Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

9 Eylül 2007

Çolpan

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür


Marifetname'de 12 Hayvanlı Türk Takvimi


-Muharrem Kılıç-


Türk Kültürü o kadar eski, zengin  ve yaygın bir kültürdür ki; geçmişe doğru bin yıllarla ifade edilebilir. “Nevruz”   konulu çalışmamızda da detaylarıyla açıkladığımız gibi, Türk kültürü, sadece Orta Asya’da değil, dünyamızın tüm kuzey yarım küresinde kendini gösterir. Pek çok halk tarafından özümsenmiş ve benimsenmiştir. Bu durum da gösteriri ki; Türk kültür ve medeniyetleri tarihi çok uzun bir zaman dilimini kapsar. Dolaysıyla da Türklerin var oldukları coğrafyaları da kapsar. Bu coğrafyaların halkları tamamen Türk asıllı olmayabilirler. Ancak, yaşadıkları dönemlerde Türkler tarafından yönetilmiş olabilirler. Geçmiş dönemlerde Türk kültür coğrafyası içinde kalmışlardır ve geçen zaman içinde Türk kültür unsurlarının yerini dolduracak yeni bir kültür yaratılamamıştır. Kültür coğrafyası, bir milletin doğal sınırlarını ve ilgi alanlarını belirleyen önemli bir kavramdır.

 

Ön Türk tarihine bakıldığında, zaman zaman Türklerin kendi kültürlerinden kopup, yönetmekte oldukları milletlerin kültürlerini benimsedikleri ve daha sonra da o  kültür  içinde eriyip kayboldukları görülür. Buna örmekler verecek olursak; Orta Asya’da Çu hanedanı dönemini, Orta Doğuda Mısır Hiksos dönemini, Arap yarım adasında Sümer’den güneye göç ederek Yemen’e gelenlerden, İmparator Aus (Oğuz ) ve oğulları Şedid ve Şeddad  dönemini, İrem medeniyetinin çökmesinden sonra kuzeye göç ederek Mekke’ye yerleşen Kureyş, Medine’ye yerleşen Evs ve Hazreçler dönemlerini,  yine Sümer’den kuzeye göç ederek Urfa, Harran üzerinden Mısır’a ve sonunda Filistin’e gelen Hz. İbrahim dönemlerini gösterebiliriz. Bu bahsettiğimiz dönemlerde Türk asıllı unsurlar, gittikleri yerlerde kendilerinden önce veya sonra ortaya çıkmış kültür unsurlarınca eritilmişlerdir. Bununla beraber, içinde yaşadıkları toplumu derinden etkileyen düşüncelerin ortaya çıkmasında da etkili olmuşlardır.

 

İlgilenenlerin yakından bildiği gibi, 12 hayvanlı Türk takviminin  doğu kültüründe çok derin izleri vardır. 12 Hayvanlı Türk Takvimi eski dünyada binlerce yıl kullanılmış, Asya’da Türkler ve diğer bazı halklarca şimdi de kullanılmaktadır. On iki hayvanlı Türk takvimi Ansiklopedik bilgilerde ise şöyle geçmektedir:

 

“12 Hayvanlı Türk Yıllığı, 12 yılın 5 katı olan 60 yıllık devreleri ile Kök Türklerde, Uygur Türklerinde, Tuna-Bulgar Türklerinde, İtil-Bulgar Türklerinde ve daha önceleri de büyük ihtimalle Hun Türklerinde kullanılmış olup, Türkler arasında çok yaygın bir sistem olmuştur. Kök Türk yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri, Tuna Bulgarlarının yazıtları, Bulgar Hakanları Listesi bu takvimle tarihlendirilmiştir. Hatta, Manas Destanı'ndaki bazı olaylar bile On İki Hayvanlı Türk Takvimi ile tarihlendirilmiştir

 

