Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

8 Temmuz 2006

 

Kitap Özetleri


“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli


Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Kitap

Kitap Özetleri

Kitap Özetleri

 


Ulusal Egemenliğin Sonu


-Walter B. Wriston-


-Teknoloji Devrimi Nasıl Bir Yeni Dünya Düzeni Yaratıyor?-

 

İkinci Bölüm: Yeni Bir Servet Kaynağı

 

Şimdi zenginlik, büyük ölçüde bilgi elde etmek ve zihinsel sermayeyi üretim araçlarına uygulamaktan gelmektedir. Bir ekonomik varlığı neyin oluşturduğu konusundaki bu görüş değişikliği devletin gücünü genişletmesi; hatta sürdürmesinde büyük sorunlar doğurur. Bilgi kaynakları belirli bir coğrafyaya bağlı değildir, devletler tarafından kolayca vergilendirilemez ve denetlenemezler. Karmaşık bir yazılım programı yapabilecek becerilere sahip bir insan deklare edecek ‘’değerli’’ bir şeyi olmadığını söyleyerek herhangi bir gümrükten elini kolunu sallayarak geçebilir. Bilgi ekonomisi belirli sınırların içindeki toprakların denetiminin getireceği ödülleri azaltır ve böyle bir denetimle kazanılabilecek kaynakların değerini düşürebilir.’ (s.22)

 

Dünyanın en değerli kaynağı maddesel olmadığı zaman, maddenin hizmetine adanmış bir dünyanın ekonomik doktrinleri, sosyal yapıları ve siyasal sistemleri değişmek zorundadır, fakat bu değişim kısa sürede gerçekleşemeyecektir.’ (s.22)

 

‘Bilginin serbest akışı sadece verileri değil, insanları ve parayı, kitapları ve gazeteleri, ve yaygınlaşan elektronik medyayı özgürleştirmek demektir (Glasnost).’ (s.23)

 

‘Bilginin sermayenin başlıca biçimi olarak ortaya çıkması merkezi güce doğru kaymayı tersine çevirmiştir. Ulusal devlet ortadan kalkmayacaktır; hatta pek çok yeni milletin doğduğunu göreceğiz. Bir fikir ya da kurum olarak egemenlik de kalkmayacaktır. Fakat devletin gücü, özellikle de, yargılanmadan yargılamak, toplumun içindeki diğer kurumların güç ve ayrıcalıklarını sınırlama erkleri azalacaktır.’ (s.34)

 

Bilgi her zaman kudret demek olmuştur; şimdiyse servet demektir. Bilgi, maddesel olmadığı ve modern teknolojinin yardımıyla çok hareketli olduğu için, devlet denetiminden diğer sermaye biçimlerine kıyasla daha kolaylıkla kaçabilir. Bilginin akışını ya da kullanımını kontrol için getirilen kapsamlı, sert veya sadece bürokratik sistemler onun yok olmasına ya da en azından boşa harcanmasına neden olur. Ekonomik açıdan yararlı bilgi genelde özgündür, yaratıcıdır veya en azından zamanlaması iyi, kesin, karmaşık, nüanslı ve statükoyu zorlayıcı niteliktedir. Bürokrasiler ve devletler ertelemeyi severler, özgünlüğü köreltirler, yeniliğe karşıdırlar. Devletler maddeyi iyi, zihni kötü yönetirler; özellikle yalnız iktidarda olmaktan başka güçleri olmayanların haksız iddia ve istekleri karşısında hayal kırıklığına , moral bozukluğuna uğrayan en yaratıcı ve gelişmiş zihinleri yönetmekte kötüdürler’(s.34)

 

 

 

 

Üçüncü Bölüm:Evrensel Görüşme

 

