Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Son Güncelleme: 22 Mayıs 2008

 

 

Kürşad Kahramanoğlu

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

www.turkdirlik.com

 

 

 


Kraliçe Hazretleri -Kürşad Kahramanoğlu-


Basınımızın sadece ‘İngiltere Kraliçesi’ diye adlandırdığı, ama aslında bütün Birleşik Krallığın (BK) hükümdarı olan ve hatta yine bizde, sadece “İngiliz Milletler Topluluğu” diye bahsedilen “Commonealth” milletler topluluğunun da başı olan ikinci Elizabeth; İngiliz Kilisesinin Başı, Normandi Dükü, Mann’ın Lordu ve Fiji’nin Mutlak Şefi; Emine Erdoğan’dan yüzük, Bursalı esnaftan ipek kumaşlar, daha bilmem kimden ne hediyeler alıp ülkelerine (kendilerinin birden fazla ülkeleri var da– tamtamına 16 tane!) döndü.

AKP Kapatılmamalı -Kürşad Kahramanoğlu-


İki senedir yazdığım bu köşeyi takip edenler, AKP hakkında ne düşündüğümü bilir. Anayasa Mahkemesi önünde, partinin kapatılması ve 71 AKP’linin beş sene siyasetten men edilmeleri isteğiyle açılmış bu dava, AKP aleyhine sonuçlanır ve bu 71 kişi beş sene siyaset yapmazlarsa, “memlekete hayırlı olur’’ diye de düşünüyorum. Erdoğan ve Gül’ün ötesinde; Kuzu’dan Çelik’e, Arınç’tan Zapsu’ya, Fırat’tan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’a kadar bu listedeki hiçbir politikacının demokrat, çağdaş, insan haklarını özümsemiş, dolayısıyla Türkiye’ye yararlı olabilecek birer politikacı olduklarını düşünmüyorum.



Çetelerin Üstüne Kim Gitmek İstemez -Kürşad Kahramanoğlu-


İtalya’daki temiz eller operasyonlarını hatırlayacaksınız. İtalyan kültürünün bir parçası olarak, Hollywood’un romantikleştirip Batı’da neredeyse kabul edilebilir noktasına getirdiği, “Mafya” dediğimiz çeteler, toplumun ve devletin en derin köşelerine kadar sızmış; rüşvet, şantaj, kumar, fuhuş yollarıyla ülkenin kanını emiyordu. Temiz eller operasyonları, cesur savcılar tarafından yürütüldü ama bu cesur savcıların arkasında duran politik bir irade olmasaydı, çetelere karşı verilen savaşın başarı şansının olamayacağı da gün gibi aşikârdı.



Dünya, Dünya Maniki Dünya… -Kürşad Kahramanoğlu-


Türkiye’nin hakiki efendisi kim olacak kavgasını seyretmeye, milletçe angaje olduğumuz bu günlerde, dünyada neler olup bittiğine basınımız fazla vakit ayıramıyor. Ama iki gelişme var ki, üzerinde biraz durmak gerekir, diye düşünüyorum: Birincisi; herkesin ABD’den sonra geleceğin imparatorluğu olarak gördüğü Çin’in, Tibet’te yaptıkları. İslamiyet kadar eski olan Tibet Budizm’i Kırgızlar’da, Kalmuklar’da ve çeşitli Türk kavimlerinde de rastlanan Lamaizm’in, Tibet’te 7.yy.’dan önce mevcut olan Şamanî, özellikli Bon dininin Budizm ile karışmasından oluşmuş. Günümüzde, aynı ruhun yeniden doğmasıyla dünyaya geldiklerine inanılan 14. Dalai Lama’nın Hindistan’dan liderliğini yaptığı bu inanışta, ahlak üstünlüğü, nefisle mücadele ve tefekküre çok önem verilir.



ABD’leri ve onun Ortadoğu planları ve dünyayı kendi imajında şekillendirme iradesi olmasa, bu “kader”, bu ‘eziklik’ değiştirilip biraz olsun hafifletilebilir. ABD’nin, Ortadoğu’daki çoktandır değiştirmeye karar verdiği dengeler ve dünyanın almasını istediği şekil, İsrail ve Türkiye’yi (değişik oranlarda olsa bile) vazgeçilmez ortaklar haline getirdiği gibi, Filistinlileri ve Kürtleri de (yine değişik derecelerde olsa bile) gerektiğinde harcanabilir birer piyon durumuna düşürüyor.



