Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

14 Ocak 2005

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Tarih

 

 

 


Atsız'ın Hayali 'Türk Tarihi' Adlı 'Dev Eseri'...


-Yağmur Atsız-


Zaruri bir açıklama

 

12 Ocak Çarşamba günü 'Türk Edebiyatı Vakfı' tarafından Atsız'ın 100. Doğum Yıldönümü münasebetiyle bir anma toplantısı düzenlendi. Haber aldığıma göre burada şeyhin kerameti kendinden menkul tahvasınca, kendisini mütemadiyen Atsız'ın çok yakını imiş gibi gösterme illetine mübtela bir şahıs tarafından, yıllardır temcid pilavı misali zaman zaman ısıtılıp 'sofra'ya sürülen bir iddia tekrarlanmış: Atsız'ın 'Türk Tarihi' adlı 'dev eseri'... Ağır bir megalomani ve egomani vak'ası olduğu anlaşılan bu malum ve maruf şahıs, kendisinin bu metni gördüğünü, hatta Atsız'ın, 'tipik bir Türk kadınının yüz hatlarını göstermek amacıyla' (lahavle!) bu kitaba o şahsın annesini de fotoğraf olarak dahil etdiğini ileri sürmüş. Sonra hızını alamayarak bu 'son derece önemli eser'in, 'para canlısı oğulları' teklif edilen telif ücretini az buldukları için şimdiye kadar yayınlamadığından dem vurmuş.


Bu miğde bulandırıcı iddiaya kim bilir kaçıncı, ama her hal ve karda 'sonuncu' olarak cevab veriyorum:


Atsız'ın 11 Aralık 1975'deki ölümünü müteakıyb iki oğlu, anneleri Bedriye Atsız nezaretinde, rahmetlinin tekmil evrak-ı metrukesini titizlikle aramışlar, fakat sözkonusu metne aid sadece tek bir ize rastlamışlardır ki, o da 1950'lerden kalma ve ileride kaleme alınması mutasavver bir Türk tarihine dair son derece kabataslak bir yazım planıdır. El yazısıyla ve yanlış hatırlamıyorsam eski harflerle iki üç sayfalık bir müsvedde müsveddesi... Atsız, yazılı şeyleri atmağa pek kıyamadığı için bunu da saklamış zahir. Ama bunun dışında herhangi bir 'dev eser'den eser yokdu ki, bu durumda iki ihtimal variddir:
 

Ya bu metin Atsız'ın ölümünden sonraki telaşlı saatlerde bir 'meraklısı'(!) tarafından 'der-cib' edilmişdir ya da mevcud değildir. Çünki varisleri, böylesine 'önemli' ve yayınlandığı takdirde dünyayı ayağa kaldıracak bir 'dev eser'i niçin 29 yıldır gizlesinler? Turşusunu kurmak için mi? Bu tür deli saçmalarına inananların akıl ve mantığından şübhe etmek gerekir. Yok eğer çalındıysa, çalana da bir hayrı dokunmayacağı aşikardır, zira belirli bir şöhret derecesine erişmiş bulunan şahısların fikir yahut sanat eserlerini, evet, belki çalabilirsiniz ama ondan sonra bir daha ortaya çıkaramazsınız. Denemek istiyorsanız Louvre'dan 'La Gioconda'yı yürütün de satın bakalım!
 

Atsız'ın cenaze töreninden kısa bir müddet sonra, kendilerine 'Ülkücü' adı verilen ve Tanrı'nın 'be-tahsis sevgili kulları' oldukları inancını taşıyan bir grup 'sert tavırlı' genç, yine aynı meseleyi görüşmek üzere benden randevu istedi. Henüz Barbarlar tarafından yerle bir edilmemiş bulunan Parkotel'in Pastahanesi'nde bir akşam üzeri buluşduk. Onlara böyle bir metni, eğer varsa bile, benim bulamadığımı anlatdım. Seviyenin düştüğü an da, konuşmayı keserek oradan ayrıldım.
 

1975'den bu yana çok kimse zaman zaman bu meseleyi sormuş ve neden yayınlamakdan 'imtina' etdiğimi öğrenmek istemişdir. İmtina filan etmediğimi ve meselenin aslını her seferinde izaha uğraşdıysam da bizim milletin 'efsane merakı' yüzünden olacak, bir türlü muvaffak olamadığım belli. Lakin bana da artık gına geldi!
 

Hanımlar, Beyler!
 

Büyük Atsız'ın 'Türk Tarihi' adlı 'dev eser'i, varsa bile benim elimde değil! Öbür varisi olan küçük oğlu Buğra'nın elinde de değil!
 

Haberi olmadığı halde onun da muvafakatini varsayarak buradan ilan ediyorum:
 

Şayet bu 'ismi var, cismi yok' metni bulursanız, derhal ve bizlere sormaksızın yayınlayabilirsiniz! Te'lif haklarını da 'Kimsesiz Çocukları Koruma Vakfı'na bağışlıyoruz!
 

Tamam mı?


Atsız'ı Anma Toplantısı'nda bu artık ikrah etdirici iftirayı tekrar ortaya süren şahsı, ilk olarak üç yıl önce annemin cenaze töreninde görmüşdüm. O hengamede bana musallat olarak, daha doğrusu beni 'esir' alarak, Atsız'ın kendisini nasıl 'eşsiz derecede' sevip takdir etdiğini vıyır vıyır anlatmasından cenaze sahibi sıfatıyla görevlerimi ihmal tehlikesiyle yüz yüze kalmış ve yanımdan nazikane uzaklaştırmışdım. Bu şahıs, aradaki yaş farkına rağmen Atsız'ın en samimi iki arkadaşından birinin Yılmaz Ağabey (Öztuna) olduğu, (öbürü Muharrem Ergin'di) ve eğer birtakım 'özel' ricaları olsa bunları ona (onlardan birine!) yönelteceği vakıasından bile bihaberdi!
 

Kendisine iyi bir ruh hekimine görünmesini şiddetle tavsiye edeceğim ama buna ihtiyacı olduğunu idrak edecek durumda olsa hekime de artık ihtiyacı kalmamış bulunurdu. Kısacası eğer Atsız'ın bu 'esrar-engiz' metnini bulan olursa bana da lütfen haber versin ki rahat bir nefes alayım...
 

Muhabbetle...

 

Yağmur Atsız

14 Ocak 2005


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Tercüman Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.