‘Yeni evrensel telekomünikasyon sisteminin iletişim ortamındaki diğer ilerlemelerle birleştirilmesi, sadece ekonomik ürünler ve hizmetlerde değil, kültür ve eğlence, moda ve hatta devlet yönetimi alanlarında da bir dünya pazarı oluşturmaktadır. Bu Marshall McLuhan’ın evrensel köyünü, tüm dünyayı tek bir evrensel görüşme sürecine sokarak gerçekleştirmiştir. Bu görüşme sürecinde, bir zamanlar sadece yerel pazarlarda değerlendirilen ürün ve hizmetler, kurumlar ve fikirler değerlendirilmekte, onaylanmakta ya da reddedilmektedir.’(s.42)

 

 

‘Herkes evrensel görüşme sürecine tam olarak girmiş ya da bundan tam olarak yararlanacak durumda değildir. Bilgi ekonomisine tüm olarak katılanlar bundan en çok yararlananlardır. Küresel iletişim ağı bu ekonominin temel altyapısıdır ve bunun kullanımı, kullanıcıları pek çok zevk ve fikri, giyim biçimini, hükümet biçimini ve düşünce biçimini paylaşan dünya çapında tek bir topluma dönüştürmeyi vaad etmektedir. Bu insanların bakış açısı enternasyonalist olacak ve geleneksel egemenliğin dünya çapında gerilemesini onaylayacak ve özendirecektir. Bunlar evrensel görüşme sürecinin parçası olmayan yurttaşlarından çok evrensel dostlarına yakınlık duyacaklardır. Evrensel görüşmeye katılmayanlar, bu görüşmede kendilerinin pek seyrek dile getirildiğini ve sosyal bir sorun olarak ele alındıklarını fark ettiklerinde bundan ve buna katılanlardan nefret edeceklerdir. Tüm teknolojik ilerlemeler sosyal sorunlar yaratmıştır ve evrensel iletişim ağı üzerine yayılan bilgi devrimi de bu kurala uyacaktır. Ayakta kalıp gelişmek için yeni beceriler ve yeni sezgiler gerekecek, bunlara uyum sağlamayanlar, bunun getireceği tüm sosyal travmalarla birlikte geride kalacaklardır.’(s.43)

 

Dördüncü Bölüm: Bilgi Standardı

 

‘Bilgisayar ve telkomünikasyonun birleşmesi yeni bir uluslararası para sistemi ve para değerlerinin merkez bankalarının geçerliliğini yitirmiş müdaheleleriyle değil, anında elde edilebilen çok sayıda bilgi ile saptandığı bir para standardı yaratmıştır.’ (s.53)

 

**‘Para değerleri ulusal egemenliğin iktidar ve ayrıcalıklarının bir ifadesi olmaktan çıkarak, basiretsiz egemenlerin ekonomik politikalarını disipline sokan bir düzen olarak görülecektir.’** (s.53)

 

‘Yeni sistem egemen devletleri parasal ve mali politikalarının koordinasyonunda bundan önce hiç görülmemiş uluslararası bir işbirliğine doğru sürüklemektedir.’ (s.62)

 

 

 

Beşinci Bölüm: Ticaretin Sonu

 

‘...Dünya üretiminin bütünleşmesi ülkeler arasında bir ticaret dengesi olması gerektiği mantığını yıkmaktadır.... Ticaret dengesi kavramının geçmiş bir çağın kalıntısı olduğu söylenebilir. Sermaye hem insansal hem parasal fırsatlara doğru serbestçe hareket edebildiği takdirde ticaret dengeli olmayacaktır...’(s.74)

 

Tümüyle bütünleşmiş bir pazarda son adımın ortak bir para olacağı kuşkusuzdur...Ancak egemenliğin bu şekilde teslim olması ulusal devleti yüreğinden yaralamaktadır. Para basma ayrıcalığını kaybetmek egemenliğin en çok değer verilen haklarından birini yitirmek demektir.’ (s.75)

 

Altıncı Bölüm: Bulunduğumuz Yer

 

