Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

7 Ağustos 2008

III. Selim Han

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Tarih


Bir ‘İngiliz Kemal’ Vardı...


-Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Ünlü Türk casusu “İngiliz Kemal” adıyla tanınan Ahmet Esat Tomruk öleli 42 yıl oluyor. Türk Milleti’nin yetenekli evlatlarından biri olan Tomruk,  I. Dünya Savaşı’nda, İstiklal Savaşı’nda ve 2. Dünya Savaşı’nda, yaptığı istihbarat çalışmalarıyla ordularımıza destek vermiş; ana dili gibi bildiği İngilizce’den dolayı da hep ‘İngiliz Kemal’ olarak anılagelmiş özverili bir memleket evladı.

 

1. Dünya Savaşı’nda Cemal Paşa’nın buyruğunda Arap çöllerinde İngiliz casusu Lawrance’i takip ettiği biliniyor. Fakat bu Türk çocuğunun en büyük hizmeti, Millî Mücadele dönemine rastlar. Bu dönemde, İstanbul Hükümeti’nin Millî Kuvvetleri yok etmek için görevlendirdiği Anzavur ile Amerikalı kimliğiyle görüşür; aldığı bilgileri Ankara’ya aktarır. Dahası, Türk Genelkurmayı’nın buyruğu üzerine Yunan İşgal Kuvvetleri Komutanı General Papulas ile Amerikalı gazeteci kimliğiyle sohbet eder. Çok önemli istihbarat bilgilerini Türk Ordusu’na ulaştırır; ordunun zafere ulaşmasına destek verir.

 

Destandır yaşamı! Kaçar, tutuklanır, Yunan hapishanelerinde çile çeker...

 

Cumhuriyetimiz kurulunca hizmetlerini yine bir süre sürdürür. Yaptığı olağanüstü hizmetlerden sonra Türk Devleti’nden ve Türk Milleti’nden ne diyet ister; ne de çirkin organizasyonlar içine girer… O, görevini yapmış bir yurtseverin gönül huzuru içinde, hizmet mesleğinde örnek bir erdem anıtı olarak köşesine çekilir. Ölümüne yakın tarihlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi,  kendisine “Vatana Hizmet” tertibinden 1964 yılında 500 lira maaş bağlar.1966 yılında da sonsuzluğa göçer...

 

Ölümünden sonra büyük insanın destan hayatı romanlara konu oldu, hakkında filmler çevrildi. Ancak, Öğretmen Yüzbaşı Zekeriya Türkmen’in eserine kadar İngiliz Kemal hakkında belgeli bir çalışma yapılmamıştı. Türkmen’in uzun süren bu millî ‘vefa’ çalışması, “İngiliz Kemal-Millî Mücadele Hatıraları” adı altında, Kültür Bakanlığı yayınları arasından çıktı.

 

Kim bu İngiliz Kemal? Neler yaptı, neler yaşadı?

 

Şöyle, kuşbakışı, bu destan hizmet yaşamına bir göz atalım mı?

 

Asıl adı Ahmet Esat olan İngiliz Kemal rumi 1308, miladi 1892-93 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Evkaf Nezareti Varidat Kalemi Müdürü Mehmet Raşit Bey, annesi Sıdıka Hanım’dır. Ahmet Esat, küçük yaşta babasını yitirdikten sonra, dayısının koruması altına girdi. Orta eğitimini almasının ardından Galatasaray Lisesi’ne başladı. Burada geleceğin ünlü gazeteci-yazarlarından Ruşen Eşref (Ünaydın) ile okul arkadaşlığı yaptı. Atak ve kabına sığmayan bir delikanlıydı. Boks ve yelken sporuyla ilgilendi. Fransızca’sını ilerletti. Fransa’daki gençlerle mektuplaşır oldu. Onun yurt dışı mektuplaşmaları Abdülhamit yönetimini kuşkulandırdı. Yıldız Sarayı’nda sorgulandı.

 

 

İngiltere yolculuğu...

 

Annesi ve dayısı, bu kabına sığmayan çocuğun, Abdülhamit yönetiminde başına bir iş geleceği endişesini taşır oldular. Dayısı çare olarak, Onu Yahudi simsar aracılığıyla bir İngiliz gemisine bindirip, yurttan çıkarttı.

Gemi yolculuğu sırasında girişken Ahmet Esat, kaptanın sevgisini kazandı. Kaptan’a ‘baba’ diye hitap etmeye başladı. Bu yaklaşımdan hoşlanan kaptan İngiltere’ye vardıklarında Ahmet Esat’ı evine götürdü. Eşi’de onu bir çocuğu gibi sevdi. İngiliz Koleji’ne verdiler. İngilizce’yi tüm lehçeleriyle öğrendi... Ve bu dil öğrenimi, Ahmet Esat’ın fırtınalı yaşamının da habercisi gibiydi...

