Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

14 Nisan 2008

Ali Şir Nevai

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Ahsen Batur

Yazarlar

Türk Tarihi


Kırgızların Kökeni Meselesi


-Rüstem Abdumanapov -Çeviren: Ahsen Batur-


Güney Sibirya, Kazakistan, Moğolistan ve Çin’in eski gerçekleriyle ilgili olduğu için, Orta Asya etnik tarihinin en tartışmalı ve çetrefil meselelerinden birisi Kırgızların kökeni konusudur. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle kullanılacak terminolojinin belirlenmesi gerekir. Biz burada eski Orta Asya Kırgızlarının resmi adı “Kırgız”ı kullanacağız. “Eski Kırgızlar” terimiyle ise 840 yılında Kırgız Hakanlığı adıyla bilinen devleti kuran ve Minusin çanağı ile Sayanlarda yaşayan halkı kastetmiş olacağız.

 

Kırgızların kökeni meselesi birkaç yüzyıldır bilim adamlarının kafasını ağrıtmıştır, ama bugüne kadar bu Kırgızların kim oldukları, vahit bir etnik topluluk olarak ne zaman şekillendikleri, şimdiki vatanları Kırgızistan topraklarına ne zaman yerleştikleri konusunda bir görüş birliği sağlanabilmiş değil.

 

Eski çağlarda Sibirya’da Yenisey sahillerinde yaşayan “Kırgız” halkının tanımlanması ve bugünkü Kırgızların zati isimleri olan “Kırgız”la kıyaslanması daha yolun başındayken araştırmanın vektörünü belirlemektedir.

 

Bugünkü Kırgızların “Yenisey Kırgızları”yla yakın bağları olduğunu ileri süren ilk araştırmacılardan birisi Rus asıllı Sibirya tarihi uzmanı Prof. F. Miller’dir.1 Ondan bir süre sonra ise İ. E. Fişer bugünkü Kırgızların Cungarlar tarafından Yenisey civarından şimdiki Kırgızistan’a XVII. Yüzyılda getirildiğini ileri sürmüştür.2 Fişer’in bu görüşü Yu. Klaprot3 ve A. İ. Levşin4 tarafından da paylaşılmıştır. Günümüzde Kırgız tarihiyle uğraşanların tamamı haklı olarak bu görüşün doğru olmadığını belirtmektedir. Çünkü Kırgızların Tanrı Dağları’na geçişlerinin XVII. Yüzyılın başlarından çok daha önce gerçekleştiği, XVII. Yüzyılda yalnızca Yenisey Kırgızlarının Cungarlar tarafından getirildikleri konusunda pek çok delil vardır.

 

Konunun önde gelen uzmanlarının yanı sıra, Güney Sibirya ve Orta Asya halklarının çoğunun yerli halk olduğu görüşüyle dikkat çeken Rus Sinolog N. Ya. Biçurin,5 Kırgızların çok eskiden beri Tanrı Dağları’nda ve Doğu Türkistan’da yaşadıklarını kaydetmektedir. Kırgızların Usun adıyla bilindiklerini ileri süren N. A. Aristov da onların kökeni konusunda bu görüşü paylaşmaktadır. Aristov şöyle diyor: “Kanaatimce Kırgızların Usunlar olması pek muhtemeldir ve onların halk adı Kırgız, Usun adı ise siyasi bir terimdi ve ya bir oymağın veya Kırgızlar M. Ö. III. Yüzyıldan daha evvel Tanrı Dağları’nın batı kesimlerine yönelmeden önce kurdukları kabile ittifakının adıydı.6 Kırgız tarihçisi Belek Soltonoyev de XX. Yüzyıl başlarında aynı sonuca ulaşmıştır. Ona göre Yenisey Kırgızları Usunlardı ve M. Ö. III. Yüzyıldan başlayarak Çingis-han zamanına kadar kademeli olarak Tanrı Dağları’na muhaceret ettiler.7

 

