Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Son Güncelleme: 21 Şubat 2008

 

 

Hasan Bülent Paksoy

 

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar

www.turkdirlik.com

 

 


Yorgunluk -Hasan Bülent Paksoy-


Kişi nasıl ve nerede uyanır?  Uyanış yalnızca yataktan kalkışta mı olur, yoksa, Kutadgu Bilig’deki Gündoğmuş gibi aydınlığa ermek anlamında mıdır?  Balasagunlu Kutadgu Bilig’i yazarken, neden okuyucusunun uyanmasını istemiştir?  Hem de günümüzden bin otuz beş yıl önce?  Bir de, Balasagunlu neden ve nasıl bu tür bir girişime başlamayı göze almıştır? Doğa, hep yatakta kalmamıza karşıdır.  Yaşamak, yalnız kişinin özü için gündelik gerekleri yerine getirmek değildir.  Yaşamak için, gündelik gereklerin yanında, Toplum içinde yaşamanın gereklerini de yerine getirmek kaçınılmaz.  Bu, toplum içinde yaşayabilmek için, toplum yararına yapılması gerekli işler nelerdir?  Bu ancak “Toplum’un Varmak İstediği Sonuç Nedir?” sorusuna yanıt vermek ile belirlenebilir.



Kurgusal Kutsal Kurumlar -Hasan Bülent Paksoy-


Özellikle yayılma alanında oturanların gücünün ölçülmesi önemlidir. Bu güç, yalnız sayı ile belirlenemez. Mayasal köken, inançlar, eğitim düzeni bu gücün en önemli göstergeleridir. [iv] Balasagunlu Yusuf'un 1069 yılında yazdığı gibi, Beyler ellerini kılıçlarına dayamadan önce, atılabilecek çok adım vardır. Yeter ki, Düşüncelerin Kökenleri gözden kaçmasın. İstesek de, istemesek de, Düşünce İşverenlerinin doğru ya da yanlış olarak ileri sürdükleri, insanlığın yönünü değiştirir. Düşünce İşverenleri de düşüncelerini etkileyen Maya'lardan kaçamazlar. Bu Maya'lar da gerçek ya da kurgusal olabilir.



Dünya Değiştiren mi, Değer Yargısında Bulunan mı? -H. Bülent Paksoy-


‘Para Kazanan’  kişiler de dünyayı değiştirir. Bu, kaçınılmaz bir gerçektir; ama para kazanan ile dünya değiştiren düşünce üreten kişi arasındaki ayrılık ve ayrıcalıkların yok olduğu anlamına gelmez.  Her neden ise, para kazanan, ‘yargıçlık’ yapmak ‘yeteneğini’ de kendinde bulur.  Bu yargıçlık, yalnız ‘yasal’ konularda da kalmaz; bütün toplumun yaşamının ayrıntılarına da uzatılır.  Bu görüş’ün ‘çağdaşlık’  bir gelişme olmadığını görmek de güç değildir; belgeleri çok gerilere gider.  İlk kazılı örneği (ATON)  eski Mısır’da görülebileceği gibi, Kutadgu Bilig içinde de gözden kaçmaz.  Ardından geçen yüzyıllar içinde Çin’den İtalya’ya, Güney Afrika’dan Amerika’ya varıncaya kadar birbirlerinden uzak maya’lar içinde bu gerçek durmadan yenilenir.  Sun Tzu (M.O 6 yy), Galileo, (1564-1642), Hezarfen (1609-1640), Divaoglu (1855-1933),  Mitchell’e (1879-1936) varıncaya kadar sayısız örnek gösterilebilir. Holmes, düşüncesinin açıklamasını yapmaktan da geri durmamıştır:  “Bir kişi, parasını genellikle kişisel değerlerinin üzerinde tutar “



