Yazar | 
Atila Demirkasımoğlu |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Selçuk Erez'in, "Makriköy'e Dönüş" Kitabı Üzerine ve Onun Üzerinden
-Atila Demirkasımoğlu-
“Köyün bir ucunda cami, diğerinde de bir kilise vardı.Caminin de bir zamanlar kilise olduğu söylenirdi; tıpkı köy halkının bir kısmı gibi o da sonradan Müslüman olmuş.” Selçuk Erez, son kitabı “Makriköy’e Dönüş”e, işte bu, ahalisinin sonradan Müslüman olduğunu söylediği eski Yugoslavya’nın Sarıgöl köyü ile başlıyor. Sarıgöl, Vodina sancağına bağlı, Bektaşiler içinde önemli bir bölge. Bu çevrede birçok Alevi-Bektaşi türbe ve tekkesi yer alıyor. Türk Tarihi açısından bir önemi de Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın ailesinin bu bölgeden olması.
Sarıgöl adı bize Türkiye’den de tanıdık bir yer. Manisa’ya bağlı bu ilçemizin Belediye başkanı Kemal İlter, Nisan 2002’de ilçeye yatırım gelmediği için Denizliye bağlanma talebi ile gazetelerimizde yer bulmuştu. Sarıgöl, İstanbul'da Gaziosmanpaşa da bir bölgenin adı. Genellikle Rumeli göçmenleri yerleşmiş olduğu bir bölge. Selçuk Erez'in dedesi İsmail Hakkı Paşa'nın dedesi Abdi Efendi, av sırasında yanlışlıkla birini vurması üzerine, babasının isteği üzerine ailesinden ayrılarak İstanbul Makriköy'e yerleşiyor. Abdi Efendi'nin oğlu Mustafa Efendi, onun oğlu İsmail Hakkı Paşa. İşte Selçuk Erez'in dede ve babaannesi üzerine yazdığı bu anı kitap, onların hikayelerini anlatıyor. Selçuk Erez, bu anı kitapta hoş ve sade bir dil kullanmış. Kitap akıcı niteliğe sahip. Yalnız kimi sözcüklerde, "üç buçuk atıyordu" "amonyak kokusu" gibi sanırım o dönemde olmayan, günümüzün ifadeleri kullanılmış. Birkaç yerde daha bu tarz ifadeler olmakla birlikte genelde yakalanan hoş dil kitap boyunca sürdürülmüş. "Sofya ile Vidin arası yol bayağı uzun. Pirot Şarköy yolu belki daha kısa ama Pirot halen Sırbistan'a ait olduğundan biz askerleri Tuna'ya yakın olan ve Berkovica ile Lom Palanka'dan geçen uzun yoldan yürütmeyi yeğlediler." ve "Burada bir iç hastalıkları uzmanı, biri alman iki cerrah, biri eczacı, bir aşçı ve yirmi kadar da hastabakıcı görevi üstlenmiş er var." biçiminde nakledilen ifadeler, o gün Osmanlı Devleti'nin ve savaş sırasında yaşanan zorluklara işaret eden ayrıntılar. Bu tür ayrıntıların o günleri anlamak açısından ve bugünlere aktarmak anlamında taşıdığı değerlerin günümüz kültürü tarafından işlenmesi gerekiyor. "Lom'da, Rus mezaliminden kaçmış, buraya göç etmiş çok sayıda Çerkez yaşamaktaydı. Şeyh Şamil'in ordusundan artakalan bu Çerkez'lerden oluşan bir atlı birlik, Ruslarla savaşmak için bizimle beraber Plevne'ye yürüdü." diye aktarılan anılarda yer alan kimi tasniflerde de bazı yanlışlıklar var. Şeyh Şamil bir Kafkasyalı Avar Türk'ü. Muhtemelen etrafında yer alan ateşli kesiminde Avar olması gerekir. Şeyh Şamil'in sağladığı güç, yakın çevresinde yer alan Avar'ların eksikliği durumunda açıklanması imkansız hale gelmekte ve bugün Kafkasya Avar'larında gördüğümüz nüfus azlığını izahta, Rus savaşlarının getirdiği ölümlere rağmen, zorlanırız. Öte yandan Plevne savaşı sırasında Şeyh Şamil'den artakalanların "ölen atların