Türk Takvimi'nde bir gün 12 bölüme ayrılır, her bölüme 'Çağ' adı verilirdi.Bir çağ iki saat, dolayısıyla bir gün de 24 saat idi. Her bir çağ ise sekiz 'Keh'ten ibaretti. Yılbaşı olarak gece-gündüz eşitliğinin yaşandığı 21 mart, Nevruz günü alınırdı. Bu eski Türk takvimi, her biri bir hayvan adı ile anılan “ 12 yıllık” devre esasına dayanıyordu. Yılların adları şöyle idi:

 

1. yıl Sıçan Fare 2. yıl Ud Sığır-Öküz 3. yıl Bars Pars 4. yıl Tavışgan Tavşan 5. yıl Nuh-(Lu) Ejderha 6. yıl Ilan Yılan 7. yıl Yunt At 8. yıl Koy Koyun 9. yıl Biçin Maymun 10.yıl Tabuk Tavuk 11.yıl İt Köpek 12.yıl Tonguz Domuz

 

5. yıl bazı kaynaklarda nek = timsah olarak geçmektedir.

 

Bir yılda 12 ay vardı. Aylar birinçay (birinci ay) , ikinçay (ikinci ay), üçünçay (üçüncü ay), dördünçay (dördüncü ay), beşinçay (beşinci ay), altınçay (altıncı ay), yedinçay (yedinci ay), sekizinçay (sekizinci ay), dokuzunçay (dokuzuncu ay), onunçay (onuncu ay), onbirinçay (onbirinci ay) ve onikinçay (onikinci ay) diye adlandırılmıştır.

 

Mevsimler ise;

 

Oğlak ay: İlkbahar Uluğ Oğlak ay: Yaz Uluğ ay: Sonbahar Ay: Kış Türklerde gün isimlerinin yabancı kökenli olmasının sebebi bazı tarihçilere göre; göçebelik sebebiyle Türklerde gün kavramının gelişmemesidir.

 

Edouard Chavannes'in "Le Cycle turc des Douze Animaux 12 Hayvanlı Türk Takvimi", adlı araştırmasına göre Asya'da kullanılan 12 Hayvanlı takvim Türklere ait bir takvim sistemiydi ve Çinliler bu takvimi Türklerden almışlardı. Chavannes bu yüzden de araştırmasının adını 12 Hayvanlı Türk Takvimi koymuştur.”[1]

 

 

                                        

 

12 hayvanlı Türk takvimi , Türk tasavvufunun zirve isimlerinden, Erzurumlu İbrahim Hakkı tarafından Marifetname adlı eserinde şöyle işlenmiştir.

 

SAL-İ   TÜRKANI  (TÜRKLERİN YILI)

 

“Zamanın, on iki hayvan üzere dönüp, her sene birine benzemeyle değişmesinden yeryüzünde olan tesirlerini bildirir.

 

Ey aziz, malûm olsun ki, Hindistan filozofarı, zamanın oniki hayvan üzerine

deveran edip, yılda birini ahlakıyle nitelenip, cihandakilere böyle Hak'kın

emriyle sirayeteni bulup, tecrübe ve sınama ile tesirlerini hükümlerini

ispat etmişlerdir. Türkistan ahalisi genellikle ona itibar edip,

hükümleriyle gitmişlerdir. Onun için zamanın hükümlerini "Türkistan Senesi"

ismiyle adlandırmışlardır. Şimdi zamanın hükümlerini açıklayan manzumemiz

bunda yazılmak münasip görülmüştür.

 

TÜRKLERİN YILI

 

“Allah adı hoş işler evveldir

Her dem Allah diyen kişi velîdir

 

Hamd lillah dahi salat ve selam

Fahr-ı kavneyn ve âline be-devam

 

Bade ism-i ilah ve hamd ve salat

Sal-i Türk oldu seksenüç ebyat

 

Hakkı der sal-i Türkü nazm ettim

Nisbet-i hüküm remzine yettim

 

Cümle ahkâmı sal-i Türkanı (Türklerin yılı)

Hükema mezhebince bil anı

 

Hükema kavlin itimad edemem[2]

Hem de küllî yalan deyip gidemem

 

Ekser ahvale vâkıf olmuşlar

Akl ile tecrübe ile bulmuşlar

 

Sal-i Türkan ki devr-i daimdir

Oniki canvarla kaimdir

 

