Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

4 Ekim 2006

Samed Behrengi

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Tarih


Papalar da Diz Çöker!


-Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Asya’daki Hun Devleti, Mete Han’ın soyundan gelen Panu Yabgu liderliğinde M.S. 216 yılına kadar yaşadı. Çin’in tahrik ve teşvik ettiği kardeş kavgaları sonucu yıkılan Hun Devleti ‘ndeki Hun Türkleri, Türklüğün Asya’daki bağımsızlık bayrağını Tabgaçlar’a bırakarak batıya doğru göçe başladılar.

 

Daha önce Ci-Ci Yabgu’nun batıya çektiği Hunlarla birleşen Hun kütleleri Hazar Denizi’nin kuzeyinden Avrupa’ya doğru ilerlediler.

 

Başlarında BALAMİR HAN vardı!

 

 

Balamir Han, yıldırım hızıyla Volga ırmağını geçip, bugünkü Almanların ataları sayılan Ostrogot, Vizigot ve Vandalları önüne katarak, onları Avrupa içlerine kadar sürdü. Böylece, dünya tarihinin Kavimler Göçü diye adlandırdığı büyük kitle hareketlerini meydana getirdi. Bir başka deyişle; Avrupa’nın bugünkü etnik yapısını ortaya çıkardı. Bununla da kalmadı; Balamir Han’ın Avrupa’da meydana getirdiği bu sarsıntı, Roma İmparatorluğu’nu ikiye ayırdı. Doğuda BİZANS adıyla ortaya çıkan Doğu Roma, Avrupalı milletleri ve günümüz İtalya’sındaki Roma’yı tehdit etmeye başladı. Avrupa’daki Hunlar, Avrupa’nın düzenini sağlıyor; özellikle Roma’yı Avrupalı barbar kavimlere ve Bizans’a karşı koruyorlardı.

 

Hunlar, Balamir Han’ın ölümünden sonra da güçlerini korudular. Kağan Yıldız zamanında ve daha sonra Rua, Muncuk, Aybars ve Oktar kardeşler devrinde Avrupa’nın tek büyük gücü durumundaydılar. Roma’yı korumak için Bizans önünde set oldular. Bizans öylesine yılmıştı ki Hunlardan; Hakan Rua ölünce, bütün Bizans kiliselerinde, kuvvetli bir düşmandan kurtulduk diye, şükür ayinleri düzenlendiler.

 

Ne var ki, Bizans’ın sevinci kursağında kalacaktı. Çünkü, Hunların başına Rua’dan sonra ATTİLA geçti!

 

Attila, amcası Rua’nın yanında yetişmişti. Akıllı, tedbirli ve ataktı. Attila ataları gibi daima güçsüzün yanında oldu. O da Roma’yı çapulcu Avrupalı kavimlere ve Bizans’a karşı korudu. Yönetimi altındaki Avrupalılara karşı adil ve şefkatli davrandı. Türk töresinin egemen olduğu Attila yönetiminde din ve vicdan özgürlüğü vardı. Bugünkü Avrupalıların ataları Attila sayesinde huzur ve refah içinde yaşıyorlardı. Avrupalılar onu, Tanrı’nın kötülükler üzerine inen kırbacı olarak görüyorlardı.

 

Avrupa Türk Hun İmparatorluğu’nun Kağanı Attila, yaptığı akınlar ve gönüllü katılmalarla devlet sınırlarını kısa sürede, doğuda Balkaş gölünden, batıda Atlas okyanusuna kadar genişletti. Dünyanın ender yetiştirdiği büyük devlet adamlarından olan Attila, düzensiz Avrupa’yı düzene sokmuş; adaletin keskin kılıcı olmuştu.

 

Attila, gerektiğinde acımasızdı. Çirkin ve utanç verici olaylar karşısında çok sert tepki gösteriyordu… Sözgelişi, Hunların dirisi karşısına çıkamayan Bizanslılar, bir gece Hun sınırından içeri girip, Hun büyüklerine ait mezarları tahrip etmişlerdi. Bu olaya Attila’nın tepkisi çok büyük oldu. Bu aşağılık olayın düzenleyicisi Bizans’ın Markos Piskoposu idi. Attila, piskoposun Bizans tarafından cezalandırılmadığını görünce, 2. Balkan Seferini başlattı. Ordularıyla Yeşilköy’e kadar gelip, Bizans’ın kapılarına dayandı. Tehlikenin boyutunu anlayan Bizans, Romalılar’ı aracı koyarak Attila’dan özür diledi. Ayrıca, içlerinde tarihçi Priskos’unda bulunduğu bir “şefaat heyeti” göndererek, Attila’dan affedilmelerini istedi.