etlerinin yenmesi" önerisine biraz daha ertelenen açlık sıkıntısının giderilmesi örneğinde de gördüğümüz gibi, bu kimselerin çok eski Türk geleneklerini taşıdıklarını öğrenmiş oluyoruz. Asıl Çerkez geleneklerine ise İsmail Hakkı Paşa'nın dostları "Hacı yenge"nin Çerkezler tarafından köle yapılıp Osmanlı sarayına satılması üzerine anlatılanlarda rastlıyoruz. Selçuk Erez, Makriköy'e Dönüş'te; "Çok eskiden sadece koskocaman bir göl varmış; dağlar, taşlar, çöller ağaçlar bulunmazmış. Tanrı göklerde uzun süre tek başına sürdürmüş varlığını ama zamanla sıkılmış. Bir varlık daha yaratmaya karar vermiş. Bu ilk yarattığı varlığı, kara bir kaz şeklinde getirmiş dünyaya ve ona, "Uç, git, suyun dibinden bana biraz toprak getir demiş." biçiminde devamını verdiği bir hikaye, Çerkez hikayesi olarak anlatıyor. Bu hikaye, Türk mitolojisinin birçok varyantında yer alan Yaratılış Mitolojisi'nden esintiler taşımaktan öte, birebir örtüşüyor. Bu durumda, Selçuk Erez'in hikayeyi dinlediği kişi ya kendini Çerkez sanan bir Kafkas Türk'ü ya da Selçuk Erez, hikayeyi dinlediği kişiyi Çerkez sanıyor. Ya da anı-kitapta bunu anlatan Hacı Yenge'nin bir yanlışlığı var. Çerkezler Kafkaslar da birçok farklı halkın ortak adı değildir. Kumuk, Avar, Karaçay gibi açık Türkler yanında Türk kökenliler de ayrıca var.
Türklerde yer alan "Ruslara karşı hıncın" nerelerden kaynaklandığına dair bir izi de İsmail Hakkı Paşa'nın anılarında görüyoruz: "Aramızda savaş alanından yaralı topladığı sırada vurulup ölen oldu. Biz yaralı toplamaya giderken yanımıza silah almıyoruz, üstelik de ucunda beyaz bir bayrak dalgalanan bir sopa taşıyoruz. Ruslar aynı koşullarda, aynı işi yaparlarken bizim taraftan ateş edildiğini ne gördüm ne de duydum. Ama biz böyle yaralı toplarken o taraftan ateş edilince ve İzmir'li sıhhiyeci Ramazan vurulunca allak bullak olduk."
İsmail Hakkı Paşa'nın anılarında İttihat Terakki'nin neden halktan güç aldığına dair işaretleri de buluyoruz. Mart 1909 da şunlar not edilmiş günlüğe: "Neden mi yardım ettim İttihatçılara? Çünkü Osmanlı topraklarında yaşayan değişik din ve kökenden gelmiş insanlardan bir tek biz Türk olanlar, bu imparatorluğun sürmesini, yok olmamasını istiyoruz. Diğerleri, Osmanlı'dan geriye kırıntı bile kalmaması için akıllarına geleni yapıyorlar. Öyleyse ne yapmalı? En önemli kararları alma hakkı Türklerde bulunmalı. Bu amacı güdenler ise İttihat ve Terakki Fırkası'nın çevresinde örgütlenenlerden ibaret! Sonra Türk'ün Karagöz oyunlarındaki kayıkları deviren hödük olmadığını, Turan soyluların ne kavmi necip ne de Frenk çocuklarından geri kalır bir yönleri bulunmadığını, Türklüğümüzün yarınki kurtuluşumuzun tek dayanağı olduğunu da en güzel onlar haykırmadılar mı?"
İttihatçıların çıkış noktaları ile varış yolları arasında bir değişim ve dönüşüm olduğunu da izliyoruz bu anılardan:Mayıs 1909: "İttihatçılar mı yapacaklar bunu? Baksana, Osmanlı sülalesiyle kaynaşabilmek, -tıpkı bizim Damat Kenan Bey gibi- Padişaha damat olabilmek için yarıştalar. Onlar mı oluşturacaklar böyle bir devleti? İnanmıyorum. Ne onlar ne de başka güçler buna müsaade etmez, yol vermez!"
