Altınordu Hanı Özbek Han’ın sarayına yaklaştıklarında genç papaz, arabayı çeken atların kişnemeleri arasında Metropolit Aleksey’e sordu:
- Ya bizi dinlemezler ise?
Eleksey durdu. Dönüp, elini genç papazın omuzuna koyup, ‘daha öğreneceğin çok şey var” dercesine, gülümseyerek baktı:
- Hiç merak etme... Altınordu’yu yönetenler Türk. Biliyorsun, biz Hıristiyanlar, Hıristiyan devletlerinden daha itibarlıyız burada, dedi.
Genç papaz, metropolitin bu sözlerine şaşırmamıştı ama, yine de dudaklarını umutsuzca büktü. Bu sırada sürücünün atlara vurduğu kırbacın şakırtısıyla ikisi de çevrelerine baktılar. Saraya az bir yolları kalmıştı.
Metropolit Aleksey konuşmasını sürdürdü:
-Çok gençsin... Kilisemizin Altınordu yönetimindeki tarihini iyi okumadığın belli... Şimdi iyi dinle: Berke Han zamanıydı. 1261 yılında ne oldu biliyor musun?
Bu soruya genç papaz yanıt veremedi. Sadece boş bakışlarla yaşlı metropolite baktı.
Metropolit sorduğu sorunun yanıtını yine kendisi verdi:
-Berke Han, Altınordu başkentinde bizler için Piskoposluk kurdu! Şimdi şu söylediklerime daha da şaşıracaksın; iyi dinle: Berke Han, ilk piskopos Theoğnost’u devlet adına yabancı ülkelere elçi olarak gönderdi. Kim gönderdi? Bir Müslüman olan Altınordu Han’ı Berke Han! Şimdi anladın mı niçin derdimizi anlatmak için sarayına giderim Özbek Han’ın?
Genç papaz, sevinç ve hayret karışımı duygularla gözlerini metropolitten ayırmıyordu. Sadece:
- Ama efendim, dedi ve sustu.
Metropolit Aleksey, başını eğerek genç papazın yüzüne dikkatle baktı. Sözlerini anlamadığını sandı. Öfke rüzgarı sinmiş sesiyle konuştu:
- Ne ‘ama’sı? Söylediklerim doğrudur. Bizim dindaşlarımız Moskova prensliğinden daha özgür yaşıyor burada!
- Hayır onu demek istemedim efendim... Diyorum ki, Özbek Han şehir dışında. Biz boşuna giriyoruz saraya. Derdimizi kime anlatacağız?
Metropolit, genç papazın bu sözleri karşısında yüksek bir kahkaha attı. Gülmesi sürerken:
- Bekle görürsün, kime dert anlatacağımızı, dedi.
Genç papaz şaşkınlık içindeydi.
Arabacı dizginleri kısınca, Özbek Han’ın sarayına geldiklerini anladılar. İkisi de arabadan indiklerinde, genç papaz hâlâ tedirgindi.
Saray görevlileri onları kapıda karşıladı. Metropolit, görevliye sordu:
-Özbek Han şehir dışındadır, biliyorum. Eşleri Taydula Hanım sarayda mı?
- Sarayda efendim.
-Bizi derhal huzura çıkart. Önemlidir!
Genç papaz, metropolitin kulağına eğilerek fısıldadı:
- Efendimiz, Özbek Han’ın eşi bizim derdimize nasıl çare bulabilir ki?
Metropolit:
- Delikanlı, bu Altınordu’da Han eşleri, bir Han gibi yarlığ yayınlar. Yeter ki, isteğin haklı olsun, dedi.
Taydula Hanım’ın kapısı önünde durdular. Görevli, Taydula Hanım’ın kapısını vurdu ve kapıyı açtı. Kapı eşiğinden bir adamı ilerledi ve durdu. Elleri önünde bağlı biçimde “Hıristiyanların Metropoliti Aleksey’in geldiğini, bir sorunları olduğunu” söyledi. Taydula Hanım’ın izin veren sözleri kapı dışına taştı.
Metropolit ve genç papaz içeri girdiklerinde, Taydula Hanım onları ayakta karşıladı.
Metropolit Aleksey, en alımlı sözlerle saygılarını sundu. Sonra sözlerini şöyle sürdürdü:
-Efendimiz, kilisemiz, biliriz ki, özgürdür. Ancak, bir sorunumuz var, dedi.
Taydula Hanım, meraklanmıştı:
-Lütfen çekinmeden söyleyiniz. Nedir sorununuz?
- Kilisemiz arazisine komşu olan Müslümanlar kilise arazisinin bir kısmını işgal ettiler... dedi, başını öne eğidi ve sustu.
-Taydula Hanım, metropoliti dikkatle dinlerken, genç papaz korkulu bakışlarla, metropolite bakıyor; “Müslüman bir Han eşine, Müslümanları şikayet etmiş olmanın” doğuracağı sonucu düşünüyordu.
-Taydula Hanım, bir süre hiç konuşmadan gözlerini yumdu. Sonra, yüksek sesle dışarıdaki görevliyi çağırdı. İçeri giren görevliye, yarlığ yazıcılarını gelmesini söyledi. Kısa bir süre sonra yarlığ yazıcıları Taydula Hanım’ın huzuruna girdi.
Taydula Hanım, metropolite hâlâ yanıt vermemişti. Bu durumdan en çok paniğe kapılan da genç papazdı. Her şey olabilirdi... Genç papazın benzi sararmış; dizleri titriyordu. Oysa yaşlı metropolit çok rahattı.
Taydula Hanım, karşısında buyruğunu bekleyen yazıcılara şöyle dedi:
-Buyruğumdur, bu günden sonra, tüm kilise arazilerinin mal varlıkları dokunulmazdır. Hiç kimse, kilise mallarına, kiliseden izinsiz sahip olamaz, Berke Han eşi Taydula!, dedikten sonra büyük bir kalabalığa sesleniyormuş gibi:
-Han mühürünü getirin!, dedi.
İçeri giren yaşlı görevli mühürü Taydila hanımın önüne saygıyla bıraktı. Geri geri giderek odadan çıktı.
Taydula Hanım’ın gözleri çakmak çakmaktı. Başı dimdik duruyordu. Gözlerini yarlığ yazıcılarına çevirdi. Yazıcılar anlamışlardı. Bakışlar üzerlerindeyken hiç beklemeden ellerindeki yarlığı Taydula Hanım’a saygıyla verdiler. Taydula Hanım, devlet mühürünü, fermandaki adının üzerine bastı. Sonra da fermanı metropolite uzattı.
Metropolit Aleksey’in gözleri mutluluktan ışıl ışıldı.
Genç papaz ise, arka arka yürüyerek huzurdan ayrılırken, şaşkınlık içindeydi...