Attila bir kez daha affetti Bizans’ı…

 

Bizans öyle bir kayaya çatmıştı ki, ne yapacağını bilemiyordu. Bildikleri tek şey; Attila sağ oldukça kendilerine huzur yoktu. Tek yol vardı; o da,  Attila’nın öldürülmesiydi... Bunu sağlamak için Attila’ya karşı bir suikast girişiminde bulundular. Attila, bu girişimi muhteşem istihbarat ağıyla anında haber aldı. Yakalanan suikastçileri bizzat sorguladı. Sorgulama sonunda, Bizans İmparatoru Teodosyus’a şöyle bir haber gönderdi:

 

“Teodosyus bize vergi vermekle kölemiz durumuna düşmüştü. Lâkin,

O, efendisine ihanet etmekle, kölelik haysiyetini dahi koruyamamıştır!”

 

Daha sonra Attila, Bizans’ı uzaktan yönetmeye başladı. Bu arada, Roma üzerinde koruyucu politikasını 440 yılında kaldırdı. Roma’nın yönetimine katılmak istedi. Roma İmparatoru Valetinianus’un kız kardeşi Honoria ile nişanlı olmasını gerekçe göstererek, Roma yönetiminde hakkı olduğunu ileri sürdü. Bu isteği Roma tarafından reddedilince, 451 yılı ilkbaharında ordularını harekete geçirdi. Ren ırmağını üç koldan geçerek Roma ve Birleşik Avrupa Ordusunu, Paris yakınlarında karşıladı. Bir gün gibi kısa bir sürede Romalı General Ataüs komutasındaki birleşik orduyu dağıttı. 452 yılı ilkbaharında Roma’nın kapısına dayandı.

 

Roma’yı büyük bir telaş aldı. İmparator ve çevresi korkudan tir tir titriyorlardı. “Tanrı’nın kırbacı” Roma üzerine şaklayacaktı! Bundan kurtulmanın bir yolu olmalıydı... Attila’nın kişiliğini araştırmaya başladılar… Attila; korkusuz ve yaman bir savaşçıydı. Ama bir o kadar da, sanata ve her dine karşı saygılıydı… Evet! Bulunmuştu çaresi! Attila’yı ancak bir din büyüğü durdurabilirdi. Ancak, Papa 1. Leo, Roma’yı yerle bir etmekten kurtarabilirdi. Attila’nın bu öfke seline ancak Papa set olabilirdi... Öyle ya, haksızlık, adaletsizlik karşısında çelikleşen Türk’ün ipek gönlüne ancak bir din adamı ulaşabilirdi!

 

Tarihler, Papa 1. Leo’nun Attila’yı Roma kapısında karşıladığını ve yalvardığını yazdı...

 

Papa’nın, Roma kapısına dayanan Attila’ya sızlayarak yönelttiği sözler, Attila’nın Türk gölünü hedefliyordu:

 

-Ey yoksulların koruyucusu…Ey zalimlerin korkusu... Ey büyük Attila! İşte ben,  bütün Hıristiyanların temsilcisi, ben Papa 1. Leo, önünüzde diz çökerek yalvarıyorum: Roma’ya girmeyiniz. Dünya Hıristiyanları adına sesleniyorum, bize acıyınız…

           

Attila’nın Papa’ya cevabı, Attila’yı daha da yüceltiyordu:

           

-Kalkınız Papa hazretleri! Bir din büyüğünün önümüzde diz çökmesine gönlümüz elvermez…. Lütfen kalkınız! Roma’yı ve sizleri bağışlıyorum. Barış ve kardeşlik içerisinde yaşadığınız sürece, benden size zarar gelmeyeceğini biliniz. İmparatorunuz, Romalıları adalet üzere yönettiği sürece, ben uzaklardayım. Aksi halde çok yakınınızdayım! Selâm söyleyiniz, sizi bana gönderen İmparatorunuza!