Şef -Kürşad Kahramanoğlu-


Çok tatsızdır bu şark kurnazlığı, birazda eksikliğin verdiği bir aşağılık kompleksi ile akıllı olduklarını sandıkları bir zavallılık vardır şark kurnazlığında. Politikadan falan anlamak gerekmiyor; on bir gün bekleyip ordusunu yabancı bir ülkeye gönderdiği gün, ülkesinin gündemindeki 'en ihtilaflı kanun tasarısını' onaylayıveren bir cumhurbaşkanı, attığı imzayı ne kadar "başkalarının haklarını da verin, Avrupa Birliği'ni unutmayın", diye yumuşatmaya çalışsa da, nasıl bir kurnazlık hesabında olduğunu görmemek mümkün mü? Ortadaki anlaşmayı hepimiz görüyoruz, anlıyoruz: Ordu, ABD istihbaratı ile Irak'ta operasyon yapacak ve böylece iç politikada pasifize edilecek, muhalefetin milliyetçi kanadı 'Müslüman oyları kaçırmayım' korkusu ile yandaşlaştırılacak, ana muhalefet ise zaten Allahlık! Anayasa Mahkemesi "sadece şeklen inceleyebilirsiniz", diye baskı altına alınılacak.



Öf! -Kürşad Kahramanoğlu-


Yaz yaz insana gına geliyor. Ama ne yapalım, mintan dikmek için elimizdeki malzemeler bunlar. Türkiye'nin hiç değişmeyen kaderi tutucu bir ülke olması. Oyların yüzde 47.5'i ile iktidar olmuş dinci bir hükümet iş başında. Ona muhalefet etmesi beklenen, Meclis'teki muhalefet partileri ya 'biz bu dincilerden daha tutucuyuz' iddiasındalar ya da milyonların umudunu söndürmüş politik hayatımızda, devamlı muhalefete mahkûm, etkisiz ve politik olarak ne olduğu pek belirsiz bir grup işe yaramaz temsilciler! Meclis dışındaki muhalefet olmasını beklediğiniz entelektüel, aydın, solcu insanlar ise asker, Kemalist korkusunu bahane ederek 6 yıldır İslamcı iktidara destek veriyor.



Türban İnsan Hakkı mı? -Kürşad Kahramanoğlu-


Bugünlerde, Türkiye'de yaşayıp da, bu soruyla yüz yüze gelmemek mümkün değil. Bu yıllardır tartışılan soruya akıllıca cevap veren birkaç kişiden -mesela Ayşe Böhürler bunlardan biri- benim duyduğum şu: "Ben ve benim gibi kadınlar inancımız gereği başımızı örtüyoruz. Bu politik bir simge değil. Başımızı erkek, mahalle, tarikat, parti falan baskısı nedenleriyle değil, kendi irademizle kapattık. Modern kent hayatında yer almak isteyen biz inançlı kadınlar, kitabımızın böyle emrettiğine inandığımız için kapandık. " Tartışma burada bitmeli, çünkü 'ben inanıyorum', diyen insanın inancının doğruluğu veya yanlışlığı bilimsel olarak tartışılamaz. Bilimsel tartışma, "inanıyorum" ifadesi karşısında çaresizdir.

Tarkan-Who? -Kürşad Kahramanoğlu-


Popüler müzik yapan bir sanatçı, bu müziği yaptığı toplumdan kopmuş olarak nasıl yaratıcılığını, inandırıcılığını devam ettirebilir? Aşklarının bilinmediği, söylediklerini yaşamış olduğunu ve böylece paylaşabileceğimizi hissetmediğimiz bir Sezen Aksu, Miami'den yüreklerimizi bu kadar hoplatabilir mi? Tarkan yanlış yönlendiriliyor ve git gide, içi kof karton bir levhaya dönüşüyor. Bütün bu yazdıklarımın uzun bir süre Tarkan'a mali bir sorun çıkaracağını zannetmiyorum.' Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler' hesabı bugüne kadar biriktirdiği ünle uzun bir süre Tarkan Türkiye'de para kazanır, yılbaşlarında TRT'ye çıkar ama Türkiye popüler kültümde, jenerasyonun en umut veren yıldızının hiçbir yere varamadığını görür.



? -Kürşad Kahramanoğlu-


Vikipidi'ye göre  "Türk yazar, çevirmen, öğretim üyesi ve siyasi aktivist. Türkiye'nin en tanınmış sol-liberal aydınlarından biri... İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölü-mü'nü bitirdi... 12 Mart döneminde iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra, 1974'te üniversiteye döndü... İstanbul Bilgi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nin 'Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü' başkanı... Açık Rad-yo'da programlar yapmakta ve Radikal gazetesinde köşe yazarlığını sürdürmekte..." 4 Ocak 2008'de çıkan Radikal Gazetesindeki köşesinde, "Tarih niçin sevilir?" başlıklı yazısında aynen şöyle diyor: Shakespeare gibi, Türkler hakkında söz etmemiş birinin iyi bir yazar olup olmadığını...". Yukarıdaki CV'si olan bir insandan, böyle bir hata beklenmez ama tabii ki yanlış.

Barbarlar -Kürşad Kahramanoğlu-


Dünyamızda, içinde yaşadığımız çağda medeni olmanın en önemli göstergelerinden biri, bir ülkenin idam cezasına karşı olan tutumudur. Basitçe özetlersek, hangi nedenle olursa olsun devletin, millet adına veya birçokları tarafından daha yüksek bir adalet makamı olduğuna inanılan tanrı adına dahi olsa, cellatlık görevine soyunması o ülkenin barbarlıktan kurtulamadığının göstergesidir.

Kansere İpotekli, Uluslararası Şirketlere Bağımlı -Kürşad Kahramanoğlu-


Sizleri bilemiyorum ama benim çevremde sadece geçtiğimiz yıl içinde kanser mücadelesi veren birçok yakınım var. Bu konuda istatistikler var mıdır, bilmiyorum ama kanserin ülkemizde gözle görülür bir şekilde arttığını hepimiz görmüyor muyuz? Bu kanser artışının birçok nedenleri vardır tabii ama Çemobil nükleer kazasının yarattığı ve Türkiye üzerinde de henüz bütün uzun dönem etkilerini bilemediğimiz katkısı kolektif belleğimizde. 1995'in sonlarına doğru yayınlanan bir Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) Raporu çocuk ve gençler arasında ki yaklaşık 700 tiroid kanser vakasını ve radyasyona bağlı 10 çocuk ölümünden direkt olarak Çernobil felaketini sorumlu tutuyor. Bu sadece buzdağının suyun üstünde kalan görünen kısmı çünkü uzun dönem sonuçları daha onlarca yıl bilemeyeceğiz.



İskoçya ve Galler -Kürşad Kahramanoğlu-


Türkiye'de Kürt sorununa yurt dışından benzerlik gösteren örnekler arandığında genellikle Kuzey İrlanda veya Bask örnek gösteriliyor. Nedeni ise medyada bu soruna çoğunlukla terörizm açısından yaklaşılması. Gerek IRA'nın ve ETA'nın gerekse de PKK'nın eylemleriyle ses getirip hassas dengelerdeki sinir noktalarını harekete geçirebilme özellikleri. Hâlbuki daha doğru örnek İskoçya ve Galler'dir.



Parasız, Cahil, Sessiz, Ezik Ama Türbanlı Olsunlar! -Kürşad Kahramanoğlu-


Türkiye'de kadın partneri olan her üç erkekden biri beraber olduğu kadını dövüyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) yayınladığı 2007 Cinsiyet Eşitsizliği Raporu'na göre de 128 ülke arsında kadın erkek eşitsizliğinde 121. olduk! Sakın ha "aman canım sende burası Türkiye, zaten hep böyleydi" gibi en kızdığım şeyi söylemeyin. WEF Raporu'na göre geçen seneden beri 16 sıra birden düşerek rekor kırdık!



AKP'nin Erkekleri -Kürşad Kahramanoğlu-


Türban sadece bir bez parçası değil. Dünyanın her köşesinde değişik mesajlar veren bir simge. ABD'ki 12 Eylül saldırılarından sonra Batı'da artan İslamafobi genellikle kendine türbanı hedef seçti. Örneğin Birleşik Krallık'ta ve diğer Hıristiyan ülkelerde türbanlı kadınlara karşı gerek sözlü gerekse de fiziki saldırılar arttı. Bunun ana nedeni görünürlük, yani başı kapalı olduğu için Müslüman bir kadını teşhis etmek bir erkeğin Müslüman olduğunu anlamaktan daha kolay. Aynı zamanda kapanmak, kapattırılmak Batı demokrasilerinde gizlilik, zorlama, farklılaştırarak ayrımcılık yapmak olarak görüldüğünden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Leyla Şahin davasında "türbanın Cumhuriyetin temel prensipleri ile uyuşmadığı" yolundaki görüşüne şaşmamak lazım. Batılı Cumhuriyet anlayışı şeffaflık ve seçim özgürlüğü öngörüyor.



Göç ve Sığınma -Kürşad Kahramanoğlu-


Yaşadığımız çağda bir ülkenin medeni olup olmadığını anlamanın en önemli ölçeklerinden birisi o ülkenin "göç ve sığınmaya" karşı olan tutumu olmalı. Kelimelerden de belli zaten göç etmek veya sığınma istemek insanların yapmak zorunda kaldıkları ama aslında gönüllü olarak kimsenin yapmak zorunda kalmaması gereken şeyler. Dikenli teller, polis ve askerler, büyük duvarlar, mayınlar, ekonomik zorluklarla insanları yaşamakta zorlandıkları coğrafyalarda tutmak insanlık ayıbı; ama maalesef sınırların olmadığı bir dünyada yaşayamıyoruz. Farklı oldukları, farklı düşündükleri veya farklı inandıkları için doğdukları coğrafyalarda yaşayamayan insanlara kucak açmak insan olmanın, en önemli göstergelerden birisi olsa gerek.



Zenginlik -Kürşad Kahramanoğlu-


Demokrasilerde biraz böyle. Ülkede ne kadar çok seslilik, ne kadar alternatif varsa demokraside o kadar sağlıklı, hoş ve tatmin edici oluyor. Son AKP zaferinin en çekilmez yanlarından birisi de bu olacak galiba. Ülkenin dengesi bozuldu. Bu da en güzel basınımızdan anlaşılıyor. Şöyle bir bakın basınımıza: Ana akımın, iktidarın sesi kim? Bekir Coşkun'a bile tahammül edemeyen Vakit, Yeni Şafak, Zaman ve Bugün. Bunların ikisi zaten ABD'den kumandalı. Seviyeleri Gül'ü desteklemedi diye bir kadın gazeteciye "Gül'ü niye cumhurbaşkanı olmasını istemiyorsun sürtük" diye yazma düzeyinde. Bugünlerde çıkacağı programda kimin ne sorular sorabileceğini dikte eden bir başbakan...

Sevgili Anneciğim -Kürşad Kahramanoğlu-


Bizler iyiyiz ama Ankara hâlâ susuz. Korkacak bir şey yok çünkü AKP'liler susuzluğun nedenlerini buldular. Küresel ısınmanın yanı sıra en büyük kabahat Atatürk ve arkadaşlarındaymış. 80 küsur sene önce başkenti, suyu hâlâ idare eden İstanbul'dan Ankara'ya taşıdılar ya, işte bu yüzden bozkırın ortasındaki Ankara'da 4 milyonu aşan nüfusa yetecek su bulamıyorlarmış. Zaten Atatürk ve Atatürkçülük Anayasa'dan silinecek ya işte bu arada ufak bir değişiklikle belki başşehir de Ankara'dan Konya'ya falan taşınır ve böylece Türkiye'nin 21. yüzyılda dünyanın yegâne susuz başşehrine sahip olma ayıbı ortadan kaldırılır.



Uzun İnce Bir Yol -Kürşad Kahramanoğlu-


Liderin en önemli sınavı vakti geldiğinde bırakabilme kararını alabilmesidir. İnsanlara yol göstermiş, önder olmuş hakiki liderlerle hasbel kader başa gelmiş liderler arasında bu fark kolayca görünüyor. Yaşayan örnekler arasında bu fark en bariz olarak Nelson Mandela ve Robert Mugabi arasında görülmekte. Aynı yaş gurubu, benzer geçmiş, aynı ırktan ve zaman zaman omuz omuza beraber emperyalizme ve ırkçılığa karşı mücadele vermiş bu iki insandan vakti geldiği zaman iktidarı bırakan Nelson Mandela halkının ve dünyanın gönlünde vezir, devlet başkanlığını bir türlü bırakamayan Robert Mugabi ise rezil olmuş durumda hâlâ yaşamlarını sürdürüyorlar. Dünya; Nelson Mandela her ağzını açışında kulak kesiliyor, Robert Mugabi her ağzını açışında ise "yahu gariban Zimbabililer hala bu adamdan kurtulamadı mı?" diye söyleniyor!