Yılda bir canavar huyuile revan

Muttasıl ola cümle halk-ı zaman

 

Faredir pes inekle kaplandır

Sonra tavşan sinekle yılandır

 

 

 

Andan attır koyunla maymundur

Kuş, köpekle domuz eniği oyundur

 

Bin yüz altmış beş oldu çünki bu yıl

İki bin altmış üçte rumî bill

 

Mart ayında oldu altmış üç ve çar (dört)

Otuz üç yılda bir tedahülü var

 

Olsa mart ile bir muharrem hem

Hici yılın birini çıkar o dem

 

Bilmek istersen olduğun sali (yılı)

Nisbeti kangı canavar hali

 

Bak bu tarih-i hicride o sal

Vâki olan sinnin-i rumiden al

 

Ol üç seneyi çıkar be neşat 

Sonra on ikişer edip iskat

 

Kaç sene kalsa fareden başla

Bir sene her birine bağışla

 

Kangı hayvanda âhir olsa heman

Ol yılın hâkimidir ol hayvan

 

Yıl üç mevsim ve evveli dört ay

Dört ay ortası dört ay âhiri say

 

Güneş senesidir çün nisbet-i hal

Koç burcunun başıdır evvel-I sal

 

Bulsa bir kimse doğduğu sali

Bilinir tab' ve huy ve ahvali

 

Gelince fare senesi hoşluk olur

Sene ortasında çok yağış olur

 

Sene sonunda fitneler uyanır

Cenk olur niceler kana boyanır

 

Kışıdır hem uzun hem serma (soğuk)

Fareler buğdayı eder yağma

 

Senenin evvelinde doğanlar

Zeki ve iyi huylu olurlar

 

 

Ol yılın ortasında doğsa veled

Dediler ol yalancıdır huyu bed

 

 

Sene sonunda doğsa bed kerdar (kötü işli)

Olur ol hasut ve hem mekkar

 

İnek senesi gelince bimari (hastalık)

Çok olur hem suda’dan zari

 

Fitnelerden şahlar olur gamnâk

Dört ayaklı cinsine erişe helak

 

Kışı şiddetli olur ve  kütah (kısa)

Meyveler hem soğuktan ola tebah (mahv)

 

Ol sene doğsa kız veya oğul

Gayriler işine olur meşgul

 

Ortasında doğan olur pür nur

Zeyrek, güzel yüzlü ve mesrur

 

Ahir-i salde doğsa peyveste (daima)

Gönlü gamlı olur teni haste

 

Kaplan yılı gelince be te'ab

Halka düşer adavet ile gadab

 

Nasa çoğu nakz-ı ahd olur pişe (sanat)

Pes düşer cümle havf ve teşvişe

 

ihtilaf-ı mülük olur o zaman

Isıran canavar çok olur o an

 

Zelzele ola bazı sahrada

Gemilere âfet ere deryada

 

Kışı kısa ziyade soğuk ola

Gözler, nehirler suyu çok ola

 

Ol yılın evvelinde doğan uşak

Ali himmetlidir yüzü yumuşak

 

Ortasında doğarsa kâmil olur

Ahirinde ceban ve kâhil olur

 

Çünkü tavşan yılı olur vüsat

Çok olur meyvelerle her nimet

 

Sulh ile dola hep zemin ü zaman

Halk sıhhatle bula emn ü eman

 

Hoş kışı mutedil beharı behar

Yazı yaz dört mevsim hubbü nigâr

 

Ol sene doğsa malı olur

Bed huy olur fakat vefalı olur

 

Ortasında doğan olur yahşi

Ahırı mükesser ola hem vahşi

 

Çünkü balık yılı gelir bisyar (çok)

Ola harb ile fitneler bîdar

 

Bugday, arpa çok olur hem erzan (bolluk)

Kim kesir ola kar ile baran (yağmur)

 

Kışı gayet uzun olur hem serd (soğuk)

Kim ziyan eyleye ağçalara berd (soğuk)

 

Ol yılın evveli doğan nâçar

Ahmak ve bed kuy olur bed kâr

 

