GİRİŞ
İran çokuluslu bir imparatorluk olarak varlığını sürdürme çabasındadır. Bugün için kontrol altına alınmış gibi görünse de, etnik parçalanma tehlikesini tam anlamı ile aşabilmiş değildir. Bu durum İran resmi literatüründe de son dönemde tartışılan bir husustur[1]. İran’da etnik sorunun temelini Fars-Kürt çelişkisinin oluşturduğuna dair bir imaj var ise de, Güney Azerbaycan Türklüğü de Farslık ile ciddi bir çelişki içinde görünmektedir.
Fars-Azebaycan Türkü çelişkisi Humeyni devriminden hemen sonra patlama yapmış, ancak devrim sonrasında uygulanan baskı politikaları ile kontrol altına alınmıştır. İran Türkleri, özellikle de Güney Azerbaycanlılar 20. Yüzyıl boyunca bazen kitlesel boyutlara sahip milli direniş hareketleri gerçekleştirmişler, bazen de Azeri milli direnişi yeraltına çekilmek zorunda kalmıştır. Bu direniş hareketleri devlet kurma aşamasına kadar ulaşabilmiştir. Bu makalenin konusu 20. Yüzyıl Güney Azerbaycan milli direniş hareketinin dönüm noktalarını ele alarak geleceğe yönelik projeksiyonlarda bulunmaktır.

|
Muhammed Hıyabani |
Dört bölümden oluşan makalenin birinci bölümünde Azerbaycan Türklerinin milliyetçi hareketinin Meşrutiyet dönemindeki başlangıcı analiz edilmektedir. 20. Yüzyıl İran siyasi tarihinin önemli bir parçası olan Güney Azerbaycan halkı 1906’da Meşrutiyet hareketine aktif olarak katılmış, meşrutiyet devriminin bir parçası haline gelmiştir. “Encümen-e Milli-i Tebriz”, “Merkez-e Gaybi” ve Sattar Han konumlarını açıklamış ve Azerbaycan’da Meşrutiyet hareketinin temeli “Merkeze Gaybi” teşkilatına bağlanmıştır. Meşrutiyet sürecinde Güney Azerbaycan halkı çağdaşlaşma, özerklik ve yasal bir siyasal sistem için mücadele etmiştir. Bu süreçte Azerbaycanlı kimliği İranlı kimliğinin alt birimi konumundadır.
İkinci bölümde 1920 yılında kurulan “Azadistan” devleti ve Şeyh Mehmet Hiyabani’nin hayatı açıklamıştır. Şeyh Mehmet Hiyabani ilk ayrılıkçı hareketi gerçekleştiren lider olarak kabul görülmektedir ve ayrılıkçılığa giden süreç analiz edilmiştir.
Makalenin üçüncü bölümünde Fars milliyetçiliğinin doğuşu ve siyasal iktidarı ele geçirmesi açıklandıktan sonra Rıza Han’ın iktidarının analizi yapılmıştır. Keza bu çerçevede Seyd Cafer Pişeveri tarafından kurulan milli hükümet ele alınmıştır.
Makalenin son bölümünde ise Humeyni devrimi sırasında ve sonrasında gerçekleşen Azeri milli muhalefeti, “Halk Müslüman Hareketi” ve “Dr. Mahmut Çehregani” olayı örneklerinde değerlendirildikten sonra, gelecek üzerine projeksiyonlarda bulunulmuştur.
MEŞRUTİYET DEVRİMİ (1906-1911)
Selçuklularla birlikte Türk hakimiyet ve egemenlik alanı olan İran, değişik Türk hanedanlarının yönetiminde uzun yüzyıllar Ortadoğu ve Orta Asya’nın önemli bir devleti olarak varlığını sürdürdükten sonra, sanayi devrimini gerçekleştiren Batı toplumları karşısında yenilen Doğu devletlerinin kaderini paylaşmıştır. Kuzeyden Rusya, güneyden ise Britanya tarafından sıkıştırılan İran’da, Türkmen Kaçar hanedanına (1779-1925) karşı 1906’da meşrutiyet devrimi gerçekleştirilmiştir.
Bu devrim ile o güne değin aşiret mensubiyetine dayanan toplumsal kimlik tasfiye edilirken, İran coğrafyasında varlıklarını sürdüren milli kimlikler ön plana çıkmaya başlamıştır. Meşrutiyet devriminden önce köy, kent ve kabile kimliği taşıyan toplum hızla milli kimlik bilincine doğru evirilmiştir. Farslık anlamında İranlılık, Azerbaycanlılık ve bir ölçüde Kürtlük siyasal kimlikler olarak bu aşamada ortaya çıkmışlardır.
Meşrutiyet devrimi İran entelijansiyasının çağdaşlaşma/modernleşme politikalarının zorunlu bir sonucu olarak gerçekleşmiştir. Bu zorunlu çağdaşlaşma Osmanlı’da olduğu gibi Batıya karşı/Batı karşısında uğranılan yenilgilerin bir sonucu olarak, önce “tepeden inmeci” politikalarla başlamıştır. 1813-1928 Rus-İran savaşlarında yenilen Kaçar Hanedanı, modernleşme sürecini bir zorunluluk olarak algılamıştır. Modernleşmenin “tepeden inmeci” biçimi Kaçar hanedanının bir üyesi/veliahdı ve dönemin Azerbaycan valisi olan Abbas Mirza ve Emirkebir’in politikalarında kendisini göstermiştir.
Rus-İran savaşlarında İran ordusunun modern savaş tekniklerinden ne kadar uzak olduğu ortaya çıkmıştır. Abbas Mirza, Üçüncü Sultan Selim’in ıslahatından esinlenerek bir Azerbaycan “Nizam-ı Cedid”i kurmaya çalışmıştır. Bu “Nizam-ı Cedid’in” asli çekirdeğini 6 bin kişilik bir ordu oluşturmuştur. Bu ordu hareketli toplar ve yeni silahlarla teçhiz edilmiştir. Askerlere düzenli maaş bağlanmıştır. Yeni ordunun askerleri kışlalara yerleştirilmiş ve Avrupalı subaylar tarafından eğitilmişlerdir. Abbas Mirza bu yeni orduyu donatmak için Tebriz’de silah ve top üretim fabrikası kurmuştur. Askerlik ve mühendislik kitaplarını çevirmek ve düzenlemek için tercüme idaresi teşkil ettirmiştir. Londra ve Paris’te daimi temsilcilik kurulmuş, yeni oluşturulan kurumların elemanlarını temin etmek için ilk öğrenci grupları Avrupa’ya gönderilmiştir.
Abbas Mirza modernleşme politikalarının yol açtığı harcamaları karşılamak için Tahran’a yapılan para transferlerini kesme yoluna gitmiştir. Abbas Mirza’nın bu politikaları Tebriz ulemasının desteğini de kazanmıştır. Ancak Abbas Mirza’nın girişimleri Tahran’da bir çok kişiyi kızdırmış ve bölgesel nüfuz sahibi feodal çevreler de Mirza’ya karşı düşmanlık göstermeye başlamışlardır. Abbas Mirza’nın modernleşme çabaları amaçladığı sonuçlara tamamen ulaşamamıştır.
Emirkebir, Tebriz’de Abbas Mirza’nın maiyetinde yetişmiş olan bir saray görevlisinin oğludur. Tebriz’de ordu katibi olduğu dönemde “Nizam-e Cedid”e sempati duymuştur. Osmanlı devletinde özel memur olduğu dönemde “Tanzimat” harekâtından etkilenmiştir. Nasireddin Şah 1848 yılında iktidara geldikten sonra Emirkebir sadrazam olmuş ve geniş bir ıslahat programını yürürlüğe koymuştur. Bu çerçevede daimi ordu yeniden kurulmuştur. Askeri ihtiyaçları karşılamak ve ithalatı azaltmak için 15 fabrika kurulmuştur. “Vekayule İttifakiye” ismi ile ilk resmi gazeteyi çıkartmaya başlanmıştır. Yeni yöntemlere uygun ilk modern lise “Dar’ul-Fünun” adı ile kurulmuştur. Emirkebir, modernleşme politikalarına muhalefet eden güçler tarafından 1857 yılında öldürülmüştür.
İran’da mevcut adem-i merkeziyetçi yapı ve feodal düzenin temsilcilerinin muhalefeti modernleşme sürecini aksatmış ise de, Abbas Mirza ve Emirkebir’in başlattığı modernleşmenin kaçınılmaz sonuçları eski rejim ile hesaplaşmakta gecikmemiştir. Abbas Mirza ve Emirkebir’in Avrupa’ya yolladığı öğrenciler yeni aydın kuşağının alt yapısını oluşturmuştur. “Münevver’ül-Fikr” diye adlandırılan bu yeni sosyal güç İran için bir yeniliği temsil etmekte idi. Bu aydınların dünya görüşü saray çevrelerinden temelde farklı idi. Aydınlar liberalizmi, milliyetçiliği veya sosyalizmi tebliğ ediyordular. “Zillullah”ı övmüyorlar, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik kavramlarını ön plana çıkarıyorlardı[2]. Bu aydınların Batı’ya karşı tutumlarında yer yer çelişkilere rastlansa da, milliyetçi bir tavrı gözlemlememek mümkün değildir. İran’da Meşrutiyet devrimini etkileyen aydınların başında Cemalledin Afgani, Mirza Mulkun Han, Abdurahim Talibof ve Zeynel Abedin Margei gibi isimler gelmektedir.
Cemallettin Afgani, Batı’nın Ortadoğu’yu tehdit ettiğinden bahsederek, Doğu dünyasının Batı’nın teknolojik üstünlüğüne son vererek, Batı’nın hücumunu engelleyebileceğini ileri sürüyordu. İslam’ın, Batı’ya karşı ezilen Müslümanları seferber edebilecek bir ideolojik altyapı oluşturduğunu belirtiyordu. Cemaleddin Afgani, ırkı dil birliği şeklinde tanımlanmaktaydı. Milliyet sözünün yerine cinsiyet sözünü kullanıyordu. İslam ülkeleri gelişmek ve birliklerini sağlayabilmek için milli bilince sahip olmalıydılar. Cemallettin Afgani’ye göre insanlar arasında iki tür bağ var:Din ve dil. Afgani’ye göre tarihsel süreç içinde din dilden daha kolay değişebilir demekteydi. Cemalledin Afgani’ye göre cinsiyetin temelini dil oluşturmaktadır.
İran’da milli bilincin gelişmesinde devletin yabancılara tanıdığı ayrıcalıklar önemli bir rol oynamıştır. 1872 yılında daha sonraları ünlü bir haber ajansının sahibi durumuna gelecek olan İngiliz işadamı Baron de Reuter’e İran’ın tüm kaynaklardan faydalanma hakkı tanınmıştır. 1890’da Major Talbot 5 yıllık bir süre için tütün üretim, satım ve ihraç hakkı tekelini kazanmıştır.[3] Bu ayrıcalık hem mollaları, hem de halkı çok kızdırmıştır. Tebriz’de ayaklanmalar patlak vermiştir. Şirketin memurları kent içine girmesin diye ayaklanan halk yolları kapatmıştır. Bir grup ayaklanmacı Aşure günü yabancı memurları öldüreceğini ilan etmiştir. Nasireddin Şah ayaklanmacıları cezalandırmak için ferman çıkarmıştır. Ancak halktan gelen tepkiler karşısında fermanı geri çekerek, adı geçen şirketin Tebriz’deki faaliyetlerini durdurmuştur.[4]
Bazı yorumculara göre Tebriz’de gerçekleşen bu kitle olayları milli bilincin kitlesel çapta ilk kez ortaya çıkışıdır. Yabancılara tanınan ayrıcalıklar yine de devam etti. Onlarla mücadele için İran’da siyasi komiteler kurulmaya ve bildiriler yayınlamaya başladılar. Devlet de baskıcı bir politika izlemeye başladı. İran’ın gümrüğünü ıslah etmek için Nuz başkanlığında Belçikalı üç kişi getirildi.
