Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

19 Ocak 2005

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Recep Küçükizsiz

Yazarlar

Kültür


Avrupa'da Türkler


-Recep Küçükizsiz-


Avrupa'da bulunan Türk nüfusunun bugünü ve yarını üzerine girişilecek her türlü yorum ve deneme, dünü dikkate almadığı takdirde eksik ve hatalı olacaktır. Dünü bilmek mecburiyetindeyiz. Bu sebeple, Avrupa'daki Türklerinin bu diyarda bulunuş sebeplerini tesbit ve izah etmeden bugünü teşhis, yarınları da tahmin etmemiz mümkün olmayacaktır.

1960'lı yılların başında Türkiye'deki ekonomik sıkıntıların tesiri ile başlayan yurtdışına işçi göndermeler, devleşen sanayileşmiş Avrupa ülkeleri için adeta kan gibi elzem bir ihtiyaçtı. Nitekim, bu ülkelerde gelişen ve genişleyen iş kollarında istihdam edilecek vasıflı-vasıfsız işçi ihtiyacı sadece Türkiye'den değil, Yunanistan, Yugoslavya, İtalya, İspanya, Portekiz gibi ekonomisi nisbeten az gelişmiş veya krize girdiği için işsizlik problemi had safhaya gelmiş diğer Avrupa ülkelerinden de karşılanmaktaydı. İşte yaklaşık 40 yıl önce tamamen ekonomik sebeplere dayanarak başlayan Türk işçi göçü, Türkiye Türklerinin önce Almanya'ya daha sonra diğer Avrupa ülkelerine dağılmalarını, buna bağlı olarak da Avrupa'nın hemen her yerinde Türk topluluklarının oluşmasını sağlamıştır.

Başta dili, dini, kültürü ve sistemi çok farklı bir ortamda çalışmak mecburiyetinde kalan işçilerimiz zamanla insan yaratılışının gereği olarak tedrici bir uyum sürecine girdiler. Önce sisteme adapte olmaya ve buna bağlı olarak da dil oğrenmeye başladılar. Fakat her şeyden önce buraya gelen işçilerimizin köy kökenli olmaları gerek eğitim, gerekse kültür yönüyle aşağı seviyede bulunmaları bu uyum sürecini oldukça uzatmıştır Buralara ekonomik sebeplerle gelen ve hedefleri de kendi sosyo-kültürel yapılarıyla orantılı olan işçilerimizin, başta bir kaç bin mark kazanmak, bir ev, bir kaç dönüm tarla almak veya bir traktör edinmek gibi sığ ve dar ufuklu hedefleri olduğu bir gerçektir.

Ama insanlarımız, geç de olsa bulundukları ülkelere zaman içerisinde alıştılar. Hatta bu ülkelerdeki bazı kanuni kolaylıklar, işçilerimizin ailelerini de Avrupa'ya getirmelerine zemin hazırladı. Dolayısıyla sosyoloji kuralları gereği toplum oluşumunun çekirdek unsurları da bu ülkelere taşınmış oldu. Ailelerin gelmesi ile başlayan çok cepheli sosyo-kültürel çatışma, Türk işçilerinin süratle gruplaşmalarına daha sonra da kolonileşmelerine ortam sağlamış, sistemi tanıdıkları için de bir takım sosyal aktivitelerin içinde olmalarına vesile olmuştur.

Türk pasaportu taşıyan bu insanlar dün olduğu gibi bugün de devletimizin güçsüz

himayesinde bulunmaktadırlar. Hala işçilerimizin lehine olan bir çok karar ve kanun önce bu ülkelerde çıkmakta daha sonra da Türkiye Hükumetlerince binbir güçlükle kabul edilerek yürürlüğe konulabilmektedir. Türk vatandaşı oldukları için ekonomik yönden sömürülmekten başka bir muamele görmeyen bu insanlarımızın Türkiye’de „Alamancı“ olarak nitelenmeleri de manidardır. Farklı bir sosyo-kültürel ve ekonomik ortamda yaşamaya başlayan insanlarımız başta hemen dönmek için geldikleri bu, „gavur ellerini“ bugün benimsemişlerdir. Bu gerçeklerden hareket edilerek Avrupa Türklerinin geleceği hakkında konuşmak mümkündür. Unutulmamalıdır ki, Avrupa Türklerinin geleceği, bugünlerden alınacak bazı tedbirlerin ve atılacak fikri temellerin sıhhatine bağlı olarak gelişecektir.

Kıta Avrupası'nda, Türkiye'den gelen işçiler ve iltica vs. gibi sebeplerle bulunanlar azımsanmayacak bir sayı oluşturmaktadır. Ayrıca, Avrupa'da (özellikte Balkanlarda ve eski doğu bloku ülkelerinin Avrupa kıtası hudutları içerisinde kalan bölgelerinde) yaşayan yerli Türk toplumları da sayılacak olursa 8-10 milyon civarında bir Türk nüfusunun olduğu söylenebilir. Bu rakamın, Avrupa' nın gerek coğrafi yüzölçümü ve gerekse toplam nüfusu ile karşılaştırıldığında göreceli olarak az olduğu bir gerçektir.

