Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Son Güncelleme: 8 Ekim 2008

 

 

Mehmet Kerem Doksat

 

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

www.turkdirlik.com

 

 

 


Açık ve Net Olarak: Kürt Meselesi Nasıl Çözülür? -Mehmet Kerem Doksat-


On senelerdir çırpınıyorum, bu iş böyle gidemez diye!Bugün 15 şehit, yarın Taksim’de veya Kızılay’da patlatılacak bir bombayla 150 ceset… Ankara’da kenarından dönüldü zâten. Varoşlardan merkeze “Biji Biji” diye inecek silâhlı militanlar, aşağıda da onları bekleyen gözü kararmış gençler… Güvenlik güçleri de birbirine girmiş, çünkü onlar da paramparça! Daha neyi bekliyorsunuz ey ehl-i vatan, ey bu ülkenin muktedir takımı? Godot’u mu?



Beş Genelkurmay Başkanı Niçin Ergenekon'la Suçlanıyor? -Mehmet Kerem Doksat-


Sevgili dostlar, Batı’nın Türkler’i ve Türklüğü dünyadan def etme plânı çok eskidir; köklerini mâziden alan âtidir. Çin zâten tarihî düşmanımız ve Uygurlar’a yapılanlar medyamızda minnacık yer alabildi. Hâlen bu plânın son aşaması tatbik ediliyor. Bu “son dalganın” hikâyesini internetten gelen ve belli ki İşçi Partililer tarafından hazırlanmış bir metinle de tevhit edip, tabii ki çekince ve sakıncalarımı katıp modifiye etmek sûretiyle, sizlerle paylaşmak isterim.



Küfür, Hakaret ve Antisosyalleşen Kültürümüz -II- -Mehmet Kerem Doksat-


Gören gözler için pek çok emâre vardı da… Bodur şişman adam “koy kaseti de havamızı bulalım hanım” deyip 300 Km/saat sür’atle karayolunda uçtuğunda, “benim memurum işini bilir” dediğinde içtimâî rücu ve yozlaşma (sosyal regresyon ve dejeneresans) başlamış, antisosyallik alenen empoze edilmişti: Kural, yasa ve hak tanımaksızın menfaâtleri için her şeyi yapma kültürü… Öyle değil mi? Eğer yakalanmamayı becerebiliyorsan veya yetkini, yetkeni ve makamını kötüye kullanıp her şeyi yapabiliyorsan kraldın. Bu sür’at suçu sebebiyle kendisine ceza makbuzu kesen bir trafik polisi çıksa acaba başına ne gelirdi? “Netekim”, Devletlû’yu mahkemeye veren vatandaşı haklı bulan hâkimin başına gelenlere bir bakıp hâlden mâziye projeksiyon yapabilirsiniz.



Küfür, Hakaret ve Antisosyalleşen Kültürümüz -I- -Mehmet Kerem Doksat-


Medya tutanaklarına göre, spor yazarı Osman Tanburacı 09.09.2008 tarihinde ve saat 17:45’te cep telefonunu açmış ve Millî Takım’ın “Hocası” Fatih Terim gizli numarayla önce bıyığını, sonra anasını avratını, nihâyetinde de yedi ceddini sinkaf etmiş. Osman Tanburacı da, bütün gazetelerde neşredilen tepkisinde mütebessim çehresiyle kaytan bıyıklarını da titreştirerek, “96 yaşındaki anasının ne kabahati olduğunu” sormuş! Sonra da “Müslüman ülkenin hukukunun anasının ve kendisinin hakkını koruyacağına inanarak” Türk adaletine müracaat etmiş. Olay çok çirkin de… Osman Bey’in annesi 69 veya 31 yaşında olsa ne değişecekti? Bu çirkinlikle Müslüman Türk milletinin ne alâkası var? Yoksa var mı? Bakalım…



En Büyük Yüzücü Michael Phleps Aslında Bir Sendrom Numunesi mi? -Mehmet Kerem Doksat-


Amerikalı yüzücü Michael Phelps’i seyrederken hep aynı duyguya kapılıyorum: Bu delikanlı sâdece sürnormâl değil, anormâl de!

 

Pekin’e sekiz altın madalya ve sekiz dünya rekoru hedefiyle gelen ve bu yazının yazıldığı güne kadar yüzdüğü yedi yarıştan yedi altı altın madalya alan (sonuncusu Dünya değil de Olimpiyat Rekoruyla), sekizinciye hazırlanan, 23 yaşında iken Olimpiyat tarihinin en çok altın madalya kazanan sporcusu unvanını alan bu gençte bir gariplikler silsilesi var.



Cadı Tokmağı ve Ergenekon Rezaleti: Ortaçağ'a Dönüş! -Mehmet Kerem Doksat-


Devletlû ne yapacağını şaşırdı. Türkçemiz’de enfes bir deyim vardır “câmi duvarına işemek” diye… Kalkmış Rahmi Koç “ben öyle saçlı sakallı adam istemem; bizimle çalışacaklar bakımlı ve tıraşlı olmalı” dedi diye, gürlemiş de esmiş! Yâhu, Sabancı Holding kurumsallaşmada ve globalize olmada sınıfta kaldı ama Koç Holding bütün bunları yaptığı gibi, DDD ile entegre de oldu. Bu aralar sık sık TÜSİAD tarafından eleştirilince, Devletlû da hıncını Rahmi Bey’den almış! Kızdığı şey de, böyle diyerek, kendilerinin asla yapmadığı bir şeyi yaptıkları, yâni ayrımcılıkta bulundukları için celâllenmiş! Şaka gibi…



AKP Kapatılacak mı? -Mehmet Kerem Doksat-


Benim hiçbir talebim yokken, üstelik her gün militanlarıyla savaşıp Mehmetçikler şehit düşerken, Kürt türküsünün soframda ne yeri var! Tıpkı, müstevliler öyle emretti diye TRT’den Kürtçe neşriyat yapılması ve bunun da demokratlık diye yutturulması gibi. Beyinlerimiz yıkanıyor, hem de devleti yönetenlerin emriyle ve bunu “liberallik” diye hicapsızca övmesiyle. “Antalya bitmiştir” dediğim yazımı hatırlarsanız… Geçen gün güzel mi güzel bir genç kızımız müracaat etti. Anlattıkları dehşetengiz: “Doktor Amca, ben tahsilime İstanbul’da devam etmek istiyorum. Antalya’daki birkaç büyük kolej tamamen dincilerin yönetiminde, halk okullarında ise Kürtler terör estiriyor, sürekli olarak kızlara sarkıntılık ediyorlar, karşı çıkınca alay ediyor ve erkek arkadaşlarımız bir şey deyince de on - on beş kişilik gruplar hâlinde meydan dayağı çekiyorlar. Öğretmenlere bıçak çekiliyor, müdürler kurşunlanıyor ve hepsi korkudan sinmiş vaziyette. Kimse bir şey yapamıyor. Benim âilemin imkânları var, İstanbul’a alıyorlar beni ama olmayanlardan okullarını terk edenler başladı”.



Youtube Niçin Kapalı? -Mehmet Kerem Doksat-


Şu anahtar kelimelerle aramaya giriştiğinizde ise, muazzam dokümanlara ulaşıyorsunuz: Recep Tayip Erdoğan, Abdullah Gül, Unakıtan, Millî Görüş, Erbakan, Türkeş, Fethullah Gülen. Bu muhterem zevatın aleyhinde çok seviyesizce şeyler de yok değil, onlar beni bağlamaz. Buna mukabil, bundan kaç sene önce nerede ne söylemişler, şimdi ne diyorlar, nasıl da tükürdüklerini yalayıp takıyye yapıyorlar… Hepsi ayan beyan gözler önünde. Hilesiz hurdasız. Şimdilerde şövalye de olan Gülümüz’ün AB hakkında söylediklerini seyrederken gülmekten kırılıyorsunuz (mizah en olgunca ego savunmalarından birisidir)! Hele Fethullah Gülen Efendi Hazretleri’nin, nâmı diğer yeni peygamberimizin öyle videoları, öyle beyanları ve analizleri var ki, başka hiçbir kitap okumaya filân gerek yok; affedersiniz, her şey kabak gibi ortada!