Nuz, Rusya’nın adamı olarak çalışıyordı ve İranlılardan ferman dinlemiyordu. Nuz gümrük vergilerini sürekli yükseltti; bu da büyük rahatsızlık doğurdu. Nuz, molla kıyafetinde bir fotoğrafını yayınlandı. Bu fotoğraf halkı çok kızdırdı. Halk ayaklandı ve Rus İstikraz Bankası’nı dağıttı.
Rusya-Japon savaşı sonucunda İran’a şeker ithali azaldı. Şekerin fiyatı yükseldi. Devlet bazı tüccarları tutukladı ve kırbaçladı. Bunun üzerine tüccarlar pazarı kapattı. Halk ve mollalar isyan etti. Protesto bir ay kadar sürdü. Mollalarla ve halk Kum’a doğru hareket ettiler ve ‘Büyük Göç’ (Mücaheret-e Kebir) başladı. İngiliz konsolosluğunun desteklediği halktan 20 bine yakın kişi Kum’a sığındı. Devlet ordunun göstericilere katılmasından korktu ve Meşrutiyet Fermanı ilan edildi.
Olaylardan sonra Tahran’da meşrutiyet fermanı ilan edilmiş, seçim tüzüğü yazılmaya başlanmıştır. Ancak meşrutiyetin siyasal sonuçları Azerbaycan’da görülmemiştir.[5] Azerbaycan valisi ve Kaçar hanedanının veliahdı Mehmet Ali Mirza meşrutiyetin Azerbaycan’da yürürlüğe girmesini engellemiştir. Bunun üzerine Tebriz’de Azeri halk ayaklanmış ve bu ayaklanma 10 gün sürmüştür.[6]
Ayaklanmayı sona erdirmek için Güney Azerbaycan’da da meşrutiyet fermanı yürürlüğe girmiş ve Tebriz’de “Encümen-e Milli Tebriz” kurulmuştur. Bu encümen meşrutiyette kurulan birinci encümen olarak tarihe geçmiştir. Bu encümenin görevi seçimler için hazırlık yapmaktır. Azerbaycan’da gerçekleşen meşrutiyet hareketinin öncülerinden 20 Azeri encümene üye olarak seçilmişlerdir. “Encümen-e Milli Tebriz” sadece seçimlerin düzenlenmesi ile değil, başka toplumsal ve siyasal işlerle de ilgilenmeye başlamıştır. Güney Azerbaycan’da Azeri milli bilinci bu dönemde hızla gelişmeye başlamıştır. Tebriz’de sık sık görülen ve Şiiliğin farklı yorumlarından kaynaklanan dinsel çatışmalar sona ermiştir. Türkçe eğitim yapan okullar kurulmaya başlanmış, eğitim çalışmaları hız kazanmıştır. Türkçe basın kısa sürede gelişmiştir. Yeni siyasal örgütlenmeler başlamıştır.
Encümen-e Milli Tebriz “Encümen” adlı bir gazete çıkarmaya başlamıştır. Meşrutiyete düşmanlık yapan Mir Haşim ve İman Cuma adlı Azeri kökenli din adamları Tebriz’den kovulmuşlardır. Millet Meclisi için yapılan seçim hazırlıkları bittikten sonra Vali Mehmet Ali Mirza, Encümen-e Milli Tebriz’in kapanmasını istemiş ise de, halk encümenin kapanmasına karşı çıkmıştır. Encümeni desteklemek için ayaklanmalar baş göstermiş ve Mehmet Ali Mirza encümenin varlığını kabul etmek zorunda kalmıştır.
Encümen-e Milli Tebriz, Güney Azerbaycan’ın yöneticisi haline gelmiştir. Güney Azerbaycan çift başlı bir yönetim ile, yani bir yanda Mehmet Mirza, diğer yanda Encümen-e Milli Tebriz tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Encümen-e Milli Tebriz yavaş yavaş Azerbaycan’ın gerçek yöneticisi haline gelmiş ve Mehmet Ali Mirza encümeni devirmek için çalışmalara başlamıştır.
Encümen-e Milli Tebriz’in siyasi beynini “Merkez-e Gaybi” adlı teşkilat oluşturmaktaydı ve iki kurum arasındaki ilişki çok gizli idi. Meşrutiyet devrimine katılan Ahmet Kesrevi yaptığı değerlendirmede, Encümen-e Milli Tebriz’de bir kaç molla ve tüccar yönetici pozisyonunda gözükmekle birlikte gerçek gücün Merkez-e Gaybi’de olduğunu ileri sürmektedir.[7] Merkez-e Gaybi, Neriman Nerimanov’un desteklediği Güney Azerbaycanlılar tarafından kurulduğu ileri sürülen “İçtimayon Amiyon”un (Sosyal Demokrat Partisi) kod ismi sayılabilir. İçtimayon Amiyon Partisi 1905 yılında Bakü’de Güney Azerbaycanlılar tarafından kurulmuştur. Bu parti Rusya Sosyal Demokrat Partisi’nin tüzüğünü kendi tüzüğü olarak kabul etmiştir.
Parti, Güney Azerbaycan’da Ali Mosiyo, Hacı Rutsal Sedginıv ve Ali Davacı’nın başında olduğu on bir kişilik bir grubun yönetiminde “Merkez-e Gaybi” ismi ile çalışmaya başlamıştır. Merkez-e Gaybi’nin lideri Kerbelay-ı Ali’dir. Ali, Fransız dil ve siyasi edebiyatını bildiği için Ali Mösyö adı ile tanınmıştır.[8]
Merkez-e Gaybi’de Azeri toplumunun bütün sınıflarının temsilcileri bir araya gelmiştir. Silahlı mücadele yöntemini benimseyen parti Rus Sosyal Demokratlarından silah temin etmiştir. “Merkez Gaybi” “Mücahit” adlı bir silahlı grup kurmuştur. Mücahitler Meşrutiyetin savunucusu haline gelmiştir.
Azerbaycan halkından mücahitlere büyük katılım olmuş ve katılan gönüllüler savaş eğitimden geçirilmişlerdir. Mücahit örgütünün kuruluş nedeni Güney Azerbaycan milliyetçilerinin Mehmet Ali Mirza’ya güvenmemesi ve Mehmet Ali Şah’ın bir gün meşrutiyete karşı çıkacağını tahmin etmesiydi. Kuzey Azeri milliyetçileri ile Güney Azerbaycanlı mücahitler bu dönemde meşrutiyeti korumak için beraber çalışmışlar ve Kafkas mücahitleri diye adlandırılmışlardır. Güney-Kuzey Azeri ittifakına mensup kişiler sol eğilimli ve dine karşı açık tepkilerde bulunan kişilerdi ve bu işbirliği Güney Azerbaycan’da milli bilincinin pekişmesinde büyük önem taşımıştır.[9]
Güney Azerbaycan milletvekilleri Tahran’da 1906 Ekiminde açılan I. dönem meclise Mehmet Ali Mirza’nın çıkardığı engellerden dolayı geç katılmışlardır. Bu arada Tahran’da meclis anayasa metnini hazırlamıştır. Ancak anayasa üzerinde tartışmalar devam etmekteydi. Din adamlarının konumu tartışılırken, Güney Azerbaycan milletvekilleri siyaset ve dinin birbirinden ayrı olması gerektiği tezini savunmuşlardır.[10]
Mehmet Ali Mirza, toprak ağaları ve bazı mollalar Anayasadaki toprak mülkiyet değişimini öngören maddelere karşı çıkmışlardır. Meclis görüşünde direnince 23 Haziran 1908’de ordu birlikleri tarafından topa tutulmuş ve meşrutiyet döneminde Azerbaycan valiliğinden Şah mevkiine geçen Mehmet Ali Şah’ın baskısı sonucu kapatılmıştır. Mehmet Ali Şah Meşrutiyete bağlı olan bütün kurumların kapattırmıştır.
Mehmet Ali Şah meşrutiyeti kaldırmak için ilk önce Güney Azerbaycan’da kontrol sağlamak gerektiğini anlamıştır. Diğer yandan Tahran’daki mutlakıyetçi anlayışa karşı Azeri milli-demokratik hareketi Sattar Han ve Bağır Han tarafından yönetilmiştir. Merkez Gaybi ve Encümen-e Milli Tebriz gibi kurumlar Azerbaycan meşrutiyet temelini atmış ve meşrutiyeti kurmak için teşkilatlanmışlardır. Ancak, Tahran’da meclisin bombalanmasından ve meşrutiyetin lâğvından sonra Sattar Han ve Bağır Han liderliği ellerine almışlardır. Sadrazam Aynoldövle güçlü ordu ile muhalefeti ezmek için Tebriz’e doğru hareket etmiştir. Aynoldövle, Rahim Han Karadaği adlı toprak ağasından Tebriz’e baskın yapmasını istemiştir. Rahim Han Tebriz’i basmayı denemiş, ancak mücahitlerin karşısında yenilmiştir. Buna rağmen Aynoldövle Tebriz’e gelmiştir. Tebriz halkı meşrutiyetin tekrar yürürlüğe girmesini ve Rahim Han’ın tutuklanmasını talep etmiştir. Aynoldövle ise bu talepleri reddetmiş, savaşı başlatmak için Maku kentinden takviye beklemiştir. Maku’dan takviye geldikten sonra savaş başlamış, savaş 12 gün sürmüş ve Azeri halkı orduyu püskürtmüştür.
Bu yenilgi üzerine 1908 sonbaharında Mehmet Ali Şah direnişi ezmek ve harekatı bitirmek için modern silahlarla donatılmış bütün askeri birliklerini Tebriz’e göndermiştir. Mehmet Ali Şah, bu kez de Samed Han adlı Güney Azerbaycanlı toprak ağasını orduya destek vermekle görevlendirmiştir. Kuşatma altına alınan Tebriz’de büyük açlık ve kıtlık yaşanmış, ancak Azeri halk teslim olmamıştır. Tebrizlilerin açlık içinde direnç göstermeleri İran’ın başka kentlerini de etkilemiştir.
Bahtiyariler aşiretinin başkanı Serdar Esed ve Reşt kentinde yerleşik Mehmet Veli Han Tonekabani, Tebriz halkını desteklemek için silahlı eylem kararı almışlardır. Mehmet Ali Şah bu kararlardan korkmuş ve yeniden meşrutiyeti ilan etmek zorunda kalmıştır. Aynoldövle Güney Azerbaycan’a vali seçilmiş, ancak halk Aynoldövle’nin valiliğini kabul etmemiştir. Onun yerine İclalümulk vali vekili olarak seçilmiştir.
