Rusya İmparatorluğu'nun üç kurucusu ve yapıcısı Büyük Petro , Lenin ve Stalin' dir. Moskova Prensliği'nin hangi sınırlara varması gerektiğini sezerek büyük siyasi  planı hazırlayan Petro!.. Petro’dan sonra gelen bütün çarlar, çarlardan sonra da Lenin ve Stalin bu siyasi plandan üslûb değişiklikleri dışında tek fedakarlık yapmış değiller... Kremlin'de Lenin'in çalışma odalarını gezerken bürosunun duvarlarını süslemiş büyük haritalara dikkatle baktık. Her biri Rusya'nın dört yandan varması gereken sınırları gösteriyor. Galiba soldaki harita bütün doğu illerimizi, Karadeniz kıyılarımızı bu sınırların içine almış."

 

1924'de  Kafkasya ve Azerbaycan'da sınırları belirlerken Türk ve müslüman toprakları aleyhine Gürcistan ve Ermenistan'ın sınırlarını genişleten Türkiye ile hakimiyeti altındaki Türk toplulukları arasına gayrı-Türk ve hrıstiyan bloklar yerleştiren Lenin ile 1943-1944'te Kafkasya ve Kırım'daki Türk unsurları  anavatanlarından kopararak Sovyetler Birliği'nin uzak bölgelerine serpiştiren ve 1945'te Kars-Ardahan'ı isterken  çaktırmadan Türkiye sınırındaki Misket Türklerini Gürcistan'a süren Stalin'in harita üzerinde çok kafa yordukları anlaşılıyor.Harita karşısında çok düşünmüşler ve Sovyet Rusya İmparatorluğu'nun geleceğini garantiye almak için neyi gerekli görüyorlarsa acımasızca ve şovenist bir yaklaşımla yerine getirmişlerdir. Haritanın anlattığı budur...

 

 

Türkiye'nin  “Ermeni Sorunu”

 

Sovyet Rusya'nın Azerbaycan bölgesinde izlediği milliyetler politikası, Türk-Rus ilişkilerine olduğu kadar günümüzde Türkiye'nin başına belâ edilmeğe çalışılan Ermeni meselesine de ışık tutmaktadır.

 

Şu günlerde hızı kesildiği için pek üzerinde duran yok ya, diplomatlarımıza karşı Ermeni saldırılarının yoğun olarak sürdüğü günlerde yetkili-yetkisiz ağızların söyledikleri arasında neler yoktu ki; Ermenilere geçmişte bir kötü muamele yapılmış olsa bile Osmanlı Devleti tarafından yapılmış olacağı için Türkiye'yi ilgilendirmeyeceğine varana kadar. Hatırlarsınız. Ama hiç kimsenin çıkıp "-Yahu bu Ermeni istekleri farz-ı muhal gerçekleşse bu işten kârlı çıkacak kim olur?.." diye kafa yorduğunu görmedik, duymadık, okumadık !..

 

Diyelim ki, Ermenilerin talep ettiği (Erzurum, Erzincan, Ağrı, Sivas, Elazığ, Diyarbakır, Bitlis, Siirt, Muş, Van, Hakkari illerimizi içine alan) 'Vilayet-i Sitte' üzerinde kurulması düşünülen ASALA Sovyeti gerçekleşti. Bu Sovyet hangi fonksiyonu yerine getirir?

Gelin haritaya bakın cevap vermeden önce! Böylesi bir suni oluşum, Türkiye ile Sovyetler Birliği'nin Türk halklarının "en muhayyel" fiziki birlikteliğini dahi, Kaf Dağı'nın ardında bırakacaktır. Hatta bu durumda, Güney (İran)Azerbaycan ve Kerkük'teki Türk unsurların Türkiye ile oluşacak mesafeli durumu da açıkça görülmektedir. Lütfen haritanın fısıldadıklarına kulaklarımızı tıkamayalım. Yine bir gün Ermeni saldırıları baslarsa, aynı 'kanları yerde kalmayacak' aldatmacalarıyla vakit kaybetmeden olayın arkaplanına eğilelim.

 

 

Azerbaycan'ın  “Ermeni  Sorunu”

 

Tarihi perspektif içindeki yerini işaret ettiğimiz Azeri Türkleri-Ermeni meselesi, Ermenilerin atağı ile yeni bir safhaya girmiş bulunmaktadır.