‘Sanayi çağı için geliştirilmiş ekonomik ve sosyal ölçü standartlarını kullanmaya o kadar alışmışız ki, nadiren durup da eknomik ilerleme ve çürümenin, başarı ve başarısızlığın eski ölçülerinin yaralılıklarını hızla kaybetmekte olduklarını düşünürüz.’ (S.78)

 

‘Günümüz bilançolarında kaydedilen varlıklar genelde elle tutabildiğimiz şeylerdir. Muhasebecilerin defterlerinde zihinsel sermaye gerçek bir varlık olarak değil, bir masraf kalemi olarak ele alınma eğilimindedir; şirketin üretim kapasitesine onun kadar fazla bir katkı sağlamamalarına karşın pırıl prıl yeni bir şirket arabası ya da köhne fabrika binası gibi sermaye hesaplarında yer almaz.’(s.85)

 

 

Geleceğin ekonomisinin ölçümünün geçmişin ekonomisinin ölçülmesinden çok daha güç olduğu ortaya çıktığı taktirde hükümetler son birkaç yüzyıldır elde ettikleri ekonomik planlama ve denetleme güçlerinden çoğunu bırakmak zorunda kalabilirler.’ (s.79)

 

Refaha değer veren devletler, ekonomik ince ayar hayallerinden vazgeçmek zorunda kalacaklardır.Ölçemediğiniz birşeyin ince ayarını (hatta kabasını) yapamazsınız ....Bu güçlükler, devletin ekonomiye müdahalesine karşı çıkan güçlerden biri olacaktır ve bunların da bir etkilerinin olacağını beklemek mantıklı olur. Devletlerin Sokrates’in bilgeliğine erişmeleri gerekli olacaktır; yani bilmediklerini bileceklerdir.’ (s.90)

 

Yedinci Bölüm: Fırsatlar A.Ş.

 

Fısatlar A.Ş.: Galaksinin en büyük bilgisayarı ile uzak güneş sistemlerindeki gizil fırsatlar hakkında bilgi satan yıldızlararası bir danışma şirketi.

 

‘Bilgi teknolojisi şirket yapısını basitleştirmektedir: Esas görevleri bilgiyi şirket hiyerarşisinde yukarı ve aşağı iletmek olan orta sınıf yöneticiler artık yok olmaktadır; Fırsatlar’da bilgisayar tümüyle bunların yerini almıştır. Son olarak da Fırsatlar’ı ya da müşterilerini düzenleyen bir devlet yoktur. Devlet Fırsatlar’ın yaptığını ne bilmek ne de anlamaktadır. Bizim zamanımızda bile mikroelektronik gibi örnek bilgi sanayileri, teknolojiler herhangi bir düzenleyici makamın yetişemeyeceği kadar hızlı değiştiğinden çoğunlukla düzenleme dışı kalmaktadır.’ (s.93)

 

‘Gelecekte idareciler ne yapacaktır? Bunun yanıtı hem basit, hem de huzursuzluk vericidir: İşi yöneteceklerdir; zaten yapmaları gereken de buydu. Artık zamanlarının çoğunu bilgi almak ya da bilgi iletmekle harcamayacak olan iş yöneticileri bilgiyi iş sorunlarını çözmek için kullanacaklar.’ (s.96)

 

‘Henüz yöneticileri genelde öğretme yeteneklerine göre seçmiyoruz. Ancak bilgi giderek üretimin daha önemli bir parçası oldukça, öğretmek de yönetici becerilerinin en önemlilerinden biri olacaktır. Daha verimli olmak isteyen şirketlerin emekçi işçileri bilgi işçilerine dönüştürmeleri gereklidir. Bunu yapmak için yöneticilere; eğitmenin işlerinin bir parçası olduğunu ‘yüksek sesle’ söylemeliyiz. Bunlar kendilerini, bir öğretmenin en büyük başarısının öğrencisi tarafından geçilmek olduğu türde bir eğitime hazırlamalıdırlar. Sıkı sıkıya gizli tutulan bilgilerini verdiği gücü kaybederken, bilgiyi yayan kişilerin yeni kazandığı güçlülüğü korumayı öğrenmelidirler.’ (s.99)

