
Hazar Türkleri Hakkında Kevin Brook'a Yanıt
-Atila Demirkasımoğlu-
Sevgili Kevin Brook, Önce bir merhaba. Hazarlı Türklerin ve diğer dinleri seçmiş Türklerin, mesela Hristiyan Naymanlar, Hristiyan Kossaklar, Budist Çinlileşmişler gibi daha birçok topluluğun tarihi, Türklerin gözü önünden uzun süredir kaçırılıyor. Ancak son yıllarda genel bilgilenme düzeyinde yükselme ile bu aşılıyor. Türk Tarihi, kimilerince neredeyse İslam olmalarından sonra başlatılıyor. Bütün bu eksiklikler, başka noktalarda başka sonuçlar doğurduğu gibi, olağan olmayan, kurguların Türkler üzerine ve üzerinden inşaasını düşünenleri cesaretlendiriyor. Bu böyle oldu. Şimdi de bu yanlış yolun temsilcileri var. Sevgili Kevin Brook, Henüz sizin kitabınızı okumadım. Bu nedenle sizin doğrudan ifade ettiğiniz görüşleri ve bunların ayrıntıları ile dayanaklarını bilmiyorum. Kitabınızı en kısa sürede alacağım. Benim, sizin yanıt verdiğiniz yazım, kitabınızın Türkçe baskısına yazılan tanıtım yazısını esas almışdır. Bu nokta ilgili yazımda belirtilmişdi. Kitabınızı okudukdan sonra daha ayrıntılı görüş bildirebilirim. Şimdi gelelim yanıtınızda ifade ettiğiniz görüşlerin tartışmasına... Doğu Avrupa Musevilerinin soyunun “Sami” asıllı olduğunun dokümantasyon ve genetik açıdan ispat edilebileceğini ifade ediyorsunuz. Ve benim bunun henüz ispat edilemediğini ifade ettiğimi yazıyorsunuz. Ve bazı genetik çalışmaların sonuçlarını veriyorsunuz. Yanılıyorsunuz! Ben tam da sizin verdiğiniz sonuçları esas alarak Doğu Avrupa Musevilerinin Sami asıllı olmasının mümkün olmadığını ilk yazımda ifade ediyorum. Yani ispat edilen Doğu Avrupa Musevilerinin, yani Aşkenazların Sami asıllı olmayıp Türk asıllı olduklarıdır.
Üstelik başta “Arman”lar (haylar değil) olmak üzere Kürtler, Suriyeliler ve Lübnanlıların Türklerle ve Aşkenaz Musevilerle benzer genetik özellikler göstermesini “yanlış” yorumluyorsunuz. Ve önemli bir noktayı gözden kaçırıyorsunuz. Bu şu: Sizin ifade ettiğiniz genetik ortaklığın, söz konusu genetik çalışmaların açıkça gösterdiği üzere, Sami asıllı Yahudilerle hiçbir ortaklığı yoktur. Seferad Yahudileri olarak İspanya ve Portekiz Yahudilerini esas alıyorsanız, biz bunun Sami asıllı Yahudiler olduğu noktasını tartışmalı buluyoruz. Çünkü biliyoruz ki, birçok Musevi Hazar Türk’ü İspanya, İtalya ve Portekiz’e göç etmişdir. Musevi tasavvufunun en önemli üç isminden ikincisi olan Gikatilla ailesi bunlardan biridir. Batı Akdeniz Avrupa’sının Musevilerinin adları üzerine yapılacak bir araştırma, bu küçük topluluğun Sami ve Türk soylu iki farklı etnik kökene sahip olduğunu ama ikincisinin zamanla kültürel olarak kaybolduğunu gösterecektir. Genetik araştırmalar, Türkiye’de ve Türkler tarafından yapılmadığı sürece her zaman şüpheyle karşılanmalıdır. Orta Avrupa Musevilerinin içinde küçük de olsa Sami asıllı olanlar vardır. Örneklemelerin nasıl yapıldığını ve ne kadar objektif olunduğunu bilmeden bu önemli ve “hem öncesinde hem sonrasında”, “kurgulanabilir”çalışmalara güvenmek mümkün değildir. Bu çalışmalara ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Biz de bu nedenle dikkatle yaklaşmakta ve ne baştan red ne de kabul etmekteyiz.
Proceedings of the National Academy of Sciences, May 9, 2000.

