Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Son Güncelleme: 1 Mart 2008

 

 

Alev Alatlı

 

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

www.turkdirlik.com

 

 


İçerden Mırıldanmalar -Alev Alatlı-


Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar, döner yoğurt süzer, döner hamur teknesini örter, döner bebeyi haşerattan korur, hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır; sabun kokusu, kekik ıtırı, kadın şefkati, ana kucağı çağrıştırır. Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder.



"Ben Bir Kürt Aydını Olsaydım..." -Alev Alatlı-


Ben bir Kürt aydını olsaydım, Cuvier'in "Regene animal" (Hayvanların saltanatı), Gobineau'nun "Essai sur les inegalite des races" (Irkların eşitsizliği üzerine deneme), Robert Knox'un "The dark races of man" (İnsanoğlunun karanlık ırkları) gibi sömürgeciliğe bilimsel gerekçeler üreten iğrenç tezlerini dikkatlice irdeler; Doğululara yakıştırdıkları "kul olmaya mahkûm halklar" tanımına, "Kürtler hariç!" diye dipnot düşmediklerini gözden kaçırmazdım.



'ADL'nin derdi ne? -Alev Alatlı-


Neticeyi kelâm, ADL'nin Türkiye ile doğrudan bir meselesi yoktur. Örgütün iki temel varlık nedeninden birisinin (diğeri, Yahudi milletinin imajını düzeltmek) İsrail'in yaşayakalmasını sağlamak olduğu düşünüldüğünde, Türkiye'nin İsrail'le olan ilişkileri kabul edilebilir düzeyde olduğu sürece Amerikan Yahudi örgütlerinin ülkemizi doğrudan hedef almaktan imtina etmeleri veya imtina etmeye ikna edilmeleri beklenebilir. Bu, meselenin hükümetler düzeyinde ele alınabilecek, ülkenin dışpolitikası çerçevesinde, açık ya da gizli pazarlıklarla yürütülebilecek kısmıdır. Ancak, bu yüzeysel yazının dahi uyarmış olması gerektiği gibi, Dışişleri Bakanlığı yetmez. Yetmez, çünkü günümüz dünyasında, hele de ABD'de, yaptırım gücü muhakkak olan merkezî hükümet yoktur. Hal böyle olunca, ne kadar yetkin olurlarsa olsunlar, Dışişleri Bakanımız, hatta Başbakanımız, resmi kanalları kullanarak ancak bir yere kadar, o da Türkiye-İsrail ilişkileri makul bir seviyede seyrettiği sürece, etkili olabileceklerdir.



Dur Bir Pırtık -Alev Alatlı-


İşaret etmeye çalıştığım şu: Bireysel silâhsızlanma "hümanist" bir tercihten öte, ülkenin güvenliğini ilgilendiren bir konudur. Bu çerçevede "Sayın Bakanlar! Lütfen silâhlarınızı bırakın! Elinizi başınıza koyup düşünün! Sonra görevinizi teslim edin!" (20) noktasına gelmeden önce üzerinde uzun uzun ve uzman bilgileriyle donanmışlar tarafından tartışılması gerekir. Umut Vakfı'nın acılı mütevellileri fonlarını bu konuda tarafsız ve şeffaf araştırmalara yönlendirirlerse, ülkemize büyük iyilik yapmış olurlar. Ola ki, Economist okurunun sözlerinde bir gerçek vardır: "Hitler, Stalin, Mao, Pol Pot, /Saddam/ tarafından katledilmiş milyonlar, böylesine sessizce boyun eğmezlerdi eğer cinayetleri önleyebilecek imkânları olaydı. Bu adamların meczup olmaları bizi asrımızın temel doğrusunu teslim etmekten alıkoymamalı..."



Melâlin Hükümsüzleştirilmesi -Alev Alatlı-


Biz "Türkler" için dahi, mesele, nicedir "'Ermeni sorunu', 'soykırım' falan değil," ifadesini "akıl" ehli Etyen Mahçupyan ile "gönül" ehli Hrant Dink'in yaklaşımlarında bulan, "iki Ermeni'nin arasındaki esas mesele"dir. Türkler olarak biz de yarınki ilişkilerimizi hangi Ermeni'nin belirleyeceğini merak ediyoruz: Yüzü Avrupalı diyasporaya dönük, yüreğini yitirmiş olan Ermeni mi, yüzü "can yoldaşlarına" dönük, yüreği yerinde çarpan Ermeni mi? "...kendi kimlik sorununu ötekine/Türklere/ yönelen bir şiddet/aşağılama, hakaret/ eylemine dönüştürerek ayinleştiren," bu tutumunu sürdürebilmek için Avrupa'nın desteğine güvenen Ermeni mi, yoksa "Türkler"e ilişkin ezberini bozmayı göze alabilecek, "değişim"den gocunmayacak olan Ermeni mi?