Özetle, Güney Azerbaycan’da meşrutiyeti geri getirmek büyük çatışmalar yaşanmıştır. Azeri milli-demokratik hareketi geniş bir halk desteği ile kanlı bir mücadeleden sonra Tahran’daki mutlakıyetçi anlayışı yenilgiye uğratmıştır. Bu yenilgi aynı zamanda Kaçar hanedanının prestijini kırmış ve bu hanedanın tasfiyesini kolaylaştırmıştır. Bu açıdan bakıldığında Kaçarlara karşı kazanılan zafer Güney Azerbaycan için bir Pirus zaferi olmuştur.
Hiyabani ve Azadistan Devleti
Meşrutiyet devrimi gerek Güney Azerbaycan, gerekse İran siyasal yaşamına Saptar ve Bağır Hanlar dışında, Şeyh Muhammed Hıyabani’yi de kazandırmıştır. Şeyh M. Hıyabani 1879’da Güney Azerbaycan’da Hamene kentinde doğmuştur. Din ve fen bilimlerinde eğitim gören, Rusça ve Fransızca bilen Şeyh M. Hıyabani, devrimden önce Tebriz’de iki camide imamlık yapmıştır. Hiyabani’nın siyasi hayatı meşrutiyet devrimi ile başlamıştır. Hiyabani meşrutiyet devriminde silahlı olarak siperleri dolaşıp, mücahitleri motive etme görevini üstlenmiştir. Özetle, Hiyabani hem bir mücahit, hem de aydın olarak meşrutiyet devrimine katılmıştır. Encümen-e Milli Tebriz’e üye seçilmiştir. Şeyh M. Hiyebani 1909’da başlayan 2. dönem meclise de milletvekili seçilmiştir.
Meclis, Rus askerlerinin İran’dan çıkartılmasında bazı başarılar kazanmıştır. Meclis “Şah Bankası”ndan 250.000 pound kredi almış, askeri reform programı çerçevesinde jandarma teşkilatı kurmak için iki İsveçli subay getirmiştir. Maliyeyi ıslah etmek için Amerikalı Morgan Schuster başkanlığında iki maliye uzmanı getirilmiştir. Bu çalışmalar yeni bir Islahat döneminin başladığını göstermekteydi.
Islahatçıların karşı karşıya olduğu İran şu şekilde tanımlanabilir: Rus askerleri özellikle Güney Azerbaycan’da etkin konumdaydılar. İdari işlerde büyük çapta bozukluk ve yetersizlik yaşanıyordu. Meşrutiyetle birlikte feodaller devlete vergi ödemeyi durdurmuşlardı. Devlet ekonomik kriz içerisinde idi. Ülke çapında mal ve can güvenliği yoktu. Böylece 2. meclisin kararları ülkenin temel sorunlarını çözmeye yönelmişti. 2. Dönem mecliste siyasi partiler resmiyet kazanmışlar ve iki siyasi parti 1908 yılında ortaya çıkmıştır. Bunlar devrimci ve ılımlı eğilimli “Demokrat Amiyon” (Demokrat Parti) ve diğeri “İctimayan İtidalıyan” (Sosyal Ilımlılar) adlarını almışlardır. İki parti de mecliste resmiyet kazanmışlardır.
Mecliste Demokrat Parti 28 kişi, Sosyal Ilımlılar ise 36 kişiden oluşmaktaydılar. Ilımlılar, siyasal ve sosyal dönüşüm için evrimsel yöntemleri uygulamak istiyorlar, silahlı mücadeleyi reddediyorlardı. Bu parti ayan üyelerinden mollalarla ve toprak ağalarından oluşuyordu. Tahran mollalarından Fars kökenli Seyyid Abdullah Behbahani partinin liderleriydi. Demokrat Parti ise Tebrizli Azeri Seyd Hasan Tekizade ve Kaçar Türkü Süleyman Mirza tarafından yönetiliyordu.[11]
Hiyabani, Demokrat Parti’ye girmiştir. 2. Dönem meclisten çok şeyler bekleniyordu. Ancak meclis iki parti arasında sert çatışmalara sahne olmuştur. Bu arada Mehmet Ali Şah tahttan feragat etmiş ve Avrupa’ya gitmiştir. Yerine yaşı küçük olan Ahmet Şah geçmiştir. Ahmet Şah’a veli ve sadrazam olarak Nasurulmulk atanmıştır. Demokrat Parti, Rusya karşıtı politikalar izlemiştir. DP, Rus askerlerini İran’dan çıkartmaya çaba göstermiştir. Rusya 2. dönem mecliste gelişmelerin kendi aleyhinde olduğunu görünce, DP’nin ıslahat için getirttiği Morgan Schuster’in İran’dan çıkartılmasını istemiştir. Rus ordusu ültimatom vererek aksi takdirde meclisin bombalanacağını açıklamıştır. Meclis, bu muhtıra üzerine talebi reddetmiş, akabinde Rus askerleri meclisi basmış ve Nasurulmulk 2. Dönem meclisini dağıtmıştır.
Demokrat Parti üyelerinden bazıları tutuklandı, bazıları sürgüne gönderildiler.[12] Hiyabani meclisin kapatılmasından sonra Tahran’da miting düzenlemiştir. Tahran’ın sebze meydanında gerçekleşen bu mitingde Hiyabani şahlığa ve Rusya’ya karşı çok sert bir konuşma yapmıştır. Bunun üzerine başında Ermeni Taşnağı Yefrem Han’ın bulunduğu Tahran polisi Hiyabani'yi tutuklamak üzere harekete geçmiştir. Hiyabani yandaşları ile Tahran’dan ayrılmış, önce Horasan’a sonra Rusya’ya gitmiştir. Hiyabani, Rusya’da Rus siyasal düşüncesi tanışmıştır. Kuzey Azerbaycan’da yaşayan Güney Azerbaycanlıların durumunu yakından öğrenmiştir. Bakü’de Rus Sosyal Demokratları ile ilişki kurmuştur.
Hiyabani 1914 yılında Tebriz’e geri dönmüştür. Bu dönemde Tebriz, Şucauldövle unvanını almış olan Samed Han’ın elindedir. Şucauldövle, Azerbaycan’da keyfi bir yönetim kurmuş, Tahran’a karşı tavır almıştır. Ahmet Şah diğer Kaçar şahlarından farklı olarak meşrutiyete sıcak bakmıştır. Ahmet Şah meclisin açılması için ferman çıkarmıştır. Güney Azerbaycan’da seçim havası esmeye başlamıştır. Demokrat Parti ve İtidallılar rekabete girmişlerdir. Demokrat Parti’nin başarısı kesin olduğu için Şucauldövle Azerbaycan’da seçimlerin yapılmasına izin vermemiş, Rus gücüne dayanarak Tebriz’de seçimleri engellemiştir. 3. Meclis ve Azerbaycan milletvekilsiz kalmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Güney Azerbaycan Rus askerlerin çizmeleriı altında ezilmiştir.
Rusya’da 1917 yılında gerçekleşen devrim İran’ın siyasi hayatını şok etmiştir. Rusya bütün anlaşmaları iptal etmiştir. Ayrıcalıkları ve kapitalisyonları kaldırmıştır. Rus devriminden sonra Güney Azerbaycan yeniden hareketlenmiştir. Urumiye kentinde Süryaniler Rus ordusunun yardımı ile kenti yakmış ve yağmalamışlardır. Karadağ bölgesi Şahsevenler tarafından yağmalanmıştır. Erdebil kenti Çar ordusundan kalan askerler tarafından yakılmış ve yağmalanmıştır. Güney Azerbaycanlı toprak ağaları en baskıcı yöntemleri uygulayarak halkı sömürmeye devam etmişlerdir. Asker kaçakları yüzünden caddeler ve yollar güvensiz hale gelmiştir.
Hiyabani böyle toplumsal, siyasal ve iktisadi koşullar içerisinde Demokrat Parti’nin Azerbaycan şubesini kurmuştur. Kısa bir süre sonra partinin adını Azerbaycan Demokrat Partisi’ne çevirmiş ve Tahran’dan bağımsız çalışmaya başlamıştır. Azerbaycan Demokrat Partisi tarafından “Teceddüt” (Yenilik) gazetesi Mirza Taki Han Refet başkanlığında Türkçe ve Farsça çıkartılmaya başlanmıştır. Teceddüt gazetesi Azerbaycan’da gerçekleşen bütün olayları yansıtmış, Hiyabani’nin nutuklarını yayınlamıştır. Azerbaycan Demokrat Partisi 450 delegenin katılımı ile gerçekleştirdiği kurultayında bir bildiri yayınlayarak Tahran’dan dört istekte bulunmuştur:
a) Demokratik ıslahatlar, örneğin toprak reformu,
b) Tahran’da milli meclisin yeniden kurulması,
c) Eyalet encümenleri tesisi,
d) Meşrutiyetin bütün kurumları ile yürürlüğe girmesi.
Azerbaycan Demokrat Partisi bu bildiriden sonra Azerbaycan’ın bütün vilayetlerinde teşkilatlanmaya başlamıştır. Hiyabani konuşmaları ve yazdığı makalelerle Azerbaycan halkını milli mücadeleye çekmek için çalışmalara başlamıştır. Hiyabani’ye göre Azerbaycan’a Tahran tarafından haksızlık yapılmıştır. Tahran bu haksızlığa ve adaletsizliğe son vermelidir. Hiyabani, Azerbaycan sorunlarının anayasanın yürürlüğe girmesi ve eyalet encümenlerinin kurulması ile çözüleceğine inanmaktadır.
Azerbaycan Demokrat Partisi Azerbaycan’ın durumunu iyileştirmesi için Tahran’ın cevabını beklemeden harekete geçmiştir. Azerbaycan Demokrat Partisi idari bozukluk, karaborsacılık ve açlıkla mücadele etmek için bazı kurumlar kurmaya yönelmiştir. Bunlar şöyledir:
1- Erzak Komisyonu: Bu komisyon köylerden ve arazi sahiplerinden buğday ve arpa alır, bunu fırıncılara verir ve yapılan ekmeği çok ucuz fiyatla halka dağıtırdı.
2- Mahalle Komisyonu: Mahalle komisyonu yaşlılardan oluşurdu. Mahallelerdeki yoksul aileleri belirlemek ve onlara ekmek dağıtmakta erzak komisyonuna yardım edildi. Başka bir taraftan ekmeklerin zenginler arasında dağıtılmasını da engelliyordu.
3- Yoksullar Evi (Darulmasakin): Yoksullar, sahipsiz ve ihtiyar insanlar bu evlerde barındırılıyordu.
4- Yardım Komisyonu (İane Komisyon) fakirler için yardım topluyordu. Zenginlerinden büyük meblağda para alırdı.