 

‘...içsel bağlılık ve motivasyon boyun eğmenin yerini almakta... İnsanların yaptıkları iş daha soyut oldukça, pozitif motivasyon ve iç bağlılık daha önemli olmaktadır (Zuboff) ’ (s.100)

 

‘Bilgiye dayanan şirket yapısı, meslektaş ve yurttaş yaratır, astlar ve uyruklar değil. Özgür ve demokratik toplumlarda bu insanların babaları ve büyükbabaları; sayı, cesaret ve iyi bir örgütlenmeden başka güçleri olmayan işçilerin sömürülmesini önlemek umuduyla devletin gücünü pekiştirmek için mücadele vermişlerdir. Ama kendileri, çalıştıkları şirketlerdeki devlet etkisini azaltmak için mücadele edeceklerdir. Onların çalıştıkları şirketler, güçlerini haklı kılacak yeterli bilgiye sahip olmadıkları görülen insanların bulunduğu, uzaklardaki bazı devlet bürokrasilerinden çok daha demokratik ve hoşgörülüdür. Bu ülkekerdeki bürokratlar daha az bilgili ama daha güçlü ve yıkıcıdırlar. Bu nedenle de, onların güçlerini kırarak kazanılacak çok şey vardır ve bu hedefe erişmek için daha fazla zorlama gerekmektedir.’ (S.101)

 

‘Bilgi teknolojisi iş ortamını daha rekabetçi ve hareketli bir hale sokarak Schumpeter’in kapitalizmin ruhu olarak adlandırdığı ‘yaratıcı yıkım’ı hızlandırır, doğru bilgiyi doğru zamanda elde etmenin ya da yaratıcılığın ödüllerini kat kat arttırır.’ (101)

 

‘Günümüzde bir iş stratejisine sahip olmak  bir bilgi stratejisine, gelen değişim dalgası içinde fırsatları seçebilme stratejisine, şimdi şeytanın kaçınılmaz bir işi gibi akan verileri yeni ürünlere, hizmetlere ve kar kaynaklarına dönüştürecek bir stratejiye, bir şirketin işçileri tarfından biriktirilen bilgiyi tam olarak değerlendirmeyi sağlayacak stratejiye sahip olmak demektir’ (s.101)

 

‘Bir bilgi stratejisinin özü filizlenen iş verilerini iş fırsatları bolluğuna çevirmektir. Bir ticari örgüt, bilgiyi verimli bir şekilde kullanma hedefi doğrultusunda yeniden kurulmalıdır. Oyunun amacı bilgiyi ona ihtiyacı olan ve zamanında kullanabilecek olan kişi ya da şirkete iletmektir.’ (s.102)

 

 

Sekizinci Bölüm: Sınırlar Engel Değildir

 

‘Aslında Orwell’in hayali tersine dönmüştür: Egemenin, bir yurttaşın evinin mahremiyetinde söylediği her sözü işitmesi yerine; şimdi yurttaş egemenin her yaptığını duymaktadır ve onayını ya da itirazını beirtecek sayısız elektronik yolları vardır.’ (s.109)

 

‘Ulusal sınırların kutsallığı artık başka bir çağın ürünüdür. Bugün sanki hiç yokmuş gibi bu sınırların arasından ve üstünden her türlü bilgi geçmektedir. Ufkun ötesini gören radarlar en büyük ülkelerin ‘ulusal’ hava sahalarının derinliklerine uzanmakta, uydular çok hassas kameralarıyla ulusal sınırların içinde saklı tesisleri gözetlemektedirler.’ (s.109)

 