Emre Taner'in Demecine Dipnotlar -Alev Alatlı-


"İkinci Hümanist Manifesto"nun "Kaos Çağı"nın ilk işaretlerinden sayılan ünlü Onikinci Maddesi'ne kulak verelim: "İnsan türünün milliyetçi temellerde ayrışmasını üzüntü ile karşılamaktayız. İnsanlık için en iyi seçeneğin milli egemenliğin kısıtlamalarını aşmak, insan ailesinin tüm sektörlerinin katılabilecekleri dünya cemiyeti kurmaya yönelmek olduğu o tarihi noktaya gelmiş bulunuyoruz. Ve nitekim, gözlerimiz federal hükümeti aşmayı temel alan bir dünya hukuk sistemi ve dünya düzenine çevrilmiş bulunmaktadır. Bu /sistem/ kültürel çoğulculuğu ve farklılıkları takdir edecek, milli kökenlerden duyulan iftiharı ve yerel sorunlarına yerel çözümler geliştirilmesini dışlayan bir sistem olmayacaktır.



Hatırla -Alev Alatlı-


Mısır'ı yetmiş yıl süreyle işgal altında tutan İngilizlerin, İşgal Kuvvetleri Başkumandanları, palabıyıklı ve de fesli "Earl," Mareşal ve Serdarı, Henry Kitchener'ı hatırla. Kitchener'ın Güney Afrika'yı İngiliz İmparatorluğu'na katabilmek için yerlilerin evlerini, köylerini, ekeneklerini bir daha ürün vermemek üzere bir baştan bir başa yakan adam olduğunu hatırla.



Öcü  -Alev Alatlı-


Türümüze reva görülen bir kötülük karşısında, kurbanların insan olduklarını aklımızdan çıkarmamalıyız. Margalit’in çözümlemesi bize uyar diye düşünüyorum; “öteki”nden kategorik olarak nefret eden/dışlayan bir Türk tanımadığım gibi, dört başı mamur ortak bir “soysop” doktrini de bilmiyorum. Bir ucu Manas, diğer ucu Hayber Kalesi destanı olan bir anılar manzumesi, ne kadar “ortak bir kuruntu” olabilir de, hangi öç alma duygusunu körükleyebilir? Ve kimden?



'Aydınlar'mı dediniz?  -Alev Alatlı-


"Bugün bu satırları yazarken büsbütün ikna oluyorum ki, biz Türk aydınları hiçbir zaman sosyalist de olmadık. Sadun Aren komünistlerin şahı olarak bilinir değil mi? Hayır, değildi. O kadar değildi ki, 1965 seçimlerinde ‘emekten yana planlı bir devletçiliği öngördüğünü’ söylediği TİP’in, gerektiği takdirde AP ile koalisyona hazır olduğunu ilan ediyordu: ‘Koalisyon elbette ki karşılıklı fedakârlıklar gerektirir...”



Kaşgarlı MahmudTürklerin En Büyük İcadı ya da Türk Dili -Alev Alatlı-


Geçen haftanın dikkatimi çeken iki haberinden birisi “Türk çocuklarının Alman akranlarından yüzde şu kadar daha ahmak oldukları”na ilişkin “bilimsel” saptama; ikincisi, yine aynı Türk çocuklarının anadil öğrenimini iki-üç yaş gibi olmadık bir sürede tamamlıyor olmalarının çeşitli telmihleri.



‘Apologetics’ ya da ‘hüccetle müdafaa’ -Alev Alatlı-


Bu bağlamda, Boğaziçi Üniversitesi’nin bilimsellikle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir toplantıya evsahipliğine kalkışmasını “ihanet” vb. kötü niyete değil, fevkalâde “ala turca” bir sen-ben-bizim oğlan ilişkisine atfettiğimi de söylemeliyim. Toplantıya davet edilenlerin asgari müştereğinin AB’cilik ve türevleri olduğu düşünüldüğünde, “düşünce özgürlüğü” ya da “akademik özgürlük” gibi “mazeretler”in kolayca yandaş bulmuş olmasına şaşırmamalı.


