Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

25 Nisan 2007

Emir Timur

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür


2008 Yılı Navruz Bayramını Nasıl Kutlayalım


-Muharrem Kılıç-


Nevruz Nedir?

 

Nevruz, Bütün Türk Dünyasının ortak bayramıdır. Nevruz;  sözcük anlamı olarak, “Yeni gün” demektir. Nevruz Farsça bir sözcük olup, “Nev (Yeni) ve “Ruz”(Gün) anlamına gelen iki sözcüğün birleşmesinden oluşmuştur.

 

Nevruz Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının resmi sitesinde şöyle tanımlanmaktadır:

 

“Orta Asya'dan Balkanlardaki uluslara kadar çok geniş bir bölgede yerel renk ve inançlarla kutlanan Nevruz, her ulusun kendi kültür değerleriyle özdeşleştirip sembolleştirdiği, özü itibariyle baharın gelişinin kutlandığı coşkuyla karşılandığı bir gündür.

 

Yaşadığı geniş coğrafyada doğa ve çevrenin uyanışının kutlandığı Nevruz Bayramı'nın Anadolu'da ve Türk kültürünün yayıldığı bölgelerde de son derece köklü ve zengin bir geçmişi vardır.”[1]

Nevruz 12 hayvanlı Türk takviminde yeni yılın başlangıcıdır.

 

 

Dünyanın çok geniş bir kesiminde kutlanan Nevruz, başka adlarla da anılır. Bu adların neler olduğuna bir göz atacak olursa karşımıza çıkan adlar şöyledir:

 

Nevruz-i Sultani,

Sultan Nevruz,

Sultan Navrız,

Navrız,

Mart Dokuzu,

Zamanın Sultanı,

Navruz, Novruz, Navrez,

Nevris,

Navrus,

Noruz,

Norus,

Meyram,
Nartukan,
Nartavan,
Isıakh Bayramı,
Altay Ködürgeni,
Bahar Bayramı,
Yörük Bayramı

Kırlar Bayramı,

Ulusun Ulu Kunı,

Ulusun Ulu Günü,

Ulı Kün,

Ergenekon,

Bozkurt,

Çağan,

Baba Marta,

Tanasisa,

Köklü Marta,

İlk Yaz Yortusu,

Yeni Gün,

Yengi Gün,

Mereke,

Mevris,

Ergenekon,

Mart Bozumu...

 

Bu adları kısaca incelediğimizde, Türk dünyasında Nevruz’un çok önemli ve anlamlı bir gün olarak kabul edildiğini görürüz.

 

Sözlüklerdeki tanımına göz atacak olursak; Wikipedi özgür ansiklopedi Nevruz için; “Kuzey yarım kürenin ortak bayramı” ifadesini kullanmıştır. Bu ifade tamamen doğrudur. Ve aslında bu ifadenin içinde Türk Milletinin gerçek tarihi gizlidir. Israrla saklanmaya çalışılsa da, artık Türk tarihinin ne kadar eski ve köklü olduğu, dünya tarihinin başlangıcından beri Türk milletinin var olduğu ortaya çıkan tartışmasız delillerle anlaşılmaktadır. Hem de bu buluntular ve deliller bugün ortaya çıkmış değildir. Daha 1900’lü yılların başından beri gerçek Türk tarihine ışık tutacak pek çok bilgi ve belgeye ulaşılmıştır. Ancak bu bilgi ve belgeleri araştıranlar, bulanlar, ortaya çıkaranlar hep yabancı araştırmacılar ve bilim adamları olduğu için, ne kadarına izin verdilerse o kadarı insanlığın bilgisine açılmıştır.

 

Nevruz’u sembolize eden Kardelen (Nevruz) çiçekleri.