 

O, artık ‘İngiliz Kemal’ idi...

 

Vatan hizmeti başlıyor…

 

1. Dünya Savaşı başlayınca yurda döndü. Önce Çanakkale Cephesi’nde görev aldı. Sonra ilk millî istihbarat teşkilatlarımızdan biri olan Teşkilat-ı Mahsusa’ya girdi. Cemal Paşa’nın yanında Sina-Kanal Cephesi’nde İngiliz casusu Lawrance’in peşine düştü. Bir ara Kutulamare’de tutsak edilen İngiliz General Tawshend’in bulunduğu hapishaneye atılarak, ondan bilgi almakla görevlendirildi.

 

Mütareke yıllarında İstanbul’da idi. İngilizler İttihatçıları tutuklamaya başlayınca, İngiliz Kemal, İttihatçıları kurtarmaya çalıştı. Bunu anlayan İngilizler, onu tutukladılar. İşkence yaptılar. O, fırsatını bulup hapishaneden kaçtı. Çanakkale Boğazı’nda yakalandı. Çanakkale’de yine hapse atıldı. O yine kaçtı ve Türklüğün yüz akı Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’sına doğru yola çıktı...

 

 

Görev Kemal Paşa’dan...

 

İngiliz Kemal sanlı Ahmet Esat Bey, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve Rumca biliyordu... Ankara’daki Millî ordu için bulunmaz bir değerdi.

 

Ankara’da başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere; Genelkurmay Başkanı Albay İsmet (Paşa) ve Müdafa-ı Millîye Vekili Fevzi Paşa ile görüştü. Kendisine Genelkurmay İstihbarat Şubesi’nde görev verildi. Ama asıl görev arkasından gelecekti...

 

Kemal Paşa, Yunan İşgal Kuvvetleri Karargâhı’ndan bilgi istiyordu. Ve “İngiliz Kemal” bu iş için görevlendirildi. Önce Antalya’ya gitti. Orada sahte pasaportlar yaptırdıktan sonra Amerikalı gazeteci Henry Williy kimliğine büründü. Rodos’a geçti. Rodos’ta Amerikalı gazeteci ve sinema muhabiri olarak dolaştı. Sonra da gerçek görevi için İzmir’e geldi. Renkli kişiliği sayesinde Yunan subaylarıyla kısa sürede dost oldu. Yunan Genel Karargâhı’na girdi. Yunan Orduları Komutanı General Papulas ile konuştu. Papulas onu, Yunan Kralı’nın Anadolu’ya yapacağı ziyarette takip edecek gazeteciler arasına soktu. Yunan Genel Karargâhı’ndan aldığı bilgileri günü gününe Ankara’ya iletti.

 

 

Yakalanıyor...

 

O günler Etem’in Yunanlılar’a sığındığı günlerdir. Etem ve arkadaşları İngiliz Kemal’i tanırlar ve Yunan makamlarına ihbar ederler. İngiliz Kemal yakalanır. Sorgusu sırasında hiç Türkçe konuşmaz. Yargıçlar Onun kimliği hakkında kuşkuya düşerler ve onu Atina’ya gönderirler. Bir süre de Atina hapishanesinde kalır. Daha sonra hapishaneden kaçar. Bir Rum’un cüzdanını çalarak para temin eder ve Fransız gemisine binerek, tekrar İzmir’e gelir. Bu zaman içinde Türk Orduları istilacı Yunan kuvvetlerini denize dökmüş; vatan kurtulmuştur. İngiliz Kemal için artık korku yoktur. Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edilir. Kendisine dinlenme izini ve para verilir.

 

 

Yine görev...

 

Yıl 1924... Savaş bitmiştir. Genelkurmay’daki  görevinden ayrılır; İstanbul’a yerleşir. Dört yabancı dil bilmektedir. Tercümanlık yapmaya başlar. Bu arada, 1932 yılına kadar Hafif Siklet Boks Şampiyonluğunu kimseye bırakmaz. Sakin bir yaşam sürerken, 2. Dünya Savaşı çıkar. Devlet Onu bu kez yine göreve çağırır. 2. Dünya Savaşı boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin bir istihbarat görevlisi olarak Balkan ülkelerinde çalışır. Topladığı bilgileri Ankara’ya gönderir. Savaş bitince yine İstanbul’a yerleşir. Bir süre Anadolu Ajansı’nda çalışır. Daha sonra Hilton Oteli’nin tercümanı olur ve turist rehberliği yapar. Vatana yaptığı örtülü hizmetlerin bedelini, çirkin organizasyonlara girerek çıkartmaya çalışmaz. Son yılları yoksulluk içinde geçer. TBMM’ne başvurur. Türkiye Büyük Millet Meclisi de 26 Haziran 1964 yılında çıkarttığı özel bir kanun ile, İngiliz Kemal sanlı Mahmut Esat Tomruk’a, “Vatani Hizmet” tertibinden  500 lira maaş bağlar.