 

Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Nahcivan'daki Ermeni azınlık, Sovyet Ermenistanı'na bağlanmak isteğiyle 75.000 imzalı bir dilekçeyle Politbüro'ya müracaat ederek dilekçelerini Gorbaçov'un danışmanı Alexandre Yakovlev'e vermişlerdir. İmza atanlar arasında Ermenistan Komünist Partisi  ileri  gelenlerinin de bulunduğu  bu dilekçe mektup, Sovyetler Birliği Komünist Partisi I. Sekreteri Mihail Gorbaçov'un 'açıklık' politikasının bir yan ürünü olan ve genellikle rejim muhaliflerinin seslerini duyurduğu "Glastnost" dergisinde yayınlandı. Mektup-dilekçede "Karabağ'ın dağlık kesimi, Zengezur ve Nahcivan bölgesinin Ermeni toprakları olduğunun bolşevik ihtilalinden sonra  kabul edildiği öne   sürülüyor ve şu görüşler savunuluyordu: "Ancak bu karar, Ermeni topraklarının Türkleştirilmesi hayalini güden Türkiye'nin baskısı ile kağıt üzerinde kaldı. Bugün Nahcivan'da Ermeni kalmadığı gibi Ermenilerin tarihi eserleri de barbarca yok edilmektedir. Karabağ'ın dağlık bölgesinde ise Ermenilerin nüfusu giderek azalmakta, buna karşı Azeri nüfusun , oranı artmaktadır. Çağdaş Panislamizm’in Türk savunucuları açıkça “İmparatoriçe Katerina'nın bizden kopardığı toprakları, komünistler tek kurşun atmadan bize iade edecekler” diyorlar. Bunlar Nahcivan ve Karabağ'daki tümeni, Rus halklarını göçe zorlamakla kalmıyor, NATO'cu Türkiye'nin planlarını da gerçekleştirerek Sovyet sınırları boyunca Türk köyleri de kuruyorlar. Hakkaniyet namına, Lenin'in vasiyeti namına size başvuruyor ve tarihi Ermeni toprakları olan Karabağ ve Zengezur ile Nahcivan'ın sosyalist Ermenistan'a ilhak edilmesini ısrarla rica ediyoruz.”

 

Bu sözlerle sona eren dilekçenin Ocak ayı sonunda yayınlanmasını, Ermenilerin Erivan başta olmak üzere bölgede düzenledikleri kitle gösterileri takip edecektir. Daha sonra Ekim ayında Ermenistan S.S.C.'nin başkenti Erivan'da yürüyen Ermeniler, Nahcivan ve Karabağ'ın Azerbaycan'dan ayrılarak Ermenistan'a bağlanmasını talep etmişlerdir. Son olarak 18-l9 Şubat 1988 tarihlerinde yine aynı maksatla kitle gösterileri düzenlenmiştir. Buna.karşılık Azerbaycan televizyonu "aşırı görüşlü Ermeniler"in isteklerinin kesinlikle dikkate alınmayacağını bildirmiştir. Öte yandan Ermeni kaynakları Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de Ermenilere karşı fiili saldırılar meydana geldiğini iddia etmişlerdir.

 

Resmi makamların bütün bu olanlar karşısındaki tutumu Karabağ Bölgesi komünist Partisi I. Sekreteri’ni görevinden almak şeklinde gerçekleşmiştir. Bölgeye gönderilen Komünist Parti Politbüro üyesi iki raportör,olayın Sovyetler Birliği için ciddi rahatsızlıklara yol açacak bir vasıf kazanmasından duydukları kaygıyı dile getirmişlerdir. Ermeni gösterilerinin giderek kitle çapında bir eylem boyutu kazanmasından sonra S.B.K.P.  I. Sekreteri Mihail Gorbaçov, 25 Şubat l988'de bölgede bulunan Politbüro temsilcisi tarafından Ermenistan S.S.C. Radyo ve Televizyonu'nda okunan mesajında "meselenin geleneklerin ruhuna ve Leninist milliyetler teorisine uygun şekilde çözümleneceğini” ve yetkililere bunun için süre tanınması gerektiğini bildirmiştir. Gecikmeli olarak Sovyet resmi TASS ajansı tarafından dünyaya duyurulan bu mesaj, Azerbaycan S.S.C.Radyo ve Televizyonu'nda da yayınlanmıştır.