Attila, Avrupa’da esen Asya’nın bozkır rüzgarıydı. Kirlenmemiş, tertemiz bir bozkır rüzgârı…

 

Tüm Avrupa’yı egemenliği altına alan Attila, orduları Asya’ya doğru yönelttiği bir sırada 60 yaşında öldü.

 

Attila Avrupa’yı öyle derinden etkiledi ki, bugün İzlanda da onun hayatı destanlarla söylenmekte…

 

Kuşkusuz o günümüzde de yaşıyor; anılarda, masallarda.

 

Macaristan’ın dağlarında ovalarında!

 

Mevlüt Uluğtekin Yılmaz

4 Ekim 2006


 

İliştiri: Bu yazı üç ay önce Manas Yayıncılık tarafından yayımlanan “Türk Budunlarının Ortak Atababaları” adlı çalışmamazda “Attila-Tanrı’nın  Kırbacı” başlığıyla yer almaktadır.

 

 



Bamsı Beyrek Hikayesinin Şahmuratlı Köyü Çeşidi -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Dede Korkut Hikâyelerinden biri olan “Bamsı Beyrek” hikâyesinin Sorgun/Şahmuratlı Köyünden 1988 yılında derlediğim çeşidinin, Türk Halk Bilimi’ne az da olsa bir yararı dokunursa, kendimi mutlu sayarım. Derleme metine geçmeden önce, Dede Korkut Hikâyelerinden söz etmemiz gerekir.



Osmanlı 16. Yüzyılda Yıkıldı -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Biz Türkler, Cumhuriyetimiz ile yepyeni bir soluk aldık. Binlerce yıllık bir birikimi taşıyoruz. Türk tarihi yüksek hareketlilik içinde çizilmiş harika bir tablodur. Yabancı tarihçiler, “Dünya tarihinden Türkleri çıkartınız, tarih anlamsızlaşır” diyor. Bu söz doğrudur. Türk unsuru çoğu zaman gözardı edilmiş olsa da, köklü bir devlet geleneğimiz var. Zihin kotları açık bir toplum olma yolunda ilerliyoruz. Kendimize güveniyoruz. Bunun içindir ki, yanlışlarımızı açıkça yazıyoruz.



Maddenin Paylaşımı -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


İnancın kazanılması da kolay, paylaşımı da. Eğitim, alımlı sözlerle telkin ve grup içinde etkileşim gibi yöntemlerle kişinin inanç dünyasını şekillendirmek mümkün... İster dinî olsun –özellikle dinî- ister ideolojik; herkes inancını heyecanla paylaşmak istiyor. Kolayca da paylaşıyor. Ama, aynı kolaylığı, insanlar arasında ‘madde’nin paylaşımında göremiyoruz. Bir başka deyişle, yoksulluğu giderecek ve tüm insanların, ‘insanca’ yaşamasını sağlayacak bir ‘kolay’ yöntemi bulamıyoruz...


 

Mevlüt Uluğtekin Yılmaz


1946’da Sorgun-Yozgat’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Sorgun, Kırıkkale ve İstanbul’da tamamladı. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. Bir süre Tarım Bakanlığı’nda, daha sonra TRT’de çalıştı. TRT’de, Denetçilik görevi yanında, kültür ve tarih programları hazırladı. Bu kurumda; İstiklâl Savaşı’nda Milletimiz adlı program dizisiyle, halkın İstiklal Savaşı’na olan katkılarını anlattı. Dede Korkut Hikâyeleri’ni ülkemizde ilk defa bir bütün olarak radyo için dramatize etti. Bu çalışmasından ötürü 1987 yılında Milli Kültür Vakfı, Yılmaz’a “Milli Kültüre Hizmet Ödülü”nü verdi. Tarihte Büyük Türk Devletleri konulu belgesel drama dizisini hazırladı. GAP TV’de kültür sohbetlerinde bulundu. Bilimlik toplantılara bildirileriyle katıldı.

1992’de, TRT’den Program Denetçisi olarak emekli oldu. Gazeteciliğini, basında yazar ve yönetmen olarak sürdürdü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti tarafından “2000 Yılının Başarılı Gazetecisi” seçildi. Şiir, hikâye, oyun, senaryo ve araştırma dallarında eserler verdi. Mehmetçik üzerine yazılmış şiirleri, ilk kez bir antolojide topladı. Şiirleri şarkı ve ilâhi formunda bestelendi. Yayınlarından ötürü seçkin kurumlardan ödüller aldı.