Fig. 2. MDS plot of populations based on Y-chromosome haplotype data. MDS was performed on a matrix of Chord values estimated on the basis of the frequencies of 18 Y-chromosome haplotypes in 29 populations. The three-letter population codes are defined in Subjects and Methods [see below]. Solid triangles represent Jewish populations, solid squares represent Middle Eastern populations, and open circles represent all other populations. The Jewish samples included 115 Ashkenazim (Ash), 44 Roman Jews (Rom) (21), 45 North African Jews (Naf) (25 Moroccans, 15 Libyans, 1 Tunisian, 1 Algerian, and 3 from unspecified North African countries), 32 Near Eastern Jews (Nea) (18 Iraqis and 14 Iranians), 50 Kurdish Jews (Kur) (22), 30 Yemenite Jews (Yem) (23), and 20 Ethiopian Jews (EtJ) (23). The non-Jewish Middle Eastern samples included 73 Palestinians (Pal), 91 Syrians (Syr), 23 Lebanese (Leb), 21 Israeli Druze (Dru), and 21 Saudi Arabians (Sar). The remaining sample composition was as follows: Europeans: 31 Russians (Rus), 44 British (Bri), 33 Germans (Ger), 40 Austrians (Aus), 81 Italians (Ita), 23 Spanish (Spa), 85 Greeks (Gre); North Africans: 31 Tunisians (Tun), 58 Egyptians (Egy), 48 Ethiopians (Eth); sub-Saharan Africans: 49 Gambians (Gam), 31 Biaka (Bia), 26 Bagandans (Bag), 63 San (San), and 30 Zulu (Zul). We also analyzed a sample of 98 Turks (Tur) and 34 unrelated males from the Lemba (Lem), a Bantu (Venda)-speaking population from southern Africa who claim Jewish paternal ancestry (24).
Buna rağmen söz konusu çalışmaların gösterdiği gerçeği, siz genetik haritaları tekrar dikkatle gözden geçirdiğinizde göreceksiniz: Sami asıllı Yahudilerle, Aşkenaz asıllı Musevilerin aynı genetik bölgede bulunmadığını göreceksiniz. Aşkenazların Anadolu Türklerine yakın olduğu apaçık ortadadır. Armanların, Kürtlerin (ki burada biz biliyoruz ki Kürtleşmişler söz konusu) ve hatta Suriye ve Lübnanlıların da genetik haritada bu bölgede bulunması ise sizin ifade ettiğiniz gibi bir Akdenizliliğe işaret etmemekte, bu toplulukların Türklerle genetik akrabalığına işaret etmektedir. Sizin Akdenizlilik iddianızın kökeni Arman ve Kürtlerden daha çok Suriye ve Lübnanlılara yaslanmaktadır. Siz, söz konusu bu genetik çalışmalarda Sami Yahudileri ile Aşkenaz Musevileri arasındaki genetik haritadaki koca farkı göz ardı ettiğiniz gibi Suriye ve Lübnanlıları genetik olarak Arap yaparak bir çok şeyi daha göz ardı ediyorsunuz. Oysa Suriye ve Lübnan'ın genetik kökeni konusunda biraz aceleci olmamak gerektiğini biz tarihten biliyoruz. Ve sosyoloji-kültür ilişkisinden yola çıkarak kimi etnogenez yaklaşımlarında bulunabiliriz. Şöyle ki: Sümer kraliyet ailesi, hadi ondan vazgeçelim Sümer Ordusunun esasını Ortadoğu kökenli bir topluluğun değil Asya kökenli bir topluluğun oluşturduğunu düşünüyoruz. Partların Türk kökenli olduğunu biliyoruz. Hurrilerin, Subarların, Mannalıların, tartışmalı da olsa Türklüklerinin diğer olasılıklardan az olmadığını biliyoruz. Bütün bunları bir yana koysak bile Büyük Selçuklu Türk İmparatorluğu döneminde Irak ve Suriye’deki Türk etkisini biliyoruz. Etkiyi biliyoruz ama genişliğini, araştırmalar yetersiz olduğu için, ancak tahmin edebiliyoruz.