 

Öte yandan Sovyetler Birliği'ndeki Ermeni taleplerini destekler nitelikte faaliyetlerin Avrupa'da da boy göstermeğe başladığı görülmektedir. Paris'teki Ermeniler 26 Şubat 1988'de Sovyet Büyükelçiliği önünde gösteri yaparak Erivan'da ortaya atılan Karabağ'ın Ermenistan'a bağlanması talebini tekrarlamışlardır. Ermenilerin oluşturduğu bir heyet S.S.C.B.'nin Paris büyükelçisine verilen dilekçeyi sunmuşlardır .Dilekçede “Karabağ bölgesindeki Ermeni çoğunluğun yasal isteklerinin yerine getirilmesi” istenmektedir. Bu arada açıklama yapan Ermeni sözcüleri, düşmanlarının Sovyetler Birliği değil, Türkiye olduğunu vurgulamaktan da kaçınmamışlardır. Henüz sıcaklığını koruyan bu olayların haritaya bakıldığında tarihi Türk aleyhdarı  politikayı gözler önüne seren Nahcivan Özerk Eyaleti'nin Ermenistan'a bağlanarak bu tarihi Türle yurdunun tarihe karışmasıyla sonuçlanma ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır.

 

 

Son Bir Belge...

 

Komünist olsun veya olmasın bütün Rusların -istisnalar mahfuz olmak kaydıyla- Türklük aleyhdarı uygulamaların taraftarı olduğunu gösteren son bir belge yakınlarda Sovyetler Birliği'nin komünist yönetimine karşı Batı Avrupa'da faaliyet gösteren Londra merkezli Europian Liasion Group (Avrupa İrtibat Grubu) adlı antikomünist bir teşkilatın yayınladığı broşürde yer alan haritadır. Bu haritada da vatanımızın doğu toprakları Ermenistan ve güneydoğu toprakları da Kürdistan olarak gösterilmiştir. Komünist de olsa, antikomünist de olsa bir Rus'un milli meseleler söz konusu olduğunda  aynı Rus tavrı gösterebildiğini gösteren bu örnek bizi kızdırmamalı; sadece biraz olsun düşündürmelidir.

 

***

 

Dünya üzerindeki mesafelerin küçüldüğü günümüzde dünyadaki Türkler arasındaki mesafeleri her anlamda büyütmek isteyenlerin varlığını ve niyetlerini fark etmemiz zaten yeteri kadar açılmış olan mesafelerin kapatılması yolunda ciddi bir adım olacaktır.

 

 

Hayati Bice

RTÜK,Uzman Dr., Araştırmacı-Yazar.



Taşkent, Ağustos 1992 : Erk Partisi Başkanı Muhammed Salih: Son Nefese Kadar Mücadeleye Devam  -Hayati Bice-


1992 yılı Ağustos’uydu; Türk Ocakları Genel Sekreteri Prof. Dr. Orhan Kavuncu, Türk Yurtları dergisi yayın yöneticisi Dr. Hayati Bice, Efendi Barutçu ve Oğuz Yayan’ın da içinde bulunduğu bir grup Türk milliyetçisi demirperdenin aralanması ile buldukları ilk fırsatta Türkistan’a düzenlenen bir gezi ile Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ı kapsayan bir seyahat yapmışlardı. Bu seyahatin Özbekistan’ı kapsayan en önemli bölümünün Taşkent durağında  Özbekistan Demokratik Muhalefeti’nin yegane sözcüsü ERK Partisi Başkanı Muhammed Salih ile de görüşme imkanı bulmuşlardı. O sırada Muhammed Salih henüz Taşkent’ten  sürgün edilmemişti; ancak tüm temasları “diktatörün uşakları”nın yakın takibi altında idi. Bunu bilmesine rağmen -birisi Emir Timur Hıyabanı’nda, birisi Taşkent’in o sıralar en büyük oteli olan  Hotel Özbekistan’da ve birisi de bir yurtseverin evindeki davette olmak üzere-  tam üç kez grup üyeleri ile bir araya geldi.



Özbekistan Cumhuriyeti’nin Orta-Asya Bölgesindeki Belirleyiciliği -Hayati Bice-


Tarihi olarak Türkistan'ın manevi ve siyasi merkezi olmuş Buhara, Semerkand  gibi şehirlerin yer aldığı Özbekistan bugün Orta Asya'nın hem coğrafi hem de sosyokültürel yönden kalbi konumundadır.Bu sebeple ilgi ve dikkatler en yoğun şekilde Özbekistan üzerinde odaklandırılmalıdır.