Rus tarihçi ve etnologu V. V. Radloff, etnogenez açısından Kırgızların Moğol yayılması döneminde ilk yaşadıkları topraklardan III. Yüzyılda güneyde Sayan dağlarından, Tanrı Dağları ve Yukarı Yenisey tarafına ve yine Sayanların kuzeyine itildiklerini kaydetmektedir.8 XX. Yüzyılın meşhur Kazak bilim adamlarından Ç. Velihanov da Sibirya Kırgızlarının Moğollardan önce veya onlar zamanında Orta Asya’ya muhaceret ettiklerini kaydederek Radloff’un görüşüne destek vermektedir.9 Rus bilim adamlarından G. Y. Grumm-Grjimaylo10 Kırgızların Sibirya’dan Tanrı Dağları’na muhaceretini XIII. Yüzyılda Büyük Moğol ulusunun oluşum sürecine sokmaktadır. Ona göre Kırgızların ilk yerleştikleri yer Baykal açıklarındaki Bargucin-Tokum bölgesiydi: “..Bürütlerin (Kırgızların – R. A.) Barga, Bargucin-tokum denilen yerde Buryat [Büret]larla hiçbir şekilde komşu olmadıkları artık kesin. Kırgızlar gibi Oyratlar da Bargaların komşularıydılar. Oyratlar yeterli etnolojik mesnet olmadan Tanrı Dağları’nda yaşayan Kırgızlara Bürüt adını vermezlerdi. Çünkü Barga, Kırgızlarda kalabalık bir boyun adıydı.” Ç. Velihanov’un görüşü O. Karayev ve M. Kojabekov isimli Kırgız bilim adamlarınca da desteklenmişti. Bu iki bilim adamına göre Kırgızlar IX-XIII. Yüzyıllarda Tanrı Dağları’nda etno-kültürel ve siyasi süreçlere katılmışlardır. Kırgızların sözü edilen yüzyıllarda Tanrı Dağları’na muhaceret ettikleri görüşü, Ç. D. Turdaliyeva tarafından da desteklenmiştir. Tarihçi T. K. Koroyev ise Kırgızları Han hanedanı döneminde Boro-Hoto sıradağlarının bulunduğu bölgeye yerleştiren L. A. Borovkov’un görüşünden hareketle, bu halkın eskiden beri Tanrı Dağları’nın doğusunda yaşadıdığını, bilâhare Yenisey’e göç ettiğini, daha sonra da ana grupların tekrar Tanrı Dağları’na döndüklerini ileri sürmektedir. Koroyev, “Kırgız” etnik adını taşıyan ana kütlenin XIII. Yüzyıldaki Türk-Moğol göçü sırasındaki büyük üçüncü dalga sonucunda Tengir-Too (Tanrı Dağları)nda göründüklerini kaydetmektedir.11

 

Meşhur Rus tarihçisi V. V. Barthold, 1927 yılında Çin ve İslam kaynaklarınadaki tüm bilgileri taradıktan sonra “Kırgızların adı yalnızca XVI. Yüzyılda şimdiki yaşadıkları yerde zikredilmektedir ve ayrıca onların buraya ne zaman ve nasıl geldikleri konusunda herhangi bir malumat yoktur” demiş; bundan başka kaynakların göçebe Kırgızların Tanrı Dağları’ndaki mevcudiyeti hakkında verdikleri en erken bilginin 1503-1504 kışına ait olduğunu kaydetmiştir.12

 

 Kırgızların kökeni meselesine arkeolojik verilere dayanarak açıklık getirmeye çalışan A. N. Bernştam, onların Tanrı Dağları’na muhaceretinin kademe kademe gerçekleştiği görüşündedir. Bernştam’a göre Yenisey Kırgızları ile Tanrı Dağları Kırgızları M. Ö. IV. Yüzyıla kadar ortak etno-kültürel bütünlüğe sahipken, bu bütünlük Hunların istilası sırasında bozulmuş; Yenisey Kırgızları daha sonraları Tanrı Dağları’na muhaceret etmişlerdir: “Tarihî kaynaklar, biri M. Ö. I. Yüzyılda, diğeri M. S. VIII-X. Yüzyıllarda olmak üzere iki temel aşamadan bahsetmemize açık şekilde izin vermektedir. Karakitay ve Moğollar zamanında Kırgızların ana etnik kütlesinin Tanrı Dağları’na nihai şekilde yerleşmesiyle sonuçlanan üçüncü bir aşama da teklif edilebilir.”13

 

Kırgız tarihi uzmanlarından K. İ. Petrov’un 1960 yılında yayınladığı eseri, Kırgızların kökeni meselesine yeni bir bakış açısı getirmiştir. Petrov, Kırgız etnogenezinde önceki araştırmacıların gözünden kaçan veya önemsenmeyen birkaç temel momentin bulunduğunu, bu momentlerin Türk dillerinin tüm tasniflerinde Kırgız dilini Kıpçak dil grubuna dahil etmesiyle bağlantılı olduğunu kaydetmiştir. Günümüzde tarih bilim ekolü, her halkın etnik temelinin oluşumunda dilin istisnai bir rol oynadığını kabul etmekte ve bir dilin tarihinin o dili konuşan halkın tarihiyle doğrudan bağlantılı bulunduğunu çok iyi anlamaktadır. Burada Kırgız tarihçisi B. M. Yunusaliyev’in şu sözünü hatırlatmakta yarar vardır: “Dil faktörlerinin halkların tarihleriyle birlikte değerlendirilmesi konusunda, bir halkın ortak dilinin oluşum sürecinin o halkın oluşum süreciyle ayrılmaz bir bütün olduğu muhakkak.” Dolayısıyla Kırgız dilinin Kıpçak dil grubuna dahil oluşu, Kimak-Kıpçak kabile grubunun Kırgız dilinin oluşum sürecindeki istisnai önemine işaret etmektedir. Zaten Tanrı Dağları’ndaki Kırgız halkının Moğol dönemi sonrasında oluşumu konusundaki teorisini üç etnik unsura dayandıran K. İ. Petrov’un demek istediği de budur. Petrov’a göre Kırgız halkının Tanrı Dağları’ndaki oluşumu a) buradaki Uygur-Karluk kabileleri; b) XIII. Yüzyılda Tanrı Dağları’na gelen Moğol kabileleri ve c) Ana çekirdeğini yaklaşık XIII-XIV. Yüzyıl başlarında Yenisey Kırgız kabilelerini asimile eden Kuzey Altay ve Ob nehrinin yukarı akımlarındaki Kimak-Kıpçakların oluşturdukları Yenisey-İrtiş arasında yaşayan kabileleri ile gerçekleşmiştir. Konstantin İvanoviç’in görüşüne göre de Kırgızların benzeri bir oluşum süreci bugünkü Kırgızistan’da ve Doğu Türkistan’a kısmen giren bölgelerinde gerçekleşmiştir.14 Ancak meşhur etnograf S. M. Abramzon, Petrov’un teorisinin ana noktalarına itiraz etmektedir. Abramzon, Kırgızların etnogenez sürecinin yeterinden fazla çetrefil hale getirilmesini tenkit ettikten sonra şu hükme varmaktadır: “Bugünkü Kırgızistan’a ilk gelenler Yenisey Kırgızları değil, ana kütlesini Türk dilli halkların oluşturduğu Doğu Tanrı Dağları etekleri ve kısmen İrtiş ve Altay civarında yaşayan kabilelerdir.” Abramzon’un fikrine göre Kırgızların oluşum süreci XIV-XV. Yüzyıllara götürülebilir, ama aynı yazar bu sürecin yoğun olarak XVI-XVII. Yüzyıllarda Tanrı Dağları eteklerinde, Altaylarda, Doğu Türkistan’da, Pamir-Alay eteklerinde ve Kırgızistan’a komşu bölgelerde gerçekleştiğini ileri sürmektedir.15

 

Petrov’un görüşü Kırgız tarihçisi O. K. Karayev’in de itirazını mucip oldu. Kırgız halkının oluşum sürecinin XI-XV. Yüzyıla irca edilmemesi gerektiğini belirten Karayev şöyle demektedir: “X. Yüzyılda Aksu şehrini ele geçiren ve o sırada doğuda Kastek’den Tarım’a kadar uzanan geniş bir sahada yaşayan Kırgızlar, XII-XV. Yüzyıllarda Tanrı Dağlarına ‘Kıpçak-Kırgız kabileleri’ denilen yeni gruplar gelinceye kadar, iki yüzyıl zarfında ‘hiçbir iz bırakmadan’ tarihten silinmiş olamazlar.”16 Karayev’e göre bugünkü Kırgızlar, ‘Büyük Kırgız Devleti’ denilen şimdiki Kırgızistan topraklarına IX-X. Yüzyıllarda muhaceret eden Yenisey Kırgızlarının altyapısı üzerinde oluşmuşlardır. Kareyev’in görüşü göçebe silahları konusunda uzman olan arkeolog Y. S. Hudyakov tarafından da paylaşılmaktadır. Ona göre Kırgız halkının bir kısmının IX-X. Yüzyıllarda Yenisey’den Doğu Türkistan ve Moğolistan Altaylarına iki aşamada muhacereti ile Kırgızlar Yenisey ve Doğu Türkistan Kırgızları olarak ikiye bölünmüş ve Doğu Türkistanlı olanlar XV. Yüzyılda Tanrı Dağları’na gelmişlerdir.17

 