 

Alev Alatlı


1944’de, İzmir'de dünyaya geldi. Ankara'da başladığı ilkokulu, babasının mesleği dolayısıyla ülkenin muhtelif okullarında tamamladı. Ortaokuldan sonra da babasının ateşemiliter olarak Tokyo'ya gönderilmesi Alev Alatlı'nın da Tokyo macerasını başlattı. Lise'yi Amerikan Kolejinde bitirdi. Daha sonra Türkiye'ye döndüler ve Alatlı üniversiteyi de Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ekonomi-İstatistik bölümüne girdi.

 

Üniversite'yi bitirdikten sonra yüksek lisans yapmak üzere Amerika'ya gitti. Daha sonra doktorasını Felsefe üzerine verdi. Alatlı bu dönemde ilgi duymaya başladığı Düşünce Tarihi ve İlahiyat üzerine Türkiye'ye döndüğünde 5 yıl araştırmalar yaptı. Bu dönemde İstanbul Üniversitesi ve DPT'de görev aldı. Daha sonra Universty of California, Berkeley'in Türkiye'de yürüttüğü bir psiko-dilbilim projesinin İstanbul ayağını üstlendi. Cumhuriyet Gazetesi ile ortak "Bizim English" isimli, Türkçe temelli bir İngilizce öğretim dergisi çıkardı. YAZKO yazarlar kooperatifinde görev aldı. 1984 yılında hep yapmak istediği bir işi yapmak için eve çekildi ve yazmaya başladı.

 

Basılan ilk romanı "Yaseminler Tüter mi Hala?" Ocak, 1985’de çıktı. "Yaseminler Türer mi Hala?" Eleni olarak doğan, Naciye’ye dönüşen, Türk kocasına dört çocuk doğurduktan sonra Eski Hisar göçmeni bir Anadolu Rum’u ile evlenen bir kadının sahiciye yakın hikayesidir.

 

İkinci kitabı, "İşkenceci" bir yıl sonra geldi, 1986. Burada da "şiddet"i ve şiddetin türevi "işkence"yi irdeledi - Türkiye toplumunun şiddete yatkınlığına işaret etti.

 

Yazar bu eserden sonra Türkiye Psikoloji de denilebilecek eserler meydana getirmeye başladı. Bu bağlamda "Or'da kimse var mı?" adlı dört ciltlik kitabını yayımladı. Yazar bu kitap hakkında şunları söylüyor: "Or’da kimse var mı? Benim sorduğum bir soruydu. Bu düşündüklerimi sadece ben mi düşünüyorum diye bir soru. Gördük ki, hayır, kitap 1992’de basıldı, o zamandan beri her yıl sessiz sedasız yeni bir baskı yapıyor. Or’da ne çok insan varmış, meğer! Dörtlü, 1970-1990 arası Türk ruhunun cenklerini anlatır - sosyalizmle, sosyal demokrasiyle, ülkücülükle, İslamiyet'le, Kürtçülükle cenklerini. Bu arada da trajik bir kadın, Günay Rodoplu, kimselere dert anlatamadan ömrünü tamamlar. Dert anlatamadan, çünkü Günay Rodoplu, hiç farkında değildir ama "fuzzy"dir. "Fuzzy" yani çokdeğişkenli mantık, yani, yeni fizik, yani kaos teorisi, Kelebek Etkisi. "Hem solcuyum hem de sağcı" dediği için dışlanmış, ne Şiran’a ne de Selahattin’e yar olamamıştır, mesela. Zamanın toplumu "Holistic" ya da "bütüncül" düşünceden çok uzaktır onun için kadına kıyarlar."

 

Yazarın son kitabı iki ciltlik "Schrödinger’in Kedisi". Kitap "2035 Türkiye’sine dair, fütüristik bir bilim kurgu değil, bilimi temel alan kurgu" olarak değerlendiriliyor yazar tarafından. Dinden, eğitime, ekonomiden, aile yaşamına kadar, bilimdeki yeni gelişmeler ışığı altında ülkemize neler olabileceğini anlatıyor kitap.