Türkçü-Müslüman-Sosyalist : Özgün Bir Örnek: Sultan Galiyev ve Turan Devleti  -Hayati Bice-


Türk dünyası tarihi ve Türk yurtlarının bugünkü durumu  konusuna ilgisi olanların şimdiye kadar en azından adını işittik­leri [bu konuda Attila İlhan’ın çabası övgüye değerdir] ve son yıllarda “ulusalcılık” “Avrasyacılık” söylemleri ile tekrar adı işitilmeğe , tezleri değişik çevrelerde tartışılmağa, adına internet siteleri oluşturulmağa  başlanan “Sultan Galiyev” ve “Sultangaliyevcilik” konusuna bir "sağlam açı" ile yaklaşılabilmesine yardımcı olmak için bu inceleme  kaleme alınmıştır.


 

Hayati Bice


1959 yılında Tokat'ta dünyaya geldi. Aslen Kafkasya Karaçay Türklerindendir. İlk ve orta  öğrenimini Tokat’ta tamamladı. 1976’da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde  başladığı yüksek öğretimini 1982 yılında tamamladı. Aynı fakültenin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde 1985 yılında başladığı uzmanlık eğitimini “Yenidoğanlardaki Kongenital İnfeksiyonlar” konulu tezi ile tamamlayarak 1989 yılında  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu. Uzman doktor olarak Yalova Devlet Hastanesi'nde Uzman Hekim olarak bir süre çalıştı. 1994-1995 öğretim yılında Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 2002 yılında T.C. Başbakanlık Türk Dünyası’ndan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nda “Bakan Danışmanı” olarak görev aldı. Halen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak T.C.  Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nda Sözleşmeli Hekim olarak görevine devam etmektedir.

 

Tıp alanında ve sosyal konularda birçok araştırması Dr. Hayati Bice [ya da Oğuz Karaçay]   imzalarıyla  çeşitli bilim ve kültür dergileri ile gazetelerde yayınlanmıştır. Eserleri ve makaleleri uluslararası literatürde referans kaynağı olmuş;  akademik çalışmalara konu edilmiştir.

 

1990 yılında Ankara'da yayına başlayan ve iki cildi yayınlanan Türk Yurtları adlı derginin yayın yönetimini de üstlenmiştir.

 

Yayınlanan kitapları tıp alanındaki "Antimikrobial Tedavi Rehberi",”Annenin Rehberi” [TDV yayını-3.baskı 2000] ; sosyal alanda " "Kafkasya'dan Anadolu'ya Göçler" [TDV yayını-1.baskı 1989], "Türk Yurtlarında İmanımızın İşaret Taşları", "Hoca Ahmed Yesevi Türbesi"[Kültür Bakanlığı yayını,2.Baskı Türk Exim-Bank] ve son olarak Türkiye Diyanet Vakfı (TDV)Yayınları arasında basılan ve Hoca Ahmed Yesevi'ye ait şiirlerin bugünkü Türkçe'ye aktarılmasıyla oluşan "Divan-ı Hikmet" (3.baskı-2001] adlı eserlerdir.

 

Ayrıca 3 ayrı kitabı baskı aşamasındadır.

 

Türk lehçelerinin tamamı ile İngilizce bilir.

 

Evli ve üç çocuk babasıdır.


 Türk Dünyası



Özbekistan


Ülkeye kısa sürede kendi ayakları üzerinde doğrulma şansı veren bir husus da ülkede yetişmiş kalifiye bir aydın kadronun hemen her alanda yeterli düzeyde oluşudur. Sovyet döneminde Türk cumhuriyetleri arasında İslami eğitim verilen birkaç kuruluşun tamamının bu bölgede oluşu da Özbekistan'a diğer Türkistan cumhuriyetleri ve Sovyet sistemindeki müslüman topluluklar  nezdinde ayrı bir yer kazandırmıştı.


 Etkileşim Yönetimi



İslamofobi


Batılılar, bugün fundamentalist (radikal) İslamcı gibi yaftalarla mahkum ettikleri pek çok İslâmî hareketi, oluşumu ve söylemi karalama yoluna başvuruyorlar. Gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasına bu şekilde engel olacaklarını düşünüyorlar. İslam ülkelerini, müslümanları adeta İslam ile korkutuyorlar.


 Arayış



Kafkasya


Kafkasya'nın insan coğrafyası da en az tabii coğrafyası kadar karmaşık bir yapı arz etmektedir. Bölge dünyanın bilinen en eski sürekli yerleşim yerlerinden birisi olarak tanınmakta, beyaz ırkın ilk kez ortaya çıktığı bölge olarak kabul edilmektedir.