Bayramlara
Mütedáir
-Yağmur Atsız-
Sayın Başbakan!
Ben 1852’den bu yana Istanbullu ve büyük bölümü, kadınlar dáhil,
yüksek öğrenim görmüş bir áilenin çocuğuyum. Ana tarafım için de
aynı şeyi söyleyebilirim. Şu farkla ki onlar Trabzon, Niş ve Selánik
kökenlidir. Ben ‘Ramazan Bayramı’ lafını ilk defá
20 yaşından sonra Almanya’da işitdim. Ne demek olduğunu tabii ki
hemen anladım ama bizim áile ve eş-dost çevremizde hiç kimse öyle
demez, herkes ‘Şeker Bayramı’ derdi. Bayram
misáfirlerine de Tekel likörleri (özellikle Portakal ve Muz
Likörü!!!) ile çikolata ikrám edilirdi.
|
Enver
Paşa Yáhut Dost Acı Söyler
-Yağmur Atsız-
Enver daha binbaşı rütbesiyle
Selánik’deki Üçüncü Ordû-yu Hümáyûn Erkán-ı Harb Riyáseti’nde
(Üçüncü Emperyal Ordu Kurmay Başkanlığı) görevliyken Eniştesi, yáni
Kızkardeşinin Kocası, Erkán-ı Harb Miralay (Kurmay Albay) Názım
Bey’i vurdurtup öldürtdü. Bu alçakça iş için emir verdiği Jandarma
Mülázimi (Teğmeni) İsmáil Canbulat adlı rezîli de sonra Dáhiliye
Názırı (İçişleri Bakanı) nasbetdirdi. İkinci Meşrûtiyet’den sonra
Berlin’e askerî ataşe táyin edilip orada tam bir Alman oyuncağı, bir
ağzı açık Alman budalası háline geldi. 31 Mart Vak’ası denilen o
iğrenç olayda görevini izinsiz terkederek dili bir karış dışarıda
soluğu Istanbul’da aldı ve Yıldız Sarayı’nın yağmasına bizzat
katıldı. İttihadcıların inanılmaz hamákati yüzünden çıkan Balkan
Harbi sırası batı sınırı Adriya Denizi olan Türkiye neredeyse
Istanbul’u kaybetme tehlikesiyle yüzyüzeyken ‘Báb-ı Álî
Baskını’ denilen námussuzca eylemi planladı.
|
Názan
Ölçer’e Saygı
-Yağmur Atsız-
Günlerdir düzinelerce haber ve röportaj
yayınlandığı için nasıl olsa biliyorsunuzdur ki Emirgán’daki
‘Sákıp Sabancı Müzesi’nde olağanüstü önemli bir sanat olayı
‘patlak verdi’ ádetá:
‘Istanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali’. 20 Eylül
2008 ve 20 Ocak 2009 tárihleri arasında ziyáret edilebilir. Şimdiye
kadar İspanya dışındaki en büyük Dal¡ sergisi. Dáhî İspanyol’un 33
resmi, 113 çizimi, 111 gravürü ve 12 litografisi yer alıyor bu
‘şölen’de. Gerçi en meşhur tablolarından çoğu orada
değil ama bunun sebebi, Sabancı Müzesi’nin işbirliği yapdığı
‘Gala-Salvador Dali Vakfı’nın (FundaciÓ Gala-Salvador Dali)
elinde bunların bulunmayışı. Bu eserler dünyáca tanınmış başka
müzeler tarafından satın alınmış çok önceleri.
|
Bir
Yerden Başlamak
-Yağmur Atsız-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Erivan’a
gideceğini açıklayınca bunu esas olarak son derece olumlu
karşıladığımı, zîrá onyıllardır Türk ve Ermeni milletleri arasındaki
tárihî husûmetin giderilmesini en çok isteyenler arasında yer
aldığımı yazdım. O acı ve kanlı olayları unutmak gerçi imkánsızdır
ama ‘her iki tarafın da sîneye çekebileceği bir ortak
payda’ bulmak benim Türkiye için en önemsediğim
politik hedeflerden biriydi ve hálá da öyledir. Kanaatimce bu ortak
payda bulunduğu andan îtibáren iki milletin gerçek anlamda birer
komşu olacağına da hep muhakkak nazarıyla bakmışımdır.
|
Sola
Bak! ve Solaaa Bakk!!!
-Yağmur Atsız-
Memur kökenli bázı iyi áile çocukları
yıllardır Türkiye’ye şöyle esaslı bir sol parti gerekdiğinden dem
vururlar. Bunun için de genellikle şu málûm ‘kuş metaforu’nu
kullanırlar. Sádece sağ kanadı olan bir kuş, efendime söyleyeyim,
nasıl ki doğru dürüst uçamaz ise ‘sol kanadı’
bulunmayan bir politik sistem de aynen öyle uçamazmış. Hattá bázı
áteşîn yurddaşlarım ‘fantasmagori’yi, yáni boş ve
aldatıcı hayáláta dalma faaliyetini o raddeye vardırıyorlar ki eğer
Bay Deniz Baykal’dan ‘kurtulsa’ CHP’nin
‘tekrar’ eski sol kimliğine kavuşabileceği iddiasında bile
bulunuyorlar.
|
"Yalaka"
Le Figaro
-Yağmur Atsız-
Vaktiyle bir süre Belçika’da sürtdüm.
Çok yıllar önce. Dámad Ferid Paşa’nın ilk sadáreti sırası felan...
Orada Ergin adında bir Türk arkadaşım, Ergin’in de Justine adlı bir
sevgilisi vardı, Çifte Kumrular... Bir gün Ergin Justine’e okkalı
bir tokat atdı. Ben o ánı görmedim ama Justine’in, burnundan kanlar
akarak bana doğru koşduğunu ve arkasından da Ergin’in boş ve donuk
nazarlarla bakınarak yaklaşdığını fark etdim. Kız kollarımın arasına
ádetá yığılırken dehşetle irkilerek Türkçe seslenmişim:
‘Oğlum, bu ne kepázelik?’ Bakışları kadar donuk bir
sesle cevab verdi: ‘Evet, onu resmen tokatladım. Ama dün
olduğu gibi bugün de hálá çok seviyorum.’
|
Notlar...
Notlar...
-Yağmur Atsız-
Dış politika doludizgin öylesine
üzerimize üzerimize geliyor ki iç politika geri plana düşdü. İyi de
oldu çünki öğürmekden bir hál olmuşdum. Biz zamánında bir Çiller’e
bir Yılmaz’a bile bana mısın demezken... Yaşlanıyoruz, monşer...
Onun için lütfen geliniz bir dış politik bir ufuk turu yapalım, bir
devr-i áfak, bir tour d’horizon:
|
Kedi
Gibi
-Yağmur Atsız-
Olayların tabiatı gereği
Kafkasya-Rusya-Batı problemlerine sıkça değiniyorum şu sıralar.
Gerekçem bu meselelerden belki en fazla etkilenecek ülkenin Türkiye
olması. Bu konuyla ilgili olarak aldığım okuyucu mesajlarından
azımsanamayacak bir bölümü ise beni irkiltiyor. Hattá içlerindeki
bázı ifádelerden tedehhüş ediyorum, yáni dehşete kapılıyorum. Özü
şu: ‘Ey Amerikan Yalakası, onlar Irak’da yapmadıkları
rezillik bırakmazken iyiydi, sesin çıkmıyordu da
şimdi Ruslar Gürcistan’a girince mi
telaşlanıyorsun?’ Türkiye’de ne kadar kolaylıkla
‘yalaka, uşak, satılmış vs.’ olunduğu ibretlikdir.
|
21.
Yüzyılı Anlamak
-Yağmur Atsız-
Fakat burada şunu da unutmamak gerekir
ki demokrasiler, dikta rejimleri tarafından baskına uğradıkları ilk
anlarda hantal ve şaşkın gibi görünseler bile uyanınca fená
uyanırlar. İkinci Dünyá Savaşı bunun en báriz örneklerinden biridir.
Çok kuvvetle muhtemeldir ki bu ‘başarı’ Rusya’nın
yanına kár kalmayacakdır. Sovyetler Birliği gibi bir silahlanma
yarışına girmesi için Rusya bütçesinin yüzde 40’ını askerî
harcamalara ayırmak zorundadır ki SSCB záten bu yüzden batmışdır.
Gürcistan Harekátı’nın ikinci günü Moskova Borsası’nın zararı on bir
milyar dolardır!!! İkincisi bu olay Kremlin’in gerçek çehresini
göstermesi bakımından da bir ‘şok terapi’ etkisi
uyandırmışdır. Bunu Bayan Merkel ve Bay Sarkozy’nin bile kavramış
olduğu izlenimi yaygındır.
|
Dördüncü
Cumhuriyet
-Yağmur Atsız-
Eğer bütün belirtiler yanıltıcı değilse
Türkiye yeni bir cumhûriyetin eşiğinde. Dördüncü Cumhûriyet!
