Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

23 Eylül 2008

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür

 

 

 


Názan Ölçer’e Saygı


-Yağmur Atsız-


Günlerdir düzinelerce haber ve röportaj yayınlandığı için nasıl olsa biliyorsunuzdur ki Emirgán’daki ‘Sákıp Sabancı Müzesi’nde olağanüstü önemli bir sanat olayı ‘patlak verdi’ ádetá: ‘Istanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali’.

20 Eylül 2008 ve 20 Ocak 2009 tárihleri arasında ziyáret edilebilir.

Şimdiye kadar İspanya dışındaki en büyük Dal¡ sergisi. Dáhî İspanyol’un 33 resmi, 113 çizimi, 111 gravürü ve 12 litografisi yer alıyor bu ‘şölen’de. Gerçi en meşhur tablolarından çoğu orada değil ama bunun sebebi, Sabancı Müzesi’nin işbirliği yapdığı ‘Gala-Salvador Dali Vakfı’nın (FundaciÓ Gala-Salvador Dali) elinde bunların bulunmayışı. Bu eserler dünyáca tanınmış başka müzeler tarafından satın alınmış çok önceleri.

Bu hárikuláde serginin gerçekleşmesine Akbank da katkıda bulunmuş ama bence meselenin ‘Rûhu’ nedense es geçilmiş. Belki tevázuundandır, kendi istemedi, bilmiyorum. Fakat ben burada o ‘Rûh’a bu başarısından ötürü şükran ve saygılarımı sunmadan edemeyeceğim! Zîrá adım gibi biliyorum ki eğer Müze Müdîresi Názan Ölçer olmasaydı bu sergi, değil gerçekleşmek, muhtemelen tasarlanamazdı bile!!!

‘Nereden biliyorsun?’ diyecek olanlara ise kestirmeden cevab vereyim: ‘Çünki ben Názan Ölçer’i biliyorum.’

Onun daha önce bu müzede gerçekleştirdiği Picasso yáhut Rodin sergileri henüz háfızalarda tázedir. Bizim milletin háfızası 15 günden gerisine pek işlemezse de biz yine saftorik iyimserliğimizi elden bırakmayalım. Fakat Názan Ölçer başka hiçbir iş görmemiş de hayátı boyunca sırf, bu görevinden önce bir enkáz olarak alıp ayağa kaldırdığı ‘Türk ve İslám Eserleri Müzesi’ndeki ‘Savaş ve Barış’ Sergisi’ni düzenlemiş olsaydı bile yine önünde şapka çıkarırdım.

Márifet iltifáta tábîdir!

İşte onun için Názan Ölçer’e saygı!!!

***

‘Sürrealizm’ kavramını Türkçe’ye hep ‘Gerçeküstücülük’ diye çeviriyorlar. Dört adet Ü’nün ardı ardına gelmesindeki sakálet bir yana, bence yanlış bir çeviri. Yıllar önce değinmişdim ama yeri geldiği için bir kere daha işáret edeyim: Ben uzman değilim fakat bu kelimeyi ‘Üstgerçekçilik’ şeklinde tercüme etmek bana daha doğruymuş gibi geliyor.

Bu akımın öncü ve önderlerinden André Breton 1924 tárihinde yayınladığı ‘Premier manifeste du surréalisme’ (Üstgerçekçilik’in Birinci Manifestosu) başlıklı metinde bu akımı şöyle tanımlar:

‘Rüyá ve gerçeklik arasındaki záhirî zıddiyetin istikbalde bir tür mutlak gerçeklik, sürrealite, içinde çözüleceği inancı.’

Sürrealizm kelimesini 1917’de ilk kullanan Guillaume Apollinaire’dir. Bu kavramın öncüleri 19.Yy.’ın İkinci Yarısı’nda ortaya çıkmışdır: ‘Supernaturalisme’ (Gérard de Nerval), ‘Surnaturalisme’ (Arthur Rimbaud), ‘Symbolisme’ (Stéphane Mallarmé). Bu fikir Şáir Rimbaud’da ‘changer la vie’ (hayátı değiştirmek) ve Filozof Karl Marx’da ‘die Welt zu transformieren’ (dünyáyı dönüştürmek) formülleriyle ifádesini bulur.

Surrealizm’in edebiyat alanındaki önemli temsilcileri Breton’dan başka; Louis Aragon, Philippe Soupault ve Paul ‰luard’dır.

Resimde ise ilk akla gelenler Paul Klee, Pablo Picasso, Salvador Dal¡ ve René Magritte’dir ki bu sonuncusu ‘Véritiste’ler Ekolü’ne (Hakıykatçiler Ekolü) mensubdur. Benim hayrán olduğum ressamlardandır.

Bakın, bunları yazılıda sorarım, ona göre!!!

 

 

Yağmur Atsız

23 Eylül 2008



Bir Yerden Başlamak -Yağmur Atsız-


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Erivan’a gideceğini açıklayınca bunu esas olarak son derece olumlu karşıladığımı, zîrá onyıllardır Türk ve Ermeni milletleri arasındaki tárihî husûmetin giderilmesini en çok isteyenler arasında yer aldığımı yazdım. O acı ve kanlı olayları unutmak gerçi imkánsızdır ama ‘her iki tarafın da sîneye çekebileceği bir ortak payda’ bulmak benim Türkiye için en önemsediğim politik hedeflerden biriydi ve hálá da öyledir. Kanaatimce bu ortak payda bulunduğu andan îtibáren iki milletin gerçek anlamda birer komşu olacağına da hep muhakkak nazarıyla bakmışımdır.



Sola Bak! ve Solaaa Bakk!!! -Yağmur Atsız-


Memur kökenli bázı iyi áile çocukları yıllardır Türkiye’ye şöyle esaslı bir sol parti gerekdiğinden dem vururlar. Bunun için de genellikle şu málûm ‘kuş metaforu’nu kullanırlar. Sádece sağ kanadı olan bir kuş, efendime söyleyeyim, nasıl ki doğru dürüst uçamaz ise ‘sol kanadı’ bulunmayan bir politik sistem de aynen öyle uçamazmış. Hattá bázı áteşîn yurddaşlarım ‘fantasmagori’yi, yáni boş ve aldatıcı hayáláta dalma faaliyetini o raddeye vardırıyorlar ki eğer Bay Deniz Baykal’dan ‘kurtulsa’ CHP’nin ‘tekrar’ eski sol kimliğine kavuşabileceği iddiasında bile bulunuyorlar.



"Yalaka" Le Figaro -Yağmur Atsız-


Vaktiyle bir süre Belçika’da sürtdüm. Çok yıllar önce. Dámad Ferid Paşa’nın ilk sadáreti sırası felan... Orada Ergin adında bir Türk arkadaşım, Ergin’in de Justine adlı bir sevgilisi vardı, Çifte Kumrular... Bir gün Ergin Justine’e okkalı bir tokat atdı. Ben o ánı görmedim ama Justine’in, burnundan kanlar akarak bana doğru koşduğunu ve arkasından da Ergin’in boş ve donuk nazarlarla bakınarak yaklaşdığını fark etdim. Kız kollarımın arasına ádetá yığılırken dehşetle irkilerek Türkçe seslenmişim: ‘Oğlum, bu ne kepázelik?’  Bakışları kadar donuk bir sesle cevab verdi: ‘Evet, onu resmen tokatladım. Ama dün olduğu gibi bugün de hálá çok seviyorum.’


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.