Yine de K. İ. Petrov’un teorisi sonraki yıllarda bir dizi tarihçinin çalışmasında etkili olmuştur. Örneğin A. M. Mokeyev Kırgız halkının Tanrı Dağları’nda oluşumunun XV-XVII. Yüzyılda gerçekleştiğini, burada, Tanrı Dağları civarındaki eski ve ortaçağ kabile gruplarının XV. Yüzyılda İrtış ve Altay taraflarından bölgeye gelen Kırgız kabilelerinden oluşan iki ana unsurun etkileşimi ve kaynaşması sürecinin tamamlandığını ileri sürmüştür. Mokeyev şöyle demektedir: “XVIII. Yüzyılın ortalarına doğru Kırgız halkının etno-politik teşkilatlanması nihai olarak tamamlanmış, etnik zati adı tebellür etmiş, sosyo-kültür yapısı kesin şeklini almış ve Kırgız kabile birliğinin tarihi-kültürünün folklorik yansıması (Manas destanı) netletmiştir.”18

 

Bununla birlikte 1988’de düzenlenen V. Türkoloji Konferansı’nda bazı yazarlar - örneğin S. G. Klyashtorny, A. M. Mokoyev ve V. P. Mokrınin,- Kırgızların İrtış civarında, Dağlık Altay’da Kimak-Kıpçak ve Kırgız kabilelerinin etkileşimi sonucunda oluştuğu konusunda başka bir versiyon ortaya atmışlardır. Buna göre Kırgızlar buraya Yenisey’den muhaceret etmiş ve XII. Yüzyıldan sonra Kimak-Kıpçaklar arasında tamamıyla yeniden şekillenmişlerdir.19 Araştırmacı V. P. Mokrınin ve V. M. Ploskih, bu görüşü destekleyerek, IX-X. Yüzyıllarda Altaylar ve Cungarya’da altı Kırgız alt-etnosundan birinin şekillendiğini ileri sürdüler. İşte bu Kırgızlar, yukarıda adları geçen ve Kimak-Kıpçak federasyonu içinde yer alan yerli halklarla uzun süreli bir etkileşim sonucunda yeni bir etnik yüz ve dille karşımıza çıkmış, ama “Kırgız” etnik adını muhafaza etmişlerdir.20

 

Tarihçi D. Baktıgulov’un görüşüne göre “Bugünkü Kırgız halkının etnogenezinde, müstahsil gücün gelişim seviyesine, farklı politik şartlara, etnik yapılara, coğrafi ortama ve diğer bir çok şerait ve faktörlere bağlı olarak birbirinden kopan üç büyük Kırgız göçebe kabile grubu doğrudan rol almıştır. Bu Kırgız boy-kabile grupları Tanrı Dağları, Pamir-Alay ve Doğu Türkistan’daki eski ve ortaçağ Kırgızları ile Yenisey Kırgızları ve Altay Kırgızlarıdır.”21

 

Eski Yenisey Kırgızlarını bugünkü Kırgızların ataları arasından bütünüyle çıkaran Hakas tarihi uzmanı L. R. Kızlasov’un görüşü ise bu konuda ayrı bir önemi haizdir. Kızalov’a göre “Merkezi Asya Kırgızları Yenisey Kırgızlarıyla akraba değillerdi. Örneğin onlar [şimdiki Kırgızlar] 1293’de İmparator Kubilay’ın emriyle harekete geçen Tutuk’un tenkil ordusunun safları arasında yer alarak Sayan-Altay kabilelerinin isyanını bastırmaya yardım etmişlerdir. (Bu olay sırasında Yenisey Kırgız beyleri yakalanarak öldürülmüşlerdir – L. K.) ... Merkezi Asya Kırgızları bu bölgede hükümran olan Türkler [Göktürkler] (VI-VIII. Yüzyıl), daha sonra da Uygur (VIII-IX. Yüzyıl) hakanlıkları dönemindeki bir çok Türk kabilesinden neşet etmişlerdir. 840-847 yıllarında bu topraklar, başlarında Kırgız kağan ve beylerinin bulunduğu eski Hakaslar tarafından ele geçirilmiş, daha sonra doğulu Moğol dilli kabileler Kırgız hakanının tebaası olan eski Hakasları Merkezi Asya’dan tekrar Yenisey’e sürmüş, Merkezi Asya’daki Türk dilli kabileler de XII-XIII. Yüzyıllarda Kırgız adını almışlardır.”22 Yenisey Kırgızlarının şimdiki Kırgızların ataları olmadığı görüşüne M. B. Camgerçinov da katılmaktadır.23