İçimizdeki Düşman -Kürşad Kahramanoğlu-


Britanya'da Blair dönemi bitti ve Brown dönemi başladı ama Birleşik Krallık'ta fazla bir değişiklik beklemek doğru olmaz. Tutucu İngilizlerin hüküm sürdüğü bu adalarda hiçbir şey iyice zorlamadan değişmez. Kilisenin iyice zayıfladığı ama alttan alta hâlâ bazı şeyleri kapalı kapılar arkasından etkilediği bu enteresan ülkede demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi bireyin hayatını koruyan ve yücelten şeylerin dinin fonksiyonlarını zaman içinde yüklendiğini görüyoruz.

Tarafsız Ördek -Kürşad Kahramanoğlu-


21 Haziran 2007 tarihli Radikal gazetesinde yine böyle bir iddia var. Hasan Celâl Güzel Bey yazısına "Ben tarafsız bir köşe yazarıyım..." diye başlamış. Ben artık isim vererek tenkit etmemeye çalışıyorum çünkü öğrendim ki Türkiye'de ördeğe ördek demekten çok, vakvaklıyor, yalpalayarak yürüyor, yüzebilen bir kümes hayvanı demek kabul görüyor. Yazılarımı okuyan bazı arkadaşlarım birçok kez uyardılar; "ördeğe ördek deme, burası Türkiye, nasıl olsa herkes biliyor" diye! Kaldı ki adı geçen bey o kadar önemli bir kamuoyu oluşturanı da değil ama onun gibi etik olmayı dilden düşürmeyen, tarafsızlığı kimselere bırakmayan, ama aslında bal gibide taraf tutan, sık sık zenofobik o kadar yazan çizen insan var ki. İnsanın doğrusu ördek, ördek diye bağırası geliyor.



Demokrasi -Kürşad Kahramanoğlu-


Bu demokrasi denen şey nasıl şeydir ki sadece Türkiye'de değil bütün dünyada herkes demokrat olma savaşında? Kırk çeşit demokrasi var! Liberal Demokrasi, Atina Demokrasisi, Sovyet Demokrasisi, Direkte Demokrasi, Cumhuriyet Demokrasisi, Katılımcı Demokrasi, Defansif Demokrasi, Demokratik Diktatörlük, Pazar Demokrasisi, Yeni Demokrasi, Sosyal Demokrasi, Radikal Demokrasi, Seçimsiz Demokrasi, Konsensüs Demokrasisi, say efendim say...

Sarko -Kürşad Kahramanoğlu-


Türkiye'de köşe yazarları reyting düşkünü müdürler ne? Genellikle, sanki muhabirlermiş gibi, olayları hep güncelken yazıyorlar. Türkiye'nin genel dış politikasını ama özellikle AB'ye giriş sürecini çok etkileyecek Fransa başkanlığına Sarkozy'nin seçilmesi AKP'yi desteklemek için birbirleriyle itişen "sol" ve "liberal" yazarlarımız tarafından şöyle bir geçildi. Oysa Türkiye açısından Sarko'nun Fransa Başkanı olmasının ciddi sonuçları olacak. Sarko'yu iktidara taşıyan dalgayı anlamak için biraz 68 kuşağının Fransa'da ki etkisini ve 68'den beri dış politikada gittikçe marjinalleştiğini hisseden Fransa'nın komplekslerini anlamak lazım! Sadece De Gaulle'cü bir gelenekten gelen Sarko değil ama bütün Fransız Başkanları mümkün olan her fırsatta şöyle konuşmalar yaparlar: "Güneş 14. Lui'den beri Fransa'dan doğuyor! Medeniyet demek Fransa demektir!".



ABDullah -Kürşad Kahramanoğlu-


Gerisi detay. Demokrat(!) ABD stratejik ortaklarının iş içlerine karışmaz! Gül'müş, Tayyib'miş, karışmaz, isterse Türkiye ABD'den Hoca Efendi'yi getirir devletin başına geçirir o ABD'yi ilgilendirmez. Ama daha önce hiçbir askeri darbede, hiçbir Irak operasyonunda sesini çıkarmamış ABD birden demokrat kesilmiş, ordu müdahale etmemeli demektedir! Korkulacak veya suiistimal edilecek hiçbir şey yok, Türkiye'de bugün en ufak bir askeri darbe veya başka bir ülkenin topraklarında askeri operasyon yapma olasılığı mevcut değil. Buna ABD müsaade etmemekte ve Türk sağı seçim malzemesi olarak ve sol ve demokrat oylara baskı yapmak için tatbikatı mümkün olmayan bu senaryoları fısıldayarak kullanmakta.