Şöyle îzáh edeyim: Cumhûriyet rejimleri anayasalarıyla
kaaimdirler. Rejime temel teşkîl eden anayasa yürürlükden kalkarsa o
cumhûriyet de sona erer. Yerine başka bir rejim gelir. Bu kıstása
göre Osmanlı İmparatorluğu sona erdikden sonra Türkiye’de üç
cumhûriyet teşekkül etmişdir. BİRİNCİ CUMHÛRİYET: 20 Ocak 1921-27
Mayıs 1960 arasıdır.
|
Hâramîler
Hangi Dağı Bastı?
-Yağmur Atsız-
Sakın yanlış anlaşılmasın: Gürcistan’ın da
Oset ve Abhazlara karşı sütden çıkma ak kaşık olduğunu iddia etmiyorum.
Fakat 1992’de Abhazya ve G. Osetya’dan toplam 300.000 Gürci’yi 80.000
Abhazla 60.000 Oset mi sürdü? Onbinlercesini Rus yardımı olmaksızın
öldürebilirler miydi? Rusların en az ‘Enerji Koridorları’
kadar nefret etdikleri ikinci bir proje de ‘İpek
Yolu’! Türk Kamuoyu’nun dikkatini çekmedi ama Ruslar
Perşembe günü, Tiflis’in 45 km. batısında bulunan Kapsi Kasabası
yakınındaki köprüyü tahrîb etdiler. Yáni Bakû-Tiflis-Kars Demiryolu’nu,
yáni İpek Yolu’nu kestiler!!!
|
Appeasement
-Yağmur Atsız-
Yatıştırma’ demek olan
İngilizce ‘appeasement’ (epiyzment) kelimesi 1938’den
bu yana politik bağlamda ‘barış uğruna düşmana boyun eğme’
mánásına da kullanılır. O zamanki Britanya Başbakanı Neville Chamberlain
sırf Adolf Hitler’i öfkelendirmemek için onun Avusturya’yı ve ardından,
Çekoslovakya’ya áid olan, Südetler Bölgesi’ni işgálini sîneye çekmiş,
ama Diktatör’ün kendisini küçümseyerek hiçe saymasını ve Polonya’ya da
taarruz etmesini önleyemeyerek tárihin ‘Kalburüstü Budalalar’
Galerisi’ndeki mümtaz yerini almışdı. İkinci Dünyá Savaşı’na çanak tutan
şahsiyet olarak. Fransa Devlet Başkanı Bay Nicolas Sarkozy ve Almanya
Şansölyesi (Başbakanı) Bayan Angela Merkel’in şimdi Gürcistan Krizi
karşısındaki tutum ve hallerini gördükçe aklıma hep 70 yıl öncesi
geliyor.
|
Frankfurt
Kitab Fuarı Brüksel Çapsızlar Panayırı
-Yağmur Atsız-
Önce ikincisinden başlayalım!Son Kafkasya
Krizi’ndeki acınacak háli, ‘Avrupa Topluluğu’ (AB) adlı
muazzam projenin de nasıl bir kriz içinde bulunduğunu ve tepeden tırnağa
nasıl bir kalafata ihtiyácı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bundan
yıllar önce hergelenin biri AB hakkında şu nükteyi savurmuşdu:
‘AB ekonomik bir dev, politik bir cüce ve askerî bir böcekdir.’
Şimdi Brüksel Güney Osetya’ya ‘gözlemci’ yollama
‘karárı’(!) alınca Rusya Cumhurbaşkanı Dmitriy
Medvedyef ve Başbakan Vladimir Putin kimbilir kasıklarını tuta tuta
nasıl da kahkahalar atmışlardır! AB inşallah gözlemcilerin eline iyi
birer dürbün de verirler ki solucan esnese kaçırmasınlar!