1571’de fethedilen Kıbrıs'a tarih boyunca yerleşen Türk aileleri geçen yüzyıllar içerisinde asliyetlerini muhafaza etmişler ve bugünki durumlarını hazırlamışlardır. Dün fethedilen Kıbrıs'a giden Türk aileleri ile bugün işçi olarak Avrupa' ya gönderilen Türk aileleri arasında önemli hiç bir fark yoktur. Avrupa’daki Türk ailelerinin de bulundukları ülkelerde varlıklarını koruma ve sürdürme mücadelesi verdikleri unutulmamalıdır. Her türlü asimilasyon ve dejenerasyona müsait olan sistemler, özellikle yeni nesilleri milli kültürlerini yok ederek kendine benzetmeye çalışmaktadır. Gelecekte, Türk varlığının yok olmakla yüz yüze kalacağı bu tehlikeli gidişe derhal müdahale etmek gereklidir. Her şeyden önce Avrupa Türkleri, bu mücadelelerinde kendi başlarına olduklarını ve varlıklarını korumada kendilerine, kendilerinden başkasının yardımcı olamayacağını bilmelidirler. Dolayısıyle birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olan yine kendileridir. Bu bakımdan Türkiye'deki siyasi partilerden herhangi birini benimsemeleri pratikte kendilerine hie bir fayda sağlamayacaktır. Ancak, mensubiyet şuurunun ve duygusunun güçlenmesi açısından motivasyona yardımcı olabilecek unsurların teşvik ve muhafazası mutlaka tavsiye edilmelidir.

Avrupa Türklerinin gerçeklere uygun olarak uzun vadedeki hedefleri:

-İslamiyetin resmi din olarak kabul edilmesini sağlamak,

-Azınlıklar statüsüne dahil edilmek,

-Özel okulların açılması,

-Türklerin yaşadığı mahallere, ihtiyac kadar cami, mesçit ve diğer ibadethanelerin kurulması,

-İnsanlarımızın azınlık ruhuyla hareket edebilen kapalı bir cemaat haline gelebilmeleri için ekonomik olarak güçlenmelerini sağlayacak birlikler oluşturmalarına imkan sağlanması,

-Türkiye'ye yönelik ticari mahiyeti olmayan her türlü yatırımın önüne geçilmesi,

-Türk olmayanlara kız vermenin ve Türk olmayanlardan kız almanın engellenmesi şeklinde sıralanabilir.

Maksimum planda, Türk aileleri mümkün olduğu kadar birbirine yakın bölgelere yerleşmeli ve bu konumlarını korumaya gayret göstermelidirler.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Avrupa Türkleri açısından, burada yapılacak hayati derecede önemli çalışmaların başarılması için istifade edilecek kendimizden bir dost olmanın ötesinde bir mana taşımadığı kabul edilerek, bulunulan ülkenin vatandaşlığına geçilmesi şarttır. Bu arada sadece Türkiye ile değil, diğer Türk ve Müslüman devlet ve toplulukları ile de ilişkiye geçilmesi ve karşılıklı istifadelerin sözkonusu olduğu bir üst yapının kurulması gereklidir. Bu paralelde Avrupa'daki her Türk'ü bu camianın içinde düşünmek ve sahipsiz bırakmamak lazımdır. Yahudilerin binlerce yıllık mücadele sonunda elde ettikleri neticeler bizlere ibret örneği olmalıdır. Türk olan Fin-Oğur, Macar ve Bulgarların tarih boyunca uğradıkları asimilasyon neticesi bugünki duruma geldikleri dikkatten kaçmamalıdır. İran Azerbaycan'ında yaşayan Türklerin, farslaşıp milli kimliklerini reddedecek bir duruma gelmiş olmaları da aynı türde bir başka örnektir. Türk toplumu, ticaret ve sanat başta olmak üzere bütün dallarda en üst derecelere ulaşmaya ve buralarda tekelleşmeye çalışılmalıdır. Bulunulan ülkede, kendi öz değerlerimizi ve kültürümüzü yaşatacak, milli benliğimizi korumamıza yardımcı olacak çalışmalar yapmalı ve bu konulara devletin verdiği desteklerden de azami derecede istifade etmenin yolları araştırılmalıdır. Avrupa Türklerinin bir diğerine düşman grup ve kamplara bölünmekten çok, genel menfaatleri yönünde birleşmesi şarttır. Bu sebeple, Türkiye veya yaşanılan ülke kaynaklı fikirlerin, isabetlilikleri yanında uygulanabilirliklerinin de düşünülerek benimsenmesi, fanatik yapılanmalara girişilmemesi bu zemini kendiliğinden hazırlayacaktır. Kendi varlığını koruyan ve kendi menfaatlerini her şeyin üstünde tutan Avrupa Türklüğü, üstün bir medeniyet oluşturma hazırlığında bulunan Türk-İslam aleminin mükemmel bir destekçisi, transfer noktası ve hatta rehberi olacaktır. Avrupa'da bulunan bütün cemiyet ve kuruluşları da bu açıdan inceleyerek değerlendirmek zaruridir. Bundan çıkacak netice stratejik olarak düşünülen uygulamaların gerçekleşmesine ne kadar imkan verdiğini de ortaya koyacaktır.