Hiyabani, bütün bu kurumların çalışmasını kendisi denetlemiş ve görevini kötüye kullanan kişilerin ismi “Teceddüt” gazetesinde yayınlamıştır. “Teceddüt” gazetesinde bütün kurumların bilançosu yayınlanmıştır. Hiyabani resmen iktidarda değildi, ancak Azerbaycan’da herşeyi denetleyebiliyordu. Bu dönemi denetleme dönemi olarak adlandırabiliriz. Bir yıla yakın süren bu dönem süresince Azerbaycan’ın bütün işleri Azerbaycan Demokrat Partisi tarafından yönetilmiştir.[13] Denetleme dönemi Osmanlı ordusunun gelmesi ile sona ermiştir. Osman Ordusu Türkçü görüşleriyle tanınan Mecdulsaltana’yı vali atamıştır. Vali Azerbadegan adlı Türkçe bir gazete çıkartmaya başlamıştır. Osmanlı ordusunun desteklediği yeni yönetim, İttihad-ı İslam teşkilatını kurarak Tebriz ve Urumiye kentinde örgütlenmiştir. Osmanlı ordusunun Güney Azerbaycan’ı işgaline muhalefet eden Hiyabani ve arkadaşları tutuklanmıştır. Kısa süre Kars’ta hapisten sonra, Fars bölgesine sürgün edilmişlerdir.[14]
Azerbaycan Demokrat Partisi, Osmanlı ordusu tarafından dağıtılmıştır. 1918 yılının Kasım ayında Osmanlı ordusu Güney Azerbaycan’ı terk etmiştir.[15] Hiyabani Azerbaycan’a geri dönmüş, Azerbaycan Demokrat Partisi’ni yeniden toplamaya başlamıştır. Teceddüt gazetesi yeniden çıkartılmaya başlanmıştır. Bu arada Azerbaycan Demokrat Partisi içinde sorunlar çıkm4ış, parti Hiyabani ve Dr. Zeynalabdin Han’ın (Azeri olan Zeynelabidin Han’ın kardeşi Dr. Kazemzade-i İranşehr ünlü bir Fars milliyetçisidir) önderliğindeki iki gruba ayrılmıştır: Bu grupların adları Teceddütiyun (Hiyebaniyi destekleyen gazetenin adından türetilmiştir) ve Tenkitiyun’dur. Hiyebani karşıtlarına göre, Hiyabani parti liderliğinde demokratik ilkeler uygulamıyordu. Tenkitiyunçular, Mirza Taki Han Rafet’nin yeniden partiye alınmasını kabul etmiyorlardı. Mirza Rafet Osmanlı Ordusu Azerbaycan’da olduğu dönem ”Azerbadegan” gazetesini çıkartıyordu. Onlara göre Rafet, Osmanlı ordusu ile işbirlik yaptığı için partiye giremezdi. Hiyabani bu itirazı kabul etmedi ve Mirza Rafet’i tekrar “Teceddüt’ün baş yazarlığına atadı. Hıyabani karşıtları partinin sadece Azerbaycan partisi olmasına da karşı çıkmışlardır. Aşağıda değineceğimiz Ahmet Kesrevi de Tenkitçiler grubu içerisinde idi.
Rus devriminden sonra İngiltere’nin İran’da siyasi nüfuza artmıştır. Kaçarların son sadrazamlarından Vusukuldovle’nin 1919 yılında İngiltere ile yaptığı anlaşma, bu nüfuzun en açık göstergesidir. Bu anlaşmaya göre, İngiltere İran’a 2 milyon paund kredi verecek, bunun karşılığında İran’da demiryolu inşa edecektir. İran da bunların karşılığında silah alma, askeri eğitim ve idari müsteşarlık tekelciliğini İngiltereye verecektir.[16]
Vusukuldövle’nin anlaşması İran’da büyük tepki uyandırmıştır. Azerbaycan Demokrat Partisi bu anlaşmayı haince bir komplo olarak nitelendirmiştir. Vusukuldövle, Azerbaycan’a Aynuldövleyi tekrar vali olarak atamıştır. Aynuldövle, yukarıda değindiğimiz gibi, meşrutiyet harekatına karşı olduğu için Azerbaycan’da hiç sevilmiyordu. Hiyabani, Aynuldöyle’nin valiliğini kabul etmemiştir. Vusukuldövle ise Aynodöldovle’yi valiliğe atamak ile yetinmeyip, Azerbaycan’da bazı değişiklikler yapmağa başlamıştır. Azerbaycan emniyet müdürlüğüne İsviçreli Bierling Flek Klo atandı. Bierling 1919 Şubat ayında bir emniyet görevlisiyle birlikte Tebriz’e gelmiştir. Bierling Tebriz’e gelirken, Azerbaycan’da bazı bölgeler Kürtlerin saldırısına uğramıştır. Şekkak aşiretinin reisi İsmail Ağa Simko, Azerbaycan’ın bazı şehir ve köylerinde büyük rahatsızlık doğurmuştur İsmail Simko’un adamları Azerbaycan bölgelerine saldırarak bütün telgraf hatlarını kesmiş, Azerbaycan’da iletişim sorunu ortaya çıkarmışlardır.[17]
Bierling’in gelmesi Azerbaycan’da rahatsızlık doğurmuştur. Bu dönemde Serdarintısar Azerbaycan’da vali yardımcılığı yapıyordu. Hiyabani ve Azerbaycan Demokrat Partisi ile işbirliği içindeydi. Bierling’in gelmesi Serdarintisarı da çok rahatsız etmiştir. Serdarintisar görevini bırakıp Tahran’a gitmek istemiş ise de, Hiyabani ve Tebrizli Azeri tüccarlar tarafından engellemiştir.
Tercumanudövle’nin Azerbaycan mali işlerini düzeltmek için gönderileceği haberi de Azerbaycan Demokrat Partisi’ni ve parti yanlısı maliye idaresinde çalışan insanları rahatsız etmiştir. Öte yandan Bierling, Tebriz’de halka sert davranmaya başlamıştır. Polis, Azerbaycan Demokrat Partisi mensuplarına ve din adamlarına kötü davranmıştır. Demokrat Parti üyelerinden birinin tutuklanması ayaklanmaya neden olmuştur. Kent sakinleri emniyet müdürlüğü önüne toplanmışlardır. Hiyabani’nin emri ile halk emniyet müdürlüğünü basmış ve hapiste bulunanları serbest bırakmıştır. Ayaklanan halk gösterilere devam etmiş, Teceddüt gazetesinin bahçesine gelmişlerdir. Burada bir bildiri yayınlamış, anayasanın yürürlüğe girmesini, meşrutiyetin tekrar tesisini ve toplumsal güvenlik ve refah istediklerini bildirmişlerdir.[18]
Hiyabani ve Demokrat Parti’nin isteği ise daha radikaldir.[19] Hiyabani, Azerbaycan’da Tahran’dan bağımsız bir devlet kurmaya yönelmiştir. Hiyabani, Tebriz kentini denetim altına almış, halk desteği ile Tebriz yönetimini ele geçirmiştir.
Hiyabani Azerbaycan’ı merkezden bağımsız devlet ilan etmiş, ismini “Azadistan” olarak değiştirmiştir ve devletin adı “Azadistan devleti” olmuştur.[20] Hiyabani toplumsal ve siyasal çözümlemelerini felsefi temele oturtuyor ve bütün konuşmalarında bir politikacı gibi değil, bir filozof gibi olayları tartışıyordu.[21] Hiyabani Azeri milliyetçi hareketinin lideri olmanın dışında, Azerbaycan’ın en önemli siyasal zekası olarak tanımlanabilir.
Hiyabani’nin toplumsal ve siyasal düşüncelerinin içeriği, sınırları ve kaynakları kısaca açıklanmalıdır. Onun düşüncesinin merkezinde “Teceddüt” (çağdaşlaşma) durmaktadır. İran’da teceddüt, Batılılaşma ile eşanlamlıdır ve Batılılaşmak milli değerleri inkar etmek olarak görülmüştür. Hiyabani’nin düşüncesinde “Teceddüt toplumsal ve bireysel olarak çağın koşullarını benimsemek ve çağın kapasitesine ulaşmaktır”. Teceddütü milli değerler üzerinde kurulmuş yenileşme süreci olarak görür. Teceddüt yeni bilim dünyasına kapı açmak, cehalet ve hurafeye karşı çıkarak mantıklı ve akılcı olarak dünyayı anlamaya çalışmaktır.
Hiyabani’nın modernleşme anlayışı bütün toplumsal ve bireysel yaşam alanını kapsamaktadır. Hiyabani’ye göre devlet ve hükümetin kaynağı millettir. Devlet milletin iradesi temelinde kurulmuştur ve milletin iradesini temsil etmelidir. Millet devleti denetleyebilmelidir. Milletin iradesi bütün iradelerden üstündür. Devletin bütün işlerinde halk onay vermelidir. Devlet yapacağı her bir işte milleti ölçü almalıdır. Hiyabani “cemaat” ve “millet” ayrımı yapmaktadır. Cemaat meçhul güçtür, sorumlu değildir. Cemaat sorumluluğa sahip olduktan sonra belirli güce çevrilir, yani millete dönüşür. Cemaat yeni bir vicdana sahip olur. Bu vicdan temiz, sorumlu, bağımsız ve aydındır. Bu vicdan siyasal sistemi denetleme gücüne sahiptir. Millet kendi sivil ve idari teşkilatlarını kuran, böylece toplumun ve devletin güvenliğini ve sürekliliğini sağlayan bir olgudur. Hiyabani’nin amacı çağın ihtiyaç ve koşullarına uygundur. Hiyabani’ın tasarladığı toplumu demokratik toplum olarak adlandırabiliriz.
Demokratik toplumun temel özellikleri millet egemenli, bağımsızlık, özgürlük, eşitlik, halkın iradesinden kaynaklanan kurumlar (sivil toplum) ve güvenlik olarak söyleyebiliriz. Hiyabani dinsel bir konuma sahip olmasına rağmen, din ve devlet işlerinde ayrım yapmaktadır ve siyasete daha üstünlük vermektedir. Hiyabani’ye göre din siyasete tabiidir.
Hiyabani’nin düşüncesinde bağımsızlığın çok önemli yeri vardır. Bağımsızlığın olmadığı yerde teceddüt söz konusu olamaz. İran ve Azerbaycan bağımsızlığa kavuşmalıdır. Ancak önceleri İran’ın bağımsızlığını da talep eden Hiyabani, daha sonra İran’ı çeşitli iç ve dış nedenlerden dolayı kurtarmanın zor olduğu, oysa Azerbaycan’ı kurtarmanın daha kolay ve gerekli olduğu noktasına varır.
Hiyabani bu mantığa dayanarak Azerbaycan’ı düşünüyordu. Hiyabani’ye göre Azerbaycan İran’ın Batı’ya açılan gözü, demokrasi ve çağdaşlaşmasının asıl savunucusudur. Hiyabani Azerbaycan’ın tarihsel yalnızlığını hissederek, bağımsız devlet ilan edilmesi gerektiğine inanmıştır.