|
Kafkasya'ya
KKTC Modeli
-Yağmur Atsız-
Evet, Batı Rus doğalgazına ve petrolüne
muhtacdır ama Rusya da o sáyede kasasına giren yüzlerce milyar Dolar ve
Avro’ya! Biri müşteriyse öbürü de satıcı. O bakımdan Moskova’nın
Gürcistan Meselesi’nde ipleri aşırı gererek bir kopmaya sebebiyet
vereceğini sanmıyorum. Sovyetler Birliği 1990’da tárih sahnesinden
silinip Rus İmparatorluğu ‘periferisi’ni, yáni dış
kuşağını oluşturan ülkeleri kaybedince Kremlin bu bölgelerde hep bir
‘kontrollü istikrarsızlık’ politikası yürütdü. Baltık
Ülkeleri’nde, Moldova’da, Ázerbaycan’da Ortaasya’da ve Moldova’da
(Transnistriya Cumhûriyeti!) hep bu oyunu izledik ve
izliyoruz. Kremlin hattá Kafkasya’daki tek gerçek yandaşı ve
‘Truva Atı’ Ermenistan’da bile tam bir istikrár hüküm sürmesini
istemez. Önler.
|
Çarpışan
Çarpı Yáhut Onikiyi Beş Geçe
-Yağmur Atsız-
Sovyetler Birliği tárih sahnesinden silinip
Bölge’de yeni bir düzen ortaya çıkarken iki ‘eksen’
teşekkül etdi. Biri batı-doğu uzantısında ‘Ankara-Tiflis-Bakû
Ekseni’ ve diğeri Kuzey-güney doğrultusunda
‘Moskova-Erivan-Tahran Ekseni’ . Mecázî anlamda bir
‘çarpı işáreti’ ve yıllardır bu ‘çarpı’nın iki
hattı çarpışıyor. Altı gündür Gürcistan’da yaşanan kanlı olayları bu
mücádelenin yeni bir raundu olarak kabûl etmek yerinde olur sanıyorum.
|
Vladikavkaz
(Kafkaslara'ya Hükmet!)
-Yağmur Atsız-
Kuzey Osetya Başkenti’nin adı
‘Vladikavkaz’dır ve Rusça ‘Kafkas’a Hükmet!’
anlamına gelir. Aslında Rusya buraları zabtederken 1820’lerde kurdukları
bir garnizon şehriydi. İsim değil ‘program’. Kuzey
Osetya Rus Federasyonu’na bağlıdır. Güney Osetya ise Gürcistan’nın bir
parçasıdır ama 16 yıldır Tiflis’den kopuk olarak varlığını sürdürüyor ve
Rusya’ya katılıp Kuzey Osetya ile birleşmek istiyor.
|
Bundesnachrichtendienst
(Federal İstihbárát Servisi) -Yağmur Atsız-
Bundesnachrichtendienst’ (Bundesnaahrihtendiinst)
bizim MİT’in Almanya’daki muádili. Rümûzu ise BND (Be-En-De).
Şimdi Bay Uhrlau Güngören Vahşeti hiç
üzerine vazîfe olmadığı halde, muhtemelen aramızdaki ‘samîmiyete’
dayanarak, veyá yalnızca masaya dayanarak lafa karışdığına ve bizler de,
eh, artık herşey herkesin içişidir fehvásınca bunu kabullendiğimize göre
acabá bizim Hükûmet de Berlin’e aynı suali tevcîh etse fená mı olur?
‘PKK’ya, ayıbdır söylemesi, bir şeyler verdiniz mi?’
Öyle ya, artık herşey herkesin içişi değil mi?
|
Kara
Bahtım Kel Tálihim
-Yağmur Atsız-
Türkiye, 1948’den 2008’e tam 50 yıldır kimsenin
başaramadığı bu işi başarır ve İsráil ile Sûriye arasında barışı
sağlayabilirse bunun bütün Ortadoğu’ya nasıl bir huzur ve istikrar
sağlayacağını ve bir katalizatör etkisiyle, záten öbürüne bağlı bulunan
Filistin Anlaşmazlığı’nın çözümüne nasıl bir katkı sağlayacağını kavramak
için ille dış politika uzmanı olmak gerekmez. Bakınız İsráil ve Filistin
Fatah Örgütü arasında en alt düzeyde bir mutábakat sağlamak isteyen Mısır’ın
çabaları akaamete uğradı. Şarme-ş-Şeyh’deki (Şarm el Şeyh) görüşmeler,
uzlaşmanın imkánsız görülmesi üzerine kesildi. Halbuki Türkiye daha sekiz
hafta önce, Lübnan’da 18 aydır sürüncemede kalan Cumhurbaşkanı şeçimini yine
güvenilir arabulucu olarak sessiz sadásız hallediverdi. Yine iki hafta önce
Sırbistan’daki Müslüman unsurlar üzerindeki dostáne nüfûzundan yararlanarak
Radovan Karaciç’in Lahey’e teslîm edilmesinde muhtemelen hayátî rollerden
birini oynadı. Çünki bizim tecrübemiz var.