’Tüm yeni teknoloji varolan güç yapılarının etkilerini aşındırır. Günümüzde egemenlerin güçlerine olan saldırı bir zamanlar küçük lider gruplarıyla sınırlı olan ama şimdi dünyanın dört bir yanındali ekranlarda boy gösteren bilginin yaygınlaşmasıdır. Bir haber tekeli kırılırsa iktidar yapısı tehlikede demektir.’ (s.112)

 

‘Uluslararası olayları ciddi bir şekilde inceleyen kişiler artık neyin ‘içişleri’ olduğu kavramını sorgulamaya ve uluslararası toplumun dünyanın her yerindeki insan hakları ihlallerine, ulusal sınırları göze almaksızın, müdahele ‘yükümlülüğünün’ olduğunu ileri sürmeye başlamışlardır.’ (s.115)

 

Kültür istilası(s.117)

 

‘Televizyon haberleri öylesine etkin bir bilgi yolu açmıştır ki, televizyon dünya olaylarında bir güç, bir diplomasi silahı olmuştur. Ülkelerin ulusal ve uluslararası gündemleri giderek büyük bir hükümet planına göre değil, medya tarfından belirlenmektedir. Siyasetçiler zaman ve enerjilerinin çoğunu o gün medyanın ortaya çıkardığı bir bunalımla uğraşarak geçirmektedir. Gerçek konular ve uzun vadeli stratejik planlar genellikle o anın gerektirdiği hasar-kontrol eylemlerine feda edilmektedir.’ (s.119)

 

‘Bilgi teknolojisinin yararını modern teröristler kadar kimse anlamamıştır.’ (s.120)

 

‘’... olanların sorumluluğunu paylaşmak zorunda olduklarından televizyon şirketleri de sonuçlar listesinde yer alacaklardır. Bunlar sadece bakan ve gözlemleyen insanlar değil, sahnede oynananların biçimlenmesine ve yönetilmesine yardımcı olan basın kartı sahipleriydi. Bunlar olya karışmışlar, onun parçası olmuşlar, eylem ile izlencesi öyle içiçe girmişti ki, birini diğerinden ayırt etmek mümkün değildi...(O’Neill terrorist spectaculators)’’ (s.120)

 

‘Bayan Thatcher’ın deyimiyle medyanın teröristlere ‘reklam oksijeni’ verdiği ve böylece egemen devletler için daha güç bir ikilem yarattığı inkar edilemez.’ (s.120)

 

Dokuzuncu Bölüm: Büyük Eşitleyici

 

Savaş teknolojisinin bilgiye dayalı eşitliği.

 

Onuncu Bölüm:İktidar Halkındır

 

‘Siyasal karar makamında olanların görevleri dünya siyasetinin son birkaç yıldaki oynanış tarzını algılamalarında hafif bir değişikik yapmak değil, kuralları hala yazılmakta olan tümüyle yeni bir oyunu anlamaya çalışmaktır.’ (s.141)

 

‘Bilgi, güçlü özgürlük fikrini dünyanın dört köşesine taşıyan virüstür ve modern teknoloji bize yeryüzündeki herkesin bu mesajı ergeç alacağı konusunda güvence vermektedir.’ (s.141)

 

‘Modern bilgi teknolojisi  dünyanın işlerinin yapılabilmesi için ulusal devletleri birbirleriyle işbirliğine itmektedir. Gezegenin gerçek ya da öyle sanılan sorunları yaygınlaştıkça, bazı sorunların, ne kadar güçlü olusa olsun bir tek ulusal devletin etkin bir şekilde üstesinden gelemeyeceği kadar büyük olduğu ortaya çıkmaktadır. Bir bölgedeki olayların başka bir bölgede çok büyük sonuçları olabilir. Asit yağmuru ve sera etkisi bir tek egemen gücün baş edmeyeceği boyuttadır. Hemen hemen her gün ortaya çıkan yeni aletler de bilgi yayılmasını hızlandırmaktadır.’ (s.142)

 

