Tarih kimine göre sadece çocuklara anlatılacak efsanelerle dolu bir masaldır, kimine göre yarını kurmak isteyenlerin çalışma odası. Ernest Toller tarihi kazananların propagandası olarak görür. Genel olarak baktığımız zaman bu görüş geçerlidir diyebiliriz. Bir zümrede iktidarı elinde bulunduran tarihi kendini övmek üzere yazacak ve anlatacaktır. Bir Afrika atasözü de şöyle diyor: “ Aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar av hikayeleri her zaman avcıları övecektir.” Nerede olursa olsun bütün tarihsel olayları herkes kendi perspektifiyle değerlendirecektir. Fikir dünyamıza göre çok çeşitli sıfatlar kazanan olaylardan biri de Çanakkale Savaşlarıdır.
Takvimlerin yıl hanesi 1915'i göstermektedir. Büyük Osmanlı Devleti Almanya safında Birinci Cihan Harbine iştirak etmiştir. Bu, savaşın daha geniş bir araziye yayılacağı, savaş sonunda kazanan kim olursa olsun dünya haritasında köklü değişiklikler olacağı anlamına gelmektedir. Müttefiklerin Çanakkale Boğazına müdahaleleri daha 1914 yazında bahis konusu olmuş fakat Osmanlının henüz savaşta tarafsız konumda olması bu meseleyi gündemden düşürmüştü. Fakat Osmanlının savaşa iştirakiyle bu konu yeniden gündeme alınmıştır. Özellikle İngiltere Bahriye Bakanı Winston Churchill'in ısrarı ile müttefikler, Çanakkale Boğazından geçerek İstanbul'u kontrolleri altına almaya karar vermişlerdir. Bu planın amacı payitahtını ele geçirerek Osmanlıyı daha savaşın başında ekarte ederek Osmanlı coğrafyasına yayılmış olan cepheleri tasfiye etmek, Rus Çarlığına lojistik sağlamak ve daha savaşa katılmamış balkan devletlerine göz dağı vermektir. Çok mantıklı ve karlı bir iş olarak görünen bu plana göre Çanakkale Boğazı donanma ile aşılacaktı. Ama Fransız ve İngiliz donanmasının boğazı toplarla dövdükten sonra rahat bir şekilde Marmara'ya geçme ümidi 7 müttefik gemisiyle beraber 18 Mart günü sulara gömülüyordu. Çanakkale'nin karadan bir çıkartma olmadan aşılamayacağının anlaşılmasıyla müttefikler kendileri dışında cihanın yedi ikliminden topladıkları Rum, Yahudi gönüllüler, Anzaklar, Sihler, Gurkalar, Sudanlılar, Hintler, Faslılar ve Senegallilerle beraber Osmanlının karşısına dikilmişti. Fakat Osmanlı ordusu öyle bir mukavemet göstermişti ki bütün akvam-ı beşerden oluşan müttefik orduları 2.5 ayda sadece 3 kilometre ilerleyebilmişti. Müttefikler çok büyük kayıplar verdikleri halde karadan da isteklerine muvaffak olamayınca çekilmek zorunda kaldılar. İşte düvel-i muazzamanın bu müthiş mağlubiyeti tarihe “Çanakkale Geçilmez” sloganıyla işlendi.
Şimdi aradan bir asra yaklaşık bir zaman geçtikten sonra arkaya dönüp baktığımızda; toplumun her kesimi Çanakkale Muharebelerini öncelikli aitlik hissettiği zümreler açısından değerlendirmektedir. Bugün kendini özgürlük savaşçısı, anti-emperyalist, anti-kapitalist gibi sıfatlarla tanımlayan insanların ekseriyatı Çanakkale'yi salt emperyalizme bir başkaldırı, halkın siyasal hürriyet kavgası olarak , kendini milliyetçi, Türkçü olarak adlandıran kesimin önemli bir bölümü Çanakkale'yi sadece Türk olmanın getirdiği meziyetlerin bir sonucu olarak, kendini Siyasal İslamcı olarak görenlerin geneli de Çanakkale'yi yalnız Hıristiyan – Müslüman mücadelesi olarak görmektedir. Birde bunlara son zamanlarda “hoşgörücü”lerimizin halkların kardeşliği algılaması eklendi. Görüldüğü gibi ortada paylaşılamayan bir Çanakkale vardır. Bize kalırsa Çanakkale'yi herhangi fikir sisteminin tarihsel bayrağı yapmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Çünkü Çanakkale içinde çok derin ve çeşitli manalar ihtiva etmektedir. Yani şimdi en basitinden burada saydıklarımızın hepsini içeren: “ Çanakkale Türk milletinin nezdinde Müslüman Anadolu halklarının İslamiyet şemsiyesi altında kazandığı anti-emperyalist bir zaferdir. “ cümlesini kursak bile belki de Çanakkale'nin başka manalarını dışarıda bırakmış oluruz. Çanakkale Muharebeleri başka örneği olmayan kendine has bir zaferdir. Ve Çanakkale'yi diğerlerinden farklı kılanda dost-düşman herkesin bu zaferi hayranlıkla takdir etmesidir. Müttefiklerin Çanakkale'yi zorlamasında en büyük pay sahibi olan Winston Churchill bile: “ Türkler öyle bir savunmaya girişmişlerdi ki , canlarını veriyorlar, ama vatan topraklarından bir karış bile vermiyorlar. “ demek durumunda kalmıştır.
Bazı olaylar toplum hafızasında önemli yer işgal ederler. Ve bu olayların sonuçları değil içerdikleri anlamdır onları önemli kılan. İşte bu yüzden Çanakkale sadece kazanılmış bir savaşın değil bir hissin bir ruhun adı olmuştur. İnsan azminin ve serdengeçtiliğin en büyük örneklerinin verildiği Çanakkale'de ki ruhu Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal işte şu sözlerle anlatmaya çalışmıştır: “ Biz kişilerin kahramanlık sahneleriyle ilgilenmiyoruz. Yalnız size Bombasırtı hadisesini anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler hiç biri kurtulamamacasına kamilen düşüyor. İkinciler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıpta şayan bir soğukkanlılık ve tevekkül biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya öleceğini biliyor, hiç ufak bir korku ve endişe bile göstermiyor, sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, Cennet'e girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kudretini gösteren hayrete değer ve tebrike yaraşır bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesini kazanan bu yüksek ruhtur. “ Bu ruhu bize emanet edenlerin ruhları şad olsun!...
Mustafa Tetik