Avrupa'da, Türk Birliği'nin sağlanması ve sağlamlaşmasını temin edecek en önemli vasıtalardan birisi kitle iletişim araçlarıdır. Bu bakımdan, hali hazırdaki; gerek günlük olarak çıkan gazeteler ve süreli yayınlar, gerekse radyo ve televizyon yayınları üzerinde mutlaka söz sahibi olunmalı, birlik ve beraberliğimizi temin edecek fikirlerimizin yayılması için bu araçlar kullanılmalıdır.

Avrupa Türklerinin yakın hedefleri arasında:

-Çocuklarının mevcut okullarda okutulması ve okuyabilecekleri imkanların hazırlanması,

-Siyasi platformda da bir güç oluşturabilmek için seçme ve seçilme hakkının elde edilmesi,

-Kültürel aşınmanın, özgünleşme yönünde mesafe almayı zorlaştırdığı gerçeğini gözönünde tutarak herkesin en kısa zamanda bütün aile fertlerini yanına getirmesi sayılabilir.

Avrupa Türklerinin, bulundukları ülkelerdeki TÜRK FEDERASYON adı altında kurulu bulunan müştakil kuruluşlarla ilişkiye geçip buralara girmeleri ve bir gün kurulacak olan AVRUPA TÜRK KONFEDERASYONU'na bağlanmaları, böylelikle yekpare bir gövde oluşturarak siyasi, ekonomik, kültürel, hukuki, dini ve diğer bütün hususlarda birlikte hareket edebilecekleri manevra kabiliyeti yüksek, itibarlı, tesirli ve yetkili bir üst yapı oluşturmaları şarttır. Her Avrupa Türkünün, bu yapının tabii üyesi olması, her türlü çalışmanın burası eliyle ve hiç bir ayrım gözetilmeksizin yürütülmesi gereklidir.

Avrupa Türklerinin fazla değil yüz yıl sonra değişecek dünya dengelerinde bütün ağırlığı ile hak ettiği yeri alması ve yarınlardaki DÜNYA TÜRK BİRLİĞİ'nin şerefli üyeleri arasında şanlı tuğu ile temsil edilebilmesi bugünlerden düşünülerek yapılacak çalışmalarımıza bağlıdır.

Recep Küçükizsiz

19 Ocak 2005


 

Recep Küçükizsiz


1962 senesinde Adana'da doğdu.Adana Erkek Lisesi'nde okudu, Hatay Lisesi'nden mezun oldu. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası MHP Davası'nda yargılandı ve hüküm giydi. Halen Almanya'da ikamet etmekte ve çeşitli dernek faaliyetlerinde bulunmakta ve döneminin gençliğinin üzüntü verici yıllarını konu alan kitaplar yazmaktadır.


 Türk Kültürü



Turna


Veriler gösteriyor ki, Kuzeydoğu Asya, Orta Asya, Akdeniz ve Avrupa’da paylaşılan ortak kültürel özellikler bulunmaktadır. Japonya’nın kuzeyindeki Hokkaido adasında, etnik Ainu kültürünün folklor geleneğinde “turna dansı” vardır. Turna motifinin kendisi Türkiye, Kore, Kuzey Japonya (Auni), Sibirya, ve Kuzeydoğu Asya gibi geniş bir alanda görülür. Turnalar bu bölgelerde yaşarlar ve yolculuk yaparlar.


 Türkler



Avrupa'da Türkler


Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Avrupa Türkleri açısından, burada yapılacak hayati derecede önemli çalışmaların başarılması için istifade edilecek kendimizden bir dost olmanın ötesinde bir mana taşımadığı kabul edilerek, bulunulan ülkenin vatandaşlığına geçilmesi şarttır. Bu arada sadece Türkiye ile değil, diğer Türk ve Müslüman devlet ve toplulukları ile de ilişkiye geçilmesi ve karşılıklı istifadelerin sözkonusu olduğu bir üst yapının kurulması gereklidir. Bu paralelde Avrupa'daki her Türk'ü bu camianın içinde düşünmek ve sahipsiz bırakmamak lazımdır.


 .................


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


.......


-------------


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Recep Küçükizsiz

Yazarlar