‘Gezegende iktidarın gerçekten halkta olduğu yer sayısı arttıkça, dünya giderek daha az değil, daha çok karmaşık olacaktır. Basit bir kavram olan demokrasi,uygulamada aşırı karışık bir sistemdir. Bizler bir tür uluslararası demokraside yaşayıp çalışmaya alışkın değiliz; çünkü biz yaşamımızı iki süper gücün egemenliğine olan bir dünyada geçirmişizdir.’ (s.143)

 

‘İleri teknoloji bilgelik yaratmaz; insan tabiatını değiştirmez; sorunlarımızı uzaklaştırmaz. Ama bizi daha geniş kapsamlı insan özgürlüklerine doğru olan yolumuzda hızlandırır.’ (s.143)


 
 

 

Walter B. Wriston


Walter Bigelow Wriston was born in Middletown, Connecticut to Ruth Bigelow Wriston, a chemistry teacher, and Henry Merritt Wriston, a history professor at Wesleyan University who was later president of Lawrence College (1925-1937) and Brown University (1937-1955).

Reared as a traditional Methodist in Wisconsin, Wriston was not allowed to listen to the radio or go to the movie theater on Sundays.

He received a Bachelor of Arts degree from Wesleyan in 1941 and a Master's Degree from Tufts University's Fletcher School of International Law and Diplomacy in 1942.

After graduate school, Wriston became a junior Foreign Service officer at the State Department in which position he helped negotiate the exchange of Japanese interned in the United States for Americans held prisoner in Japan. Drafted into the U.S. Army in 1942, he served in the U.S. Army for four years, being with the Signal Corps on Cebu in the Philippines during his service.

In 1942, Walter Wriston married his first wife, Barbara Brengle Wriston, with whom he had one daughter. Two years after Barbara’s death in 1966, he married lawyer and businesswoman Kathryn Dineen.

He kept himself trim, playing tennis regularly and acting as a carpenter, electrician, plumber, backhoe operator, front-end loader operator and chain-saw-wielding tree farmer on his Connecticut retreat. During the July 1977 New York City blackout, he walked down 23 flights from his high-rise apartment, hiked to corporate headquarters, then climbed 15 flights up to his office.

Walter Wriston died in January 2005, aged 85.


 Bakış Açısı



Bilgi Ekonomisi


Herkes evrensel görüşme sürecine tam olarak girmiş ya da bundan tam olarak yararlanacak durumda değildir. Bilgi ekonomisine tüm olarak katılanlar bundan en çok yararlananlardır. Küresel iletişim ağı bu ekonominin temel altyapısıdır ve bunun kullanımı, kullanıcıları pek çok zevk ve fikri, giyim biçimini, hükümet biçimini ve düşünce biçimini paylaşan dünya çapında tek bir topluma dönüştürmeyi vaad etmektedir. Bu insanların bakış açısı enternasyonalist olacak ve geleneksel egemenliğin dünya çapında gerilemesini onaylayacak ve özendirecektir.


 Serbest Ticaret


 


Ticaretin Dengesizliği


...Dünya üretiminin bütünleşmesi ülkeler arasında bir ticaret dengesi olması gerektiği mantığını yıkmaktadır.... Ticaret dengesi kavramının geçmiş bir çağın kalıntısı olduğu söylenebilir. Sermaye hem insansal hem parasal fırsatlara doğru serbestçe hareket edebildiği takdirde ticaret dengeli olmayacaktır..


 Siyaset



İçişleri-Dışişleri...


 

Uluslararası olayları ciddi bir şekilde inceleyen kişiler artık neyin ‘içişleri’ olduğu kavramını sorgulamaya ve uluslararası toplumun dünyanın her yerindeki insan hakları ihlallerine, ulusal sınırları göze almaksızın, müdahele ‘yükümlülüğünün’ olduğunu ileri sürmeye başlamışlardır.



Ne insanlar gördüm

üzerinde elbise yoktu

Ne elbiseler gördüm

içinde insan yoktu

Mevlana