Reenkarnasyon bir sefalet düşüncesidir. İnsanların edilgenliğini baştan kabul ile onların bütün iradelerini teslim alıp, iyiye ve güzele yönelişlerini kör eden bir düşünme biçimi ve dayatılan bir ideolojidir. Reenkarnasyonun kökeni Hindistan'dır. Katı kast sisteminin bulunduğu bu ülke tarihin bütün dönemlerinde istila edilmiş ve halkı sömürülmüştür. Böyle sömürülür ve işgal edilir bir zemin ancak edilgin bir düşünce yapısı ile mümkün olabilirdi.
Brahmanizm, Hindistanı işgal edip Harabba uygarlığını yıkan Abraham'ın kurduğu bir dindir. Bu Abraham kimi kaynaklarda Hz. İbrahim olarak da düşünülür. Arap Harflerinin kökeninde vedik alfabe olduğu ifade edilir. Abraham'ın ihtiyacı olan reenkarnasyon Hindistan'da çok işe yaramıştır, hala da yaramaktadır. Anlaşılan o ki birileri anadolu türkmenlerini hintli bir kadere razı etmeye çalışıyor...
Aslında mesih inancı da edilgin, umutsuz ve karamsar toplumların, yenik toplumların ürettiği bir düşünce biçimidir. Oniki imam düşüncesi ve İsa'nın dirilişi gibi konular üzerinden, muhtemelen İran Acemlerinin en üst sınıf saydıkları ve kendilerini Abraham'ın soyu ile ilişkilendiren ve oradan ari ırka kendini bağlayan, bölgede islamın egemen olmasından sonra ismailiye mezhebini kuran çok elit bir gurubun Part, Türkmen ve arap toplulukları üzerinde egemenlik kurma yaklaşımı vardır. Bunlar safevi türkmenleri zayıfladıkça iran türkmen devletini ele geçirmiş ve Safevi türk islam algısını acemleştirmişler ve halkı edilgin kılacak düşünceleri yaymaya çalışmışlardır.
Türk aleviliğinde reenkarnasyon yoktur. Yunus Emre tersini söylese de ki bu şüpheli yine de yoktur. Hz Ali ne derse desin yine de reenkarnasyon yoktur.
Türk aleviliğinin özünde hz. ali düşüncesinin öyle bir mühim yanı yoktur. Sonradan ali büyütülmüştür. Hacı Bektaş Veli Hz. Ali'den bin kere daha büyük bir insandır.
Türk sünnilerinin düştüğü dini hatalara görüyorum ki Türk alevileri de düşüyor. Ahlak ve Tanrı inançları, gelen küresel dalga ile zayıfladıkça, bunları yeniden inşa etmek yerine eski hurafelere sığınılıyor. Bu yol, yol değil!
Peygamberlik konusu derin bir konudur. Peygamberler hesaba çekilecektir. Peygamberliklerini doğru mu yaptılar, başarılı oldular mı bunun hesabını vereceklerdir. Peygamberlik Tanrı'dan ama onun uygulamaları insanlıktandır. Kuran'da peygamberlerin ve hatta Hz. Muhammed'in uyarıldığı birçok yerde mevcuttur.
Kimse Tanrı ile konuşamaz. Hiçkimse Tanrı'yı göremez. Hz Muhammed ve diğer peygamberler de Tanrı'yı görmemişlerdir. Tanrı ile Peygamber arasında iletişimi sağlama görevi meleklere ve sözlü iletişim Cebrail'e verilmiştir. Cebrail Tanrı'dan ne biçimde almıştır ve Peygamber ne biçimde Cebraille anlaşmıştır bu konu tartışmalıdır.
peygamberlik konusunu iyice irdelenirse, Cebrail ile Hz. Muhammed'in doğrudan konuşma ihtimalinin bulunmadığı görülecektir. Bu nedenle Kuran kelime kelime söz söz hz. muhammed'e aktarılmamıştır. Anlam aktarılmış ve Muhammed bunu algısına göre dillendirmiştir. Türkler İslam'ın geneline bakmakla aslında doğru iş yapmışlardır. Muhammed'in aktarımlarında iyiniyetinden şüphe etmiyorum. Ama becerisi, ki hesabını öte dünyada verecektir, tartışılabilir ve bunu Kuran metinleri de göstermektedir. Hz. Muhammed önemli yanlışlar yapınca, ayetleri doğru kavramayınca uyarılmıştır. Bu konu Kuran'ın arapça olmadığının da bir delilidir. Dileyenler Hamidullah'ın bu konudaki görüşlerinden yola çıkabilirler.
Aleviliği, tasavvufa indirgeme düşünceleri de yanlış düşüncelerdir. Alevilik daha çok bir kültür, genel bir dünya algısı ve yaşam biçimidir. Genel bir dünya görüşüdür. Tarihte kimi alevi ulularının dine doğru kaymaları o zamanki konjonktürden kaynaklanmış ve esasında Türkmenlere zarar vermiştir. Çünkü Türkmenler dini alanda daha donanımlı hanefi-hambeli ve şafilerin oyun alanına itilmişlerdir. Güç, kılıçtan, kaleme geçmiş ve birikimli olan kazanmıştır.
İşler öyle karışıyor ki hangisini ayıklayacaksınız bilemiyorsunuz. Şamanizm de Türklerle ilgisizdir. Ama terim yanlış kullanıla kullanıla artık doğrusunun yerine yerleşti. Ama içinde yanlışlarla... Şamanizm de hindistan kökenlidir ve şamanlar hiçbir zaman Türk toplumunda yer bulmamıştır. Bunlar obaların uzağında, bugünkü çingeneler gibi toplum dışı insanlar olmuşlardır. Ancak kam ve baksılar inanç alanında toplumun içinde hem de kendi işleri üzere olmuşlardır. Kam ve baksı din adamı değildir. İnançla da uğraşan ve başka bir mesleği olan kişilerdir. Ama toplum zayıfladıkça, şimdi mesihleri medyumların, reenkarnatörlerin eline düşen halkımız o zaman da şamanların eline düşmüştür. Anadolu Türkmenlerinde şaman adlı hiçbir görevli kişinin olmaması,bu adın kullanılmaması sözlerimizin önemli kanıtlarından biridir.
Türk Kızılbaşlığı'nda reenkarnasyon olduğunu söyleyenlerin söylediklerini yeniden düşünmesinde fayda vardır. Diğer önemli bir konu da masonların, gizli tarikatların bu reenkarnasyon işini yaymaya çalıştıklarıdır. Bu bilgi de herkesin kulağının bir köşesinde duruversin.