Hiyabani’nin Azadistan devleti Azerbaycan milli mücadelesini yeni bir aşamaya getirmiştir. Azerbaycan İran bütünü içinde kendi refahını, ilerlemesini ve özgürlüğünü bulamayacaktır. O, Azerbaycan milli mücadelesinde ayrılıkçı düşüncenin temelini atmıştır. Azadistan devletinin yaşamı çok uzun sürmemiştir. Bağımsızlığın ilanından altı ay sonra Eylül’ün ilk günlerinde Hidayet Muhberulsultan Tebriz’e geldi. Muhberulsultan Tebriz’e girmeden Azerbaycan toprak ağalarıyla işbirliğine girmeye çalıştı. O gelince Azerbaycan’ın genelinde toprak ağaları büyük rahatsızlık doğurmaya başlamışlardı. Muhberulsultan hücuma geçmeden önce İngiliz ve Amerikan konsoloslarına haber verdi. Eylülde hiçbir direnişle karşılaşmadan Tebriz kentine girdi. Tebriz’deki Kozak birlikleri ile birleşti. Kozakların bir grubu Hiyebani’nin oturduğu yere hücum ettiler. Savaş Tebriz’in çeşitli bölgelerinde 4 gün sürdü ve Hiyebani 14 Eylül’de öldürüldü.
MODERN FARS MİLLİYETÇİLİĞİ VE RIZA HAN İKTİDARI
Fars milliyetçiliği Pan-İranizm ismi altında ortaya çıkmıştır. Pan-İranizm, İran’daki diğer etnik grupların ve milletlerin ayrı varlığını yadsıyan, hepsini Ari ırkın bir parçası olarak gören ve İran topraklarının asıl sahibinin Farslar olduğunu ileri süren bir ideolojidir. Fars milliyetçiliği Batı karşıtı bir tavırla ortaya çıkmıştır.
Kaçar döneminde Batılılara aşırı bir ayrıcalık tanınmıştır. Fars milliyetçiliği bu anlamda Batılıların ayrıcalıklı konumlarına tepkisel yanıttır. Fars milliyetçiliği 19. Yüzyıldaki doğuş döneminde dinsel içerik taşımaktaydı. Yani İranlılık ve Şialık özdeşleşmiştir. Kaçar döneminde Şia kimliği ve İranlılık Batı emperyalizminin İran’da güç kazanması sonucunda zedelenmiştir ve yeni siyasallaşmaya başlamıştır. 1889’da Mirza Hasan Şirazi’nin fetvası ile gerçekleşen kitlesel hareket, yani “Tütün Ayaklanması” din kaynaklı milliyetçiliğin siyasal gelişmesinin açık bir örneğidir.
Bu tür milliyetçiliği Mirza Mülküm Han geleneksel milliyetçilik olarak adlandırmaktadır. Geleneksel milliyetçilik tarihsel gelişme sürecinde aşırı Batı karşıtı olarak gelişmiş ve İran’da siyasal Şia olarak ortaya çıkmıştır. Geleneksel milliyetçilik İran’da siyasal İslam’ın hem ilk ideoloji temeli ve hem ayrılmaz parçasıdır. Bu açıdan geleneksel milliyetçiliğin en önemli temsilcileri arasında Ayetullah Seyyid Mehmet Hüseyin Naini, Murteza Mefahrai, Dr. Ali Şeriatı ve Celal el-Ahmet’in olduğunu söyleyebiliriz. Geleneksel Fars milliyetçiliği 1979 yılında Humeyni vasıtası ile iktidara gelmiştir.
1924 yılında Kaçar hanedanının devrilmesiyle modern milliyetçilik iktidara gelmiştir. Modern milliyetçilik de Batı karşıtı olarak ortaya çıkmıştır ancak gelişme sürecinde Batılılaşmayı benimsemiştir. İran’a Batı’nın ekonomik, siyasal ve kültürel olarak girmesi karşısında tepkisel olarak modern Fars milliyetçiliği gelişmeye başlamıştır. Modern Fars milliyetçiliği meşrutiyet devrimi sürecinde siyasal düzeyde temsil edilmeye başlanmıştır. Modern Fars milliyetçiliği modernleşme ve Batılılaşmayı ayrılmaz parçası olarak kendi içinde barındırmaktadır.
Modern Fars milliyetçiliğinin kuramsal temeli Mirza Feth Ali Ahundzade[22], Mirza Aga Han Kirmani, Abdurrahman Talibof ve Musteşaruldövel Tebrizi tarafından atılmıştır. Fars milliyetçiliğinin teorik temellerini, Mirza Aga Han Kirmani hariç, atanların hepsi Azeri Türküdür. Modern Fars milliyetçiliğin kuramsal gelişmesi Mirza Malkum Han ile yeni bir aşamaya girmiştir.
Mirza Malkum Han 1833’de İsfahan kentininde Ermeni bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Mulkum Han Fransa’da eğitim almış, İran’da “Feramuşhane” adlı bir Mason teşkilatı kurmuştur.[23] “Kanun” gazetesini çıkartarak modern bir toplum kurmayı amaçlamıştır. Mirza Mulkum Han’ın düşüncesinde milliyetçilik merkeziyet taşımamaktadır. Ancak çalışmaları Fars milliyetçiliğinin gelişmesine kaynak olmuştur.
Mirza Mulkum Han’ın hedefi İran’da Batı toplumlarına benzer bir toplum kurmaktır ve milliyetçilik sadece bu kuramın bir unsurudur. Mirza Mulkum Han “şeyh ve vezir” şeklinde iki tür milliyetçilikten, geleneksel ve modern olandan bahs eder. Mirza Mulkum Han’a göre geleneksel milliyetçiliğin temelini din oluşturmaktadır ve geleneksel milliyetçiliğin siyasal ve toplumsal düzeyde temsilcisi molla ve şeyhtir. Moden milliyetçiliğin temelini dil oluşturmaktadır ve temsilcisi bakandır. Bakan modern devletin kurulmasının göstergesidir.
Mirza Mulkum Han’a göre milli birlik din vasıtası ile kurulamaz. İran’da dini farklılıklar fazladır ve çeşitli dini farklılık milli birliğin kurulmasını engeller. Milli birlik dil birliği ile olabilir.[24]
Fars modern milliyetçiliği Azeri aydınların çoğunlukta olduğu Demokrat Parti vasıtası ile yumuşak içerikle siyasal düzeye gelmiştir. Demokrat Parti meşrutiyet döneminde Haydar Han Amaoğlu ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Demokrat Parti, Seud Hasan Takızade ve Mehmet Emin Resulzade tarafından canlandırılmış ve 2. dönem meclis resmiyet kazanmıştır. Demokrat Parti, devrimci mahiyet taşımaktadır ve evrimsel gelişmeyi kabul etmemiştir. Sert, kısa sürede yapısal değişimlerden yana olduğunu belirtmiştir. Demokrat Parti, din ve siyaset ayrımı, toprak reformu, zorunlu eğitim, askeri sistemin düzenli hale girmesi ve Ayan meclisinin kaldırılması isteklerinde bulunmuştur.[25]
Demokrat Parti’ye göre, 20. Yüzyıl Doğu için Batı ülkelerinin 17. Yüzyılına benziyordu. İran ve başka Doğu ülkeleri 20. Yüzyılda geçiş dönemi yaşamaktadırlar. İran feodalizmden kapitalizme geçmek zorundadır. Bu geçiş merkeziyetçi devleti gerektirir. Merkeziyetçi devlet kurmak için bütün dinsel ve dilsel farklılıkları yadsımak gerekir; yeknesak ve bütün olunmak gerikir.
Başyazarlığını Mehmet Emin Resulzade’nin yaptığı “İran No” (Yeni İran) gazetesi Demokrat Parti’nin yayın organı olarak siyasi merkezleşmeyi toplumsal ve milli birliği desteklemiştir. Meşrutiyet hareketi bütün toplulukları birleştirerek başarı kazanmıştır. Gazetenin amacı despotizmin geri dönmemesi için Fars ve Türk farklılıklarını unutturarak mükemmel, özgür ve eşit İranlı kimliğinin ortaya çıkarılmasıdır.[26]
“İran No” gazetesi bir anlamda etnik kökenden bağımsız İranlı kimliğini ortaya atmıştır. İranlılık üst kimlik olarak bütün etnik, dilsel ve dinsel farklılıkları yadsımıştır. İranlı kimliği bütün farklılıkları kendinde eritmeyi amaçlamıştır. Gazetenin bir başyazısında, “İran’da bugün ne Müslüman, ne Zerdüşt, ne Ermeni, ne Yahudi, ne Fars ve ne de Türk vardır. İran’da sadece İranlı vardır. Biz bir milletiz”[27] denilmektedir.
Demokrat Parti İranlı kimliğini siyasal düzeye çıkarmıştır. Bu doğrultuda Demokrat Parti’ye bağlı Kave dergisinin işlevi çok önemlidir. Kave, Seyd Hasan Takizade tarafından çıkarılmıştır. Seyd Hasan Takizade 1878 yılında Tebriz’de doğmuş, dini eğitim almış ve meşrutiyet harekatına katılmış bir Azeridir.
Hasan Takizade, Merkez-e Garbi ve Encumen-e Milli Tebriz’de çok etkili konuma sahip idi. Meşrutiyet döneminde 1. dönem Tebriz milletvekili olarak seçilmiştir. Tahran’da Demokrat Parti’nin liderliğine yükselmiştir.[28] Hasan Takizade, Sosyal Ilımlıları ve liderleri Seyid Abdullah Behbehani’yi karşı terör eylemlerine girişmekle suçlamış ve Berlin’e kaçmak zorunda kalmıştır. Berlin kentinde Demokrat Parti’nin şubesini ve vatanseverler topluluğunu kurmuştur. Kave dergisi ve başka kurumlar vasıtası ile Fars milliyetçiliğini yaymağa başlamıştır. Kave dergisi çevresinde Mehmet Ali Furuği, Mehmet Kazvini gibi ünlü Fars milliyetçileri çalışıyordu. Hasan Takizade Batılılaşmayı savunuyordu. Takizade’nin “tepeden tırnağa batılılaşalım” sözü çok ünlüdür.
Kave dergisinden sonra Fars milliyetçiliğin gelişmesinde etkili olan dergilerden “İran Şehr” anılabilir. “İran Şehr” dergisi Azeri kökenli Kazemzade İranşehr Tebrizi tarafından çıkartılmıştır. Kazemzade İranşehr Tebrizi’nin dergisinde Abbas Ikbal Aştiyani, Azeri kökenli Rezazade Şafak Tebrizi, Kürt kökenli Reşid-e Yasemi, İbrahim Pardavval, Azeri kökenli Moşfek Kazmi gibi ünlü Fars milliyetçiler çalışıyorlardı. Bu yazarların ortak noktaları Fars kökenli olmayıp, Fars şovenisti olmalarıdır.
“İran Şehr” dergisi Fars dilini ve Arı ırkını İran’ın milli ve tarihi kimliği olarak kabul etmiştir. “İran Şehr” dergisi Berlin’de çıkıyordu ve İran’ın 40 kentinde dağıtılıyordu. “İran Şehr” dergisine göre İran’ın en büyük sorunu etnikçilik ve bölgecilikti: “Bu sorun o kadar ciddidir ki, ülke dışında her İranlıdan nereli olduğunu sorduğumuzda doğum yerini söyleyecektir. Biz yerel fırkaları, yerel dilleri, yerel kıyafetleri ve yerel töre ve yaşam tarzını mahvetmeliyiz.”[29]
İran Şehr dergisinde İslam dini aleyhinde de yazılar yayınlanmıştır. Dini okulların kapatılması istenmiştir. İran Şehr dergisine göre, Ari soylu, zeki ve yetenekli İranlılar Arap imparatorluğu tarafından tembel ve zayıf konuma itilmişlerdir.[30]
Hıyabani’nin Azadistan devletini kurması Fars milliyetçilerini derinden etkilemiştir. Fars milliyetçileri etnik sorunları çözmek için tarihsel kitaplar ve makaleler yazmağa başlamışlardır. Bu yazıların ana temasını Fars olmayan halkların Arı ırkından olduklarını ispat etme çabası oluşturmuştur.