Ortasında doğan halim ola nerm

Ahiri bed huy ola hem bî şerm

 

Çün gelir nevbetiyle sal-i yılan

Her taamın behası ola giran (ağır)

 

Kışı gayetle nerm ve kısa olur

Kıtlık olur her gönülde gussa olur

 

Ol sene doğan olur hâmuş (sessiz)

Bilgili sözleri hem işleri hoş

 

Ortasında doğan olur bed etvar

Ahiri bed şeki olur bed kâr

 

Gelince at yılı ba şer ve şur (kötülük ve karışıklıkla)

Eyleye cenk ve harb ve fitne zuhur

 

Yazı hoş, ekin ve buğday çok ola pak

Dört ayaklılara ere renc ve helak

 

Kışı yumuşak ve uzun olur gayet

Erişe meyve cinsine âfet

 

Sene başında doğan çeker zahmet

Hem olur pür muhabbet ve hikmet

 

 

Ortası güzel işlidir hoş huy

Ahiri gamlı bed huy ve bed guy

 

Koyun yılı gelince gamnak

Gemiler bahr içinde bula helak

 

Harb olur sürat ile sulhü bulur

Hayr ve ihsana çalışan çok olur

 

 

Kışı nerm ve uzun olur vâki

Ol sene doğan olur nâfi

 

Ortasında doğandır âsude

Ahir olur pelid ve fersude (kötü ve donuk)

 

Maymun yılı gelince hayırsız

Çok olur yankesici hem pîrsiz

 

Ol sene halka çok sitemler olur

Hastalık eşter ile esb’i bulur (deveyi ve atı bulur)

 

Kışı gayet kısa ve soğuk ola

Ineb az dişiyle yiyiciler çok ola (ineb=üzüm)

 

Ol sene doğan olur bed ruy (çirkin)

Lakin handan ve şad olur hoş ruy (iyi huylu)

 

Ortada doğarsa olur hasud (haset edici)

Ahirinde doğan olur bî sud (faydasız)

 

Kuş senesi olsa hastalık yok ola

Büyük bolluk ve meyveler çok ola

 

Kışı yumuşak ve uzun olur gayet

Hamile kadınlara erer âfet

 

Ol sal doğanda hüsn-ü  cemal

Olur az kısmeti fakir-ül hal

 

Ortası müezzi halk ona düşman

Ahiridir cömert sever mihman (misafir)

 

Köpek yılı gelince buğday ve nan (ekmek)

Hem kıymetli  ola hem behası giran (ağır)

 

Çoğ olur ölüm  ve katl-i insanî (şeytanlık)

Hırsızlık hile ve hem şeytani

 

 

Kış hafif ola meyveler de ucuz

kışda emn-ü eman olur şeb ve ruz (gece ve gündüz)

 

Ol senede doğsa kız ya oğul

Ola kötü sözlü, hjırslı ve ekül (çok yiyici)

 

Ortasında doğan eder kavga

Ahirinde kanaat ede vefa

 

Gelince tavuk yılı olur haste

Emir ve ayan-ı şehr peyveste (daima)

 

Padişahlar aralarına hilaf

Vâki olup çok ola cenk ve mesaff

 

Çok olur hat ve şair kalil (az)

Afet eyler tarviye hem ta’cil

 

Halk yerden yere kona ve göçe

Hem reaya müşevveş ola kaça

 

Çok olur onda hırsız ve soyan

Ola kış ılık ve uzun o zaman

 

O sene doğsa bir ferzend (oğul)

Çabuk sözlü olur ve hîş pesend (kendini beğenmiş)

 

Ortasında doğarsa kâzib olur

Ahirinde halim ve ragib olur.

 

Hem olur  fare yılı devr-i zaman

Hoş bu tertip ile eder devran

 

Halkı fehm eyledinse ey Hakkı

Masivayı yoğ anla, bul Hak'kı”[3]

 

 

İbrahim Hakkı Erzurumi’nin  Türklerin Yılı şiirinin, (Büyük bir kısmı zaten anlaşılıyor olmakla birlikte) günümüz Türkçesine göre sadeleştirilmiş şekli ise aşağıdaki gibidir.

