Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

18 Şubat 2005

Talazan Köprüsü

Talazan Köprüsü

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür

 

 

 


Çetin Altan


- Yağmur Atsız-


Değerli Ağabeyimiz Çetin Altan'ın 13 Şubat tarihli "Akşam"da uzun bir mülâkati yayınlandı. Orada vardığı bazı hükümler ve daha önceki "tuhafiyatı", artık işin tadı adamakıllı kaçmaya başladığı için, cevabsız kalmamalı kanaatine vardım. Gerçi kendisine ve yaşına hürmetimiz derindir. Ama hürmet nâmütenâhi değildir. Madde madde gidelim, bakalım nereye varacağız:

BİR- Mülâkati yapan şahsa sırf genç olduğu ve kadın olduğu için "Sen, şekerim, yavrum, hayatım, canikom" vs. şekillerinde hitab etmek, gazetecilik âdâbına olduğu kadar umumi âdâba da aykırıdır. Eğer o genç arkadaşımız buna itiraz etmediyse bu onun bundan hoşlandığı değil, olsa olsa tecrübesizlik yüzünden biraz şaşkınlığa uğradığı anlamına gelir.

İKİ- "Türkler eşekdir!" cümlesi bayağı kapsamlı bir yargı ifade ediyor. Bunun gerçekden böyle olup olmadığını tek başıma kestirecek zekâ seviyesinde değilim. Ancak "Türk Milleti'nin bir ferdi" sıfatıyla bana "eşek" deme hakkını nereden ve kimden aldığını sormak da benim hakkımdır. Bu vesileyle kendisinin hangi milletden olduğunu da açıklarsa memnun olurum.

ÜÇ- Diyor ki "Generaller hiçbir işe yaramaz."... Bazı generaller gerçekden de hiçbir işe yaramayabilirler. Tıpkı bazı köşe yazarları gibi... Başına belirsizlik sıfatı "bazı"yı eklerseniz bu, bütün meslekler için geçerlidir. Ama acaba saygıdeğer ağabeyimiz mesela hepsi birer general olan Sezar, Bonaparte, Washington, de Gaulle yahut Mustafa Kemal için de aynı şeyi söyleyebilir mi?

DÖRT- Mumâileyh "Chopin'in keman sonatları"ndan bahsediyor. Chopin'in tek bir keman sonatı bile olmadığına göre acaba -haşâ huzurdan- hafızası kendine "bazı" oyunlar oynamağa mı başladı?

BEŞ- Aziz büyüğümüz Osmanlı'da düz yazı (nesir) olmadığını, atalarımızın cümle kurmayı bilmediklerini ve noktalama işaretlerini de dilimize ilk olarak Tevfik Fikret'in 20. Yüzyıl'da sokduğunu iddia etdi. Peki, Şemseddin Sami Bey'in 1894-97 arası peyderpey basılan dev eseri "Kaamusü-l-Âlâm"a ve çok daha önceki Tanzimat Devri kitablarına o nokta ve virgülleri... o nidâ ve soru işaretlerini... o parantezleri sonradan kurşun kalemle ben mi ilave etdim?

Türkler cümle kurmayı bilmiyor idiyse şu nedir:

"Oğuz Eli'nde Duha Koca-Oğlı Deli Dumrul derler bir er var idi (NOKTA) Bir kuru çayın üzerine bir köprü kurmuş idi (NOKTA) Geçenden otuz akça (VİRGÜL) geçmeyenden döğe döğe kırk akça alır idi

(NOKTA)"... KİTAB-I DEDE KORKUD...

Yahut: "Akıncılar daima kılıcı belinde (VİRGÜL) tüfengi elinde adamlar olub şeb ü ruz (gece-gündüz) silahları ile yatarlar (NOKTA)... EVLİYA ÇELEBİ..."


Sakın ola ki bizlere cümle kurmayı "Galatasaray Sultanisi"nin Fransız muallimleri mi öğretdi?
 

Kaldı ki noktalama işaretleri bir Avrupai buluşdur diye mesela Kur'an'ı, İncil'i, Tevrad'ı kaldırıp atacak mıyız?
 

Vedalar çöpe mi gidecek?
 

ALTI- Türkçe'nin "ancak M. S. 8. Yy.'dan beri yazı dili olduğu"nu ileri sürerek küçümsüyor. Öyle bile olsa hâlâ "yaşayan dil" olduğuna göre önemsiz sayılmaz. Ama 1965 yılında Rus arkeologların Yenisey Havzası'nda buldukları "Altın Elbiseli Adam"ın mezarından çıkan, Orkun Harfleri'yle ve M. Ö. 4. Yy.'a aid Arkaik Türkçe metinden haberi yok mu?
 