Celâllenmenin Zamanı mı? -Mehmet Kerem Doksat-


Sevgili Prof. Dr. Celâl Şengör’ün yazdığı ve kendisini YÖK üyeliğine uygun gören Üniversiteler Arası Kurul’un 219 üyesine birden gönderdiği mektup gündeme bomba gibi düştü! Önce mektubu iktibas edeyim (ufak imlâ düzeltmeleriyle; çünkü Radikal’den aktardım ve Celâl’in bâzı vahim Türkçe hatalarına düşmediğinden eminim):

 

“Temsilciniz olmamı isteyerek bana verdiğiniz şerefin her türlü sevinç ve tatmin hissinin üzerinde olduğunu belirtmiş, bunun yaşamımda bana verilen en büyük mükâfat olduğunu arz etmiştim.



Türban Ne Zaman Farz Kılındı? -Mehmet Kerem Doksat-


Cumhuriyet Gazetesi bir mâden keşfetti, İslâm’ın Yüce Kitabı’ndan “Kuranıkerim” diye bahseden müptedî din ulemâsı komünistlerin yerine, hakikaten bu işi bilen bir bilim adamını, Doç. Dr. Şahin Filiz’i bizlerle kavuşturuyor. Hay Allah râzı olsun! Meslekdaşım Sayın Ertuğrul Eşel bir buçuk sene kadar önce Kayseri’de din ve bilimin epistemolojik farklarını anlatalım diye beni Kayseri’ye davet etmişti; bekliyorduk ki oditoryum dolup taşsın. Nerede, ancak üçte birinde dinleyici vardı, bunların bir kısmı da oradaki İlâhiyat Fakültesi’nin öğretim üyeleriydi.



ALPET ve Ata -Mehmet Kerem Doksat-


Bu çok kısa bir yazı olacak çünkü uzatırsam alenen sövebilirim.

 

ALPET rezâletine bir yenisi eklendi.

 

Sayın okuyucum Ahmet Yasin Yeşiltepe’nin katkısında belirttiği gibi, bu reklâmın hâlâ oynatılmasında ısrarcı olunması çok mânidardır. Tıpkı Türk ve Türklük düşmanı, Batı’nın kuklası, Vehhabî Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın emri üzerine Türkiye Cumhuriyeti tarihinde asla görülmemiş bir haysiyetsizlikle Başbakanımız’ın ve Cumhurbaşkanımız’ın huzuruna çıkmaları, üstüne üstlük bir de madalya takmaları gibi…



Kim Nereye Girecek? -Seçim Sonrası Senaryosu -Mehmet Kerem Doksat-


Öncelikle söyleyeyim; bu asla milliyetçi muhtevalı bir yazı değildir. Türkiye’miz seçim sathı mailine ve seçim e-mailine girdi ve biraz önce çıktı. Bu kafiyeli espriyi son derece bilerek yaptım çünkü e-posta kutularımız ne kadar absürt parti veya aday reklâmı varsa, hepsinin tâciziyle mağdur oldu! Biz de mahzun ve mahsun öylece “delete” etmekle uğraştık bunları… Herkes müthiş heyecanlı, kim kazanacak, memleket ampûl karanlığına mı sürüklenecek, muasır medeniyet seviyesinin üzerine mi çıkacak diye. Yemin billâh ediyorum ki ben değilim, her ne kadar biraz da Neslim’in ısrarıyla oyumu kullandıysam, hiçbir şey fark etmeyeceğini düşünüyorum.



Bodrum'la Sohbet -Mehmet Kerem Doksat-


İnsanlar en kolay dine regrese olurlar; aç ve bîilâç, biçâre olunca merkez ve marjinal “sağın” ve Kürtçüler’in oyları patlayacak, ordu dayanamayıp darbe yapacak ve bu oyun 80 senedir sürdüğü gibi, maâlesef hızlanarak devam edecek. Kürtler vuracak, Rum tarik edecek, Ermeni dayatması artacak ve toprak talep edecekler ve biz bunlara dayanamayacağız. Türk soykırımı yaşanacak! Bunları 20 senedir görüp yazdığım, söylediğim için, rahmetli pederim ta 70 sene önce söylediği için “solcu” dantellerimizin gaflet, dalâlet hâttâ hıyanetlerine, milliyetçi mukaddesatçı geçinen ve sürekli bizi ABD'nin kucağına oturtanların ihâneti de eklenince çıkar yol kalmadı.