Atalar Yurdu Kimliği -Hasan Bülent Paksoy-


Bu basmaktan sonra oluşacak kimliklerde, toplum içi bireylere az da olsa bir secim yapma seçeneği vardır.  Top oynayan takim tutmak bir seçenektir.  Herhangi parasal bir gideri de gerektirmez.  Ama bir kişinin nerede oturacağı Muğlalı mı, Mersin’li mi olacağı tam olarak kişinin seçeneği değildir, çünkü işin içine gelir ve geçim soruları girmektedir.  Bu gelir ve geçim işleri de tam anlamı ile kişinin değil, büyük ölçüde toplumun, bireylerin bir araya gelerek ortaya koydukları seçimdir.  Bireylerin bu seçim’e katılmaları kaçınılmaz; bireylerin ortak değerlerinin ele alınmaları ve bu değerlerin işlenip arıtılması toplumun gelir ve yaşam düzenini belirleyecektir.  Bütün öz varlığını, öz çoluk-çocuğunu düşünmeden, bir dilencinin eline verip giden bir kişi bilinir mi?  Komşu topluluklar da bu tür sorun ve kimliklerle uğraşmak durumundadır.  Kimlikten kaçınılamaz.  Kimlik, ne toplumun ne de bireyin geride bırakabileceği bir varlıktır.  Toplum ya da birey öz kimliğini bırakıp kaçmaya kalksa da.



"Aradım-Bulamadım" -Hasan Bülent Paksoy-


Belirli bir bilim dalında derinlemesine bilgi edinmiş olan bir kişi düşünelim.  Bu kişi, bildiği konuları, hiç bilip-tanımadığı toplumlar icinde aramaya çalışıyor.  Başarıya ulaşabilir mi?  Neden? Çünkü Toplumların geçmişleri birbirlerini andırsalar da, yiyecekten giyeceğe, yerel doğa koşullarına bağımlıdırlar.  Komşu olsalar da, bu gerçek değişmez.  Dünyanın çatısındaki toplum ile, dünyanın göbeğindeki topluluklar birbirinden çok ayrıcalıklı: güneş, su, yiyecek-içecek deneyimlidir.  Bu deneyimler, yönetimi ve kişisel varlık kayıtlarını etkileyecek derinlikte süreçlerden geçmiş, dolayısı ile Toplumları toptan, köklerinden etkileyen verilerdir; Toplumlar arası özellikleri belirleyecek türden bilinmeleri gerekli olan ayrıntılardır.  Bu değişik koşulların toplamı, Düşünce işverenlerinin türlerini de etkileyecektir.  İsteseler de, istemeseler de…



Uzaysal Yönetim-Hasan Bülent Paksoy-


Günümüzde, birtakım 'gelecek uzaysal olayların' nasıl yer alabileceği tartışılmakta. Bir küme uzay bilimcisine göre, Güneş odaklı gezegenler çevresinde dolasan uzay taşlarından (kuyruklu yıldız) biri Dünya’ya çarpabilir. Ses duvarı ötesi bir hız ile yer alabilecek bu istenmeyen buluşma, Hiroşima’ya düşen atom bombasının gücünden bir milyon kez artik bir güçte olabilecek. Bu çarpışma sonucu ortaya çıkacak doğasal veriler, insanların bildiği tur dünyanın sonu olacaktır. Çünkü dünyayı koruyucu (ve ciğerlere çekilen, insanlığı yaşatıcı) hava, bu çarpışma nedeni ile tutuşup yanabilecektir.



Alpamış -Hasan Bülent Paksoy-


A. Divay daha önce bozkırda bulduğu ALPAMIŞ ı 1901 yılında basım yolu ile dünyaya bağışlamış idi. Aşağıda ayrıntıları verilen kitapta [A L P A M Y S H Central Asian Identity under Russian Rule (1989) ]
 

bu Divay yayınının tıpkıbasımı ve ilk Ingilizce çevirisi yayınlanmıştır. Bu kitaba 1989 yılında yüksek üretim gideri nedeni ile alınamayan Latin harfli ALPAMIŞ, şimdi okuyuculara sunulmaktadır. Konu ve destan üzerine değişik yorumlar ve kaynakları, basılmış kitap içinde yer alıyor.   



Türk Destanlarının Kimliği -Hasan Bülent Paksoy-


Ad değiştiren bir yaratıcılık, kimlik de değiştirebilir mi? Kuşkusuz! Kimlik değiştirme, en azından, geçmiş ile olan sürekli bağların düzeninin kopmasına neden olur. Bu da, bir kişinin yağmur sonucu akan damdaki kiremitleri aktarır iken düşüp (başını vurup) belleğini unutması türünde bir aksaklık yaratır. Eğer, belleğini yitiren kişinin yakın ailesi de yok ise, çevresindeki komşuları da damdan düşen kişiyi kollamazlar ise, varı yoğu yaban ellere kalacaktır; kendi de yok olacaktır.



