Yazar | 
Mevlüt U. Yılmaz |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
| 
Fuzûlî ile Kerkük sohbeti...
-Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Sen, azâmet çağının şâirisin Ey Fuzûlî! “Türk Asrı”nın bulunmaz lezzetli meyvesisin! Arapça’nın egemen olduğu bir mekânda Türkçe’nin sesisin! En ilginci, Türk gücünün doruğa ulaştığı o çağda, sen bir başka doruksun! O çağa bakıyorum; meslektaşların hep seni anmışlar gururla.. Kanunî devrinde seninle aynı çağda yaşayan Bâki sana nazire yazmış. Yahya Bey, Hayâli Bey de öyle... Bağdatlı Rûhî, Celâl Çelebi, Caferi, Şâhi hep seni anmışlar şiirlerinde… 17. ve 18. yüzyıllara ulaşmış gücün: Nâilî, Nedim, Şeyh Galip etkinde kalmış; şiirlerinde sana yer ayırmış; nazireler yazıp hayranlıklarını dile getirmişler... Ey Fuzûlî!
Seninle sohbetimiz sürerken aklıma geldi: Öyle ya, sen Irak Türküydün! Ve sen o çağda Türk bilirdin, Türk yurdu sayardın, “Burcu evliyâ” dediğin Bağdat’! Ah Fuzûlî… Şimdi bir görsen o diyârları… Türk’ün esâmesi okunmaz oldu... Bıçak açmaz ağızları, diller paslı… Kerkük’te, Telafar’da Türkmenim yaslı! Devir-devrân öyle değişti ki… O illerde Türkçe danışmak ruhsata tâbî! Senin devrinde, İstanbul’da, Han Otağı’nda vurunca Mehter’in kösü, yankılanırdı Bağdat’ta, Kerkük’te sesi! Şimdi... Şimdi, boynu bükük horyatlarla sesleniriz oralara: Türkümüz var. Şarkımız, türkümüz var. Bilsin ki, unutanlar; Kerkük’te Türk’ümüz var! Ah Fuzûlî, ne kadar şanslısın şimdi yaşamadığına! Sen, o devirde, o mekânda, Selçuklu kartalının kültür kanatlarıyla, Osmanlı fermânının rahatlığıyla hârikalar yarattın Türkçe’yle! Bizim çağımızda ise, senin kardeşin Türkmenler ipe çekilir oldu! İyi ki yaşamadın 1959 yılının 14 Temmuz’unu… Senin yolundan gidenlerin pek çoğu, 14 Temmuz günü şehittiler! Ey Fuzûlî, haydi biz çekilelim aradan; şimdi o şehitler konuşsun: Bizler, şehâdet şerbetini içenlerdeniz! Bizler, Türklük uğruna tatlı candan geçenlerdeniz! Adım, Osman Hıdır.. Mekânım, Arslan Yatağı.. Suçum: Kerkük’de Türk olmaktır! Nasıl anlatayım bilmem ki… Karşımda itler gibi ürdüler, Sonra öldürdüler! Çırılçıplak soyup; Cesedimi sokaklarda sürüdüler! Adım, Osman Hıdır!
Bu zalım yerde, Türk’ün kaderi budur! Ben Ata Hayrullah! İki Jip arasına gerdiler önce Sen lidersin dediler, Sürdüler… Sürüdüler... Ağaca asıp; cesedime tükürdüler! Ben, Ata Hayrullah! Alışamadım öz yurdumda tutsaklığa, Bin yıl önce geldim Kerkük’e, Biliyorum evvelallah! Adım, Seyyid Gani! Baltalarla parçaladılar beni! En şanslısı benim belki, Dar geldi bu Kerkük bana dar! Devirdim karşıma geleni Son nefesime kadar! Bir ara Süleyman’ı gördüm Onu arkadan vurdular! Ben, Abdullah Beyatlı! Ben, Kasım Neftçi! Ben, Adil Hamit! Ben, Hacı Necim! Ben, bütün KERKÜK!..
Ey Fuzûlî, şimdi o diyârda yaşamak ölümden beter! 1959 yılındaki Türk katliâmı 2000’li yıllarda da devam ediyor. Okyanus ötesinden gelen insan kılıklı yaratıklar, eşkıyayı dağdan indirdiler; Türkmen’imi Kerkük’te ve tüm Irak’ta sindirdiler!