 

Sal-i Türkân: Türklerin yılı.

 

 

“Allah adı, hoş işlerin evvelidir. Her dem Allah diyen kişi velîdir. Hamd Allah için salat ve selam, iki cihanın fahri ve onun âline olsun devamlı. Allah adından, Allah'a hamd ve peygambere salattan sonra; Türk yılı Seksen üç beyit oldu. Hakkı der: Türk senesini nazmettim ve hükmüne nispet edip, remzine yettim. Türklerin senesinin bütün hükümlerini filozoflar mezhebince bil. Filozofların sözüne itimat edemem, fakat hepsi de yalandır deyip gidemem. Onlar durumların çoğuna vâkıf olmuşlar. Bunları akıl ve tecrübe ile bulmuşlar.

 

Türkleri senesi, sürekli devreder ve oniki canavar huyla akıp gider. Zamanın halkı hep ona bağlıdır. Bu oniki hayvan: Faredir, inektir, kaplandır, tavşandır, balıktır, yılandır, attır, koyundur, maymundur, kuştur, köpektir, domuz eniğidir.Bin yüz altmış beş oldu şimdi bu yıl. Rumî yıl ise iki bin altmış üçtür. Mart ayında altmış dörttü. Otuz üç yılda bir yıl eksilir.

 

Mart ile Muharrem aynı zamana rastlasa; o zaman hicrî yılın birini çıkar. Eğer bilmek itersen hangi senede olduğunu ve hangi canavara nispet olduğunu: Bak o hicrî tarihte, o sene, rumî senelerden hangisine düşer. O üç seneyi çıkar sonra onikişere bölerek düş. Kaç sene kaldıysa fareden başla, her on iki seneye karşılık bir seneyi at. Hangi hayvanda son bulursa, o yılın hâkimi o hayvandır. Yıl üç mevsimdir. Her mevsim dört aydır. Durumun nispeti güneş senesiyledir. Senenin başı ise koç burcunun evvelidir. Bir kimse doğduğu

yılı bulursa, tabiati, huyu ve durumları bilinir.

 

Fare senesi gelince hoşluk olur. Sene ortasında çok yağış olur. Sene sonunda fitneler uyanır. Cenk olur, niceleri kana boyanır. Kış, hem uzun hem soğuk olur. Fareler buğdayı yağma eder. Senenin başlarında doğanlar zeki ve iyi huylu olurlar. O yılın ortasında doğanlar, kötü huylu ve yalancıdırlar. Sene sonunda doğanlar, kötü işli, haset ve düzenbaz olurlar.

 

İnek senesi gelince: Hastalık çok olur, baş ağrısı artar. Fitnelerden dolayı melikler gamlı olurlar. Dört ayaklılara helak erişir. Kışı şiddetli ve kısa olur. Meyveler soğuktan mahvolur. O sene doğan kızlar, oğlanlar,

başkalarını işiyle meşgul olurlar. Senenin ortasında doğan, nurlu, zeyrek, güzel yüzlü ve mesrur olur. Senenin sonunda doğan, gönlü gamlı ve teni hasta olur.

 

Kaplan yılı gelince: Halka düşmanlıkla öfke düşer. Zenaatkârların çoğu insanlara verdiği sözde durmazlar. Herkes korku ve karışıklığa düşer. Melikler arasında ihtilaf olur. Isıran canavar çok olur o zaman. Bazı yerlerde zelzele olur. Denizlerde gemiler âfet erer. Kış çok soğuk olur. Gözler ve nehirlerin suyu çok olur. Ortasında doğan, olgun olur. Sonunda doğan peynirci ve tembel olur.

 

Tavşan yılı geniş olur. Meyveler ve her nimet çok olur. Her yerde sulh olur. Halk emniyet içinde sıhhat bulur. Kışı hoş ve ılımlı, baharı bahar, yazı yaz olur. Dört mevsim de sevimli ve sevgilidir. O yıl doğanın malı olur, kötü huylu fakat vefalı olur. Ortasında doğan yahşidir. Sonunda doğan kırıcı ve vahşi olur.