Öte yandan Lübnan’ın kültürel farklara yaslandığı sanılan etnik yapısının soyla ilişkisini bilmiyoruz. Yine Suriye Halkının, Türkmenler hariç olmak üzere, hangi nedenle mesela Irak ve İran Şiiliğinden farklı, Lübnan Müslümanlığının Arap Müslümanlığından farklı olduğunu ve neden ciddi ayrımlar gösterdiğini bilmiyoruz. Oysa Gumilev’in etnogenez tezleri bize tarihi kırıntıları da eklediğimizde bu Kuzey-Doğu Akdeniz coğrafyasında Türklüğün varlığını düşündürüyor. Ve genetik çalışmalar tam da bu nokta ile uyumlu sonuçlar veriyor. Armanlar meselesi ise Feridun Ağasıoğlu Celilov’un “Hay’lar Nasıl Ermeni Oldu” başlıklı makalesini hemen hatırımıza getiriyor. Bu çalışmayı okuduğunuzda, karşılıklı yazışmalarımızda söz konusu ettiğimiz genetik çalışmaların, Feridun Ağasıoğlu Celilov’u doğruladığını göreceksiniz. Öte yandan bizde buna şuna ekleyelim ki Anadolu dikdörtgenine kuzeybatıdan güneydoğuya bir çizgi çektiğinizde hemen üstünde yer alan bölgede Hatti (Hint-Ari Hititler söz konusu değil) etnik bakiyesinin Önce Armanlaştığı ve sonra Ermenileştiği hipotezinin geliştirilebileceğini düşünüyoruz. Zaten bunlar olmadan Ermenilerin “millet-i sadıka” olması mümkün değildir. Bu gerçeklere rağmen Ermeniler bugün Türklerin başına kimi siyasi sorunlar açıyor. Umarız ki çoğunluğunu Hazarlıların oluşturduğu ve buna başka Türk topluluklarının eklendiği Aşkenaz Museviler (burada Saka bakiyesi etnik topluluklar ön planda düşünülmeli) Türklere, Haylaşmış Ermenilerin açtığı sorunları açmazlar. Ve dileriz ki "Millet-i Sadıka" Hıristiyanlıklarına değil Arman ve Hatti kökenlerine sadık kalsın.

Kimi Portekizlilerin Kuzey Çinlilerle akraba olduğu sonucunu veren genetik çalışmalar bu genetik halkayı Çin’e veya mesela Samilere bağlamıyor ve doğrudan Türklere ve onların doğu koluna, ki bu kolda Moğol ve Kırgızlar var, bağlıyor. Diyebiliriz ki bugün Portekiz’de Hıristiyanların bir kısmı Türk soylu... Dağıstan Musevileri konusuna gelirsek bunu da gerek Hazar Denizi çevresi gerekse İran tarihinden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Dağıstan Musevileri hakkında genetik çalışmalardan haberim yok. Ama zaten sizin ifadelerinizden de olmadığı anlaşılıyor. Siz, dünyadaki Yahudiler diyorsunuz ama biz Dünyadaki Musevilerin genetik bir ortaklığı olmadığını ve mesela Arabistan Araplarının, Dünya Yahudilerinden çok daha fazla Sami asıllı Yahudilerle genetik yakınlık gösterdiğini söz konusu genetik çalışmalardan buluyoruz. Ve Sami Arapların ne Anadolu ne de başka yerin Türkleriyle genetik yakınlığının söz konusu olmadığına ulaşıyoruz. Yani ortak bir Yahudi genetik bölgesi yoktur. Temelde üçe ayrılmış genetik bölgeler var. Biri Sami, biri siyahi ve diğeri de Aşkenazlar. Museviler arasında Aşkenaz nüfus ise Sami ve Siyahi Yahudilerden daha fazla. Bu nedenle hiçbir şekilde ortak dünya Yahudiliği genetiği söz konusu değildir. Hazar Denizi kesin olarak tarihin bütün dönemlerinde bir Türk iç denizidir. Karadeniz’in Doğusu, Karadeniz'in en az yarısından başlamak üzere Türk kıyılarıdır. Bu bölgeye Türk olmayanlar hep sonradan gelmişdir. Ve zaten genetik nüfus olarak da, ilerde göreceğiz ki, az çıkacaklar.
