Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

25 Kasım 2007

Ziya Gökalp

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Tarih

 

 

 


Stanford J. Shaw'u Anarken


-İskender Öksüz-


Büyük Türk tarihçisi Stanford J. Shaw'u, bundan bir yıl önce, 15 Aralık 2006'da kaybettik.

Türk kamu oyu, Shaw'u, Ermeni tezlerine karşı tarihî gerçekleri savunmasıyla tanıdı ve bu tanınma, Ermeni terör ahmaklığının 1977'de Los Angeles'deki evini bombalamasıyla doruğa çıktı. Bomba, bir taraftan bizde tanınmasını sağlaması açısından yararlı oldu. Fakat tanınmanın niteliği talihsizdir. Çünkü Shaw, sadece Ermeni iddialarına karşı tutumuyla öne çıkmaz. O, Batı'nın Haçlı Seferleri'nden bu güne kadar süregelen ve şu anda da bütün şiddetiyle devam eden iki yüzlülüğüne ayna tutan bir bilim adamıdır.

Onun, "İmparatorluk'tan Cumhuriyete- Türk Millî İstiklâl Savaşı – 1918—1923
[1]
" eserini okuyorum. Size, beş ciltlik, 2434 sayfalık (üçüncü cildinin hacminden ötürü 6 kitap olarak yayınlandı) eserinin ikini cildinin başlangıç bölümünü sunmak isterim:

"Barış Konferansı'nın 1919 başında, Paris varoşundaki Chateau de Versailles'de toplanması programlanmıştı. Konferans Büyük Devletler'in Birinci Dünya Harbi sırasında birbirlerine vaad ettikleri bölgeleri ele geçirme imkânı vermekle kalmıyordu. Aynı zamanda, geçen asırda ortaya çıkan çeşitli milliyetçi gruplara da uzak geçmişteki atalarından miras kaldığını iddia ettikleri, fakat aradan geçen asırlar zarfında oralara başka insanlar yerleştiği için, şiddet içeren tahriklere rağmen bir türlü gerçekleştiremedikleri emellerine büyük devletlerin desteğini sağlamakta da o güne kadar eşi görülmemiş bir fırsat sunuyordu.

"Gerçi bu konferansta Almanya ve Avusturya ile yapılan barış anlaşmaları, Nazizmin doğuşuna katkı sağlayacak ekonomik ve politik kaosu yaratacak sertlikteydi. Fakat galipler, topraklarının büyük kısmını alıp sonra da ezici Müslüman çoğunluğu Hristiyan hâkimiyetine sokmak gibi bir tavrı bu iki ülke için akıllarından bile geçirmemişlerdi. Fakat dize getirdikleri Osmanlı İmparatorluğu'na bunu dayattılar. Hrıstiyan Avrupa'da, Müslümanlığa ve İslâmiyet'e karşı Haçlı Seferleri'nden beri gelişen ve ta yirminci yüzyılın sonuna kadar Avrupa Ekonomik Topluluğu politikalarına öncülük eden ırk ve din iki yüzlülüğü, şimdi, barış konferansının kararlarında güçlü ve açık bir ifade bulacaktı. Önlerindeki tek engel, hak iddia edenlerin farklı uzak geçmişlere ve farklı atalara bakarak beyan ettikleri mirasların sınırlarının birbirinin içinden geçmesiydi. Konferans hazırlıklarının sürdüğü 1918 ve 1919 son bahar ve kışında, çıkar peşindekiler iddialarını Düveli Muazzama'ya sundukça çelişkiler açığa çıkmaya başladı. Bu 'Büyük Kuvvetler' ise, kendilerini, kendinden menkul hikmetleriyle, harp sonrası dünyasında kimin nereye hükmedeceğin belirlemede son merci olarak gördüler. Adalet yerine iki yüzlülük ve peşin hükümlerle verdikleri kararlar sonucunda onlar, yirminci asrın önde gelen mahkûm edilmemiş baş harp suçluları oldular."


 

* * *


Bu satırlardaki 1919 tarihini 2008 yaparsak acaba ortaya çok büyük bir tutarsızlık çıkar mı? Parallelliği Shaw zaten iki yerde vurguluyor...

Acaba tarihiyle yüzleşmesi gerekenler, yargılanması gerekenler kimlerdir? Daha da önemlisi, harp suçluları, bu suçlarını yirminci asrın başında bir kerecik işleyip sonra tövbe mi etmişlerdir? Kimin nerede hükmedeceğini belirlemede kendilerini son merci olarak görenler, adalet yerine iki yüzlülük ve peşin hükümle karar verenler bu alışkanlıklarından vaz geçtiler mi dersiniz?

