Yazar |

Yağmur Atsız |
 | |
Kişisel Web |
Ekim 1910, Yusuf Akçura
-----------------------
"...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki
kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün
ehalisidir..."
-----------------------
Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 |
Maksim Gorki
-----------------------
"Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye
başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için
sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."
-----------------------
Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|

Bayramlara
Mütedáir
-Yağmur Atsız-
Bugün Şeker Bayramı’nın İlk Günü, kutlu
olsun! Ama aynı zamanda Mûsevî Roş Aşana Bayramı’nın da İlk Günü. O
da kutlu olsun! Bu bayram Yahudi Takvimi’ne göre aynı zamanda
yılbaşı da oluyor ve her sene biraz oynuyor. Yáni Şeker Bayramı ile
Roş Aşana (30 Eylül ve 1 Ekim günleri) bu kez tesádüfen üst üste
gelmiş. Yarın Yahudi Takvimi’ne göre 5769 Yılı başlayacak.
Yanılmıyorsam Tevrát’a göre Tanrı Káinát’ı 5769 sene önce yaratmış.
Onu zamánın başlangıcı addediyorlar.
Şimdi dönelim Şeker Bayramı’na:
Sayın Başbakan Receb Tayyib Erdoğan üç gün önce zehir-zemberek bir
beyánat vererek bu bayrama ‘Şeker’ değil
‘Ramazan’ bayramı denilmesi gerekdiğini, ‘Şeker
Bayramı’ sözünün uyduruk olduğunu ve bir ‘kültür
erozyonu’na delálet etdiğini esdi-kükredi. Bizler gerçi
‘Star’da yazdığımız için ‘yalaka takımı’yız(!)
ama ben náçizáne yine de kemál-i hörmetle dudak kıvırarak îtiráz
etme ‘küstahlığı’nı (!) irtikáb edeceğim.
Sayın Başbakan!
Ben 1852’den bu yana Istanbullu ve büyük bölümü, kadınlar dáhil,
yüksek öğrenim görmüş bir áilenin çocuğuyum. Ana tarafım için de
aynı şeyi söyleyebilirim. Şu farkla ki onlar Trabzon, Niş ve Selánik
kökenlidir. Ben ‘Ramazan Bayramı’ lafını ilk defá
20 yaşından sonra Almanya’da işitdim. Ne demek olduğunu tabii ki
hemen anladım ama bizim áile ve eş-dost çevremizde hiç kimse öyle
demez, herkes ‘Şeker Bayramı’ derdi. Bayram
misáfirlerine de Tekel likörleri (özellikle Portakal ve Muz
Likörü!!!) ile çikolata ikrám edilirdi.
Siz şimdi ‘Şeker Bayramı’ diyen milyonlarca
yurddaşınızı bir bakıma ‘tekfîr’ ediyorsunuz. Bu
size yakışır mı?
Ben ‘Ramazan Bayramı’ deyişi yanlışdır iddiasında
değilim. Lákin bütün dillerde bázı kavramları aynen ifáde eden
birden fazla kelimeler de olabilir. Bu ‘kültür erozyonu’
değildir!
Asıl kültür erozyonu, birden fazla kavramı ‘tek kelime’
ile ifáde etme sefáletidir. Siz eğer kültür erozyonundan şikáyetçi
iseniz ‘Şeker Bayramı contra Ramazan Bayramı’ gibi
mánásız meselelerle değil Türkçe’yi 50 yılda dünyánın en zengin
dillerinden biri iken 300 kelimelik bir mahalle arası lehçesine
döndüren ‘mekteb kaçkını sadistler’le uğraşın!
Bakınız ‘alenî, báriz, áşikár, ayan, bedîhî, vázıh, sarih,
müstehcen, münhál, üryan, meftuh, berrak ve
(bütçe noksánı anlamına) defisiter’ yerine bugün
TEK KELİME kullanıyoruz: AÇIK !!!
‘Merhale, safha, kademe, hamle, páye, rütbe, mertebe’
için TEK KELİME: AŞAMA !!!
‘Hücum, taarruz, tecávüz, tasallut, akın, baskın, atak’
hepsi SALDIRI !!!
‘Gurur, iftihar, haysiyet, şeref, izzet-i nefs’
hepsi ONUR !!!
‘Teklif, tavsiye, telkıyn’ hepsi ÖNERİ
!!!
Kültür erozyonu işte budur, Değerli Başbakan!
‘Soykırım’ buna derler!!!
Dil böylesine kılıçdan geçirilince de Muazzez, Muallá ve dahî
Mücellá Matbuátımızın Kıymetdár ve námdár köşe yazarları
Bahriye’deki ‘viya’ tábirinin Latince/İtalyanca
kökenli ‘via’ (yol, şerit, rota) kelimesi olduğunu
anlamakdan áciz kalırlar ve etrafdaki denizci subaylardan yarım
yamalak öğrenerek ‘investigatif jurnalizm’
yapdıklarını sanırlar. Günümüz Türkçesi ile ‘araştıral
kazetacılık’ !!! Hem de hepsi en az bin kere uçak yolculuğu
yapdığı halde meselá ‘Ankara-New York, via London’
gibi ibáreleri ya görmemişdir ya da görüp anlamamış...
Hazır laf açılmışken:
Kendilerini dilci zanneden birtakım iki boyutlu ‘dil
ırkçıları’ yabancı kökenli kelimeleri yasaklamakla
Türkçe’yi koruyacakları ham hayáli içindeler. Ama yasakla bir yere
varılmaz! Yabancı kökenli kelime kullanma şehveti modadır, gelir
geçer.
Asıl tehlikeli olan yabancı kelimeleri ‘yanlış’
kullanmakdır!!!
Şeker ve Roş Aşana Bayramlarınız kutlu olsun!
Yağmur Atsız
30
Eylül 2008
|
Enver
Paşa Yáhut Dost Acı Söyler
-Yağmur Atsız-
Enver daha binbaşı rütbesiyle
Selánik’deki Üçüncü Ordû-yu Hümáyûn Erkán-ı Harb Riyáseti’nde
(Üçüncü Emperyal Ordu Kurmay Başkanlığı) görevliyken Eniştesi, yáni