Ahmet Kesrevi, bu amacı gerçekleştirmek isteyen önemli isimlerden birisidir. Ahmet Kesrevi 1890’da Tebriz’de doğmuştur. Genç yaşta 1906 Meşrutiyet harekatına tanık oldu. Ahmet Kesrevi Azerbaycan çağdaş tarihi üzerinde çok değerli yapıtlara sahip olmasına rağmen, Azeri Türklerinin Ari ırkından olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. Ahmet Kesrevi 1921 yılında “Azeri-ya Zeban-e Bostane Azerbaycan” eserini yayınlamıştır. Ahmet Kesrevi bu eserinde Azerbaycanlıların Türk olmadıklarını, Azeri adlı ayrı ulus oluşturduklarını ileri sürmüştür. Kesrevi’ye göre Azeri dili Türk dili ailesine mensup değildir. Azeri dili İran kökenli bir dildir. Azeriler Selçukluların İran’a gelmesi ile Türkleşmeye başlamışlardır..
Ahmet Kesrevi, Kuzey Azerbaycan’ın isminin Albanıya-e Kafkaz olduğunu söyler. Kesrevi’ye göre tarih boyu Kuzey Azerbaycan hiçbir zaman Azerbaycan ismini taşımamıştır. O bölgeye Azerbaycan ismi Mehmet Emin Resulzade tarafından verilmiştir. Kesrevi’ye göre İran’ın terkibinde olan gerçek Azerbaycan, yani Güney Azerbaycan ise tarih boyunca her zaman Azerbaycan olarak adlandırılmıştır.[31]
Ahmet Kesrevi, Fars dilinin başta Arapça olmak üzere yabancı kelimelerden arındırlmasını savunmuş ve bunu “temiz dil” politikası diye adlandırmıştır. Kesrevi İran’ın en büyük sorununu dilsel, dinsel ve kabilevi çeşitlilik olarak nitelendirmiştir. İran’da, belki de Doğu’daki geri kalmışlığın temel nedeni ayrımcılık ve toplumdaki çeşitliliktir. Kesrevi’ye göre büyük ıslahatların sonuçsuz kalmasının temel nedeni toplumun farklılığı ve parça parça oluşudur. “Grupçuluğu ortadan kaldırmalıyız. Dinsel, dilsel ve bölgesel (kent, köy) farklılıkları ortadan kaldırmalıyız. Bu iş sadece milli bilincin oluşması ile olabilir. İran milli bilincini yaymak gerekir.”[32]
Modern Fars milliyetçiliği Afşar Türklerinden olan Dr. Mahmud Afşar ve “Ayenda” dergisinin çevresi ile farklı bir aşamaya girmiştir. Mahmut Afşar, Fars milliyetçiliğini düzenli ve sistematik olarak kuramsallaştırmıştır. Mahmut Afşar İsviçre’de siyaset bilimi okumuştur. İngiltere ve Hindistan’da kalmış ve 1921’de İran’a geri dönmüştür. Mahmut Afşar “Encümen-e İran- Cevan” adlı, amacı İran’da milli birliği sağlamak olan bir dernek kurmuş ve 1923 yılından Ayende dergisini çıkarmaya başlamıştır. Ayende dergisi Fars milliyetçiliğini yayan ve koruyan bir yayın olmuştur. Ayende dergisi “merkeziyetçi devlet ve vahit milli kimlik” konularına yoğunlaşmıştır [33].
Mahmut Afşar, Ayende dergisinin birinci sayısında şöyle söylüyordu: “İran’ın milli birliğini korumak ve mükemmelleştirmek idealimiz ve toplumsal isteğimizdir. İran’ın milli birliği ne demektir? İran’ın milli birliği ülke sınırları içerisinde yaşayan insanların ahlaki, toplumsal ve siyasal birliğidir. İran’ın milli birliği, siyasi bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü gerektirir. Milli birliğe nasıl ulaşabiliriz? Fars dili ülke çapında yayılsın. Bölgesel farklılıklar, örneğin kıyafet ve ahlak farklılığı ortadan kaldırılsın. İran’da yaşayan etnikler her biri başka dilde konuşmasın. Dil, ahlak, kıyafet ve töre birliği olmadığı sürece siyasi bağımsızlığımız ve toprak bütünlüğümüz her zaman tehlikede olacaktır. İran’da yaşayan farklı kabileler ve etnikleri benzerleştirmediğimiz, yani İranlılaştırmadığımız zaman geleceğimiz tehlikede olabilir. İran’ın bütünlüğü her zaman tehlikede olacaktır. İran’ın bütün bölgelerinde, özellikle Azerbaycan’da Fars dili yayılsın; Farsça olmayan coğrafi isimler değiştirilsin.”[34]
Mahmut Afşar İranlılaştırmayı gelişmenin ve bağımsızlığın temeli olarak görür. Farklılık ve çeşitliliği ise çatışma ve geri kalmışlığın sebebi olarak nitelendirilir. Mahmut Afşar’ın tarihsel anlayışı tehlikeler üzerine kurulmuş olan düşünce yapısının ürünüdür. Mahmut Afşar’a göre İran tarih boyu farklı ve çeşitli tehlikeler atlatmıştır ve şimdi çeşitli tehlikelerle karşı karşıyadır. Mahmut Afşar tehlikeleri şöyle sıralamaktadır.
a) Kızıl tehlike: Komünizm tehlikesi birinci tehlikedir.
b) Yeşil tehlike: Arap ve İslam tehlikesidir.
c) Sarı tehlike: Türk ve Türkiye’nin tehlikesi
e) Siyah tehlike: Cehalet ve mollalar tehlikesidir.
“Fars milliyetçiliği üzerine kurulan devlet bu tehlikelere karşı önlem almalıdır” diyen Mahmut Afşar, bu tehlikelerden İranlılaşmak ile kurtulunabileceğini eklemektedir. Afşar’a göre Fars milliyetçilerinin temel görevi güçlü merkeziyetçi devlet kurmak, Fars olmayanlar arasında Fars dilini yaymak ve Türkler ve Arapları sınır bölgelerden ülke içine göç ettirmektir.[35]
Bu noktada modern Fars milliyetçiliğinin temel özellikleri şöyle belirmektedir: Fars milliyetçiliği diğer halkları Farslaştırmak postulatı üzerine kuruludur. Türk düşmanlığı ile donatılmıştır. Arap ve İslam karşıtı olarak gelişmiştir. İslam yerine Zerdüşt dini tercih edilir. Batıcı bir anlayışa sahiptir. Modernleşme taraftarıdır. Fars milliyetçiliği Ari ırkını İran’ın ilk sakinleri ve uygarlık kuran kavim sayan bir tarihsel varsayım üzerine kurulmuştur.
Fars milliyetçilerine göre Ari ırkından olan İran halkları tarihsel süre içerisinde başka dilleri de benimsediler. Örneğin, Azerbaycan’da yaşayan halk Türkleşmiştir. Fars milliyetçilerine göre, Azerbaycanlılar sadece Türkçe konuşmaktadırlar ama etnik köken itibarı ile Türk değildirler. Modern Fars milliyetçilere göre İran’da Türklerden sonra en büyük tehlike İslam ve Araplardır. İran çocuklarının eğitim eksikliği, ulusun milli haklarına ulaşmaması ve insanların güvence altında olmamasının temel nedeni İslam’dır.
Bazı modern Fars milliyetçilere göre (Mirza Akattan Nuri) Ari ırkından olan İranlılar Sami ırkına mensup olan Arapların saldırısından sonra güzel yüzlerini, uzun boylarını, kısaca bazı fiziksel özelliklerini “ırki kirlenme neticesinde” yavaş yavaş kaybetmişlerdir.[36]
Modern Fars milliyetçilerinin Türklüğü ve İslam’ı en büyük tehlike olarak görmeleri tarihsel bir anlayıştan kaynaklanmalıdır. Modern Fars milliyetçiliğine göre, İran’da uygarlığın temelini Ariler atmışlardır ama bu uygarlık doğal gelişme sürecinden Araplar ve Türkler tarafından uzaklaştırılmıştır. Diğer bir ifade ile, Ari uygarlığı bu saldırılara uğramasaydı İran dünyanın en güçlü devleti olabilirdi. Fars milliyetçileri Ari ırkının doğal gelişme sürecinden uzaklaştırılmasını “tarihsel buhran” olarak adlandırılmaktadırlar. Tarihsel buhran toplumun bütün alanlarında krize ve bunalıma neden olmuştur. Tarihsel buhran sonucu İran toplumunun gelişmeye uygun sağlam dokusu bozulmuştur. Fars milliyetçileri tarihsel buhranları şöyle sıralamaktadırlar:
a) Makedonya buhranı: Yunan dili ve İskender vasıtası ile,
b) Arap-İslam buhranı- Arap dili ile,
c) Türk (Selçuk) buhranı- Türk dili ile,
d) Moğol buhranı, Türk dili ile (Moğollar da Türk sayılmaktadırlar),
e) Timur buhranı, Türk dili ile,
f) Batı uygarlığı buhranı –İngiliz ve Fransız dili ile[37].
Bu tür kuramsal temeller üzerinde yükselen modern Fars milliyetçiliği 1924’de İran ordusunda görevli ve anne tarafından Azeri Türkü baba tarafından ise Fars (Mazeni alt grubuna mensup) Rıza Pehlevi’nin Kaçar hanedanını tasfiye ederek iktidarı ele geçirmesinden sonra iktidara gelmiştir. Rıza Şah Pehlevi’nin uyguladığı politikalar Fars milliyetçilerinin isteklerini ve belki de daha fazlasını gerçekleştirmeyi amaçlamıştır.
Modern Fars milliyetçiliğin iktidara gelmesinde dış nedenlerin de büyük etkisi vardır. İngiltere, İran’ın stratejik konumuna çok önem veriyordu. Londra’nın İran’daki nüfuzu Hindistan’daki hegemonyasının temelini sağlamlaştırıyordu. Manchester Guardian’da 17 Mart 1910’da yayınlanan bir makalede şöyle denmekteydi: “İran zaafına rağmen İslam aleminde Osmanlıdan daha fazla güce sahiptir. Fars dili İslam ülkelerinin Fransızca'sıdır. Fars dilinin coğrafi etkinliği Atlas okyanusuna kadar uzanmaktadır. İran’ın yok olması bizim nüfuzumuzu azaltacaktır. Doğudaki nüfuzumuz İran’ın bağımsızlığına bağlıdır”.[38]
Bu analizin de gösterdiği gibi İngiltere için İran çok önemliydi. Bolşevik devrimi İran’daki siyasal süreci derinden etkilemiştir. Bolşevikler, devriminden sonra bütün ayrıcalıkları ve kapitülasyonları kaldırmışlar, Kaçar hanedanına muhalif güçleri desteklemeye yönelmişlerdir. İngiltere ise Bolşevik devriminden önce İran’da güçlü merkeziyetçi bir devletin ortaya çıkmasına karşı çıkarken, devrimden sonra bu politikasını değiştirmiştir. Londra, İran’da merkeziyetçi bir devletin kurulmasından yana politikalar geliştirmeye başlamıştır. Kaçarlar, İngiltere’nin bu amacını gerçekleştirmek için uygun değildiler. Ayrıca İran ile İngiltere arasındaki 1919 anlaşmasının Ahmet Şah Kaçar tarafından kabul edilmemesi İngiltere’yi kızdırmıştır.