 

Balık yılı gelir Çok harb olur ve fitneler uyanır. Buğday arpa çok olur. Kar ve yağmur çok olur. Kışı uzun ve sert olur. Ağaçlara soğuk zarar verir. O senenin evvelinde doğan, çaresiz, ahmak, kötü huylu ve kötü işlidir.

Ortasında doğan halim ve yumuşak olur. Sonunda doğan ötü huylu ve utanmaz olur.

 

Yılan yılı geldiğinde: Yiyecekleri fiyatı artar. Kış oldukça kısa ve yumuşak olur. Kıtlık olur, gönüllerde gussa olur. o sene doğan, sessiz olur. Aynı zamanda bilgili ve sözleri hoş olur. Ortasında doğan, kötü tavırlı olur. Sonunda doğa kötü şekilli ve kötü işli olur.

 

At yılı, kötülük ve karışıklıkla gelince: Cenk, harb ve fitne ortaya çıkar. Yazı hoştur. Eki ve buğday çok ve temiz olur. Dört ayaklılara illet ve helak erer. Kışı oldukça yumuşak ve uzun olur. Meyvelere âfet erişir. Sene başında doğan, zahmet çeker, aynı zamanda muhabbet ve hikmet dolu olur. Ortasında doğan, güzel işli ve hoş huyludur. Sonunda doğan, gamı, kötü huylu ve kötü sözlü olur.

 

Koyun yılı gamlı olarak gelince: Denizde gemiler helak olur. Harb olur, hemen sulh olur. Hayır ve ihsana çalışan çok olur. Kışı yumuşak ve uzun olur. O sene doğan faydalı olur. Ortasında doğan, âsude olur. Sonunda doğan, kötü ve donuk olur.

 

Maymun yılı gelince: Hayırsız ve yankesici çok olur. O yıl halka çok sitemler olur. Deve ve atlar hastalanır. Kışı gayet kısa ve soğuk olur. Üzüm az, fakat yiyicisi çok olur. O sene doğan, kötü yüzlü olur, fakat güler yüzlü ve iyi huylu olur. Ortasında doğan, hasetçi olur. Sonunda doğan, faydasız olur.

 

Kuş senesi olunca: Hastalık yok olur, bolluk ve meyve çok olur. Kışı yumuşak ve oldukça uzun olur. Hâmile kadınlara hep âfet erer. O sene doğan iyi ve güzel olur, kısmeti az, hali fakir olur. Ortasında doğan, eza edici olur ve halk ona düşmandır. Sonunda doğan,  cömert ve misafirperverdir.

 

Köpek yılı gelince: Buğday ve ekmek hem kıymetli, hem pahalı olur. Cinayet ve ölüm çok olur. Hırsızlık, hile ve şeytanlık artar. Kış hafif olur, meyveler ucuz olur. Kışın gece-gündüz emniyet olur. O sene doğan kız veya oğul, kötü sözlü, hırslı ve obur olur. ortasında doğan, kavga eder. Sonunda doğan vefalı ve kanaatlı olur.

 

Domuz  yılı gelince: Başkan ve şehrin ileri gelenleri hep hasta olur. Padişahlar arasına anlaşmazlı düşer, savaş çok olur. Buğday çok olur, arpa az. Darıya âfet dokunur. Halk yerden yere konar ve göçer. Reaya karışır ve kaçar. Hırsız ve soyguncu çok olur. Kış ılık ve uzundur. O seni doğan oğlan, çabuk konuşur ve kendini beğenmiş olur. Ortasında doğan, yalancı olur. Sonunda doğan, halim ve istekli olur.

 

Zamanın dönüşü yine fare yılına gelir. Bu düzen ile denir. Halkı anladınsa ey Hakkı! Masivâyı yok anla; Hak'kı bul.” [4]

 

İbrahim Hakkı Erzurumi’nin, bir ansiklopedi özelliği taşıyan eseri Marifetname’de On iki hayvanlı Türk Takvimini işlemesi, onu şiir tarzında açıklaması Türk kültürünün yaygınlığı ve Kabul edilmişliği açısından çok önemlidir. Daha ziyade dini içerikli konuların işşlendiği bir eserde, Türk kültürüne ait bir unsurun da ele alınması, eserin yazıldığı dönemdeki koyu taassuba rağmen, Türk kültürünün canlılığını koruyabilmiş olduğunun delilidir. Şiirin yazıldığı dönem, Rumi ve Hicri takvim uygulamalarının yaygın olduğu bir dönemdir. Ancak, şiirin önsözü niteliğindeki kısa açıklama bölümünde de görüldüğü üzere, on iki hayvanlı Türk takviminin Hindistan filozofları tarafından tanzim edldiği ve doğruluğunun ispat edildiği söylenmiştir. Doğaldır ki, Hindistan’daki filozofların ortyaya çıkardığı veya tanzim ettiği bir kültür unsuruna “Türklerin Yılı” demeleri sözkonusu değildir.

 

Zamanı ve mekanları, bugünün coğrafya atlaslarındaki sınırlara gore değerlendirirsek hemen baştan hata yapmış oluruz.  Bugünkü sınırlar bugünü bağlar. Ve bu sınırlar siyasi sınırlardır. Bizim konuya bakışımız ise “kültür sınırları” açısındandır. Tac Mahal gibi, dünyanın yedi harikasından biri olarak Kabul edilen muhteşem eser de, bugünkü siyasi sınırlara göre Hindistan’dadır. Ama onun bir Türk eseri olduğunu kimse inkar edemez. Veya, Asya’da yüzden fazla Türk piramitinin bugün Çin sınırları içinde yer alıyor olması, onların Türk eseri olma özelliğini ortadan kaldırmaz. Çin devletinin görmezden gelmesine, bazı piramitlerin yok edilmesine rağmen, Türk piramitleri Türk kültürünün ve medeniyetlerinden birinin eserleri olarak yeryüzünü süslemeye devam etmektedir.

 

Bütün bunlar bize, Türk kültürünün ne kadar eski ve yaygın olduğunu göstermektedir. Türk Yılı, genel Kabul görmüş, göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir kültür unsurudur.  İşte İbrahim Hakkı Erzurumi’nin de Marifetname adlı eserinde Türklerin Yılı adlı şiiri yazması da bu nedenledir.

 

Muharrem Kılıç

İstanbul, 9 Eylül 2007


[2] Hukemanın sözüne inanamam. Ama tamamen de yalandır diyemem. İşte bu kitabda hukema ve felsefecilere ait sözleri bu düstur üzere okumalıdır.İnanmak ve kabul etmek için değil, vaktiyle böyle diyenler de olmuştur. Bilmek için yazılmış ve Türkçeleştirilmiştir.

[3] İbrahim Hakkı Erzurumi, Marifetname. Veli yayınları. 1981 İstanbul, s. 221,222,223,224,225



Vahşi Liberalizm -Muharrem Kılıç-


Son zamanlarda, küreselleştirilen dünyada o kadar çok yalan, “fikir, özgür düşünce, tarih vs.” adı altında insanların beyinlerine saldırıyor ki, bunlar ne sınır tanıyor, ne gerçeğe inanıyor, ne de insanlığa saygı duyuyorlar. Bunların tek amacı; sadece ve sadece dünyanın tamamına hükmetmek, böylece dünyanın tamamını kendi sömürgesi haline getirmek. Bu amaca ulaşabilmek için de milletlerin varlıklarını ortadan kaldırarak, onları “sürüler” konumuna taşımaya çalışıyorlar. Böylece, bir millete mensubiyet duymayan insanlar, kolayca güdülebilecek sürüler haline getiriliyorlar.