 

Tarihçilerin Kırgızların kökeni meselesindeki görüşü, Kırgız etnogenezi konusunda da [farklı] versiyonlar ileri sürmektedir. Kırgız tarihinin tetkiki, Yenisey Kırgızlarının İrtış ve Altay civarındaki Kimak-Kıpçak kabileleriyle karıştığını belirten bu teorilerin doğruluğu konusunda bende kati bir kanaat hasıl eyledi. Öncelikle Kırgızcanın Güney Altay dillerinin yanı sıra bahusus Türkçenin Kırgız-Kıpçak grubuna girdiğini gösteren veriler buna delalet etmektedir. Eğer dilbilimci Y. Polivanov’un araştırması nazar-ı itibare alınırsa, XIX-XX. Yüzyıllarda Fergana Kıpçaklarının dili de bu dillere dahildir.24 Bu tespit, İrtış civarı ve Büyük Altayları bu halkların ortak oluşumunun pilot bölgesi olduğunu belirtmeye  ve Kırgızların, Güney Altaylıların ve Fergana Kıpçaklarının etnik dalgalarının doğu Kimak-Kıpçak kabileleri arasında aranması gerektiğini kaydetmeye izin vermektedir.

 

Bendeniz, Barabin Tatarlarının etnogenezini ve etnik tarihini inceleyen A. G. Selnezniev’in şu görüşüne aynen katılıyorum: “Her halkın kökeni, onun daha önceki etnik unsurlardan oluşum süreciyle ortaya çıkar. Belli kültürel ve antropolojik özellikleri haiz bazı komponentlerin sentezi, birbirini etkileyen komponentlerden hiçbirine özgü olmayan ve yeni halkın etnik özelliğini yansıtan tamamıyla yeni ve spesifik bir sonuç verir.”25 Biraz sonra, yazarın bilhassa bir halkın iki aşamalı etnik oluşumu konusundaki teorisine dayanarak Kırgızların etnogenez yollarını tayin etmeyi deneyeceğim. “Birinci aşama – etnik unsurun gelişim aşamasıdır. Sübrat (yerli) unsur, gelecek etnosun ana oluşum bölgesinde gelişir.” Ben, yerli unsur olarak, İrtış civarı ve Altay eteklerinde IX. Yüzyıla doğru oluşan göçebe Kimak-Kıpçak kabilelerinin doğu kısmını görüyorum. Bu kabileler, Sayan’dan Balkanlara kadar ortak köklere sahip olan Kimak-Kıpçak-Kanglı kabilelerinin ana ortak bünyesine dahildirler. Bu ortaklık, kültürel ilişkilerdeki tek renklilikte kendini göstermektedir ve maddi kültür de tek tiplilik çizgileri taşımaktadır. Arkeolog D. G. Savinov’un görüşüne göre bu kabilelerin arkeolojik yadigârlarının tasnif perspektivi, IX-X. Yüzyılların gelişen kültürleri çerçevesinde daha gerçektir ve bu yadigârların etnik mensubiyeti (kelimenin etnopolitik anlamıyla) çok büyük ölçüde temelde Kimaklara aittir.”26Dışarıdan gelen unsurlar, etnosun oluşum bölgesinden kopuk bölgelerde oluşurlar; bu yüzden onların gelişimi zaman içinde tamamlanır ve muhaceret özelliği taşır.” Takriben I. Binyılın ortalarından itibaren Minusin çanağında, Yenisey havzasında yerli Dinlin [Ting-ling] kabileleriyle dışarıdan gelen proto-Kırgız kabileleri Kırgız halkını oluşturmuştur. Burada proto-Kırgız kabilelerinin Minusin çanağına muhaceretten önce yaşadıkları toprakların belirtilmesinde fayda vardır. Barthold ve onu müteakiben Kızlasov’un görüşleri, uzun süre Türklerin ata yurdunun neresi olduğu konusunda esas kabul edildi. Bu iki bilim adamı proto-Kırgız kabilelerinin bugünkü Moğolistan’ın Kırgız-nor gölünün bulunduğu bölgede yaşadıklarını ileri sürdüler. Ancak son yıllarda, meşhur Sinolog L. A. Borovkova, değişik bir görüş ileri sürerek bu kabilelerin Tanrı Dağları’nın doğusunda Boro-Horo sıradağlarının kuzeyindeki Dzasotın-Elisun sahrasının batısında yaşadıklarını belirtti.27 Yu. S. Hudyakov’un teklifine göre, bu proto-Kırgız kabileleri, V. Yüzyılda ve VI. Yüzyılın birinci yarısında münavebeli zaferlerle geçen Ju-jan-T’ie-le savaşları zamanında Yenisey’e göç etmişlerdir.28Fakat her iki durumda da her unsur, birkaç unsurun etkileşiminin bir ürünüdür ve aslında o birkaç unsur da bu süreçler bilim tarafından tespit edilinceye kadar yine birkaç unsurun ürünüdür.” Gerçekten de eğer Kimak-Kıpçak halkının oluşumuna Ugor kabileleri iştirak etmişlerse, Yenisey Kırgızlarının oluşumuna da Tele [T’ie-le] adıyla bilinen göçebe ve “orman” kabile konfederasyonunu oluşturan proto-Kırgız ve Dinlin kabileleri iştirak etmişlerdir.

 

Sözü edilen sürecin ikinci aşaması – unsurların birbirini etkileme aşamasıdır. Bu süreç, yerlilerle dışarıdan gelen unsurların temas anından itibaren başlar ve mensuplarının kendilerine özgü etnik bir ad aldığı yeni bir etnosun oluşumuyla son bulur.” 840 yılında, Uygurlarla yapılan çok kanlı ve uzun savaşlardan sonra, Kırgız devletinin “inal” unvanı taşıyan hanı, Uygur hakanına şu meşhur mektubu gönderir: “Senin günün doldu. Çok yakında altın ordanı alacağım ve atımı onun önüne bağlayıp, tuğumu dikeceğim.”29 Ve aynı yıl Uygur başkomutanı Külüg Baga Kırgızların sıfına geçer. Bu olay İkinci Uygur Kağanlığı’nın kaderini de belirler. Ordu-Balık’daki kader belirleyici savaşta Kırgızlar ve Külüg Baga Uygur ordusunu kılıçtan geçirirler. Kırgız inalı otağını Moğolistan topraklarına taşır ve kendini hakan ilan eder. Artık Barthold’un deyimiyle “Büyük Kırgız Hakanlığı devri” başlamıştır. O tarihten itibaren çevrelerinde bildikleri topraklara ve İrtiş civarına doğru askeri yayılmalarını başlatırlar.

 

Artık Kırgızlar Kimak-Kıpçak kabilelerinin topraklarına sokuluyor ve kısmen de İrtiş civarında ve Altaylarda oturuyorlardı. Kimak-Kıpçak kabilelerinin saçıldıkları değişik bölgelerde ortaya çıkarılan mezarlardan Kırgızların ölülerini yakarak defnettikleri anlaşılıyor.30 Entegrasyon süreçleri ve kültürel etkileşim yazılı kaynaklarda kaydedilmektedir. Örneğin Anonim “Hudud el-Alem”de şöyle deniliyor: “[Kesim] ... Hırhız halklarından biridir. Dilleri Hallukların diline daha yakındır, ama giyimleri Kimakların giyim tarzını hatırlatmaktadır.” Anlaşılan Kimak ve Kırgız kağanları sınırlarında Kimak-Kıpçak ve Kırgız ahalinin karşılıklı asimilasyon süreci gerçekleşmiştir. X. Yüzyıla doğru, yani Hudûd el-Alem’in yazıldığı dönemde, Kimak Hakanlığı’nda, halkı artık Kırgız görenekleriyle Kimak-Kıpçak kabilelerinden bariz şekilde ayrılan büyük kültür ve tarih bölgesi Kurkar(a)han vardı.31

 

Kırgızların kökeni ve teşekkül safhaları hakkındaki pek çok görüşe göre, bu halk, değişik etnik unsurların etkileşiminin bir ürünüdür. Bu unsurların birbiriyle ne zaman temasa geçtikleri meselesi ise Kırgız etnogenezinin belirlenmesinin ana konusudur. Yeni kaynakların ve özellikle Kırgızistan, Moğolistan, Büyük Altaylar, Doğu Türkistan ve Cungarya’da yapılacak arkeolojik çalışmalar, Türk ve Moğol halklarının etnografyası konusunda derpiş edilecek yeni mukayeseli tarih arıştarmaları, Merkezi Asya halklarıyla ilgili etnografik çalışmaların sistematizasyonu, Göktürk, Uygur, Oğuz, Kırgız, Karluk, Kıpçak ve Kırgızların bünyesindeki diğer unsurların mukayeseli analizi, bu halkın etnogenezinin yeniden ve daha yüksek düzeyde rekonstrüksiyonuna imkan sağlayacaktır.

 

Rüstem Abdumanapov

Rusça'dan Çeviren: D. Ahsen Batur

14 Nisan 2008


1. Miller G. F. Opisaniye Sibirskogo tsartva v vsex prozizoşedşix v nem del ot naçala, a osoblivo ot pokoreniya yego Rossiyskoy derjava, pa sii veremena, SPb. 1750, Kn. 1.

2. Fişer İ. E. Sibirskaya istoriya. SPb., 1774.

3. Butanayev V. Ya., Hudyakov Yu. S. İstoriya yeniseyskix kırgızov. Abakan, 2000.

4. Levşin A. İ. Opisaniye kirgiz-kaysakskix ili kirgiz-kazaçix ord i stepey. SPb. F832, ç. 2.

5  Biçurin N. Y. Sobraniye svedeniy o narodax, obitavşix v Sredinnoy Azii v drevniye veremena. M. 1950, T. 1.

6  Aristov N. A. Usuni i kırgızı ili kara-kırgızı: Oçerki istorii i bıta naseleniya zapadnogo Tyan-Şanya i issledovaniya po yego istoriçeskoy geografii. Bişkek, 1001.

7  Belek Solotonoyev. Kızıl kırgız tarıhı. Bişkek, 1993, I T.

8  Radlov V. V. Etnografiçeskiy obzor turetskix plemen Sibirii i Mongolii. İrkutsk, 1929.

9  Ç. Ç. Valihanov. Sobraniye soçineniy v pyati tomax. Alma-Ata, 1985, T. 2.

10  Grumm-Grjimaylo G. Y. Zapadnaya Mongoliya i Uranhayskiy kray. Leningrad. 1926, T. 2; aynı yazar, Kırgızı (Referat) //İsvestiya gosudarstvennogo gefografiçeskogo obşçestva. Leningrad, 1934, T. 66, vıp. 1.

11  Çoroyev T. K. Tengir-Too (Prityanşanye) kak region etnogenezisa kırgızskogo naroda//Etnogenetiçeskiye e etnokulturnıya protsessı v drevnosti i srednevekovye v Tsentranoy Azii. Bişkek 1996.

12  Bartold V. V. Soçineniya, M. 1963, T. 2, Ç. 2.

13  Bernştam A. N. K voprosu o proisxojdenii kirgizskogo naroda//Sovetskaya etnografiya. 1955, no. 2.

14  14. Petrov K. İ. Kirgizo-kıpçakskiye otnoşeniya i etnogenez kirgizov//İzv.AN. Kirgizskoy SSR. 1961, T. 3, vıp 2; aynı yazar: Oçerk proisxojdeniya kirgizskogo naroda. Frunze, 1963; aynı yazar: Oçerki feodaldıx otneşeniy u kirgizov v XV-XVIII vekax, Frunza, 1961.

15  Abramzon S. M. Kirgizi i ix etnogenetiçeskiye i istoriko-kulturnıya svyazi. Frunze, 1990.

16  Karayev O. K. K voprosu o peredvijenii kirgizov na Tyan-Şan i assimilatsii mestnıx plemen v XIII-XV vekax/Sovetskaya etnografiya, 1966, no. 4.

17  Butanayev V. Ya., Hudyakov Y. S. İstoriya yeniseyskix kırgızov. Abakan, 2000.

18  Mokeyev A. M. Etapı etniçeskoy istorii kirgizskogo naroda na Tyan-Şane; aynı yazar: O lokalizatsii altayskix kirgizov v IX-XVI. Vekax//Kırgızı. Etnogeniteçeskiye e etnokulturnıya protsessı v drevnosti i srednevekovye v Tsentralnoy Azii. Bişkek, 1996.

19  Klyashtorny S. G., Mokoyev A. M., Mokrınin V. P. Osnovnıya etapı etnogeneza kirgizskogo naroda//Tyurkologiye-88. Frunze 1988, no. 2.

20  Koyçuyev T., Mokrınin V., Ploskix V. Kırgızı i ix predki. Bişkek, 1994.

21  D. Baktıgulov. O lokalizatsii altayskix kirgizov v IX-XVI vekax//Kırgızı. Etnogenetiçeskiye e etnokulturnıya protsessı v drevnosti i srednevekovye v Tsentralnoy Azii. Bişkek. Kırgızistan, 1996.