Göktürk Tarihi konusunda hala çok eksikler var. Ama Kırım ve Bosforu alan Göktürklerin Ötüken'den “göç ettiklerini” ifade etmek doğru olmasa gerek. Evet Ordunun bir bölümü oradan gelmişdir. Ancak hemen kuzeyi, hiç olmazsa kuzeydoğusu kültürel olarak Türk bölgesidir. Biz düşünüyoruz ki, genetik olarak o bölgenin tamamı Türk kökenlidir. Şimdilik kesin konuşmak için çalışmaları bekleyeceğiz. Bizans'taki Hazar varlığından haberim elbette var. Bizans İstanbul’unun bugünkü New York’tan farklı olmadığını düşünüyorum. Yani Grekler Bizans İstanbul’unda sanıyorum ki hiç çoğunluk olmadılar. Helen kültürü, daha sonra başka coğrafyalarda Arap kültürünün din üzerinden, şimdi Anglo-Amerikan kültürün kültür üzerinden yaptığı gibi Helen kültürü üzerinden etnisiteyi yok etti. Türkiye’de Bizans ile Grek ne yazık ki aynı sanılıyor. Bütün bunlar zamanla değişecek tabii.. İspanya Başbakanı Hasdai'nin Hazarlı Joseph'e yazdığı mektuplar iyi yorumlandığında Hazarya’da Sami asıllı Yahudi'nin hiç ölçüsünde olduğu görülür. Mektubun genel içeriğinden bunu çıkarabiliriz. Bu mektupda anlatılan Yafes ve Togarma üzerinden ortak köken dini hikayelerini ise diplomasinin unsurlarından saymak gerekir.
Arthur Kostler'in dikkatini çeken bir hususu hatırlamak yerinde olacak. Kostler “Yiddish dilinde, Almanya’nın Fransa sınırına komşu yörelerinden hiçbir sözcük girmemiştir.” Kostler’in dikkat çektiği bu noktanın da Saka Tarihi aydınlandıkça açığa kavuşacağını ve hatta Almanya’nın doğusundaki yer isimlerinin kökenlerinin belirleneceğini düşünüyoruz. Özet olarak, Türklerin dini algılama biçimi ve hayatlarında koydukları yer, onların, birçok dine yöneldiğini ve özellikle etnik bakiye haline geldiklerinde dinsel bir taassuba büründüklerini ve tam da bu noktada etnik olarak dönüşüp Türk olarak yok olurken genetik olarak Türklüklerini sürdürdüklerini düşünmek gerekiyor. Çok geniş bir coğrafyaya yayılmış bir ulusun farklı ve karmaşık bir yaşantısının, bakış açısı bilimsel disiplinine sınırlı birçok araştırmacıyı yanıltıp, Türkleri doğru kavramaktan uzak düşürdüğünü söyleyebiliriz. Göktürk Alfabesinin kökenini Arami kılmak, 10 bin yıllık oluşum sürecini bir kenara koyma cesareti göstermeyi gerektiriyor ki, bu kadar dev bir cesaret doğrusu ben de yok. Ama Aramilere kök arayacaksak Vedik bir pencere açmak fayda sağlayabilir sanırım. Belki Runik etkiler de Aramilerde olmuşdur ve bu yanılgıya sebep oluyordur.
Talmud'dan ziyade Tasavvuf konusunu araştırmacıların gündeme alması yararlı olabilir. Çünkü gerek İslam tasavvufunda gerekse Musevi tasavvufunda Türklerin kritik rol oynamış olması muhtemeldir. Çünkü İslam tasavvufunda Türk ve İranlı kökler baskındır. İranlı köklerin ise genetik bir kültürel isyan olabileceği düşünülmelidir. Çünkü genetik İranlı Hint-Ariler İran'ın güneyinde yer alırlar. Türk İranlılar ise baştan beri kuzeyinde yer alırlar. İslam tasavvufu, genetik ve kültürel Türklerle sadece genetik Türklerin Sami kültürüne itirazıdır. “Gikatila Ailesi” ve “Balki Ailesi” de bu itirazı Musevilik içinde dillendirmiş olabilirler. Sevgili Kevin Brook Biraz spekülatif biraz tarihi gerçekler böyle dursa da, tarihe ait gerçekleri aralama uğraşınız için size teşekkür ederim. Daha önce belirttiğim gibi benim yazım kitabınızın, sanırım arka kapakta yer alan, tanıtım yazısı üzerine idi. Kitabınızı en kısa zamanda alıp okuyacağım. Çalışmalarınızda başarılar dilerim. Atila Demirkasımoğlu 21 Mart 2005 İlgili Makale: http://www.turkdirlik.com/Kitap/KBrook0001.htm
|