 

Türk Milleti’nin bu has evladı, 14 Şubat 1966 tarihinde sonsuzluğa göçer...

 

Hakkında romanlar yazılır... Filmler çevrilir...

 

Yazar Recai Sanay tarafından yazılan romanların adları şöyle: Türk Casusu İngiliz Kemal İstiklal Harbinde (2 cilt), Türk Casusu İngiliz Kemal Yunan zindanlarında, Türk Casusu İngiliz Kemal 2. Dünya Harbi’nde, Türk Casusu İngiliz Kemal Lawrens ile Karşı Karşıya, İngiliz Kemal Yakınşark İhtilalcileri Arasında, İngiliz Kemal Kıbrıs Muamması Peşinde...

 

Ayrıca kendisinin 1924 yılında yayımladığı kitap: “İşgal ve Mücahede Senelerinde Bir İstanbul Gencinin Yaptıkları” adını taşıyor.

 

Kendisi hakkında bir diğer kitap ise, yazımızın başında sözünü ettiğimiz Zekeriya Türkmen’in eseridir. Nitekim biz de bu yazıda çoğunlukla Türkmen’in çalışmasından yararlandık.

 

Durağı uçmak olsun!

 

Mevlüt Uluğtekin Yılmaz

7 Ağustos 2008



Borçlanmanın Öyküsü... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Borç batağında debelenişimiz yeni değil. 150 yıl önce,  24 Ağustos 1854’de ilk kez yabancılardan borç aldık. Aldığımız parayı üretime yönelik yatırımlara harcamayınca, yine borç aldık. Bu kez aldığımız borç ile öncekinin faizini ödemeye başladık. Yabancılar, baktılar ki paraları ödenmiyor; üzerimize geldiler; hatta borcumuzu ödeyene kadar Ege’deki bir adayı işgal ettiler. Daha sonra da, 1800’lerin sonunda (adı günümüzdeki IMF gibi çokça duyulan) “Düyunu Umumiye”yi kurduk. Gelirlerimizi yabancıların kontrolüne verdik. Cumhuriyetimiz kurulduğunda, Osmanlı topraklarından ayrılan devletlerle Türkiye, Osmanlı borçlarını paylaştı. Payımıza düşen “Düyunu Umumiye” borçları, Atatürk’ün sıkı takibi ile düzenli olarak ödendi. Bu borçların son taksiti 25 Mayıs 1954’de kapatıldı.



Bir ‘Keriman Halis Ece’ vardı... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


“Müftehir olduğumuz (övündüğümüz) tabii güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık bir tekamülün (gelişmenin) mütemadi (sürekli) tahakkukunu ihmal etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmaya mecbur olduğunuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi yüksek kültürde, yüksek fazilette birinciliği tutmaktır” Evet... Atatürk, en önemlisi yüksek kültür ve fazilette birinci olmaktır, diyor.



Kim İlkel? -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


İnsanlığın bu içler acısı uygarlık yaşantısı geçtiğimiz yüzyılın bilgeleri arasında da tartışılıyordu. 20. yüzyılın ilk yıllarında Dr. Alexis Carrelİnsan Denen Meçhul” adlı eserinde özet olarak şöyle diyordu: “Günümüzün insanı uçaklara biniyor Atlantiği çabucak geçiyor; otomobiller üretiyor; ama bu insanlık insanca davranmıyor. Günümüzün insanı kendisini kendi örsü üzerine koyup, kendi çekici ile kendisine bir insanca biçim vermelidir” Yüz yıl önce söylenen bu söz günümüzde de geçerli. Bu sözün en kısa sürede geçerliliğini yitirmesini diliyoruz. Diliyoruz; çünkü uygar görüntülü yaratıkların vahşetlerinden insanlık erdemi adına utanıyoruz.


 

Mevlüt Uluğtekin Yılmaz


1946’da Sorgun-Yozgat’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Sorgun, Kırıkkale ve İstanbul’da tamamladı. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. Bir süre Tarım Bakanlığı’nda, daha sonra TRT’de çalıştı. TRT’de, Denetçilik görevi yanında, kültür ve tarih programları hazırladı. Bu kurumda; İstiklâl Savaşı’nda Milletimiz adlı program dizisiyle, halkın İstiklal Savaşı’na olan katkılarını anlattı. Dede Korkut Hikâyeleri’ni ülkemizde ilk defa bir bütün olarak radyo için dramatize etti. Bu çalışmasından ötürü 1987 yılında Milli Kültür Vakfı, Yılmaz’a “Milli Kültüre Hizmet Ödülü”nü verdi. Tarihte Büyük Türk Devletleri konulu belgesel drama dizisini hazırladı. GAP TV’de kültür sohbetlerinde bulundu. Bilimlik toplantılara bildirileriyle katıldı.

1992’de, TRT’den Program Denetçisi olarak emekli oldu. Gazeteciliğini, basında yazar ve yönetmen olarak sürdürdü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti tarafından “2000 Yılının Başarılı Gazetecisi” seçildi. Şiir, hikâye, oyun, senaryo ve araştırma dallarında eserler verdi. Mehmetçik üzerine yazılmış şiirleri, ilk kez bir antolojide topladı. Şiirleri şarkı ve ilâhi formunda bestelendi. Yayınlarından ötürü seçkin kurumlardan ödüller aldı.

1966’dan beri şiir, öykü ve araştırmalarını günümüze kadar çeşitli süreli yayınlarla topluma ulaştıran Yılmaz’ın, yayımlanmış kitapları şunlar: Cenk Hasreti (Şiir, 1977), Deli Dumrul (Oyun, 1987), Ertuğrul Gâzi (Çizgi Roman, Kültür Bakanlığı Yayını, 1992), Şiirimizde Mehmetçik (Antoloji, Türkiye Gaziler Vakfı Yayını, 1994), Türk Halklarının Ortak Ata-Babaları (Biyografik roman, Azerbaycan’da Göktürk Matbaası 1997, Türkiye ‘de Manas yayıncılık 2006) Osmanlı’nın Arka Bahçesi (Araştırma, 1998), Ayakların Dili (Öykü, 2000) Damdaki Pabuç (Oyun, Türk Standartları Enstitüsü yayını, 2002),

Ayrıca, “Milli Mücadele’de Bozguncu Propagandaya Karşı Yapılan Çalışmalar (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, 1990) adlı yayımlanmamış eseri bulunmaktadır.

Yılmaz, hâlen yazarlık hayatını sürdürmektedir.


 Türk Liderleri



Atatürk


Konuya doğrudan girmek istiyorum... Ne demek, Atatürk gibi düşünmek? Atatürk gibi düşünmek demek: Türk ulusunun-milletinin özgürlüğü; devletinin bağımsızlığı üzerine titremek demek; ülkeyi çok güçlü bir sosyo-ekonomik yapıya kavuşturarak; milleti karnı tok, sırtı pek ve onurlu yaşatmak demek!


 Gelecek



Avrasya


Rusya, Türkiye’ye “Avrasya Hareketi’nde ikimiz lider olalım, başı çekelim” diyor. Bu sözü değerlendirmek gerek... Milli Mücadele yıllarında, Mustafa Kemal Paşa ‘değerlendirdi’. Doğrusu, biz o yıllarda Avrupalı emperyalistlerle olan savaşımızda, Sovyet desteğinin çok yararını gördük. Şimdi adamlar, beraber olalım diyor. ABD, Türkiye’deki bu tür ‘arayışları’ dikkatle takip ediyor ve bize (anlayana) aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyor. Milli Yol dergisinin ilk sayısında Sayın Arslan Bulut’un “Küresel İdeoloji; Küresel Örgüt” adlı şahane bir yazısı yayımlandı. O yazıda Sayın Bulut Dugin’in görüşlerini şöyle aktarıyor: “Uluslararası Avrasya Hareketi Başkan Aleksandr Dugin'e göre; “İstanbul'daki patlamaların amacı Türkiye'yi Atlantik çizgisine geri döndürmek. Çünkü Türkiye son zamanlarda ve özellikle Irak olayından sonra Atlantik'ten uzaklaşma yolunu seçti. Türkiye'yi aynı yola geri döndürmek için İstanbul’da böyle bir eylem yapıldı.” (Sinagog ve Banka saldırısını kastediyor)


 Arayış



Çağdaş Uygarlık


Elbette ülkümüz çağdaş uygarlığı aşmaktır. Ancak, ‘çağdaş uygarlığı aşacağım’ diye, milli olan ne varsa ondan kopmak, vatan toprağının bütünlüğünü başkalarınca yönlendirilen ‘geleceğin’ tehdidine bırakmak demek de değildir... Evrensel değerlerle donanmış bir insan-toplum yaşamının, bu ülkede, ‘ABD-AB yanaşması’ olmadan da gelişeceğine inanıyorum. Kimileri “Türkiye AB’ye girmezse, Ortadoğu’da yoksul bir ülke olarak yalnız kalacak; Suriye, Irak, İran gibi devlet-toplum kimliğine bürünecektir” dese de; bu sözlerin, Türkiye’nin insan-toplum birikimi ve dinamizmi karşısında hiçbir anlamı yoktur. Biz bu sözleri, Milli Mücadele yıllarında çok duyduk. Aynı sözleri, Antep’i kuşatan Fransız Albayı Andrea da söylüyordu... Aynı sözleri, İngilizler Lozan’da da söylediler..


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar