Yazar | 
Sırrı Çınar |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|
 Yüksek Kültür
Sırrı Çınar
"Kültür" her ne kadar Fransızca kökenli bir kelime olarak bilinse de Türkçe'dir. Toprağın Türkçe'de karşılığı olan "kül" ve "tour" kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. "Tour", Türkçe'de "doğuran" anlamındadır. Yani; "Toprağın doğurduğu, ürettiği anlamında olan kül-tür kelimesi oluşmuştur. Bu gerçeği bilmeyen ve araştırma ihtiyacı hissetmeyenlerin ön kabulle yabancı kökenli kelime olarak kabul ettikleri "kültür" kavramını Türk gibi düşünerek içini doldurması iyimserlik olur. Bir çok yabancı dilde Türk, Turkish (Turkiş) olarak geçer. Aslında o yabancılar, bizi bizden daha güzel bir dille tanımlamaktalar. Çünkü, Turkiş diye seslendirilen Turkish kelimesi de Kültür kelimesi gibi özbeöz Türkçe'dir. "Tour ve kişi kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Çünkü tarihte bize Touran denmekteydi ve tour kişi de birey olarak sıfatlandırmada kullanılmıştır. Bu basit ama çok önemli ayrıntılar bizim yani Türklerin (Şimdiki adımız Türk, aslında touran) kültür üzerindeki hakimiyetimizin bir göstergesi olarak bütün aydınlığıyla durmaktadır. Touran olmayanların bize taktıkları Türk sıfatını biz kendimiz tanımlamakta kullanmaya başlamış ve kendimizi Türk diye tanıtmaya başlamışız. Bu güzel bilgileri edindiğim araştırmacı Önder Öztürk Ağabeyimin gün yüzü görmemiş müthiş araştırma sonuçları maalesef dost sohbetlerinde konuşulmaktadır. Dost sohbetlerinden genele yayılamayan kültür parçacıkları, intikamını toplumdan çok acımasızca almaktadır. Vasati kültür birikimine sahip olmayan bireylerin söz sahibi oldukları, yetkili, etkili konumları işgal ettikleri bir ülke ve sonuçta; sığ, asgari düşünme yetisine dahi sahip olmayan yığınların oluştuğu bir toplum kaçınılmaz olmuştur. Bu gerçeklik karşısında "yüksek kültür" den söz etmek aslında densizlik olacak. Ama yüreğimiz yanıyor. Normal kültür birikimi olmayan insanların yeni dünya düzeni içinde hangi şartlara sahip olacağını bilmek için büyük araştırmalara gerek yok. Rekabet edebilmek için gerekli olan bilgi, bilgiyi kullanma ve büyük fark atmış ülkelere ulaşmak için onların yöntemleriyle arkalarından sürüklenen uydu toplum ve ülke olmamanın yollarını aramanın en temel yolu kültür birikimini artırmak ve "yüksek kültüre" ulaşmak olacaktır. Gelişmiş ülkelerin bilgi ve bilgi teknolojilerini kullanarak, üstelik onların izin verdiği kadarıyla kullanma imkanına sahipken yeni dünya düzeni içinde rekabet edebilme şansımız olabilir mi? Olmayacağı açıktır. Aynı güzergahta koşuya çıkmış iki atletten biri büyük farkla öndeyken arkadakinin öndeki atletin hızıyla ona ulaşmasının imkansızlığı gibi bir gerçeklik var. Bu gerçeği göz ardı etmek ise ancak akıl-idrak gibi yetenekleri körelmiş, kültür parçacıklarını toparlayamamış köleleşmiş toplum davranışıdır. Yapmamız gerekenler açık ve net bir şekilde önümüzde durmaktadır. Islahat yaparak, reformlarla bir yerlere varamayacağımıza göre yapmamız gereken, olmayanı, düşünülmeyeni, uygulanmayanı bilgi birikimimizi zorlayarak bulmak ve hayata geçirmektir. Aykırı olarak kabul edilecek devrimlerin gerçekleşmesi gerekiyor. Mesela; Makine mühendisini bir işletmeci kadar, bir bilgisayar programcısı kadar, bir uluslar arası ilişkiler uzmanı kadar, bir halk bilimcisi kadar, bir edebiyatçı kadar farklı dallarda bir bütün olarak yetiştirmek. Bütün bu konuların uzmanı olacak kadar bilgi yüklemek. Geniş ufuk sahibi, yüksek kültür sahibi bireyler yetiştirmek. Yada kamuda, üniversitede, sanatta, edebiyatta, siyasette yer alacak bireylerin özellikle seçilip özel bir eğitimle daha ilköğretimden itibaren yetiştirilmesi. Ya da, tıp doktoru yetiştirileceklerin çırak-usta ilişkisine benzer biçimde ve diğer bilimlerin öğretildiği ilköğretimden itibaren hastanede yetiştirilmesi gibi. Bu tür aykırı düşünceler çeşitlendirilebilir ve daha da aykırı düşünceler üretilebilir. Önemli olan gelişmiş ülkelerin ekonomik, teknolojik, bilimsel, siyasi olarak aldıkları yollarda uyguladıklarının aynısını uygulamaktan vazgeçmektir. Önemli olan yüksek kültür seviyesini yakalamış bireylerin üretilmesi ve çoğaltılmasıdır. Söyleneni anlayan, bilgi sahibi, analiz yapabilen, duyarlı, çözüm üretebilen, toprağını tanıyan, ülkesini bilen, insanını seven, fedakar, cefakar, vefakar, seviyeli, seciyeli ve en önemlisi şahsiyetli bireyler üretebilmek ve sayılarını artırabilmektir. Şahsiyetli insan konusu ayrı bir yazı konusu. Üzerinde durulması gereken önemli bir ayrıntı ama kültürün altında ki bir ayrıntı. Normal kültüre sahip insanlardan öteye geçip, "yüksek kültürle" donanmış insanların olduğu bir toplumda yaşamanın hazzı başka olsa gerek. O günleri görmeyi ne arzuluyorum bir bilseniz. Sırrı Çınar
|
Siyasilerde Davranış Kalıpları -Sırrı Çınar-
“Koltuklarından güç alanlar” o koltuklarını kaybettikleri gün hacimleri ve yoğunlukları kadar yer tutarlar bu toplumda. Yani daha önce “avam, kul” olarak baktıkları o toplumun fertlerinden biri olurlar. İşte o zaman o toplumda açıklığıyla, netliğiyle ve şahsiyetleriyle yer edinenlerin büyük cüsselerinin yanında ne kadar küçük zerreler olduğunu fark ederler.Seçilmemişler bu farkındalığı yaşarken yeni seçilenler aynı oyunu hatasız oynamaya devam ederler.
|
Türküler -Sırrı Çınar-
Çok söz söylenmiştir türküler üstüne. Ana sütü gibi ak, ana sütü gibi temiz denmiştir. Nerden geldiğini ayak seslerinden tanırım denmiştir. Ne söylenirse söylensin, türkülerin üzerimizde bıraktığı etkileri anlatmaya yetmez. Sazın, sözün, duygunun, düşüncenin, yaşam biçiminin, geleneğin, sevginin ince bir maharetle işlendiği bir bütündür türkü. Her dinleyişinde yeni keşiflerin yapıldığı, yeni ufukların açıldığı, yeni hazların alındığı önemli bir hazinedir. Sazın teline vurulan tezenenin okşayışıyla, zurnadan çıkan korkusuz haykırışla, davulun tokmağının çırpısıyla uyumuyla, sipsinin feryadıyla, kavalın ağlamasıyla ve üstüne dizilen acılı, tatlı, neşeli, kederli sözlerle kulaktan girip ruhun derinliklerine yerleşen saf, temiz bir can suyudur türkü.
|
Koca Yürekli Adam -Sırrı Çınar-
Koca yürekli adam, babam Korkusuzca girdiği kavgalardan yara almadan çıkan. Eşkıya, hain, çıyanları heybetiyle kovan.
|
| | 
Sırrı Çınar
Ahlat Doğumludur. "Serzeniş" ve "Gökyüzü Kırpıntınları" isimli şiir kitapları yayınlanan şair-yazar ve senarist Sırrı Çınar'ın halen yayına hazırlanmakta olduğu üç adet kitabı daha bulunuyor.
| 
| Benim Babam... |