Sen o çağda Hadikat-üs Suadâ’nın girişinde “Dünyanın en büyük ve erdemli halk zümresini teşkil eden Türkler” için övgüler dizmişsin… Doğru demişsin! Büyüklük nasıl olur? Türk budunlarının birbiriyle kardeşçe yaşamasıyla, bilimde, teknikte, ileri gitmekle… Senin çağından beri yatan ulu Türk Kültürünü ayağa dikmekle! Ve bir müjde vereyim Ey Fuzûlî! Kardeşçe günlere “merhaba” diyor Anadolu ve Ulu Türkeli!
Ankara, Bişkek, Bakû, Astana, Taşkent, Aşkabad; hür olmanın, bir olmanın, büyük olmanın coşkusunu yaşıyor! O coşku taşar birgün, Kerkük’ü de aşar bir gün! Rahat uyu Fuzûlî, Türk’e karşı düşmanlık; Kâr getirmez fuzûlî!..
Mevlüt Uluğtekin Yılmaz 18 Ocak 2007
|
"Ortadoğu" Düşünceleri -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Hemen yanıbaşımızdaki bir coğrafya, bize, Türkiye’ye göre, Doğu’nun ‘ortası’ olabilir mi? Bu mümkün mü? Mısır, İsrail, Lübnan, Suriye, Irak, Ürdün, Arap Yarımadası, güneyimizde, İran ise Güneydoğumuza düşmekte... Ve bizler buraları, ne tuhaftır ki “Ortadoğu” diye tanımlamaktayız. Bu tanımlama, Avrupa’nın ‘batısında’ olan devletler için doğru. Gerçekten, söz gelişi; İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya için bu bölge Doğu’nun ortasında... Ama Türkiye’ye göre bu bölge Doğu’nun ortasında değil. Ortadoğu sözcüğü Avrupa için doğru, bizim için yanlış!
|
Yüz Karası -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Özel Kalem Müdürü, dakikalardır Talat Paşa’nın karşısında el pençe divan durmuş; buyruğunu bekliyordu. Oysa Talat Paşa, elindeki saate dalmış; gözü kimseyi görmüyordu. Müdürü kendisi çağırmamış gibi; hâlâ, cep saatine bakıyordu. Bu bakış, zamanı öğrenme bakışı değildi. Yüzünde derin bir hüzün vardı.
|
Ufkumuzu Aralayanlardan: Prof. Dr. Bahaeddin Ögel -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Herkesin unutamadığı bir öğretmeni vardır. Benim de pek çok öğretmenim oldu. Ama, bunlar arasında sevgili öğretmenim Bahaeddin Ögel, belleğimden hiç mi hiç silinmedi! Silinmedi; çünkü, Türk milletinin değerlerini, onun kadar bilen, onun kadar tanıyan ve bildiklerini bilim disiplini içinde pek güzel anlatan çok az Türkolog tanıdım. O, bu milletin yetiştirdiği ender rastlanan bilgelerden birisi idi. Hayatının her dakikası derin bir sevgiyle bağlı olduğu milletinin tarihini, en güzel, en anlaşılır biçimde anlatmaya harcadı.
|
| | 
Mevlüt Uluğtekin Yılmaz
1946’da Sorgun-Yozgat’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Sorgun, Kırıkkale ve İstanbul’da tamamladı. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. Bir süre Tarım Bakanlığı’nda, daha sonra TRT’de çalıştı. TRT’de, Denetçilik görevi yanında, kültür ve tarih programları hazırladı. Bu kurumda; İstiklâl Savaşı’nda Milletimiz adlı program dizisiyle, halkın İstiklal Savaşı’na olan katkılarını anlattı. Dede Korkut Hikâyeleri’ni ülkemizde ilk defa bir bütün olarak radyo için dramatize etti. Bu çalışmasından ötürü 1987 yılında Milli Kültür Vakfı, Yılmaz’a “Milli Kültüre Hizmet Ödülü”nü verdi. Tarihte Büyük Türk Devletleri konulu belgesel drama dizisini hazırladı. GAP TV’de kültür sohbetlerinde bulundu. Bilimlik toplantılara bildirileriyle katıldı. 