Bilmek, Anlamak, Yapmak -Hasan Bülent Paksoy-


Bu başlık altında toplanabilecek pek çok atasözü bulabiliriz. Bunların arasında, Kazım Karabekir'in Türk Kurtuluş Savaşını anlatan bir kitabinin girişine koyduğunu da unutmamak iyi olur: "Doğru görmek ve doğru yapabilmek için daha önce yapılanları doğru bilmek şarttır." "Neden gerektir?" sorusunu sorabiliriz. Bir yılan elimizi ısırdı ise, zehirli olup-olmadığını bilmek ister miyiz? Bizi yatıştırmak isteyen 'iyi niyetli" biri kalkıp "yılan zehirli değil" dediğinde, hemen inanıp, yatak altta yorgan üstte dinlenmeye mi yatacağız? Yılan gerçekten zehirli ise, bunu bilmeden "doğru’yu nasıl yapabileceğiz?" Yılanı hemen öldürecek miyiz, yoksa zehir’ini akıtıp, panzehir yapıp kullanacak mıyız?



Efes -Hasan Bülent Paksoy-


Efes, gününde, neden önemli ve canlı bir şehir idi?   Deniz kıyısında olduğu için, alış-veriş en önemli bir nedendir.  Ayrıca Artemis (Diana) Tapınağı da büyük bir gelir kaynağı idi.   Başka bir deyiş ile Efes inanç kökenli alış-verişe çok önem vermekte ve Artemis görüntülü satışlarından kazanç sağlamaktaydı.  Konumu dolayısı ile Atina ve Pers imparatorlukları arasında kaldığı için de, üzerinde Tuğ Bağlayanlar çok kez değişmiş, diğer Bati Anadolu şehirleri ile teke-tek alışveriş yarışmalarına girmiş.    Bu yarışmalar ara sıra savaşlara neden olduğundan, Efes bu savaşlardan da payına düşeni almış, varlığı eksildiği gibi, yaşamından da odun vermek durumunda kalmış.



Evrim Düşüncesinin Devrimi -Hasan Bülent Paksoy-


Soylu düşünceler, genellikle büyük güçlükleri yasayanlarca ileri atılır. Bu soylu düşünceler dünyayı aydınlatıp, toplumları yüceltebilir. Ancak, bütün ileri sürülmüş düşünceler, Toplumsal kuşakların başından geçen düzen’de yaşam sürdürürler: "Para’yı dede kazanır; oğul saklar, torun savurur." Bu örneğe göre, düşünceler: Bir kuşakta yaratılırlar; İkinci kuşakta korunurlar; Üçüncü kuşakta dışlanırlar. Ama düşünceler ölümsüzdür, kullanmakla bitmezler. Bu üçlü aşamadan geçebilen ve gene de yaşayan düşünceler, etkilerini yükselterek sürdürürler. Dördüncü kuşakta, ardından gelenlerin düşlerine girerler; Bir kesim'e güç verir, diğer bir kesim'e karabasan gösterirler.



Topraksız Toplumların Çoğulcu Yönetim Düzeni -Hasan Bülent Paksoy-


1960 sonrası Ankara'da, bir Bakan'a "Toprak Reform'u" üzerine soru yönetenlere, Bakanın verdiği yanıt unutulamaz.   Tespihini havaya atıp, "Nil demah Torpah Refommu; oyla(r) aha cebimde" diyerek bağırmış idi.  Konu, Osmanlı’dan kalma toprak ağalarının elindeki köylerin, toprağı isleyen köylüye dağıtılması idi.   Bu yönden, secim bölgelerinin de yeniden düzenlenmesi söz konusu da olduğundan, Sayın Bakan'dan, bu konuda ne düşündüğü sorulmuş idi. 



Alış-Veriş Kuruluşlarının Yönetimi -Hasan Bülent Paksoy-


Gücünün en üst düzeyinde olduğu süreçte, Birleşik Krallık Doğu Hindistan Alışveriş Kurumunun ilgi çekici bir alt yapısı görev yapmakta idi.   Üniversitesi, gemi yapım işlevleri, uzmanlık okulları, Hindistan içinde görev yapacak yerlileri eğitme okulları, araştırma birimleri, vergi toplama kolluk gücü, kara ordusu, donanması, bilgi toplama ağları, Dışişleri Bakanlığı ve ticari isler altbölümleri ilk göze çarpan özelikleri arasında idi. Yukarıda sözü edilen her üç Alışveriş Kurulusu günümüzde doğrudan var olmamakla birlikte, her ucunun de temelini attığı diğer Alışveriş Kuruluşları, çalışmalarını ve alışverişlerini dünyanın değişik yerlerinde yüksek güç ile sürdürmektedirler.  



Deyimlerin Kimliği: Varsayımcılık, Kuramcılık -H. Bülent Paksoy-D.Phil-


Ele alınabilecek deyim ne olursa olsun, en önce o deyim’in kimliğinin göz önüne alınması gerekir.  Bir Deyim’in kimliğini belirleyen veriler nelerdir?  Deyimi kullanan kişinin kimliği, özellikle bu işlem içinde en önde gelir.  Öyle ise, kişinin kimliğinin ne gibi etkenler ile oluştuğunun ele alınması kaçınılmaz.   En önce göz önüne alınması gerekli sorular arasından örnekler:



Maya İlişkileri -Hasan Bülent Paksoy-


Toplumların birbirleri ile yarış etmeleri, doğal yasalar gereğidir.  At sineği, at’ın uyuşuk kalmaması için görev yapar.   Bunun gibi, toplumlar birbirlerine güçlerinin yettiğince yükleneceklerdir.  Doğanın düzeni, yaratıkların gelişmesi ve yücelmesi  için çabalanmalarını öngörür.  Mayası en güçlü olan ayakta kalacaktır.  Yenilen, doğal olarak, yok olmaktan kaçamayacaktır.   Dolayısı ile birbirlerine değen mayalar, birbirlerini anlamakla görevlidirler.  Tahan-pekmez içinde iki değişik tur maya bulunur.  Bu iki mayanın birbirlerini desteklemeleri sonucu, bu yiyeceğin tadına doyulmaz.   Ama hem tahan hem de pekmez öz özellikleri koruyabildikleri surece bu tad var olur.  Tahan ya da pekmez ekşimiş, köpürmüş ise, tahan-pekmez'i kim ister?



Ulusalcılık mı, Yurtseverlik mi? -Hasan Bülent Paksoy-


Ulusalcılık mı Yurtseverlik mi? Aralarındaki ayrıcalıklar ya da ortak paydalar nelerdir? Birbirlerine eşit midirler? Bu soruların üzerinde durulması gerek midir?

Her iki sözcük üzerine çok söz söylenmiştir. Ancak, burada tanım sözlerini yinelemek yerine, yapılan işlere ve atılımlara bakmanın daha uygun olacağı ileri sürülebilir.



Elma’nın İki Yarısı: Yöneten ve Yönetilen İlişkileri -H. Bülent Paksoy-


Yönetenler ve Yönetilenler, bir elma’nın iki yarısı gibi birbirlerini bütünleştirirler. Birinin istekleri ve gerek duydukları, diğerini çok yakından etkiler. Eğer elma'ya kurt düşer ise, her iki bölümünün de değeri düşecektir. Bütün olarak çok özlenen üretim ve tüketim dengesi bozulacak, başkaldırmalar Toplum'u oluşturan bütün bireyleri sarsacaktır. Elma’nın rengi bozulacak, tadını kaybedip çürüyecektir.



Düşüncesel ve Bedensel Tutsaklıklar -Hasan Bülent Paksoy-


Bedensel Tutsaklığın tanımı güç olmasa gerek. Ancak, Düşüncesel Tutsaklık ile olan ilişkilerini anlamak ve anlatabilmek, o denli gelir-geçer türden değildir.

Tutsak almak, edinmek, alışkanlık ve ötesinde bağımlılık yaratır. Üstelik uyuşturucu bağımlılığından da çok derin yıkım yapar. Uyuşturucu bileşim, kullanıcı kişileri tek olarak denetimi altına alır. Düşüncesel tutsaklık, dağıtım yöntemleri nedeni ile çoğunlukla kitlesel ve toptan toplumsaldır.



Kutluk Veren Bilgi’nin Başlangıcı, Tarihçinin Sonu: Tarih mi, Yoksa Tarihçilik mi ‘Son’a Erdi? -Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-


Bir süre önce, “Tarih’in sona erdiği” ileri sürülmüş idi.  Soğuk Savaş çerçevesinde ele alınan bir düşünce olup, ilgili “çarpışmanın” sona ermesi ile bundan böyle karsılaştırmalı tarih yazılmasına gerek kalmadığını, kazananların görüsünün tek geçerli gerçek olduğunu vurguluyordu.  Ya da öyle gösterilmesi isteniyordu.



"Alın Yazısı" mı, "Kişi seçimi" mi? -Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-


Mustafa Kemal Atatürk'ün "Egemenlik Ulusundur" (ya da, ilk söylediği gibi "hakimiyet, kayıtsız şartsız Milletindir") seslenişi ile yalnızca yurdu dört koldan saran dış yağılara karşı ileri sürülmüş bir yön gösteriş değildir. Öncelikle, toplumun düşüncelerinde düzenli ve yöntemli olmaları gereğini vurgulamaktadır. Diyebiliriz ki, Atatürk, toplumun egemen olarak yaşayabilmesi için "alın yazısı-kişi egemenliği" yaklaşımları arasında seçim yapması gerektiğini ileri sürüyordu.



Toplum Olarak Varılmak İstenen Sonuç Nedir? -Hasan Bülent Paksoy- -D. Phil-


Bu soruya ayrıntılı karşılık verilmeden yola çıkmak, nereye gidileceğini bilmemeye eşittir. Nereye gidileceğini bilmemek, en kısa yoldan "yok" olmaktır. Çıkılması öngörülen yolculuğun birinci aşamada öncelikle düşüncesel açıdan olması, sorunun daha da büyük önem kazanmasına neden olur. Çünkü, düşüncesel yolculuk sonsuz olduğu gibi, sonuçları da sürekli ve ileriye açık olacaktır.



Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler -Hasan Bülent Paksoy-


Yönetimin federatif modeli merkeziyetçi ve otoriter yapının aşırılıklarını kontrol etmek için bir çözüm teşkil etmektedir. Bu durumda, çıkarılan yasalar, çoğunluğun adına yönetici seviyesinde ilan edilen kurallar (gerçekten çoğunluğun kararını yansıtıyorsa), azınlığın ya da azınlıkların gereksinimlerine ve isteklerine uymayacaktır. Peki bu uyumsuzluk çoğunluk tarafından da izlenen hakların bir ihlali olmayacak mıdır? Azınlık bazı şartlara boyun eğmeye, örneğin 'verimlilik' adına belli bir ürünü almaya zorlanmayacak mıdır? Sözgelimi eğer üretici genetik donanımdan geçmiş tarım ürünlerini üretme ve pazarlama hakkına sahipse, tüketicilerin de bunları kabul etme ya da reddetme hakları olmamalı mıdır?



Düşünce İşvereni  -Hasan Bülent Paksoy-


Türkiye Cumhuriyeti, 1950 ve 1960' larda "Düşünce İşçisi" kavramını emeklilik ve sağlık yasaları kapsamına aldı. Kamu ve özel işyerlerinde çalışmakta olan Beden İşçilerinin bu gibi korumalar altına alınmaları daha önce gerçekleştirilmiş idi. Ek olarak, Beden İşçilerinin toplu sözleşme, iş-durdurma, işyeri-kapatma ve yandaş çalışma düzenleri de Bülent Ecevit'in Çalışma Bakanlığı döneminde yasallaştırıldı.


 

Hasan Bülent Paksoy


Ödemiş 1948 doğumludur. Son yirmi beş yıl içinde, altmışın üzerindeki araştırma yazısı dünyanın bütün oturulan kıtalarında, otuz beş’i aşkın ülkede yayınlandı. Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde öğretim üyesi, Harvard Üniversitesi Orta Doğu Merkezinde Araştırmacı olarak görev yaptı.


Doktorasını İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde, Birleşik Krallık (United Kingdom) Üniversiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, 1970 yılında ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation araştırma programı görevlileri desteği ile de 1976 yılında Yüksek Lisans diplomalarını aldı.

Eserleri:

-Düşüncelerin Kökenleri (2006)

-Lectures On Central Asia (2005)
-The Bald Boy Keloglan and The Most Beautiful Girl In The World (2003)
-Identities: How governed, Who Pays? (2001)
-Essays On Central Asia (1999);
-Intercultural Studies (1998);
-Türk Tarihi, Toplumların Mayası, Uygarlık (1997);
-Central Asia Reader: The Rediscovery Of History (1994);

-Central Asian Monuments (İstanbul: İsis Yayınevi, 1992);
-Alpamysh: Central Asian Identity Under Russian Rule (1989)


 Uğraş




İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez


Bir ulus, var oluşunun ve yaşam temelinde yatan değerleri korumak ve geliştirmek için belirli çizgide uzun süreli atılımlarını belirler ve uygulamaya geçer. Bu yöndeki köklü ve sürekli araştırmaları geleceğe dönük olarak düzenler, ve uygulamaya koyar. Düşünce önderleri, uygulayıcı önderlerle işbirliği eder. Tarih boyunca bu tür yaklaşımların çok örneği kaydedilmiştir.10 Ömer Seyfettin (1884-1920), bu konuda gerekli adımların atılmasını ilk salık veren 20. yüzyıl Türk düşünürlerinden biridir. 1919- 1924 Türk Kurtuluş Savaşı öncesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ilk Düşen Ak ve Ashab-ı Kehfimiz yazılarını yazmıştır.11 Bu yazılarda, Türk maya'sının korunması üzerine düşüncelerini genel kavramlar olarak ele almıştır:


 Düşünce



Düşünce İşvereni


Hiç bir Düşünce İşvereni, bu yazıda ele alınan kural ve gözlemlerin üzerinde değildir. Her Düşünce İşvereninin çalışmalarının, bütün Düşünce İşverenlerince, ve toplumca, düşünce kuramları ve uygar tartışma düzenleri içinde, topluma açık olarak, ince elenip sık dokunması gereklidir. Bu tür "eleme" ve değerlendirmeden geçmeyen Düşünce İşverenleri'nin düşünceleri, ilerde dünyadaki toplumların kanları ve canları ile yüksek kertede ödeme yapmalarını gerektirebilir.


 Kimlik



Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler


Kimlik bileşenleri güçlü bir şekilde kültürden etkilenmişlerdir. Kültür gerçek anlamda aklın geliştirilmesidir. Bu yer ve zaman açısından kesindir. Kuşaktan kuşağa, babadan oğula devredilen neydi? Bir jenerasyondan diğerine aktarılan değerlerin bileşeni muayyen bir yönetim şeklinin genel kültürünü belirlemektedir. Bu hem değişken, hem de sabittir. Söz konusu olan bu çelişki en iyi belirli bir kültürü öğrenmekle anlaşılabilir.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

-

SİYASET

 Evrim Düşüncesinin Devrimi

 

 

 

-Topraksız Toplumların Çoğulcu Yönetim Düzeni

-

Alış-Veriş Kuruluşlarının Yönetimi

-

Deyimlerin Kimliği: Varsayımcılık, Kuramcılık

-

Maya İlişkileri

-

Ulusalcılık mı, Yurtseverlik mi?

-

Elma’nın İki Yarısı: Yöneten ve Yönetilen İlişkileri

-

Düşüncesel ve Bedensel Tutsaklıklar

-Kutluk Veren Bilgi’nin Başlangıcı, Tarihçinin Sonu: Tarih mi, Yoksa Tarihçilik mi ‘Son’a Erdi?
-"Alın Yazısı" mı, "Kişi seçimi" mi?

-

Toplum Olarak Varılmak İstenen Sonuç Nedir?
-

Düşünce İşvereni

-

TÜRKÇÜLÜK

-

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

 

-

KÜLTÜR , TARİH VE KİTAP

-

 

 

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

Efes
-

İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez

-

TÜRK DÜNYASI

-

 

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar

 
   
15Efes 
14Evrim Düşüncesinin Devrimi 
13Topraksız Toplumların Çoğulcu Yönetim Düzeni 
12Alış-Veriş Kuruluşlarının Yönetimi  
11Deyimlerin Kimliği: Varsayımcılık, Kuramcılık 
10Maya İlişkileri 
9Ulusalcılık mı, Yurtseverlik mi? 
8Elma’nın İki Yarısı: Yöneten ve Yönetilen İlişkileri 
7Düşüncesel ve Bedensel Tutsaklıklar 
6Kutluk Veren Bilgi’nin Başlangıcı, Tarihçinin Sonu: Tarih mi, Yoksa Tarihçilik mi ‘Son’a Erdi? 
5"Alın Yazısı" mı, "Kişi seçimi" mi? 
4Toplum Olarak Varılmak İstenen Sonuç Nedir? 
3

Orta Asya'daki "Köktendinci" Kimlik Üzerine Düşünceler

 
2

Düşünce İşvereni

 
1

İnsan İnciyi Denizden Çıkarmadıkça O İster İnci Olsun İster Çakıltaşı Farketmez

 
 

Başsayfa

Hasan Bülent Paksoy

Yazarlar