İsterseniz sorumuzu, 2002 yılında Avrupa Birliği Konseyi Dış ve Politik- Askerî İşler Genel Direktörü cevaplandırsın: "Post-modern dünyanın önündeki meydan okuma, çifte standart fikrine alışmaktır." (Arzu ederseniz, "iki yüzlülük" de diyebilirsiniz.) "Kendi içimizde kanunlara ve açık işbirliğine dayanan güvenlik anlayışıyla hareket ediyoruz. Fakat modernite sonrası Avrupa kıtası dışında daha eski model devletlerle uğaraşırken daha eski bir dönemin daha kaba metotlarına dönmek ihtiyacındayız—güç, önleyici taarruz, aldatma, hâlâ her devletin kendi çıkarına baktığı on dokuzuncu asır dünyasında yaşayanları halletmek için ne gerekiyorsa... Kendi içimizde kanunu koruruz, fakat ormanda çalışırken orman kanunlarını kullanmalıyız.
[2]"

Nerenin orman, nerenin medeniyet olduğunun kararını vermede son merci acaba neresi?

 

* * *


Yazıma, " Türk tarihçisi Stanford J. Shaw" diye başladım. "Türk tarihçisi" tamlamasının iki anlama çekilebileceğinin farkındayım. Stanford Shaw, Türk tarihi üzerin de çalışmıştır. Bu birinci anlamı. Stanford Shaw, Türk'tür ve tarihçiydi. Bu da ikincisi. Kasten bu tamlamayı kullandım; çünkü kanaatimce iki anlam da doğrudur.

1) Dil, 2) Tarih şuuru'nun milleti yaratmada baş unsurlardır. Shaw Türk tarihine dünyada bir avuç insana nasib olabilecek bir vukufla hâkimdi. Gayet güzel Türkçesi de vardı. Eserlerini, fikirlerini, hislerini ve kariyerini izlerseniz açıkça görürsünüz ki ona Amerikan Yahudisi etnik kökenine sahip bir Türk demek hiç de yanlış değildir.

Darısı, Türk etnik kökenine sahip gayrı-Türklerin başına. Fakat bu mertebeye erişebilmek için hiç olmazsa Shaw'un bildiği kadar Türkçe ve – hadi insaflı olalım—Shaw'unkinin hiç olmazsa yüzde biri kadar Türk tarihi bilmeleri gerekir...[3]
 

İskender Öksüz

25 Kasım 2007


[1] "From empire to republic- The Turkish war of national liberation, 1918- 1922, a documentary study." Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2000. Türk Tarih Kurumu, eseri CD-ROM formatında da yayınlamştır.


[2] Robert Cooper, “The New Liberal Imperialism,” The Observer, 7 Nisan 2002.


[3] Okuyucularıma, Shaw konusunda Türk Yurdu'nda daha önce yayınlanmış iki değerli makaleyi, Dr. Adnan Gül'ün (Şubat 2007) ve Sabahattin Yaşar (Haziran 2007)'ın yazılarını ve orada verilen geniş kaynakçayı hatırlatmak isterim. Maalesef İnternet'te Ermeni diaspora sitelerindeki küfür yazılarının sayısı, Türkçe yazıların sayısından fazladır. Bu konuda—ateş düştüğü yeri yakar—Los Angeles'teki Türklerin sitesi http://www.turkla.com özellikle Ergun Kırlıkovalı'nın yazılarını salık veririm: http://www.turkla.com/yazar.php?mid=942&yid=4



Niçin Geri Kaldınız 2 ? -İskender Öksüz-


Batı ilerdedir. Diğerleri geridir... Yalnız Türkler ve Müslümanlar değil; Batı dışında her yer geridir. Büyük klasik medeniyet beşikleri, Hindistan geridir, Çin geridir, hattâ Japonya ve Rusya nispeten geridir. Batı bu gerilikler üzerine sömürge imparatorlukları kurmuştur. Biraz daha hallice Rusya, Türkistan'da, Japonya, Çin ve Kore'de imparatorluk kurmakla meşguldür. O halde bizim ve dünyanın geri kalanının pek de geri gitmediğini, dengesizliğin, Batı'nın ileri gitmesinde yattığını görürüz. Bizim eksiğimiz, onlar ilerlerken yerimizde saymamızdır. Daha önce de belirttiğim gibi, "geri gittik", bir göz aldanmasıdır. Duran trendekilerin, yanda hareket halindeki trene bakıp kendilerinin geri gittiğini sanması gibi. "Duraklama devri"miz, Batı'nın kalkışa geçip, bize yaklaştığı dönemdir. "Gerileme devri"miz ise Batı kalkınmasının artık temposunu yükselttiği dönem. Fakat ara açıldıkça, mağlupların sırtına binen yükler onların toplumlarının içten çürüyüp, sonunda gerçekten gerilemesine yol açtı.