Malazgirt'ten İstanbul'a Gizlenen Ön-Türk Tarihi -Muharrem Kılıç-


Türk Milletinin yeni nesillerine okul kitaplarında anlatılan tarih nerede ve nasıl başlıyor?  Tarih kitaplarımızın ağırlıklı olarak Türk tarihini işlemeye başladıkları tarih 1071 Malazgirt savaşıdır. Ve bu savaşın kazanılmış olmasını izah ederken pek çok tarihçi(!) “Bu savaşla Anadolu kapılarının Türklere açıldığını ve bu savaştan sonra Anadolu’nun Türk yurdu olmaya başladığını” söylüyorlar. Bu söylem ne anlama geliyor? Tarihçilerimiz(!), “1071 yılından önce Anadolu’da Türk yoktu, bu savaşın kazanılmasıyla Türkler Anadolu’ya gelmeye başladılar”  demeye getiriyorlar. Ve bu yanlış bilgiyi Türk milletinin yeni yetişen nesillerine de doğruymuş gibi anlatıyorlar.



Kendime Öğüt -Muharrem Kılıç-


İlk  önce sen seni bil,

Budunu  bil, Hanı bil.

"İnsan" ol, "insan"ı bil,

Çalmaya sazın olsun.


 

Muharrem Kılıç


1955 yılında Ankara'da doğdu. İşl, orta, lise ve üniversite öğrenimini Ankara'da yaptı. Bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptıkdan sonra İçişleri Bakanlığı'nda memurluk ve Kastamonu Cide'de bir yıl asteğmen olarak askerlik yaptıkdan sonra, Vergi Denetmeni olarak Maliye Bakanlığı'na girdi. Yaklaşık yedi yıl çalışdıktan sonra istifa eserek serbest çalışmayı tercih etdi. 2002 yılında emekli oldu. Halen YMM Denetçiliği ve ticaretle iştigal etmektedir. Evli, ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk babasıdır. Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından Ebru, hat ve desen çalışmaları vardır.

 

Sarı Yazma, Al Paçalık, Peştemal ve  Kavak Yelleri adlı  adlı iki şiir kitabı, Sekiz adet çocuk hikayesi, Deli Dumruş Boğaziçi Köprüsünde adlı hikayelerden oluşan bir kitabı vardır. Son çalışması, Soysuzlar Mektebi Enderun -Türklerin Kaderi adıyla yayınlanmıştır.


 Umumi Siyaset



Aile Nereye...


Ekonomik gücü olanlar (ki bunlar bu gücü kesinlikle toplumun haklarını çalarak elde etmişlerdi) her şeyi satın almaya başladılar.

Arkadaş satın aldılar.

Eş satın aldılar.

Dost satın aldılar.

Mutluluk satın aldılar.

Zevk-i sefa satın aldılar.

Makam-mevki satın aldılar.

Güç satın aldılar.

Onur, şeref satın aldılar.

Kısacası, insanoğlunu ilgilendiren her ne varsa bu dünyada, bastılar parayı, satın aldılar.

Çünkü paraları vardı!

Nasıl kazanıldığı önemli olmayan paralar.


 Türkçülük



Milletin Kaderi Nasıl Değişecek


Burada anlatılanların yapılabilmesinin de bir tek şartı vardır. O da “Ulusal bilince sahip yöneticilerin” iş başına geçmesidir. Ulusal bilince sahip yöneticilerin de iş başına geçebilmesinin tek şartı, toplumda “Türklüğün Ortak Payda” olmasıdır. İçinde Allah korkusu, vatan, millet sevgisi olan, bu milletin evlatları yönetime gelince, Atatürk dönemindeki gibi kısa sürede çok büyük gelişmeler kaydedilecektir. İş başına gelenler kendileri için değil, millet için çalışacaktır. Yüce Meclis, köşe dönme yeri değil, alın teri döküp, emek vererek bu millete hizmet etme yeri olacaktır.


 Türk Mekânları



Beypazarı


Burada her şey özel. Burada her şey güzel. Burada her şey bizden. Burada üzerimize çökmüş ve bizi baskı altında tutan hiçbir gücün varlığı söz konusu değil. Ne Çin malları, ne Hollanda peynirleri, ne Fransız peynirleri, ne yabancı marka çikolatalar. Hepsinin yerli ve bizim damak zevkimize uygun seçenekleri mevcut. Burada cadde ve sokak adları bile, bize bizi çağrıştırıyor. Dükkan isimleri de öyle. Kısacası burası bizden, biz de buradanız.