YEDİ- Türkler'in ne kadar "ahmak" olduğunu kanıtlamak için "BÜYÜK" Petro'ya bile "DELİ" Petro dediğimizi öne sürüyor. Klasik Türkçe'de "deli" kelimesinin son derece cesaretli anlamına gelen bir övgü olduğundan ve Osmanlı Akıncı birlikleri arasındaki en seçme olanlarının "Deli Bölükleri" diye anıldığından, bunların serpuşlarında ve sancaklarında "Yazılan Gelir Başa" ibaresinin bulunduğundan bi-haber mi?
 

SEKİZ- Osmanlı hükümdarlarının ne kadar "cahil ve akılsız" olduğuna delil olarak da III. Ahmed'in Malatyalı bir tacire "bir donluk yünlü kumaş" ısmarlamasını ve Kalaylıkoz Ahmed Paşa gibi değersizi birini sadrazam yapmasını gösterdi. III. Ahmed denildi mi benim aklıma sadrazam olarak NEVŞEHİRLİ DAMAD İBRAHİM PAŞA yahut BALTACI MEHMED PAŞA gelir! İBRAHİM MÜTEFERRİKA gelir, LALE DEVRİ gelir, NEDİM gelir. İlk başda olayların zorlamasıyla İKİ AY 27 GÜN sadrazamlık etmesine göz yumulmuş bir herif değil!!! LALE DEVRİ'nin (1718-1730) Türk Tarihi'ndeki YEGANE "cevazkâr toplum" (societe permissive) uygulaması olduğu gelir!
 

"DONLUK YÜNLÜ KUMAŞ" meselesine gelince, eğer muhterem rehberimiz "don" kelimesinin Klasik Türkçe'de "elbise/giysi" anlamına geldiğini (Doğmadık çocuğa don biçmek) ve "iç donu/çakşır" manası taşımadığını bilmiyorsa HAYFA VE HAYFA!!!Dede Korkud'daki SARI DONLU SELCEN HATUN, sarı külot giyen bir kadın mıydı yâni?
 

Maurice Chevalier, kendisine, 80'inden sonra niye hâlâ koşuşdurduğunu soran bir hanım gazeteciye, "Yavrum, Nonoşum" filan diye başlamaksızın demişdi ki "Benim yaşımda durdunuz mu oturmak, oturdunuz mu uzanmak istersiniz. Uzandınız mı da bir daha doğrulamazsınız."

Demek ki çaresiz katlanacağız..
 

Yağmur Atsız

18 Şubat 2005



Akdeniz Ufukları -Yağmur Atsız-


9 Temmuz 2004 tarihli ve "Bir diplomatik dönüm noktası" serlevhalı yazımda ilk kez olarak ABD'nin KKTC'ye karşı politikasını kökünden değiştirme eğilimine girdiğine ve buna dair ilk işaretlerin belirdiğine değindim. Bence Washington'un artık Doğu Akdeniz'de çok uygun pozisyona sahib ve son derece emniyetli büyük birer deniz ve hava üssüne ihtiyacı vardı. Şu içeriği gibi adı da bir türlü tam olarak belirlenemeyen "Genişletilmiş Bilmemne Projesi" için İncirlik ve İskenderun'u keyfince kullanamayacağı ortaya çıkmışdı.



Yâni Türk Türk'e oturup, "bu namussuz herifler"e sövmekle bir yere varılmıyor. Her ne kadar küfür ruhun yelpazesi olsa da!  -Yağmur Atsız-


Bazı diplomatik başarılar sürmanşete çıkmaz. Hatta bazen birinci sayfaya bile girmez ama onların gerçek önemini bilen bilir. Dün pek çok Batı gazetesinde ve iç sayfalarda yer alan bir haber bence, Türkiye'nin en yakın devir tarihinde bir "dönüm noktası" olarak yer alacaktır. Bu, Ankara'nın bundan böyle "1915 Ermeni Kırımı"nı direkt olarak Ermeniler'le tartışmayı kabul etmesi haberidir. "Parlamento Avrupa Komisyonu" Başkan Vekili Ali Rıza Alaboyun (AKP) tarafından "Tarihimizde utanılacak bir şey yoktur. Her şeyi herkesle münakaşa etmeye hazırız" cümlesinin "resmen" telâffuz edilmesi, Türkiye lehine neticeleri peyderpey ama her hâl ve kârda "derinlemesine" hissedilecek bir gelişmenin müjdecisidir.



Bush'un Bayram Hediyesi -Yağmur Atsız-


Tanınmış gazeteci Seymour Hersh, Bush Yönetimi'nin yakında İran'a da taarruz edeceğini iddia etti. Pek çok 'bomba haber'e, bu arada Ebu Gureyb Mahbushanesi'ndeki rezilliklerin ortaya çıkarılmasına dair olanına imza atan kalburüstü bir muhabir olduğu için bu iddia dünya çapında yankılar uyandırdı. Doğru dürüst toplumlarda muhabirlik daima gazeteciliğin belkemiğini teşkil etmişdir. İyi muhabirler büyük itibar sahibidirler. Bizdeki gibi 'parya' muamelesi görmezler.


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Tercüman Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.