Kerkük Türkleri'nin Ruhlarına El Fâtiha


Önce, Amerikan kuklası Irak Kürt yönetiminin Kerkük’e 100.000’i silâhlı 400.000 Kürt’ü yerleştirildiği dünya medyasına haber olarak düştü. Bunların amacını alamak için pek fazla zekâ gerekmiyordu!  Akabinde, heybetli ve kimselerin haremine girilmemesini hatırlatan, bir hitabet ve belâ’gat’ şâhikası olan başbakanımız –bermutat– kükredi. Kükredi de… Hani şu “Allah” diye kükrediği haberi yayılınca sakatlarını belki iyileşir diye oraya taşıyan necip halkımızın bile artık pek inanası gelmedi bir şeyler yapılacağına. Zâten, Genelkurmay’ın ikazlarına rağmen Rum’a teslim olmaya meyleden Talat’ın avukatlığını yapmasına da necip halkımız ağzı açık bakmakta idi!



Kürt Sorunu


25. 11. 2006’da dostum ve memleketimizin önde gelen terör uzmanlarından Ercan Çitlioğlu’nun dâvetlisi olarak Bahçeşehir Üniversitesi’nin düzenlediği “Terör Okulu 3” içerisinde “Küresel Tehdit: Terörizm” başlıklı bir konferans verdim. 250 kişi civarındaki dinleyiciler arasında yüksek lisans talebeleri yanı sıra, komiser ve üstü polisler, yüzbaşı ve üstü subaylar ve devletin önemli kurumlarının hepsinden ileri gelenler vardı.



Transdansın ve Yaratıcılığın Psikolojisi, Psikobiyolojisi ve Psikiyatrisi


Picasso’ya ortada bir masa, üzerinde bir sahne maketi, bir tarafta bir çekiç ve kırılmış bir kol bulunan ünlü Office tablosunun psikanalitik yorumunu yaparlar: “Bu bir ödipal sıkıntının tezahürüdür. Sahne hayatı, hayat oyununda sıranın sizden oğlunuza geldiğini simgeliyor; Kral Oedipus gibi, o sizi öldürmeden, siz onu çekiçle öldürmek istiyorsunuz fakat yapamıyorsunuz, kolunuz kırık kalıyor”. Ünlü san’atçı muzipçe gülümser ve cevap verir: “San’at tabiattan önce gelir. Bunlar sizin fantezileriniz, ben sâdece yaratmak için yaratıyorum”



Nasıl Sür'atle Kendimize Yabancılaştırıldık?


Peki, ne yapalım? Yok olup silinelim gidelim mi? DDD’nin de kaşıdığı etnik parçalanmaya çanak tutup, 50 sene sonrasının ders kitaplarında “bir zamanlar bunlar vardı” denen kayıp kavimler içerisine mi girelim? Böylesine bir ihânete hakkımız var mı? Yok! Bize ağabey gözüyle bakan, bütün istiskal “gayretlerimize” rağmen (öz be öz Türk olan adamlara Türkümtrak gibi Türkî diyerek, lisanlarıyla dalga geçerek) bizi ağabey olarak görüp peşimizden gelmeye çalışan Türkiye hâricindeki Türkler’e, dünyanın dört bir yanına dağılmış olan ama kimliklerini hâlâ koruyan soydaşlarımıza, kendi vatanımızda hem vatanına milletine bağlı hem de uluslararası arenada var olacak formasyonda yetişen yeni nesillere borcumuz var! Çâre ne?


 

Mehmet Kerem Doksat


5 Ağustos 1957 İstanbul'da doğdu. Prof. Dr. Recep Doksat'ın oğludur. Evli ve bir kız çocuk babasıdır. Orta tahsilini TED Ankara Koleji ve Özel Adana Koleji'nde tamamladı. Çukurova Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'nda 1999'da profesör oldu.