22  Kızlasov L. R. İstoriya Yujnoy Sibiri v sredniye veka. M. 1984.

23  Camgerçinov M. B. Bıli li sibirskiye kırgızı etniçeskim komponentom kirgizskoy narodnosti?//Trudu Kirgizskogo gosudarstvenno universiteta. Frunze, 1971, vıp. XI; aynı yazar: İs istorii kirgizskoy narodnosti XVI- perviy polovinı XVIII v. Avtoreferat kandidatskoy dissertatsii. Frunze, 1972.

24  Ploskix V. M. Kirgizı i Kokandskoye xanstvo. Frunze, 1977.

25  Selezniev A. G. Barabinskiye tatarı: istoki etnosa i kulturı. Novosibirsk, 1994.

26  Savinov D. G. Ob osnovnıx etapax razvitiya etnokulturnoy obşçnosti kıpçakov na yuge Zapadnoy Sibiri//İstoriya, erxeologiya i etnografiya Sibiri. Tomsk, 1979.

27  Borovkova L. A. Zapad Tsentralnoy Azii v II v. do n.e. VII v.n.e. M. 1989.

28  Butanayev V. Ya., Hudyakov Y. S., age.

29  Malyavkin A. G. Uygurskiye gosudartsva v IX-XII vv. Novosibirsk, 1983.

30  Savinov D. G. Pamyatniki yeniseyskix kırgızov v Gornom Altaye//Voprosı istorii Gornogo Altaya. Gornoaltaysk, 1980.

31  Abdumanapov R. A. K voprosu o svyazax kırgızov s altayskim regionom//Etnografiya Altaya i sopredelnıx territori. Barnaul, 2003, Vıp. 5.



Dağdaki Çoban da İnsandır, Amma... -Ahsen Batur-


Şu anda adını hatırlayamadığım bir filozofun sözü şöyle: “Dünyada arkasından gidilmeyen fikir yoktur!” Tamamıyla doğrudur ve en sapık fikirler dahi taraftar bulmuştur. Tarih bunun örnekleriyle doludur ki, bunlardan yalnızca bir iki örnek üzerinde durmaya kalksak konuyu birkaç sayfa uzatmamız gerekir.

 

Birinin vergi verenle vermeyenin, okuyanla okumayanın oyunun bir olup olmayacağı konusundaki sözü Türkiye’nin pek çok yönden sancılı günler yaşadığı bir dönemde neredeyse gündemin ana maddesi oldu.



Koyunlar Parti Kapatmazlar! -Ahsen Batur-


Bugüne kadar Türkiye’de şu veya bu sebeple, şu veya bu şekilde 24 parti kapatılmış. Elbette bunların hepsi geride kaldı, ama o partiler kapatılırken hiç kimse “siyasi bir partiyi halk kapatır” demedi. DTP’ye kapatılma davası açıldı, hiç kimseden “siyasi bir partiyi halk kapatır” şeklinde ses çıkmadı (kimse DTP’yi savunduğumu düşünmesin). Fakat ne işse AKP’nin kapatılması için dava açıldığında, ağzı olan konuşuyor misali, herkes “partinin halk tarafından kapatılması gerektiği”nden bahsetmeye başladı. AKP’lilerin böyle bir söz söylemesi tabii karşılanabilir, ama o partili olmayıp da bu sözü söyleyenleri anlamak mümkün değil.



Kenar Mahalle Çocukları -Ahsen Batur-


Uygarlığın güya öncüsü ve kurucusu olduklarını savunan Batılı bilim adamları, dünya halklarını medeniyet skalasında tasnife tabi tutarken, özellikle Türkleri, Amerika’nın yerli halklarını ve Afrikalı milletleri görmezden gelirler ve bazen de lutfedip incelenmeye değmez “kenar mahalle” kültürleri olarak takdim ederler. Onlara göre Amerikalı yerlilerin uygarlıkları yoktur; barbar ve kültürsüzdürler. Afrikalılar zaten siyah, cahil ve geri kalmış lüzumsuz varlıklardır. Türkler ve Turani halklar, hem barbar, hem göçebe, hem yağmacı ve hem de parazit topluluklardır. Hatta Arnold Toynbee, “A Study of  History” (Tarih Bilinci) adlı eserinin birinci cildinde, uygarlıkların tasnifini yaparken Türklerin adını bile ağzına almaz..

 

Ahsen Batur


Selenge Yayınevi'nin kurucusu. Türk tarihinin ana kaynaklarına ait birçok eserin çevirisini yaptı.


 



 


 


 



 


 


 



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Ahsen Batur

Yazarlar