1966’dan beri şiir, öykü ve araştırmalarını günümüze kadar çeşitli süreli yayınlarla topluma ulaştıran Yılmaz’ın, yayımlanmış kitapları şunlar: Cenk Hasreti (Şiir, 1977), Deli Dumrul (Oyun, 1987), Ertuğrul Gâzi (Çizgi Roman, Kültür Bakanlığı Yayını, 1992), Şiirimizde Mehmetçik (Antoloji, Türkiye Gaziler Vakfı Yayını, 1994), Türk Halklarının Ortak Ata-Babaları (Biyografik roman, Azerbaycan’da Göktürk Matbaası 1997, Türkiye ‘de Manas yayıncılık 2006) Osmanlı’nın Arka Bahçesi (Araştırma, 1998), Ayakların Dili (Öykü, 2000) Damdaki Pabuç (Oyun, Türk Standartları Enstitüsü yayını, 2002),

Ayrıca, “Milli Mücadele’de Bozguncu Propagandaya Karşı Yapılan Çalışmalar (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, 1990) adlı yayımlanmamış eseri bulunmaktadır.

Yılmaz, hâlen yazarlık hayatını sürdürmektedir.


 Türk Liderleri



Atatürk


Konuya doğrudan girmek istiyorum... Ne demek, Atatürk gibi düşünmek? Atatürk gibi düşünmek demek: Türk ulusunun-milletinin özgürlüğü; devletinin bağımsızlığı üzerine titremek demek; ülkeyi çok güçlü bir sosyo-ekonomik yapıya kavuşturarak; milleti karnı tok, sırtı pek ve onurlu yaşatmak demek!


 Gelecek



Avrasya


Rusya, Türkiye’ye “Avrasya Hareketi’nde ikimiz lider olalım, başı çekelim” diyor. Bu sözü değerlendirmek gerek... Milli Mücadele yıllarında, Mustafa Kemal Paşa ‘değerlendirdi’. Doğrusu, biz o yıllarda Avrupalı emperyalistlerle olan savaşımızda, Sovyet desteğinin çok yararını gördük. Şimdi adamlar, beraber olalım diyor. ABD, Türkiye’deki bu tür ‘arayışları’ dikkatle takip ediyor ve bize (anlayana) aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyor. Milli Yol dergisinin ilk sayısında Sayın Arslan Bulut’un “Küresel İdeoloji; Küresel Örgüt” adlı şahane bir yazısı yayımlandı. O yazıda Sayın Bulut Dugin’in görüşlerini şöyle aktarıyor: “Uluslararası Avrasya Hareketi Başkan Aleksandr Dugin'e göre; “İstanbul'daki patlamaların amacı Türkiye'yi Atlantik çizgisine geri döndürmek. Çünkü Türkiye son zamanlarda ve özellikle Irak olayından sonra Atlantik'ten uzaklaşma yolunu seçti. Türkiye'yi aynı yola geri döndürmek için İstanbul’da böyle bir eylem yapıldı.” (Sinagog ve Banka saldırısını kastediyor)


 Arayış



Çağdaş Uygarlık


Elbette ülkümüz çağdaş uygarlığı aşmaktır. Ancak, ‘çağdaş uygarlığı aşacağım’ diye, milli olan ne varsa ondan kopmak, vatan toprağının bütünlüğünü başkalarınca yönlendirilen ‘geleceğin’ tehdidine bırakmak demek de değildir... Evrensel değerlerle donanmış bir insan-toplum yaşamının, bu ülkede, ‘ABD-AB yanaşması’ olmadan da gelişeceğine inanıyorum. Kimileri “Türkiye AB’ye girmezse, Ortadoğu’da yoksul bir ülke olarak yalnız kalacak; Suriye, Irak, İran gibi devlet-toplum kimliğine bürünecektir” dese de; bu sözlerin, Türkiye’nin insan-toplum birikimi ve dinamizmi karşısında hiçbir anlamı yoktur. Biz bu sözleri, Milli Mücadele yıllarında çok duyduk. Aynı sözleri, Antep’i kuşatan Fransız Albayı Andrea da söylüyordu... Aynı sözleri, İngilizler Lozan’da da söylediler..


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar