Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

30 Eylül 2008

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür

 

 

 


Bayramlara Mütedáir


-Yağmur Atsız-


Bugün Şeker Bayramı’nın İlk Günü, kutlu olsun! Ama aynı zamanda Mûsevî Roş Aşana Bayramı’nın da İlk Günü. O da kutlu olsun! Bu bayram Yahudi Takvimi’ne göre aynı zamanda yılbaşı da oluyor ve her sene biraz oynuyor. Yáni Şeker Bayramı ile Roş Aşana (30 Eylül ve 1 Ekim günleri) bu kez tesádüfen üst üste gelmiş. Yarın Yahudi Takvimi’ne göre 5769 Yılı başlayacak. Yanılmıyorsam Tevrát’a göre Tanrı Káinát’ı 5769 sene önce yaratmış. Onu zamánın başlangıcı addediyorlar.

Şimdi dönelim Şeker Bayramı’na:

Sayın Başbakan Receb Tayyib Erdoğan üç gün önce zehir-zemberek bir beyánat vererek bu bayrama ‘Şeker’ değil ‘Ramazan’ bayramı denilmesi gerekdiğini, ‘Şeker Bayramı’ sözünün uyduruk olduğunu ve bir ‘kültür erozyonu’na delálet etdiğini esdi-kükredi. Bizler gerçi ‘Star’da yazdığımız için ‘yalaka takımı’yız(!) ama ben náçizáne yine de kemál-i hörmetle dudak kıvırarak îtiráz etme ‘küstahlığı’nı (!) irtikáb edeceğim.

Sayın Başbakan!

Ben 1852’den bu yana Istanbullu ve büyük bölümü, kadınlar dáhil, yüksek öğrenim görmüş bir áilenin çocuğuyum. Ana tarafım için de aynı şeyi söyleyebilirim. Şu farkla ki onlar Trabzon, Niş ve Selánik kökenlidir. Ben ‘Ramazan Bayramı’ lafını ilk defá 20 yaşından sonra Almanya’da işitdim. Ne demek olduğunu tabii ki hemen anladım ama bizim áile ve eş-dost çevremizde hiç kimse öyle demez, herkes ‘Şeker Bayramı’ derdi. Bayram misáfirlerine de Tekel likörleri (özellikle Portakal ve Muz Likörü!!!) ile çikolata ikrám edilirdi.

Siz şimdi ‘Şeker Bayramı’ diyen milyonlarca yurddaşınızı bir bakıma ‘tekfîr’ ediyorsunuz. Bu size yakışır mı?

Ben ‘Ramazan Bayramı’ deyişi yanlışdır iddiasında değilim. Lákin bütün dillerde bázı kavramları aynen ifáde eden birden fazla kelimeler de olabilir. Bu ‘kültür erozyonu’ değildir!

Asıl kültür erozyonu, birden fazla kavramı ‘tek kelime’ ile ifáde etme sefáletidir. Siz eğer kültür erozyonundan şikáyetçi iseniz ‘Şeker Bayramı contra Ramazan Bayramı’ gibi mánásız meselelerle değil Türkçe’yi 50 yılda dünyánın en zengin dillerinden biri iken 300 kelimelik bir mahalle arası lehçesine döndüren ‘mekteb kaçkını sadistler’le uğraşın!

Bakınız ‘alenî, báriz, áşikár, ayan, bedîhî, vázıh, sarih, müstehcen, münhál, üryan, meftuh, berrak ve (bütçe noksánı anlamına) defisiter’ yerine bugün TEK KELİME kullanıyoruz: AÇIK !!!

‘Merhale, safha, kademe, hamle, páye, rütbe, mertebe’ için TEK KELİME: AŞAMA !!!

‘Hücum, taarruz, tecávüz, tasallut, akın, baskın, atak’ hepsi SALDIRI !!!

‘Gurur, iftihar, haysiyet, şeref, izzet-i nefs’ hepsi ONUR !!!

‘Teklif, tavsiye, telkıyn’ hepsi ÖNERİ !!!

Kültür erozyonu işte budur, Değerli Başbakan!

‘Soykırım’ buna derler!!!

Dil böylesine kılıçdan geçirilince de Muazzez, Muallá ve dahî Mücellá Matbuátımızın Kıymetdár ve námdár köşe yazarları Bahriye’deki ‘viya’ tábirinin Latince/İtalyanca kökenli ‘via’ (yol, şerit, rota) kelimesi olduğunu anlamakdan áciz kalırlar ve etrafdaki denizci subaylardan yarım yamalak öğrenerek ‘investigatif jurnalizm’ yapdıklarını sanırlar. Günümüz Türkçesi ile ‘araştıral kazetacılık’ !!! Hem de hepsi en az bin kere uçak yolculuğu yapdığı halde meselá ‘Ankara-New York, via London’ gibi ibáreleri ya görmemişdir ya da görüp anlamamış...

Hazır laf açılmışken:

Kendilerini dilci zanneden birtakım iki boyutlu ‘dil ırkçıları’ yabancı kökenli kelimeleri yasaklamakla Türkçe’yi koruyacakları ham hayáli içindeler. Ama yasakla bir yere varılmaz! Yabancı kökenli kelime kullanma şehveti modadır, gelir geçer.

Asıl tehlikeli olan yabancı kelimeleri ‘yanlış’ kullanmakdır!!!

Şeker ve Roş Aşana Bayramlarınız kutlu olsun!

 

 

Yağmur Atsız

30 Eylül 2008



Enver Paşa Yáhut Dost Acı Söyler -Yağmur Atsız-


Enver daha binbaşı rütbesiyle Selánik’deki Üçüncü Ordû-yu Hümáyûn Erkán-ı Harb Riyáseti’nde (Üçüncü Emperyal Ordu Kurmay Başkanlığı) görevliyken Eniştesi, yáni Kızkardeşinin Kocası, Erkán-ı Harb Miralay (Kurmay Albay) Názım Bey’i vurdurtup öldürtdü. Bu alçakça iş için emir verdiği Jandarma Mülázimi (Teğmeni) İsmáil Canbulat adlı rezîli de sonra Dáhiliye Názırı (İçişleri Bakanı) nasbetdirdi. İkinci Meşrûtiyet’den sonra Berlin’e askerî ataşe táyin edilip orada tam bir Alman oyuncağı, bir ağzı açık Alman budalası háline geldi. 31 Mart Vak’ası denilen o iğrenç olayda görevini izinsiz terkederek dili bir karış dışarıda soluğu Istanbul’da aldı ve Yıldız Sarayı’nın yağmasına bizzat katıldı. İttihadcıların inanılmaz hamákati yüzünden çıkan Balkan Harbi sırası batı sınırı Adriya Denizi olan Türkiye neredeyse Istanbul’u kaybetme tehlikesiyle yüzyüzeyken ‘Báb-ı Álî Baskını’ denilen námussuzca eylemi planladı.



Názan Ölçer’e Saygı -Yağmur Atsız-


Günlerdir düzinelerce haber ve röportaj yayınlandığı için nasıl olsa biliyorsunuzdur ki Emirgán’daki ‘Sákıp Sabancı Müzesi’nde olağanüstü önemli bir sanat olayı ‘patlak verdi’ ádetá: ‘Istanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali’.  20 Eylül 2008 ve 20 Ocak 2009 tárihleri arasında ziyáret edilebilir. Şimdiye kadar İspanya dışındaki en büyük Dal¡ sergisi. Dáhî İspanyol’un 33 resmi, 113 çizimi, 111 gravürü ve 12 litografisi yer alıyor bu ‘şölen’de. Gerçi en meşhur tablolarından çoğu orada değil ama bunun sebebi, Sabancı Müzesi’nin işbirliği yapdığı ‘Gala-Salvador Dali Vakfı’nın (FundaciÓ Gala-Salvador Dali) elinde bunların bulunmayışı. Bu eserler dünyáca tanınmış başka müzeler tarafından satın alınmış çok önceleri.



Bir Yerden Başlamak -Yağmur Atsız-


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Erivan’a gideceğini açıklayınca bunu esas olarak son derece olumlu karşıladığımı, zîrá onyıllardır Türk ve Ermeni milletleri arasındaki tárihî husûmetin giderilmesini en çok isteyenler arasında yer aldığımı yazdım. O acı ve kanlı olayları unutmak gerçi imkánsızdır ama ‘her iki tarafın da sîneye çekebileceği bir ortak payda’ bulmak benim Türkiye için en önemsediğim politik hedeflerden biriydi ve hálá da öyledir. Kanaatimce bu ortak payda bulunduğu andan îtibáren iki milletin gerçek anlamda birer komşu olacağına da hep muhakkak nazarıyla bakmışımdır.


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.