 Umumi Siyaset



Modernleşme


Modernleşme dalgasıyla bütün dünya, üstünlüğü sui generis kabul edilmiş Batı medeniyetine tahvil ve istihâle etmeliydi, öyle istedi muktedirler. Akabinde etnosentrizmi ve mikro-milliyetçiliği kaşıyan post-modernizm piyasaya sürüldü. Hangi ekmeklere yağ sürüldüğü o kadar âşikâr ki, yoruma gerek yok. Maalesef, kaçınılmaz bir diyalektik gelişme olarak, ırkçılığa varan bir Türk milliyetçiliği hızla tırmanıyor; Kürt düşmanlığını körükleyen elmekler internette dolaşıyor ve “en iyi Kürt ölü Kürt’tür” deniliyor. Bütün şehirlerde, kasabalarda başını emekli emniyet mensuplarının oluşturduğu Türk Kurtuluş Cephesi gibi adlarla kendini tanımlayan gruplaşmalar var.


 Türkçülük Tartışmaları



Bizde Milliyetçilik


Sonuç hepinizin malûmudur: Dünyadan bîhaber, beyaz çorap giyip hilâl bıyık bırakarak kimlik oluşturmaya çalışan, ter kokmayı ve kabadayılığı erkeklik addeden, ne kasabalı ne de kentli olabilmiş kişiler ülkücü olmuş, Dokuz Işık Doktrini palavralarıyla, Türk-İslâm Sentezi ucûbeleriyle beyinleri oyalanmış ve kısırlaştırılmış bir grup hâline gelmişlerdir; bunun mukabili olarak ortaya çıkan Kürt-İslâm sentezi yâni Hizbullah hareketi malûmdur. Hâlâ da bu yapıyı korumaktadırlar. Aralarına girip çağdaş milliyetçilik ruhunu yaşamak ve yaşatmak isteyenlere de asla yüz vermemişlerdir; bunun pek çok örneğini bizzat biliyorum, meselâ güncel bir tânesi Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp. Batı’nın milliyetçiliği kentsoyludur, burjuva kökenlidir; bizimkisi ise köy-kasaba kökenlilerin elinde kalmış nâkıs bir harekettir. O sebeple de ufukları (vizyonları) dardır; tartışmaya açık değildirler çünkü müthiş sekterdirler, çünkü alt yapıları yoktur! O sebeple de kolayca saldırganlaşırlar. Aslında aynı şey pek çok “solcu” militan için de geçerlidir.


 Türkiye ve Dünya da Milliyetçilik



Irkçılık


Bizdeki milliyetçilikle Batınınki arasında mâhiyet farkı vardır. Batı’da millet ve milliyetçilik, aristokrasiye isyan eden kentsoyluların, burjuvazinin sınıf patlamasıyla filizlenmiş bir olgu ve ideolojidir. Bu anlamda hepsi de hücrelerine kadar milliyetçidirler. Avrupa’da epey ülke dolaştım, insanlarını tetkik ettim. İngilizler diğer bütün uluslara tepeden bakacak kadar züppedir, İrlandalılar onlardan nefret eder; Portekizliler İspanyollar’a olan kinlerini daha hava alanından otele giderken otobüsteki rehberin ağzından anlatırlar size. Fransızlar Almanlar’dan zerre kadar hazzetmez. Bu örnekleri çok daha arttırmak mümkündür. Ama “nationalism” lâfını ettiğiniz anda size pis pis bakarlar, “racism” gibi idrak ederler bunu çünkü ırkçılıktan çok çekmiş olup, birbirlerini bu sebeple az gırtlaklamamışlardır.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

 

-

SİYASET

-

 

 

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
- 
- 

-

 
- 
- 
-Kerkük Türkleri'nin Ruhlarına El Fâtiha
-Kürt Sorunu
-Nasıl Sür'atle Kendimize Yabancılaştırıldık?

-

TÜRKÇÜLÜK

- 

 

- 
- 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
 

-

KÜLTÜR , TARİH VE KİTAP

-

 

 

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
-Transdansın ve Yaratıcılığın Psikolojisi, Psikobiyolojisi ve Psikiyatrisi

-

 TÜRK DÜNYASI

- 

 

- 
- 
- 
- 
- 
- 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
  
   
16  
15  
14  
13  
12  
11  
10  
9  
8  
7  
6  
5  
4Kerkük Türkleri'nin Ruhlarına El Fâtiha 
3Kürt Sorunu 
2Transdansın ve Yaratıcılığın Psikolojisi, Psikobiyolojisi ve Psikiyatrisi 
1Nasıl Sür'atle Kendimize Yabancılaştırıldık?