Eşitlik İçin Hayır! -Kürşad Kahramanoğlu-


Hiç büyük bir yürüyüş düzenlediniz mi? Bu satırların yazarı birçok büyük yürüyüşün konuşmacısı olduğu gibi birkaçının da organizasyonuna katkıda bulunmuştur. Rekorum 1,5 milyon katılımcının yer aldığı 1994'te New York şehrindeki Birleşmiş Milletlerden "Central Park'a" yapılan yürüyüştür. En zevklisi ise Manchester'daki 1988'de organize komitesine başkanlık ettiğim 30,000 kişinin üzerindeki yürüyüştü. Bu Manchester şehrinin son 100 yılda şahit olduğu en büyük protesto hareketiydi ve İngiltere'de birçok şeyin değişmesine katkıda bulundu. Bu boyutlardaki yürüyüşleri organize etmek zordur çünkü bu kadar sayıdaki insanı tek konuda hele arkasında hükümet desteği yoksa sokağa çekmek ciddi konsensüs ister.

AKP'nin Feri Söndü -Kürşad Kahramanoğlu-


AKP hükümeti neden bütün gücü ile AB'ye girmeye çalıştı? Türkiye'de yüzde 80'leri geçen destek neden vardı? Bu iki sorunun da cevapları karmaşık ama gerek AKP hükümetinin o takdir toplayan çabasının gerekse de Türk Milleti'nin yüzde 80'ini arkasında toplayan gücün ana nedeni aynıydı: Türkiye'deki ekonomik az gelişmişlik. Fakirdik; hâlâ fakiriz, işsizlik problemimiz vardı; hâlâ da var ve zaten yıllardır bütün itilip kakılmalara rağmen Avrupa'ya ucuz işçi depoluğu yapıyorduk. Köln'de çöpçülük yapsak bile köyde tarla, ev almak mümkün. Fransa, Hollanda, İngiltere ve İskandinav ülkelerinde ırkçılıkla karşılaşsak bile çocuklar yabancı dil öğreniyorlar, iyi eğitim alıyorlar ve bu ülkelerin insan hakları standartları ırkçılığa karşı bile biraz koruma sağlıyor! Eh birçok insan için Türkiye'deki şartlarda yaşamaktansa bu çekilir ve hatta arzu edilebilir bir durum.



Mevlana bizim Buda’mız -Kürşad Kahramanoğlu-


Mevlana’nın 800üncü doğum yılındayız. 800 yaşında ki bu bilge insan Anadolu’da yaşamış ve ölmüş en büyük düşünürdür. Etik konularda söyledikleri 800 yıldır dünyamızın en parlak kaynaklarından biri olmuş. Ne yazık ki Farsça yazmayı uygun gören Mevlana Türkiye’de az tanındığı gibi elimizde bulunan bütün Mevlana eserlerinin tercümeleri yetersiz. Hala en iyi tercümeler Abdülbaki Gölpınarlı’ya ait ama bunlar dahi gençlerimizi aydınlatacak ve bütün insanlarımızı gönüllerini ısıtacak lezzet ve akıcılıkta değil.


 

Kürşad Kahramanoğlu


Uzun yıllar İngiltere'de yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönmüş ve halen Birgün Gazetesi'nde yazarlık yapmaktadır.


 Umumi Siyaset



 



 Dünya



 


 


 Kavram



 



 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  

 

 

 

-

SİYASET

- 

 

 

- 
- 
- 
- 
- 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
- 
- 

-

 
-Demokrasi
-Sarko
-ABDullah
-Eşitlik İçin Hayır!
-AKP'nin Feri Söndü

-

TÜRKÇÜLÜK

- 

 

- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
 

-

KÜLTÜR , TARİH VE KİTAP

- 

 

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
-Mevlana bizim Buda’mız

-

TÜRK DÜNYASI

  

 

-

 

- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
  
   
6Demokrasi 
5Sarko 
4ABDullah 
3Eşitlik İçin Hayır! 
2AKP'nin Feri Söndü 
1Mevlana bizim Buda’mız