Güç oluştururken, halka yönelip onun dilek ve istekleri üzerine yola çıkanlar, derinlik taşımadıkları için dönüşüyorlar. Hep böyle oluyor aslında. Demokrasi ve sivillik, zayıf ve kişiliksizlerin bir köprü olarak gördükleri alan. Üstelik geçer geçmez, başka kimse geçmesin diye bu köprüyü de yıkıyorlar. "Artık Paşa'nın hem İttihatçılar hem de Almanlarla ilgili yargıları tamamen değişmişti: "Bunlar bizi selamete doğru değil mahva doğru götürecekler demeye başlamıştı. Kurtuluş neredeydi?" "İsmail Paşa, İttihatçılar'ında Sultan Abdulhamid gibi davranmaya başladığını düşünüyordu....... Belli bir rütbenin üstündekilerin Hürriyet ve İtilaf Fırkası'yla yakınlaşmamasını istiyorlardı." "İttihatçıları ve diğer zalim yöneticileri inceledim. Bir insanı yok etmek istediklerinde ya bir yerde vurduruyorlar ya da bir bahane yaratarak tutuklayıp hapiste çürütüyorlar. Biliyor musun Rusya'da Çar da şimdi böyle davranıyormuş. İnsanı uzun süre kalebentliğe mahkum etmek için yüz kızartıcı bir neden bulmalılar." Bu satırlardan anladığımız, İttihatçılar bekleneni verememişti. İttihatçıların umutları tüketmesi, çare "bekleyen"lerin aslında nasıl bir acz içinde olduklarını da, ülkenin o günlerde nasıl bir seviyesizliğin içinde gezindiğini de gösteriyor. Nedense hep aynı kısır döngüyü yaşıyoruz. Yaşadığımız kısır döngülere karşın yaptığımız ve sağladığımız kazanım ve başarılar yeni bir kısır döngü yaşamamızın önüne geçemiyor. Her nedense "kabadayılık" kültüründen sıyrılamıyoruz. Kabadayılığın, ittihatçılardan Kemalistlere ve günümüz liberallerine değişen ve kısmen dönüşen sadece imajı. Artık daha sinsi ve örtük oluşlarını, muhalifi olan İslamcı ve ülkücü çevrelerin onların eski düzeylerini taklit eden yanları daha bir gizliyor. Liderlerimiz, otoriter bir lider olma hevesinde ve gayretinde olmalarına rağmen, bu yanlış yolda, kabadayılık ile yetinmek zorunda kalıyorlar. Siyasal kültürümüz ise silahların ateşli olanlarını, çağa teslim olmak zorunda kaldıklarından, yeni ve teknolojik olanları ile çevirip, kaynağını halkın yüzyıllardır süren taleplerinden ve iyi niyetinden sağlıyorlar. Selçuk Erez'in kitabında gördüğümüz ilgi çekici bir yan da, İsmail Hakkı Paşa'nın, Tuna kıyısında Sarıgöl'e nereden geldiklerine dair söylediklerinde bulunuyor: "İsmail Bey, Sarıgöl'de dedelerinin "Konyar" olarak anıldığını biliyor. Fatih'in karaman Beyliği'ni topraklarına kattıktan sonra, Konya'dan pek çok asker ailesini hem Osmanlı'ya kafa tutanları cezalandırmak hem de Balkanlar'daki Türk nüfusunu arttırmak için Osmanlı topraklarına katılan Balkan bölgelerine göndermiş olduğunu söyledi. İsmail Bey, bu tayini sırasında atalarının yüzyıllarca önce yaşamış olduğu yerleri göreceği için memnundur." Konyarlar, çeşitli kaynaklarda,Atatürk'ün hem anne tarafından hem de baba tarafından, en uzağa götürülen ait olduğu soyu olarak ifade ediliyor. Bu durumda Selçuk Erez ile Atatürk akraba oluyorlar. Bu konunun biraz daha ayrıntılı irdelenmesinin gerektiğini düşünüyorum. Kitabın sonunda iç dünyasına dair düşüncelerini dile getiren ve Orfeus rolünü oynayıp oynamadığını; "Cevabını aradığım bir soru daha vardı: bu "aktarış", aslında, sevdiğini ölüler ülkesinden alıp yeryüzüne geri getirmek isteyen Orfeus'un yaptığı gibi insanoğlunun kendi benliğini aramak, kendini çözümlemek için gerilere doğru inerek yaptığı bir yolculuk muydu?" ifadeleriyle sorguluyor. Ancak bu sonuca ulaşacak, veya bu soruya yanıt verecek bir içe doğru yolculuğunun, yazarın yaşadığını belirtmesine rağmen, kitapta sunulmadığını görüyoruz. Bu sunulmuş olsaydı kitap dört kuşağın birbirine eklenen zincirini tamamlamış olurdu. Üstelik en canlı ve ayrıntılı olabilecek zamana kelepçe vurulmuş gibi olmuş. "Bizim kuşak, Cumhuriyet'in kurucusu olan neslin çizdiği, onları Lozan'a taşıyan yol haritalarında kilitlenip kaldı. kendine bir yol haritası çizemedi; yöntemsizlik içinde debelenip duruyoruz. Durum böyleyken, o yüzyılda yaşayanlara acıyarak bakmak, onları küçümsemek olası mıdır?" sorusunu ortaya koyuyor ve kısmen yanıtlıyor. Belki de o zamanın işgörenlerinin yalnızlığı, henüz giderilememiştir.