 

Nevruzun Tarihi Kaynakları

 

“En eski Türk bayramı olan Nevruz, Türkler aracılığıyla Avrasya'ya yayılmıştır. Eski Doğu geleneklerinin devamı olarak yaşamıştır. Çin kaynaklarına dayanarak Hunların milattan yüzlerce yıl önceleri 21 Mart'ta hazır yemeklerle kıra çıktıklarını, bahar şenlikleri yaptıklarını, bugün Nevruz kutlamalarındaki geleneklerin o zamanda da yer aldığını biliyoruz. Aynı gelenekler, Hunlardan sonra Uygurlarda da görülmüş ve bugüne kadar uzanmıştır. Çağdaş Uygur resminde Uygurların Nevruz kutlamalarını temsil eden tablolar yapılmıştır…. Kayı Boyu'na mensup Karakeçililerin, Karakeçili aşireti mensuplarının 21 Mart tarihinde Ertuğrul Gazi'nin türbesi etrafında toplanarak burada bayram yaptıklarını biliyoruz. Bu bayramın bir diğer adı da "Yörük Bayramı"dır. Osmanlı Devrinde 21 mart günü özellikle padişahın yani sultanın nevruz tebriklerini kabul ettiği, halkın Nevruz'unu kutladığı, Nevruz şenliklerinde bulunduğu gün olmak hasebiyle, 21 Mart tarihinin Nevruz-ı Sultanî, yani sultana mahsus, sultan tarafından veya sultanın katılmasıyla kutlanan Nevruz günü olmak bakımından böyle bir isim aldığı söylenilebilir.”[2]

 

Nevruz bayramı, Türk destanı “Ergenekon”dan çok daha eski olmasına rağmen, Ergenekon’dan çıkış zamanı Nevruz bayramıyla çakıştığı için, Türklerin Ergenekon’dan çıkışının da bir anısı olarak kabul edilir.

 

Demiri çeliğe dönüştürmeyi bilen atalarımız, Ergenekon destanında anlatıldığı üzere, Ergenekon’u çevreleyen dağlardan birinin demir dağ olduğunu görüp, o dağın yüzeyini eriterek dışarıya çıkacak kadar bir yol açmışlardı. İşte o çıkış günü 21 mart olarak kabul edilir ve Nevruz’la birleştirilir.

 

 

Atatürk Nevruza Neden Önem Vermişti?

 

Atatürk 21 Mart 1921 tarihinde yapılan Nevruz töreninde.

Atatürk, nevruz bayramının, Türklüğün en eski bayramlarından biri olduğunu biliyordu. Bu nedenle de o sıkıntılı günlerde halkın heyecanını arttıracak her türlü etkinliği yaparak, hem Nevruz’un bize ait olduğunu vurguluyor, hem de Nevruz şenlikleriyle halkın moralini yüksek tutmaya çalışıyordu. Halkın kendi içinde yaşattığı kültürel değerleri ne kadar önemsediğini gösteriyordu.

 

“Cumhuriyetin temeli yüksek Türk kültürüdür” diyen Atatürk’ün, Nevruz kutlamasına bizzat katılması, aslında onun çok zor bir yolda yürürken her şeyi ne kadar detaylı düşündüğünün de bir göstergesidir. Sadece askeri ve siyasi zaferler tek başlarına çok fazla bir şey ifade etmezler. Önemli olan, bu zaferleri kazanan milletlerin nasıl yaşadıkları, kendi milli kültürlerine ne kadar bağlı olduklarıdır. Kültürel zaferler ise ancak milletlerin kendi kültürlerini canlı tutmaları ile mümkündür. Kendi kültürünü terk eden milletler ise benimsedikleri yeni kültür içinde erimeye ve yok olmaya mahkumdurlar. Bu duruma örnek olarak, Bulgar Türklerini, Hazar Türklerini, Avrupa Hun İmparatorluğunu, Mısır’da Memlük Türk Devletini gösterebiliriz.

 

İşte bu düşüncelerle Atatürk Nevruz kutlamalarına bizzat katılmış ve bu kadim Türk bayramının yaşamasına ne kadar önem verdiğini göstermiştir.

 

“Nevruz kutlamaları dolayısıyla 24 Mart1921 tarihinde Mustafa Kemal Paşa'ya şöyle bir telgraf da gönderilmişti:

 

"Cenubi Kafkasya komiseri,Azerbaycan Serbest Harbiye Mektebi talebeleri ,iki bölüklü Süvari askerleri ve Şoşa Muhafız Taburu askerleri ,Türk milletinin büyük Nevruz bayramını tebrik ediyor ve biz ümit ediyoruz ki Azerbaycan İnkilap Ordusu,kahraman türk ordusu ile beraber Garp emperyalizmi tazyıkinde bulunan Şark milletlerini yakında kurtarırlar.Yaşasın Şark inkilap başları Mustafa Kemal!

Neriman Nerimanof
Azerbaycan Hükümet Başkanı"
[3]

 

 

 

Azerbaycan’da Nevruz için boyanmış yumurtalar.