Londra, İran’daki politikalarını gerçekleştirmede Rıza Şah’ı daha uygun görmeye başlamıştır. Erdeşir J. Ripofter İngiltere’nin bu amacı doğrultusunda çalışmıştır. Fars milliyetçiliğin ve Rıza Pehlevi’nin iktidara gelmesinde en çok etkili kişilerden birisi de Mehmet Ali Furuği’dir. Mehmet Ali Furuği köken olarak Bağdat Yahudilerindendir. Zekaulmulk Mehmet Ali Furuği’nin babası İran’ın ünlü aydınlarından, Mason teşkilatının kurucularından, Batıcı ve İngiltere ile işbirliği içinde olan kişilerdendir. Mehmet Ali Furuği Mason teşkilatının tüzüğünü Fransızca’dan Farsça’ya çevirmiştir. Furuği’nin Kaçar hanedanın devrilmesinde ve Rıza Pehlevi’nin iktidara gelmesinde büyük etkisi olmuştur.[39]
Modern Fars milliyetçiliği ilk önce toplumun çağdaşlaşma ihtiyacından ve Batı’ya tepki olarak ortaya çıkmış, ancak kısa sürede İngiliz emperyalizminin ideolojik aracına dönüşmüştür. Modern Fars milliyetçiliği gelişme sürecinde, Masonluk, Hindistan’da yaşayan Fars kökenli Pars oligarşisi, Siyonist çevreler ve Ermeni Taşnak teşkilatı tarafından desteklenmiştir.
Kendisini “Pers Kralı” olarak ilan eden Rıza Han ordu, iktisat ve toplumun bütün güç odaklarını denetimine almıştır. Rıza Han 1926 yılından sonra (saltanat töreninden sonra) devlet mekanizmasını kendisine bağlamıştır.[40] Rıza Han’a direnç gösterebilen partiler ve politikacılar susturulmuşlardır. Rıza Han 1927 yılında partileri yasadışı ilan ederek siyasileri tutuklamaya başlamıştır. Aşırı baskıcı yöntemler uygulayarak toplumun direnç gösteren kurumlarını çökertmiştir. Hassam Modderres, Kaçar hanedanına mensup olan Dr. Muhammed Musaddık ve Hasan Pirniya gibi ünlü siyasi adamlar meclisten uzaklaştırılmıştır. Rıza Şah iktisadi çalışmaları da kendi elinde toplamıştır. Rıza Şah döneminde kurulan fabrikalar ya Şah’ın özel mülküdür veya ortaklığında kurulmuştur.
Rıza Han sadece siyasal ve iktisadi yapıyı değiştirmekle yetinmemiş, ülkenin toplumsal, kültürel ve etnik yapısını da değiştirmeye yönelmiştir. Rıza Han göçebe aşiretleri zorunlu iskana yönelmiştir. “Tahta Kapı” politikası diye adlandırılan bu politika süresinde direnç gösteren bütün aşiretler çok kanlı bir şekilde itaate zorlanmışlardır.
Rıza Han kültürel farklılığı ortadan kaldırmak ve Farslaşmayı geliştirmek için 1927’de “Düşünce Geliştirme Kurumu”nu kurmuştur. Bu kurumun görevi kültürel farklılıkları ortadan kaldırmak ve türdeş bir milli kimlik oluşturmaktır. Rıza Şah ulus-devlet anlayışını yaygınlaştırmaya çalışmıştır. Bu amaç merkeziyetçi bir devleti ve türdeş bir halkı gerektirmekteydi. Rıza Han bundan dolayı çeşitli etnik kimlikleri inkar politikasını benimsemiştir..
Modern İran’ı kurmayı amaçlayan Rıza Han şoven bir Fars milliyetçiliği anlayışına sarılmıştır. Rıza Han’ın modernleşme için kullandığı araçlar dinsizleştirme, kavimcilikle mücadele, Fars milliyetçiliğini yayma, eğitim sistemini geliştirme ve devlet kapitalizmidir”[41]
Rıza Han ordu, devlet bürokrasisi ve saray desteğine dayanıyordu. Rıza Han’ın aşırı ve sert politikası kendisinden sonra gelen bütün olayların boyutunu ve mahiyetini belirlemiştir.
Modern Fars Milliyetçiliğinin Azerbaycan Politikası
Kaçarlar döneminde Azerbaycan İran’ın ticaret ve sanayi merkezi olarak tanınıyordu. Azerbaycan önce ekonomik, sonra ikinci siyasi merkez idi.Yani Kaçar veliahtları Tebriz’de vali olarak görev yaparlardı. Rıza Han’ın ekonomi politikaları Azerbaycan’a büyük zarar vermiştir. Rıza Han’ın politikası sonucu kitlesel yoksulluk ortaya çıktı ve Azeri halk, özellikle de esnaf Tahran’a göç etmek zorunda kaldı.[42] Rıza Han’ın bilinçli politikası sonucu Tahran’ın ekonomik merkeze çevrilmesi Azerbaycan’a büyük hasar vermiştir. çünkü Azerbaycan gelişmiş düzeyde sanayi merkezi idi.[43]
Tahran’ın ekonomik merkez olması Azerbaycan’da işadamlarını yoksullaştırmış ve Tahran’a göç etmek zorunda bırakmıştır. Meşrutiyet döneminden başlayarak Azerbaycan’da aydın kesim oluşmuştur. Azerbaycan Türkçesini seven ve bu dilde edebi çalışmalarda bulunan kesim ortaya çıkmıştır. Rıza Şah’ın Türk diline yasak koyması büyük çapta rahatsızlığa neden olmuştur. Türkçe konuşmak yasaklanmıştır. Bu yasağın kapsamı o kadar genişlemiştir ki, yas meclislerinde Türkçe ağıt söylemek suç sayılmıştır.
Türk dilinin mahvı doğrultusunda büyük çapta kültürel ve psikolojik savaş başlatılmıştır.[44] Meşrutiyet döneminde Azerbaycanlı olmak ayrıcalık idiyse de, Pehlevi dönemi aşağılık konumuna getirilmeye çalışıldı. Kültürel-psikolojik savaş Azeri Türklüğünü milli kimliğinden uzaklaştırmayı amaçlamıştır. Türklük aşağılanırken Azerilerin Türk olmadığı vurgulanmıştır. Azeri Türkleri Türkçe konuştukları için aşağılanmışlar ve etnik olarak Ari oldukları savı ile yüceltilmişlerdir. Bu ikili ve karmaşık politika, eş zamanlı “aşağılama-yüceltme” politikası olarak nitelenebilir.
Tahran bu aşağılama-yüceltme politikasını eğitim sistemine de yerleştirmiştir. Baskıcı uygulamaların temel amacı, Güney Azerbaycan Türklüğünü psikolojik ve kültürel olarak asimile etmektir. Azerbaycan Türklerine getirilen Farsça konuşmak zorunluluğu dışında, Türkçe yer, bölge ve insan isimleri değiştirilmiş ve Türkçe isim koymak yasaklanmıştır.
Fars milliyetçilerinin Azerbaycan’da yaptıkları bütün baskıların temelinde bölge insanının Türk olması gerçeği vardır. Türk olmak, Azerbaycanlılar için “ben” ve “öteki” ayrımın kolaylaştırmaktadır. İran’da kurulan Fars yönetimleri Türk-Fars ayrımı yapılmasını istememektedirler. Oysa Azeri kimliği İranlılık kimliğinin alt kimliğü konumunda olabilir, ancak Türk kimliği İranlı kimliğini aşan bir kimliktir.

|
Rıza Pehlevi |
Milli Hükümet (1945-1946)
II. Dünya Savaşı’nın başında müttefikler Rıza Han'ın Hitler'e yakınlaşmasını bahane ederek 1941 yılında İran'ı işgal etmiş, Rıza Han'ı iktidardan uzaklaştırmışlardır. Rıza Han'ın devrilmesinden sonra ülkede bazı toplumsal ve siyasal değişimler gerçekleşmiştir. Ülke çapında bazı özgürlükler verilmiştir. Siyasi mahkumlar serbest bırakılmıştır. Basına yönelik sansür kaldırılmış, siyasal ve toplumsal örgütlenme başlamıştır. Aşırı merkeziyetçi devletin çöküşü toplumun genelinde bazı istek ve çatışmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Rıza Han döneminde temelleri pekişen çatışmalar üç boyutta, sınıfsal, etnik ve dilsel ve dinsel çatışma esasında kendisini göstermiştir.
Azerbaycan’da etnik ve dilsel sorun önplana çıkmış ve bu hareketin öncüsü Seyid Cafer Pişeveri olmuştur. Mir Cafer Halhal kentinde Zaviye-sadet köyünde doğmuştur. Köylerdeki yaygın ekonomik sıkıntılar Pişeveri ailesini de göçe zorlamıştır. 1905 yılında Pişeveri ailesi Bakü'ye göç etmiş ve Bakü'nün Bülbüle köyünde yerleşmiştir.
Pişeveri Kuzey Azerbaycan'da gerçekleşen siyasal ve ekonomik gelişmelerden büyük çapta etkilenmiştir. Bakü'de "İran Adalet Partisi"ne katılmış, "Himmet" adlı sosyal demokrat grup ile ilişki kurmuştur. Pişeveri, "İttihat" okulunda öğretmen olarak görev yaparken "Açık Söz", "Azerbaycan" ve "Himmet" gazetelerinde yazılar yazmıştır.[45]
1918 yılında Bakü’de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu dönemde Bolşeviklere yakın olan Pişeveri, Adalet Partisi genel merkezinin onayı ile Bakü’de "Hürriyet" gazetesini çıkarmaya başlamış, daha sonra partisinin talimatı ile Gilan'a gitmiştir. 1920 yılında Gilan’da Bolşeviklerin ve İranlı komünistlerin yardımı ile Molla Mirza Kuçek Han-ı Jengeli, Sosyalist Gilan Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. Pişeveri Gilan Cumhuriyeti'nin dışişleri bakanı olmuştur. Gilan hükümeti devrildikten sonra Pişeveri Tahran’a gitmiş ve orada "Hakikat" gazetesini çıkartmaya başlamıştır. 1924 yılında Rıza Han’ın iktidara gelmesi ile ülke çapında baskıcı yöntemler uygulanmaya başlamasından sonra, Pişeveri 1930 yılında hapse atılmıştır. 11 yıl hapiste kalan Pişeveri Müttefiklerin İran’a girmesi ile 1941’de hapisten çıkmış ve “Ajir” in gazetesini çıkartmaya başlamıştır.