Niçin Geri Kaldınız? -İskender Öksüz-


Biz ahlâklıyız, onlar ahlâksız da ondan... Bir kere bu söylemde de biraz "saflık" gizlidir ve dolayısıyla aptallığı kabulleniş vardır. Asıl acı olan, "ahlâk"ı sadece cinsî anlamda almazsanız, bugünkü Müslüman ve Batı toplumlarının ahlak mukayesesinde Müslümanlar kesinlikle önde değildir. Dolandırıcılıkta, rüşvette, yalanda, gıybette, arkadan vurmada, ahde vefasızlıkta Batılılardan geri değil, epey ileriyiz. Herhangi bir Müslüman iş adamına sorun, "Hıristiyan'la mı, Müslüman'la mı iş yapmayı tercih edersin?" diye. Cevap çok büyük çoğunlukla birincisini işaret edecektir. Doğrusu şudur ki, Yusuf Has Hacip'in dört dayanağı ve beylik çözülünce toplum da çözülmüştür ve "aşağılık toplum" iddiası kendi kendini gerçekleştiren kehânet haline gelmiştir.

Devlet Ne için? -İskender Öksüz-


Milletin refahını sağlamak... Ülkede adaleti sağlamak... Milletin güvenliğini sağlamak... Bu liste uzatılabilir. Fakat uzun ve her konuyu birbirinden bağımsızmış gibi ele alan bir liste sağlam bir düşünce temeli oluşturmaz. Sayılanların hiyerarşisi üzerinde tartışma çıkabilir. Önce refah mı, âdalet mi? Güvenlik çok mu önemli? Refahla çelişebilir mi? (Top mu tereyağı mı?...) Ya hukuk?... Acaba unuttuğumuz başka maddeler var mı? Meselâ eğitim?


 

İskender Öksüz


14 Eylül 1945 İzmir doğumlu olan İskender Öksüz İngilizce ve Almanca bilemektedir. 1969 Yale University (Ph. D.),1968 Yale University (Master of Science), 1966 Ege Üniversitesi (Kimya- Fizik Lisansı) almıştır. Halen, Gazi Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Kimya Mühendisliği Bölümü, Öğretim Üyesi

 

 

Uzmanlık Alanları : Teorik Kimya, Fiziko-Kimya, Bilgisayar Uygulamaları ve Programlama (C, C++, FORTRAN, Assembler, PC Sistem Programcılığı), Nümerik Metodlar (optimizasyon, matrisler, simülasyon, Monte Carlo metodları, Görüntü işlem " Image Processing"), Bilgisayar Yardımıyla Eğitim (CAL).


Dünyada Neler Oluyor



Milliyetçilik Ne Olacak?..


“... çağında milliyetçiliğe ne olacak?” Sorunun başına çeşitli ifadeler kondu. “Endüstri çağında”, “Atom çağında”, “Füze çağında”, “Uzay çağında”. Davetiye çıkarılan cevap genellikle, “eh çağ bu kadar değiştiğine göre milliyetçiliğin de modası geçmiştir” idi. Veya milliyetçi hassasiyetle, “Eyvah ne yapacağız şimdi? Bir aklı evvel çıksa da bize ne yapacağımızı söylese!”


İletişim Çağı



Savaşlar Canlı Yayında


Daha yüz yıl önce İngilizler, Osmanlı ile savaşa girdiklerini Hindistan müslüman topluğundan bir süre saklayabilmişti. Sonra da Halife’nin, İslam düşmanları tarafından esir alındığını, İngilizler’in de onu kurtarmaya çalıştığı propagandasını yapabildiler.

Bugün savaşları canlı yayında seyrediyoruz.


Arayış


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


Aradığını Bulanlar


Rahmetli Nejdet Sancar Hocamız, bir çok konuşmasına, “Atı erken ehlileştiren Türkler, dünyada farklı milletlerin bulunduğunu da erken kavradılar. Bu yüzden Türk destanına göre insanlar, bir ağacın dokuz dalında dokuz ayrı millet olarak yaratılmıştır.” diye başlardı. Göktürk kitabelerindeki milliyet duygusunun, o çağın dünyasının her yerinde yaşanmadığına şüphe yok. Yerleşik toplumlarda milletten önce aile, klan, kabile bağlarının oluştuğu ve bunların uzun sürdüğü gerçektir. Başka milletleri tanımayan, kendisininde bir millet olduğunu fark edemez. Milliyetçilik ve millet, ancak toplumların bir biriyle yoğun temasının başladığı asırlarda ortaya çıktı. Türkler muhakkak ki erken milletleşmede bir istisnadır. Çünkü insanlık tarihinin dört atlı medeniyetinden bir buçuğudur