Alev Alatlı

 Türk Milliyetçiliği



Entelektüel bir kurgu: Türk milliyetçiliği...


Bu açıdan bakıldığında, gerek Türkiye içinde, gerekse Türkiye dışında bir öcü olarak kullanılan “Türk milliyetçiliği”nin entelektüel bir kurgu olmaktan öteye gitmediğini teslim etmek gerekir. Batı ülkelerinde en az demokrasi kadar meşru bir ideoloji olarak ortaya çıkabilen “milliyetçilik” bizde derli toplu bir siyasi güç bile olamamış olup; Türkiye’nin en dağınık, en şekilsiz siyasi kanadı, milliyetçi kanat olmaya devam etmektedir. Türk milli bilincinin çarpıcı zayıflığının, IMF’den, AB’ye, NATO’dan Kıbrıs’a, Irak’tan, PKK’ya kadar Avro-Amerikan menşeli her senaryoda figüranlıktan öteye rol kapamayışımızın tastikinde olduğunu düşünüyorum.




 

Ötekini dışlayan bir Türk’ü gösterebilir misiniz?


Kıssadan hisse: Türümüze reva görülen bir kötülük karşısında, kurbanların da insan olduklarını aklımızdan çıkarmamalıyız. Margalit’in çözümlemesi bize uyar diye düşünüyorum; ama öncülünde zorlanıyorum doğrusu: “öteki”nden kategorik olarak nefret eden/dışlayan bir Türk tanımadığım gibi, dört başı mamur ortak bir “soysop” doktrini de bilmiyorum. Bir ucu Manas, diğer ucu Hayber Kalesi destanı olan bir anılar manzumesi, ne kadar “ortak bir kuruntu” olabilir de, hangi öç alma duygusunu körükleyebilir? Ve kimden?


 Türk Dili



Türkçe'nin Üstünlükleri...


Türkçenin bu özelliğinin bir telmihi sebep-sonuç ilişkisini tek bir kelimede ifade edebilmek, diğer telmihi de matematik dili olmasıdır. Burada, yıllardır bilgisayar dili ile Türkçe arasındaki ilişkiyi anlatmaya çalışan Oktay Sinanoğlu’nu saygıyla anmadan geçemeyeceğim. Türkçenin eklemlemeli bir dil olması kadar önemli bir diğer üstün niteliği de “ses uyumu”dur. Araştırmalar, kelime üretmede olduğu kadar, doğru cümle kuruluşlarında da ses uyumunun olağanüstü bir kolaylaştırıcı olduğunu göstermektedirler


 Arayış



Türk Solu-Aydınlar


... Şunu anlamalısınız: Benim ‘60’lı yılların başında duhul ettiğim “sol” Kurtuluş Savaşı’na öykünen “yurtsever güçler”in topyekûn hareketiydi. Meselâ, YÖN’de “Türk Milliyetçilerine Sesleniş” başlığı altında çıkan yazıdaki “milliyetçiler” bizdik: Atatürk’ün izinde, devrik gerici sınıflara, emperyalizme ve feodalizme, komprador-ağa ittifakına karşı savaşacak, Türkiye’nin ekonomik ve politik bağımsızlığını gerçekleştirecek, sulh içinde yaşayacaktık. Bu öyle bir platformdu ki, ülkücülerin “Tanrı Türk’ü korusun” sloganları gibi, “Amin!” çekmekten başka tepkiye izin vermiyordu.


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

-

SİYASET

- 

 

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
- 
-

 

-

 

-

 

-Emre Taner'in Demecine Dipnotlar
-Hatırla
-Aydınlar'mı dediniz?
-‘Apologetics’ ya da ‘hüccetle müdafaa’

-

TÜRKÇÜLÜK ve TÜRK DÜNYASI

- 

 

- 
- 
- 
- 
- 
- 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

Öcü
 

-

KÜLTÜR , TARİH VE KİTAP

-

 

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
-Türklerin En Büyük İcadı ya da Türk Dili

-

DİĞER

- 

 

- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 
- 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

 
   

7

Melâlin Hükümsüzleştirilmesi 
6Emre Taner'in Demecine Dipnotlar 
5Hatırla 
4Öcü 
3Aydınlar'mı dediniz? 
2Türklerin En Büyük İcadı ya da Türk Dili  
1‘Apologetics’ ya da ‘hüccetle müdafaa’