1992’de, TRT’den Program Denetçisi olarak emekli oldu. Gazeteciliğini, basında yazar ve yönetmen olarak sürdürdü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti tarafından “2000 Yılının Başarılı Gazetecisi” seçildi. Şiir, hikâye, oyun, senaryo ve araştırma dallarında eserler verdi. Mehmetçik üzerine yazılmış şiirleri, ilk kez bir antolojide topladı. Şiirleri şarkı ve ilâhi formunda bestelendi. Yayınlarından ötürü seçkin kurumlardan ödüller aldı. 1966’dan beri şiir, öykü ve araştırmalarını günümüze kadar çeşitli süreli yayınlarla topluma ulaştıran Yılmaz’ın, yayımlanmış kitapları şunlar: Cenk Hasreti (Şiir, 1977), Deli Dumrul (Oyun, 1987), Ertuğrul Gâzi (Çizgi Roman, Kültür Bakanlığı Yayını, 1992), Şiirimizde Mehmetçik (Antoloji, Türkiye Gaziler Vakfı Yayını, 1994), Türk Halklarının Ortak Ata-Babaları (Biyografik roman, Azerbaycan’da Göktürk Matbaası 1997, Türkiye ‘de Manas yayıncılık 2006) Osmanlı’nın Arka Bahçesi (Araştırma, 1998), Ayakların Dili (Öykü, 2000) Damdaki Pabuç (Oyun, Türk Standartları Enstitüsü yayını, 2002), Ayrıca, “Milli Mücadele’de Bozguncu Propagandaya Karşı Yapılan Çalışmalar (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, 1990) adlı yayımlanmamış eseri bulunmaktadır. Yılmaz, hâlen yazarlık hayatını sürdürmektedir.
|
| 
| Türk Liderleri |

| Atatürk
Konuya doğrudan girmek istiyorum... Ne demek, Atatürk gibi düşünmek? Atatürk gibi düşünmek demek: Türk ulusunun-milletinin özgürlüğü; devletinin bağımsızlığı üzerine titremek demek; ülkeyi çok güçlü bir sosyo-ekonomik yapıya kavuşturarak; milleti karnı tok, sırtı pek ve onurlu yaşatmak demek!
|
| 
| Gelecek |

| Avrasya
Rusya, Türkiye’ye “Avrasya Hareketi’nde ikimiz lider olalım, başı çekelim” diyor. Bu sözü değerlendirmek gerek... Milli Mücadele yıllarında, Mustafa Kemal Paşa ‘değerlendirdi’. Doğrusu, biz o yıllarda Avrupalı emperyalistlerle olan savaşımızda, Sovyet desteğinin çok yararını gördük. Şimdi adamlar, beraber olalım diyor. ABD, Türkiye’deki bu tür ‘arayışları’ dikkatle takip ediyor ve bize (anlayana) aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyor. Milli Yol dergisinin ilk sayısında Sayın Arslan Bulut’un “Küresel İdeoloji; Küresel Örgüt” adlı şahane bir yazısı yayımlandı. O yazıda Sayın Bulut Dugin’in görüşlerini şöyle aktarıyor: “Uluslararası Avrasya Hareketi Başkan Aleksandr Dugin'e göre; “İstanbul'daki patlamaların amacı Türkiye'yi Atlantik çizgisine geri döndürmek. Çünkü Türkiye son zamanlarda ve özellikle Irak olayından sonra Atlantik'ten uzaklaşma yolunu seçti. Türkiye'yi aynı yola geri döndürmek için İstanbul’da böyle bir eylem yapıldı.” (Sinagog ve Banka saldırısını kastediyor)
|
| 
| Arayış |

| Çağdaş Uygarlık
Elbette ülkümüz çağdaş uygarlığı aşmaktır. Ancak, ‘çağdaş uygarlığı aşacağım’ diye, milli olan ne varsa ondan kopmak, vatan toprağının bütünlüğünü başkalarınca yönlendirilen ‘geleceğin’ tehdidine bırakmak demek de değildir... Evrensel değerlerle donanmış bir insan-toplum yaşamının, bu ülkede, ‘ABD-AB yanaşması’ olmadan da gelişeceğine inanıyorum. Kimileri “Türkiye AB’ye girmezse, Ortadoğu’da yoksul bir ülke olarak yalnız kalacak; Suriye, Irak, İran gibi devlet-toplum kimliğine bürünecektir” dese de; bu sözlerin, Türkiye’nin insan-toplum birikimi ve dinamizmi karşısında hiçbir anlamı yoktur. Biz bu sözleri, Milli Mücadele yıllarında çok duyduk. Aynı sözleri, Antep’i kuşatan Fransız Albayı Andrea da söylüyordu... Aynı sözleri, İngilizler Lozan’da da söylediler..
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|