|
Kemalistler
ve Humeynîciler
-Yağmur Atsız-
Pazar günki yazımda, kendini ‘Kemalist,
Atatürkçü, Ulusalcı, İlerici’ vs. şeklinde niteleyerek tepemizde
küstahça ‘Ali-Kıran-Baş-Kesen’lik taslayanların
ikiyüzlülüklerine değinmiş ve eklemişdim ki ‘Siz bunların
‘Gericiler Türkiye’yi ëran’a benzetecekler!’ diye riyákárca feryád
etmelerine kanmayın! ëran Modeli, tabii ‘İslámiyet’ yerine
‘Kemalizm’ kisvesi altında, bunların asıl tercîh edeceği modeldir.’
.
|
Atatürk
Atatürkçü Değildi
-Yağmur Atsız-
Atatürk ‘hákimiyet-i milliye’
prensibini kendine vazgeçilmez yol gösterici kabûl etmiş bir devlet
adamıydı. Bu prensibe öylesine bağlıydı ki Yunan birliklerinin Polatlı’ya
dayandıkları, yáni ülke geleceğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu o
hayat-memat ánında bile kumandayı bizzat ele almak için önce Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin kendisine ‘resmen’ bu görevi tevcîh
etmesini şart koşmuşdu. Yáni millî irádenin! Hem ‘Atatürk’e
bağlıyım.’ demek ve hem de ‘Askerî dikta yönetimi’ni
seçimle işbaşına gelmiş meşrû bir hükûmete tercîh etmek, ahmaklığın da
ötesinde Yüce Önder’e en ağır hakaaretdir! Atatürk sahtekárlığıdır! Atatürk
bezirgánlığıdır! Bulanık suda balık avlama yüzsüzlüğüdür!
|
Kartlar Yeniden Dağıtılırken -Yağmur Atsız-
Ortadoğu kökünden değişiyor ama muhtemelen Washington ve Tel Aviv'in planladıklarından farklı bir tarzda. Bölge'ye barışın ancak İsrail 1967 sınırları gerisine çekilip Kudüs'ün de Filistin Devleti ile ortak başkent olmasını kabulü ile gerçekleşeceği bence artık İsrail tarafından bile yakında anlaşılacak ki 200.000 İsraillinin Çekirdek İsrail'e geri dönmesi demekdir.
|
Çaresizliğin Muhtemel Sebebleri -Yağmur Atsız-
Erdoğan Hükumeti gerek Irak gerekse genel olarak Ortadoğu konularında sık sık mütereddid bir izlenim uyandırıyor. Sanki sol elinin yapdığından sağ eli habersizmiş gibi çelişkili bazı davranışları da buna eklenince gözlemci konumundaki şahısların gelişmeleri değerlendirme imkanları kısıtlanıyor.
|
Durumdan vazife çıkarmak (Bir Andıç) -Yağmur Atsız-
İslâm’dan önce, İslâmî dönemde, imparatorluk ve millî cumhûriyet çağlarımızda uygulamadığımız, uygulamayı aklımızdan geçirmediğimiz, gayrı-müslimlere karşı kısıtlamalara iltifât etmeyeceğiz. Cihan şehri İstanbul’umuzun kültürünün vazgeçilmez renklerinden Patrik’in unvanlarını münâkaşaya kalkışmak gibi yaramaz, beş para etmez, gülünç, absürd bağnazlıklara düşüp dış dünyâ ile çelişmeyeceğiz. Heybeli’deki okulu eski statüsü ile açacağız. Ortodoks ruhbânını ülkemizde yetişdireceğiz. Batı Trakya’da Türkçe eğitim ve hürriyetler için aynı şeyleri isteyeceğiz. Gayrı-müslimlere vakıflarını iâde edeceğiz. Yabancılara mal-mülk satışından huylanmayacağız. Modern ülkelerde mâzîye karışan vehimlere kapılmayacağız. Sapına kadar Türk, dibine kadar çağdaş olacağız.
|
Ankara Brüksel ve ezik egolar -Yağmur Atsız-
Bazı insanlara laf anlatmak imkansızdır. Ya akılları ermediği için ya da anlamaya niyetleri olmadığı için. Lakin bu kimseler bazen öyle şamatacı olurlar ki o yüzden makul çoğunluk mensublarının içine de şübhe düşürebilirler. Bilgi düzeyleri de son derece düşükdür. Zaten öyle olmasa bu bahsetdiğim türe mensub olmazlar. Velhasıl önemli meşgaleleri, işkembe-i kübradan atarak konuya pek aşina bulunmayanların zihinlerini karıştırmakdır.
|
Çin ve Orta Asya -Yağmur Atsız-
Geçen hafta Sanghay'da yapılan bir zirve toplantısı (HAKLI SEBEBLERDEN ÖTÜRÜ!!!) matbuatımıza cazib gelmedi. Çünki ne kimin seneye cumhurbaşkanı olacağıyla ne CHP'nin 'Aman, sol kusur kalsın!' deyip sağı nasıl kafakola alma planları kurmasıyla ne bazı vatanperveranın 'Ben bu işin anasını, avradını...' şeklinde naralanıp Brüksel'e kuşak sarkıtma hevesleriyle ve ne de Mualla'nın evvelki akşam 'My Holy Cock' Diskosu'nun üst katında kiminle sevişdiği gibi mühim meselelerle ilgiliydi.
|
Endişebazlar -Yağmur Atsız-
Türkiye''nin AB'ye girmesine, dolayısıyla sağlam bir demokratik hukuk devleti düzeni kurarak ilaveten ferd başına ortalama gelirini 20.000 Avro'nun çok üzerine çıkarmasına (Yunanistan'ınki 22.500 Avro) karşı çıkanlar diyorlar ki: - Girelim ama onurumuzla girelim.
|
Türkiye AB ve Kemal Tahir -Yağmur Atsız-
Ölümsüz Kemal Tahir'in 'Yorgun Savaşçısı' Yüzbaşı Cemil, Milli Mücadele başlarken bir Batı Anadolu kasabasında karşı tarafla mübarezeye girer. Kendi emrinde düzenli bir asker” birlik vardır. Ayrıca bilmem hangi grupdan bir çete de ona yardımcı olmakdadır. Yüzbaşı, tecrübeli bir cebhe zabiti olarak kendi birliğini kasden belirli bir hatta çekip düşmanı kıskaca alarak imha etmek üzereyken bir de bakar ki başıbozuk çeteciler, muntazam kasdi ric'atı firar sanıp yeniliyoruz korkusuyla savuşup gitmeye başlamışlardır. Yüzbaşı Cemil homurdanır:
|
Paranoya -Yağmur Atsız-
İster kendini sağcı zannedenlerimiz olsun, ister solcu addedenlerimiz, hep sanıyoruz ki birileri bizleri yok etmek üzere alesta beklemekde. Gerçi o 'birileri' kendini sağcı veya solcu olarak tanımlayanlara göre tabii ki farklı ama sonuç olarak yine kendimizi paralize etdikden, yani mefluc kıldıkdan sonra aynı kapıya çıkıyor.
|
İran- Irak Parantezindeki Türkiye -Yağmur Atsız-
Washington bugün artık (KAT'İYYEN VAZGEÇMEYECEĞİ) Avrasya'da yeni düzen politikasından ziyade korkunç bir iç savaşı önlemek amacıyla Irak'da kalmaya devam etmekdedir. O bakımdan Tahran'daki yöneticilerin uzunca süredir, kendilerine böylesine değerli hizmetlerde bulunan ABD'yi 'takdir ve şükranla' (!) seyretdiklerini sanıyorum. Ancak, şayet Irak dağılırsa buna Türkiye, Suudi Arabistan, Körfez Emirlikleri, İsrail ve hatta Mısır'ın seyirci kalacaklarını ve İran'a 'åfiyet olsun!' temennisinde bulunacaklarını sanmak da safdillik olmaz mı?
|
Türkiye Zoraki Aktör -Yağmur Atsız-
Türkiye'nin yakın tarihi bir trajikomedya. Ülkeyi yöneten, yahut yönetmek iddiasında bulunan politikacılardan büyük, ama çok büyük bölümü, Türkiye kendilerine en az birkaç numara büyük geldiğinden, bizzat büyümek, yahut yerlerini işin ehline bırakmak yerine, oran 'sağlansın' (!) diye Türkiye'yi kırpıp kırpıp kuşa çevirme yolunu tercih etdiği için mütemadiyen itilip kakılıyoruz.
|
"Mutedil" Kürd Milliyetçileri -Yağmur Atsız-
Hikâyeyi belki bilirsiniz: Adam yeni taşındığı mahallede komşusunu ziyarete gitmiş. Sohbet ederken ev sahibine kaç çocuğu olduğunu sorunca beriki 'Beş oğlum var' deyip misafirini pencerenin yanına çağırmış ve ilave etmiş. 'Bakınız! En akıllıları da şu bahçedeki çınar ağacına zincirle bağlı olanı.'
|
Türkiye’ye Yeni Tuzak -Yağmur Atsız-
Sadece Türk mas-medyasını izleyerek Türkiye hakkında sağlam fikir sâhibi olmanın neredeyse imkânsız olduğu bu hafta bir kere daha ortaya çıkıyor. Belki ben biraz gerzekçe olduğum için Türk gazetelerinde hiçbir şey göremiyorum ama o zaman da ecnebî cerîdelerinde niye atlamadığım suali var.
|
Ankara, Washington -Yağmur Atsız-
Tarihle zerre kadar ünsiyeti olanlar bilir ki savaşlar öteden beri genellikle sahte ambalaj ve sahte etiket altında piyasaya sürülür. Dikkatli bakanlar ya hemen ya kısa süre sonra, safdiller ise en geç askerî harekât sona erdikden sonra farkederler ki o cafcaflı ve tantanalı resmî hedeflerin ardında çoğu kez alelâde menfaat hesabları yatmakdadır.
|
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
Dostlar Alışverişde Görsün -Yağmur Atsız-
Latince bir tabirdir bu... Sanki bir şey yapılıyormuş gibi gözüksün diye... Türkler pratik yanları ağır basan bir millet oldukları için kestirmeden gidip üç kelimeyle ifade edivermişlerdir: 'Dostlar alışverişde görsün' Bilgiçlik taslamak isterseniz tabii Latince'sini söyleyerek bazı çevrelerden aferin alırsınız: 'Vay canına, ne kültürlü adam!'
|
Despotun Maskesi Dilidir -Yağmur Atsız-
Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.
|
90. ve 60. Yıldönümü -Yağmur Atsız-
Evet, "Büyük Vatan Savaşı" diye adlandırdıkları İkinci Dünya Savaşı'nda zaferi kazanmalarını kutluyorlar ama başda Cumhurbaşkanı Vladimir Putin olmak üzere Rus yöneticilerinin pek mutlu oldukları söylenemez.
Çünki hem üç Baltık Ülkesi, güneyden kuzeye Litvanya, Letonya ve Estonya ve hem de Polonya bunun kendileri için bir kurtuluş değil "yeni bir işgal" olduğunu vurgulayarak pişmiş "Rus Aşı"na soğuk su katıyorlar. Bilindiği üzere Stalin Savaş'dan sonra "kurtardığı"(!) üç Baltık Ülkesi'ni ilhak etmiş, Polonya'nın ise doğudaki üçde birini SSCB'ye katıp Almanya'nın doğu vilayetlerini Polonya'ya "ihsan" etmişdi.
|
Kayıp aranıyor: Türkiye -Yağmur Atsız-
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum. "Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.
|
Yaşasın Tûran -Yağmur Atsız-
Aferin, bildiniz, "Hunlu"... Çünki "Hun" yahut daha eski telâffuzuyla "Kun" yahut en eski telâffuzu ve gırtlakdan gelme "Hı" ile "Khun" Arkaik Türkçe'de "Koyun" anlamına gelir. Yâni bu "Proto-Türk/Ön-Türk" kavim kendine totem olarak koyunu seçdiği için "Koyunlu" adını almışdır. Nitekim çok daha sonraları gelen "Akkoyunlu" veya "Karakoyunlu" gibi Türk boyları da vardır.
|
Dümensiz Gemi Türkiye -Yağmur Atsız-
Bazı örümcek kafalıların anlayabilmesi için hâlâ "İşte mesele bu..." demek gerekiyor. Şekispiyer'in ünlü "Şehzade Hamlet" adlı Faciası'ndan o cümle... Ne günlere kaldık... Evet, Atlantik'in iki yakası, yâni ABD ile Avrupa bundan böyle "o güzel eski mutlu günler"e avdet edebilecekler mi? Ve bu arada Ankara'nın hali ne olacak? İşte mesele bu..