| Koca Yürekli Adam
Daha dün yaşadım dediği, Yetmiş yıllık ömür. Küsmüş hayatın fildişi kulelerine, Tırnaklarını geçirmiş kendi yüreğine, Kanattıkça yüzü gülüyor, dili söylüyor. Konuş, konuş, sakın ha susma, Koca yürekli adam,
|
| 
| Türküler Dirilirken.... |

| İnsan Olmak İçin Türkü Dinlemek
Bir insanı bütün vasıflarıyla “insan” yapmak için türkü dinletmek yeterlidir. Toplumda yaşanan karmaşanın, insanca olmayan tavırların yerine paylaşan, seven, özleyen, saygı duyan insanlar yerleştirmek isteniyorsa türkü dinletilsin, türkü söyletilsin, türkü söylensin. Bir türküyü can kulağıyla dinlemeniz türküyü tanımanıza yetecektir.
|
| 
| Arayış |

| Türkülerle Aramak, Türküleri Aramak
Bazen yari, bazen anayı, bazen dostu düşündürür türküler. Hep insanca olana yaklaştırır, kapalı gözümüzü açarak. Bazen de güldürür, milletimizin mizah anlayışına şahit oluruz “manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsüyle. Yaşama dair ne varsa türkülerde vardır, her türkü başka bir yaşam kılavuzu verir dinleyene, söyleyene.
|
|
|