Azerbaycan Demokratik Partisi ve Bağımsızlığa Giden Yol
Rıza Şah devrildikten sonra "Cemiyet-e Azerbaycan" adlı topluluk oluşturuldu. Bu topluluk Ali Şebesteri ve İsmail Şems tarafından kurulmuş, "Azerbaycan" adlı bir gazete çıkarmağa başlamış, kültürel çalışmalarda bulunmuş ve Türk dilinde tiyatro eserleri sahneye koymuştur. "Cemiyet-e Azerbaycan" altı ay sürmüş ve Tahran’ın baskısı ile cemiyet dağıtılmış; "Azerbaycan" gazetesi de kapatılmıştır.
Cemiyet-e Azerbaycan, Azerbaycan'ın temel sorununun milli olduğunu söylüyordu. Bütün dinsel ve bölgesel (köy, kent) farklılıkların bırakılarak Azerbaycanlı kimliği altında birleşilmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Cemiyet-e Azerbaycan’ın düşüncesine göre Azerbaycanlılar Fars değildir ve kendilerine özgü dilleri ve kültürleri vardır. Azerbaycan'da okullar ve idari işlemler Azerbaycan dilinde olmalıdır.
Mehmet Biriya, şair ve milli hükümet dönemi kültür bakanı idi. Azerbaycan İşçi Birliği adlı sendika Mehmet Biriya tarafından kurulmuştur. Azerbaycan İşçi Birliği, sanayi işçileri arasında büyük bir nüfuza sahip idi. Tudeh Partisi Azerbaycan’da 1941’de kurulmuştur. Azerbaycan’daki Tüdeh Partisi’nin şubesi Tahran'dan farklı olarak etnik ve dilsel farklılıklar öne sürmeye çalışıyordu. Milli sorun konusunda Tebriz ve Tahran arasında fikir birliği yoktu. "Tebrizlilere göre İran çok etnikten oluşan bir ülkedir. Tahran'a göre ise İran milleti bölünmez bir bütündür"
Tebriz Tüdeh partisine göre, Azerbaycan dili Azerbaycanlının farklı bir milliyetten olduğunu gösteriyordu. Buradan hareketle Azerbaycan'a kendi kendisini yönetme hakkı ve eyalet meclisi kurma izni verilmeliydi. Azerbaycanlı Tudehlileri, Güney Azerbaycan’da Azerbaycan dilinin eğitimde, mahkemede, devlet dairelerinde resmi dil olmasını istiyorlardı. Ancak Tahran'da Tüdeh Partisi Azeri Türkçesini bir lehçe olarak görüyor ve bu isteğe muhalefet ediyordu. Bu muhalefete rağmen Azerbaycan'daki Tüdeh Partisi milli sorunu tek başına çözmeye yönelmiştir.
Güney Azerbaycan’da temel sorunu basın özgürlüğünü çözmek olarak gören Azeri milliyetçisi "Özgürlük Cephesi Partisi" adlı kurulmuştur. Özgürlük Cephesi bir basın topluluğu olarak Azeri milliyetçisi Ali Şebesteri ve henüz Tahran’da bulunan Cafer Pişeveri tarafından kurulmuştur. Güney Azerbaycan'da bütün koşullar milli devrim için hazır idi. Tahran gazetelerinin birisi şöyle yazmaktadır: “Azerbaycan karışık ve devrim için hazırdır.”[46]
1945’de Tebriz’de Azerbaycan Demokrat Partisi’nin kurulduğu günlerde bütün toplumsal ve siyasal koşullar milli bir hareketin doğuşunu kolaylaştırmıştır. Pişeveri ve Ali Şebesteri arasından geçen diyaloglar ve yazışmalardan sonra, sonuçta Pişeveri "Ajir" gazetesini bırakarak Tahran’dan Tebriz'e geldi. Azerbaycan'da bu dönemde Tüdeh Partisi ve Özgürlük Cephesi Partisi’nden başka parti yoktu.
Tüdeh’in pratik hiç bir başarısı yoktu. İdeolojik ve sınıfsal sözleri halkın bütün katmanlarını bir araya getirememiştir. Pişeveri ve Şebesteri milli hareketin örgütlenmesi gerektiğini anlamış, 12 maddelik bir bildirge kaleme almışlardır. Bildirge 3 Ağustos 1945’te yayınlanmıştır. Türkçe ve Farsça olan bildiri, 48 Azeri milliyetçisi tarafından imzalanarak yayınlanmıştır. Bu 12 maddelik bildirgede İran'ın bütünlüğünü ve bağımsızlığını korumakla birlikte, Azerbaycan halkın iç özgürlük kültürel özerklik ve kendini yönetme hakkı istenilmiştir. Bildirgede ayrıca eyalet ve vilayet encümenlerinin yeniden kurulması istenilen bütün toplumsal, iktisadi ve siyasi konulardan sözedilmiştir.
Bildirge yayınlandıktan sonra Azerbaycan'ın bütün köy ve kentlerinden bildirgenin içeriğini onaylayan yüzlerce telgraf gönderilmiştir. Bu bildirgenin yayınlanmasından sonra "Azerbaycan Demokrat Partisi" resmi çalışmalarına başlamıştır. 12 Ağustos 1945’de kurucular genel kurula davet edilerek 11 kişiden oluşan bir kurucu komite kurulmuştur. Bu komitede Pişeveri başkan ve Şebesteri yardımcı olarak seçildiler.[47]
Eylül 1945’de ADP’nin büyük kongresi yapılmıştır. Azerbaycan'ın her tarafından delegeler katılmıştır. Bu kongre üç gün devam etti. Bu kongrede Güney Azerbaycan Tüdeh’i ile ADP’nin birleşmesi gerçekleşmiş, Güney Azerbaycanlı komünistler partilerinden ayrılarak ADP’ye geçmişlerdir.. Bu kongrede tüzük çıkartılarak, 3 Ağustos’da yayınlanan bildirge onaylanarak, milli özerklik ve Türkçe’nin resmi dil olması kongre tarafından kararlaştırılmıştır."[48]
1945 yılının Ekim ayında büyük milli kongre yapılmıştır. Bu kongreye 150 bin kişinin imzası ve 700 delegenin katılımı ile gerçekleşti. Azerbaycan'ın bağımsızlığını ve iç özgürlüğünü sağlamak ve iç işleri yürütmek için 39 kişiden oluşan milli heyet seçilmiştir. Milli heyet merkezi hükümet ile görüşmek ve milli meclis seçimlerini yapmak için görevlendirilmiştir.
Kongreden sonra beş gün içinde milli meclis için seçimler yapılmıştır. Bu seçime halk tarafından büyük ilgi gösterilmiştir. Bu seçimlerde ilk defa kadınlar da oy kullanmışlardır. Seçim olaysız gerçekleşmiştir. Azerbaycan milli meclisi kurulduktan sonra Şebesteri meclis başkanı seçilmiş ve Pişeveri milli hükümeti kurmak ile görevlendirilmiştir. 12 Kasım 1945’de Pişeveri milli hükümeti ilan etmiştir. Milli hükümetin ilanından sonra Tebriz kenti ADP’nin askeri kanadı olan fedailer tarafından doldurulmuştur. Merkeze bağlı askeri güçler teslim olmuşlar ve bazı şehirlerde ADP’nin milis güçleri Urumiye’de olduğu gibi merkeze sadık kalan ordu birliklerini şiddet kullanarak bastırmışlardır. Böylelikle Güney Azerbaycan'da milli hükümet kurulmuştur. Milli hükümet kurulduktan sonra Tahran karşı harekete geçmiştir. Arka arkaya hükümetler düştükten sonra Ahmet Kavam tarafından "Kavamulsaltane" hükümeti kurulmuştur.
Ahmet Kavam İran'ın ünlü siyasi ailelerindendir. Kavam, Nasireddin Şah sarayına katip olarak girmiştir. Meşrutiyet döneminde meşrutiyetçilere destek vererek bir kaç defa bakan olmuştur.[49] Rıza Şah döneminde zorunlu olarak 20 yıl siyasetten uzaklaştırılmıştır.[50]
Eski siyasetçilerin en gizemlisi olarak, siyasi hayatında çok farklı ve birbiri ile çelişen tavırlar göstermiştir.[51] Kavamulsultane SSCB’nin İran'ın kuzey bölgesindeki petrollerinin kullanım hakkını istediğini anlamıştır. Gerçekten de, Stalin İran'ın kuzey petrolünü istiyordu. 1921 anlaşmasına göre Bolşevikler Çarlığın ayrıcalıklarını ve kapitilasyonları kaldırmışlardır. Bundan dolayı açıkça kuzey petrolüne Çar ayrıcalıklarının tanınmasını isteyemezlerdi.
1945 yılında Kavam başbakan seçilmiştir. Kavam sağ ve sol arasında denge kurmaya çalışmştır. Sovyetler Birliği’nin desteğini kazanmak için Sovyet yanlısı Kişir Kendi’yi hükümetine almış, güvenoyu almadan önce Moskova'ya gitmiştir. Özellikle Tüdeh, Kavam iktidara geldikten sonra siyasi partilerin desteğini kazanmak için bazı girişimlerde bulunmuştur. Kavam hükümeti sıkıyönetim uygulamalarını kaldırmış ve örgütlenme özgürlüğü vermiştir. Basın ve yayın özgürlüğü tanımıştır. Halk tarafından sevilmeyen bazı kişileri görevden almıştır. Şah ile Kavam arasında soğukluk hakimdir.[52]
Kuzey petrolleri üzerinde tek başına hak iddia edemeyen Moskova ise İran’ın ortaklığı ile şirket kurmak istiyordu. ABD yeni dünya gücü olarak böyle gerilimli bir vasatta İran ile ilgilenmeye başlamıştır. Washington’ın bu dönemde etkin bir gücü yoktur. Amerika milli hükümet sorununu BM’de çözmeyi kabul ediyor, BM'ye baskı yapıyordu. Kavam, böyle iç ve dış koşullarda 11 kişilik bir grup ile Moskova'ya gitmiş, burada İran-Rus ortak petrol şirketinin anlaşmasını imzalamıştır. Bu anlaşma karşılığında Stalin Güney Azerbaycan sorununu İran'ın iç sorunu olarak görecek ve Kızılordu’yu altı hafta içinde İran’dan geri çekecektir. Stalin bu teklifi kabul etmiştir.
Kavam Moskova'dan geri döndükten sonra Tebriz’deki Azerbaycan milli hükümetinin liderleri ile görüşmeye başlamıştır. Bu görüşmelerin sonucunda bir Azeri heyeti Tahran'a gitmiştir. Azerbaycan heyeti uzun süreli müzakereden sonra sonuçsuz Tebriz'e dönmüştür. Pişveri Tahran ile olan sorunu barış yolu ile çözmek istemiştir. Muzefer Firuz başkanlığında bir heyet 1945'te Tebriz'e gelmiştir. Bir dizi görüşmenin sonucu olarak Azerbaycanlılar Zencan kentini Tahran'a vermeyi kabul etmişlerdir. Tahran’ın devraldığı Zencan'da hükümet kuvvetleri çok kanlı olaylara yol açmışlardır. Bu aradaTahran, Güney Azerbaycan’ı işgal için askeri hazırlıklara başlamıştır. İran ordusu Amerikalı Norman Schwartzkopf tarafından örgütlenmiştir. Ağır silahlarla donatılmış 5 özel askeri birlik Azerbaycan'a baskın yapmak için hazırlanmıştır.