|
Çetin Altan - Yağmur Atsız-
Değerli Ağabeyimiz Çetin Altan'ın 13 Şubat tarihli "Akşam"da uzun bir mülâkati yayınlandı. Orada vardığı bazı hükümler ve daha önceki "tuhafiyatı", artık işin tadı adamakıllı kaçmaya başladığı için, cevabsız kalmamalı kanaatine vardım. Gerçi kendisine ve yaşına hürmetimiz derindir. Ama hürmet nâmütenâhi değildir. Madde madde gidelim, bakalım nereye varacağız:
|
Akdeniz Ufukları -Yağmur Atsız-
9 Temmuz 2004 tarihli ve "Bir diplomatik dönüm noktası" serlevhalı yazımda ilk kez olarak ABD'nin KKTC'ye karşı politikasını kökünden değiştirme eğilimine girdiğine ve buna dair ilk işaretlerin belirdiğine değindim. Bence Washington'un artık Doğu Akdeniz'de çok uygun pozisyona sahib ve son derece emniyetli büyük birer deniz ve hava üssüne ihtiyacı vardı. Şu içeriği gibi adı da bir türlü tam olarak belirlenemeyen "Genişletilmiş Bilmemne Projesi" için İncirlik ve İskenderun'u keyfince kullanamayacağı ortaya çıkmışdı.
|
Yâni Türk Türk'e oturup, "bu namussuz herifler"e sövmekle bir yere varılmıyor. Her ne kadar küfür ruhun yelpazesi olsa da! -Yağmur Atsız-
Bazı diplomatik başarılar sürmanşete çıkmaz. Hatta bazen birinci sayfaya bile girmez ama onların gerçek önemini bilen bilir. Dün pek çok Batı gazetesinde ve iç sayfalarda yer alan bir haber bence, Türkiye'nin en yakın devir tarihinde bir "dönüm noktası" olarak yer alacaktır. Bu, Ankara'nın bundan böyle "1915 Ermeni Kırımı"nı direkt olarak Ermeniler'le tartışmayı kabul etmesi haberidir. "Parlamento Avrupa Komisyonu" Başkan Vekili Ali Rıza Alaboyun (AKP) tarafından "Tarihimizde utanılacak bir şey yoktur. Her şeyi herkesle münakaşa etmeye hazırız" cümlesinin "resmen" telâffuz edilmesi, Türkiye lehine neticeleri peyderpey ama her hâl ve kârda "derinlemesine" hissedilecek bir gelişmenin müjdecisidir.
|
Bush'un Bayram Hediyesi -Yağmur Atsız-
Tanınmış gazeteci Seymour Hersh, Bush Yönetimi'nin yakında İran'a da taarruz edeceğini iddia etti. Pek çok 'bomba haber'e, bu arada Ebu Gureyb Mahbushanesi'ndeki rezilliklerin ortaya çıkarılmasına dair olanına imza atan kalburüstü bir muhabir olduğu için bu iddia dünya çapında yankılar uyandırdı. Doğru dürüst toplumlarda muhabirlik daima gazeteciliğin belkemiğini teşkil etmişdir. İyi muhabirler büyük itibar sahibidirler. Bizdeki gibi 'parya' muamelesi görmezler.
|
Atsız'ın Hayali 'Türk Tarihi' Adlı 'Dev Eseri'... -Yağmur Atsız-
12 Ocak Çarşamba günü 'Türk Edebiyatı Vakfı' tarafından Atsız'ın 100. Doğum Yıldönümü münasebetiyle bir anma toplantısı düzenlendi. Haber aldığıma göre burada şeyhin kerameti kendinden menkul tahvasınca, kendisini mütemadiyen Atsız'ın çok yakını imiş gibi gösterme illetine mübtela bir şahıs tarafından, yıllardır temcid pilavı misali zaman zaman ısıtılıp 'sofra'ya sürülen bir iddia tekrarlanmış: Atsız'ın 'Türk Tarihi' adlı 'dev eseri'... Ağır bir megalomani ve egomani vak'ası olduğu anlaşılan bu malum ve maruf şahıs, kendisinin bu metni gördüğünü, hatta Atsız'ın, 'tipik bir Türk kadınının yüz hatlarını göstermek amacıyla' (lahavle!) bu kitaba o şahsın annesini de fotoğraf olarak dahil etdiğini ileri sürmüş. Sonra hızını alamayarak bu 'son derece önemli eser'in, 'para canlısı oğulları' teklif edilen telif ücretini az buldukları için şimdiye kadar yayınlamadığından dem vurmuş.
|