Atila Demirkasımoğlu 9 Kasım 2003 Not: www.turkhaber.org sitesi için yazılmıştır.
|
| | 
Atila Demirkasımoğlu
Atila Demirkasımoğlu, 27 Mart 1966 Niksar doğumludur. Baba tarafı 1475'li yıllarda Trabzon İli Of İlçesi'ne Karaman'dan gelip yerleşmiş bir aileden gelmektedir. Anne tarafı Tokat İli Niksar İlçesi'ndendir. İlkokulu İstanbul, Patnos ve Ağrı'da, Ortaokulu Ağrı, Bartın-Ulus ilçesi, Lise'yi Ankara Deneme Lisesi'nde, Üniversiteyi A.Ü. Tıp Fakültesinde okumuşdur. Radyasyon Onkolojisi İhtisası yapmış ve uzman hekim olmuşdur.
|
| 
| Dünyada Neler Oluyor |

| Açılabilir Kapılar
Yani etkileri anlayarak değil etkilerin dinamiğini kavrayarak geleceğe dair olguları resmedebiliriz.
|
| 
| Etkileşim Yönetimi |

| Başarma 'Know-How'ı
Bu etkileşmeleri gözlemlemenin nedeni belirsizliği azaltmak kadar, verilerden elde edilen çıktılara dayalı politikaları test etmek ve yönetme ve başarma ‘know-how’ı edinmektir.
|
| 
| Arayış |

| Aradığını Bulmak
Yeni bir düşünüş tarzı arayışına girmemiz ve bunu bulmamız gerekiyor.
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | Sosyal Psikoloji, J.L. Freedman | | | Güç Merkezli Yönetim, Jeffrey Pfeffer | | | Güç İstenci, Nietzsche | | | Siyasetin Temel Sorunarı Leslie Lipson | | | Safahat, M.Akif Ersoy | | | Hunlar L.N. Gumuliev | | | Bir Acıya Kiracı, Metin Altıok | | | Mutezile ve Siyaset, Mahmut Ay | | | Kesinliklerin Sonu, İlya Prigogine | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | Hz. Muhammed'in Hayatı Martin Lings | | | Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, Soner Yalçın | | | İşinizi Yeniden Yaratın, Tom Peters | | | Hedef Seçmen, Cihat Polat | | | Efendi, Soner Yalçın | | | Haray, Samir Kazımoğlu | | | Hilafetin Arka Planının İlgası, Mustafa Sabri Efendi | | | Araplar ve Yahudiler, Ahmed Susa | | | Geleceğin Toplumunda Yönetim, Peter Drucker | | | Siyon Türk Zelda, Cengiz Özakıncı | | | Benjamin Dar Geçitteki Aydın, Jay Parini | | | Hazar Tarihi, M.İ. Artamanov | | | Eski Türkler L.N.Gumuliev | | | Oğuzlar, S.G. Agacanov | | | Atlas Vazgeçti 1-2-3, Ayn Rand | | | Hayatın Kaynağı Ayn Rand | | | Kapitalizm Bilinmeyen İdeal Ayn Rand | | | Yaşamak İstiyorum Ayn Rand | | | İskitlerin Tarihi, Ekrem Memiş | | | Türk Ulusçuluğunun Temelleri Uriel Heyd | | | İran ve Bölge Jeopolitiği İzzetullah İzzeti | | | Pentagonun Yeni Haritası, Thomas Barnett | | | Şu Çılgın Türkler, Turgut Özakman | | | Son Denize Kadar W. Yan | | | Putları Yıkıyorum, Yalçın Küçük | | | Kapitalizm ve Yahudiler, Werner Sombart | | | Stratejik Derinlik Ahmet Davutoğlu | | | Dünya Nöbeti, Alev Alatlı | | | Alevilerin Etnik Kökeni, Cemal Şener | | | Ömrümün İlk 65 Yılı Yağmur Atsız | | | Kurtların Kardeşliği, Hakan Akpınar | | | İsyan 2, Yalçın Küçük | | | Etnogenez, L.N. Gumuliev | | | Yaban, Y.K Karaosmanoğlu | | | Küçük Anılarda Büyük Sırlar, Nurten Arslan | | | Nuh Tufanı, William Ryan | | | Ezop Masalları | | | Kızılbaş Türkler, Nihat Çetinkaya | | | Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Victor Hugo | | | Hazarlar ve Musevilik, Peter Golden | | | Cengiz Han'a Küsen Bulut Cengiz Aytmatov | | | Sultan Murat, Cengiz Aytmatov | | | Ulusların Etnik Kökeni Anthony Smith | | | |
|
|