Kızkardeşinin Kocası, Erkán-ı Harb Miralay (Kurmay Albay) Názım
Bey’i vurdurtup öldürtdü. Bu alçakça iş için emir verdiği Jandarma
Mülázimi (Teğmeni) İsmáil Canbulat adlı rezîli de sonra Dáhiliye
Názırı (İçişleri Bakanı) nasbetdirdi. İkinci Meşrûtiyet’den sonra
Berlin’e askerî ataşe táyin edilip orada tam bir Alman oyuncağı, bir
ağzı açık Alman budalası háline geldi. 31 Mart Vak’ası denilen o
iğrenç olayda görevini izinsiz terkederek dili bir karış dışarıda
soluğu Istanbul’da aldı ve Yıldız Sarayı’nın yağmasına bizzat
katıldı. İttihadcıların inanılmaz hamákati yüzünden çıkan Balkan
Harbi sırası batı sınırı Adriya Denizi olan Türkiye neredeyse
Istanbul’u kaybetme tehlikesiyle yüzyüzeyken ‘Báb-ı Álî
Baskını’ denilen námussuzca eylemi planladı.
|
Názan
Ölçer’e Saygı
-Yağmur Atsız-
Günlerdir düzinelerce haber ve röportaj
yayınlandığı için nasıl olsa biliyorsunuzdur ki Emirgán’daki
‘Sákıp Sabancı Müzesi’nde olağanüstü önemli bir sanat olayı
‘patlak verdi’ ádetá:
‘Istanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali’. 20 Eylül
2008 ve 20 Ocak 2009 tárihleri arasında ziyáret edilebilir. Şimdiye
kadar İspanya dışındaki en büyük Dal¡ sergisi. Dáhî İspanyol’un 33
resmi, 113 çizimi, 111 gravürü ve 12 litografisi yer alıyor bu
‘şölen’de. Gerçi en meşhur tablolarından çoğu orada
değil ama bunun sebebi, Sabancı Müzesi’nin işbirliği yapdığı
‘Gala-Salvador Dali Vakfı’nın (FundaciÓ Gala-Salvador Dali)
elinde bunların bulunmayışı. Bu eserler dünyáca tanınmış başka
müzeler tarafından satın alınmış çok önceleri.
|
Bir
Yerden Başlamak
-Yağmur Atsız-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Erivan’a
gideceğini açıklayınca bunu esas olarak son derece olumlu
karşıladığımı, zîrá onyıllardır Türk ve Ermeni milletleri arasındaki
tárihî husûmetin giderilmesini en çok isteyenler arasında yer
aldığımı yazdım. O acı ve kanlı olayları unutmak gerçi imkánsızdır
ama ‘her iki tarafın da sîneye çekebileceği bir ortak
payda’ bulmak benim Türkiye için en önemsediğim
politik hedeflerden biriydi ve hálá da öyledir. Kanaatimce bu ortak
payda bulunduğu andan îtibáren iki milletin gerçek anlamda birer
komşu olacağına da hep muhakkak nazarıyla bakmışımdır.
|
| |

Yağmur Atsız
4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn
Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel
Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha
ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha
sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve
incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program
sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve
“Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.
Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.
|
|
 |
Dünyada Neler Oluyor |

|
Ortadoğu Politikası
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup
olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler
şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan
politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.
"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı
sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen
öğrenemedim.
|
|
 |
Türk Dünyası |

|
Muhammed Salih
Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek
Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı
daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih
canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam
Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan
"Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e
sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret
gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir
elini sıkmakdan bile korkdu.
|
|
 |
Arayış |

|
Türkiye'nin Gücü
Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı,
Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete
erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a
uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı
aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında
olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik
etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini
biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal
münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere
verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp
da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye
mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak
kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir
devlet.
|
|
|