 

Alevi Türkmenler açısından Nevruz:

 

Alevi Türkmen kardeşlerimiz Nevruz bayramını da diğer Türk örf, adet ve ananelerine sahip çıktıkları gibi sahip çıkar ve büyük bir coşkuyla kutlarlar. Ancak, onlar da inançları gereği, bu kadim Türk bayramına başka anlamlar da yüklerler. İşte bunlardan bazıları:

• “Dünya kuruluşunu bugün tamamlar.
 Türklerin Asena adlı dişi bir Bozkurt rehberliğinde Ergenekon’dan çıktıkları gündür. Demir ve ateşin birleştiği bugün Türklerce kutsal kabul edilerek bayram ilan edilir.
• Hz. Muhammed’e nübüvvet bugün ihsan edilir.
• Hz. Ali’nin bugün doğmuştur.

• Bugün Hz. Ali ile Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatma’nın evlendiği gündür.
• Hz. Muhammed bügün Gadir-hum’da okuduğu hutbede, Hz. Ali’yi Vasi tayin eder ve kendisinden sonra müslümanların önderi (imamı) ilan eder.
• Bugün Hz. Ali’nin hilafeti elde ettiği gündür.
• Bugün Haci Bektaş veli’nin Anadolu’ya gelişinin ilk günüdür. Rum Erenlerinin Şah-ı Velayeti karşıladıkları gündür.
• Bugün Gaip Erenleri “Kırklar’ın” toplandığı gün olarak inanılır. Bu nedenle bugün “Kırlar Bayramı” olarakta bilinir.
• Hz. Hüseyin’in intikamını almak için Muhtar Sakafi önderliğinde gizli bir teşkilat kurulur. İhtilal işareti olarak mahallelerde büyük bir ateş yakılır. Bu günde tesadüfen 21 Mart’a denk gelir. O günden bugüne değin Alevilerce zulme başkaldırı işareti olarak ateş yakılır.
• Bugün Hz. Adem Peygamberin yaratıldığı gündür.


Bir de, Orta Asya’da göçebe ve çoban Türklerin İslam öncesinde sürülerini kışlaklardan çıkarıp, yaylalarda obalar kurarak şölen vererek bahar törenleri düzenlenmesi, coğrafi olarak hep aynı mevsimde ve 21 Mart’a gelmesi dolayısıyla; Türkler bu gün Bahar bayramı olarak kabul etmişlerdir.”
[4]

 

Yukarıda görüldüğü üzere, Alevi Türkmenler Nevruz’u Türk dünyasının bir bayramı olarak kabul etmekle birlikte, alevi inancının değer verdiği isimlerin hayatlarındaki dönüm noktalarını hep 21 Mart tarihine denk getirerek o günün anlamını zenginleştirmeye çalışmışlardır. asıl olan da zaten o günün önemsenmesi değil midir? Herkes kendince değerli olan kişi ve olayları o güne bağlayarak adeta Nevruz’u kıskançlıkla sahiplenmek istemektedir. İnsan hafızasının temelinde yatan ise, aslında o günün kendisidir.

 

Günümüzde dış destekli siyasi ayrımcılığın, bölücü amaçlarla kullanmaya çalıştığı Nevruz Bayramının nasıl köklü bir Türk Bayramı olduğunu anlamak için, bugün Türkçe’nin yanı sıra çeşitli nedenlerle öğrendikleri Kürt diliyle de konuşmakta olan ve kendilerini Zaza olarak tanımlayan Alevi Türkmen  aşiretleri ile Kürtçe konuşmakla beraber kendilerini Türkmen olarak bilen, hem Osmanlı döneminde, hem Cumhuriyet döneminde zaman zaman devletle ters düşmüş olmakla birlikte, ulusal kimliklerini inkar etmeyen Koçgiri aşireti mensuplarına bakmak yeterli olacaktır. Bu aşiretler kadim Türk boyları olup, Oğuzhan’ın torunlarıdırlar. Ve bu kimlikleriyle, Nevruz’a kıskançlıkla sahip çıkmaktadırlar. Zazalar ve Koçgiriler sadece Nevruz bayramını değil, Türklüğün bütün kültür değerlerini yaşamaya ve kıskançlıkla korumaya devam etmektedirler. Bunların yanı sıra Zazaların alevi olmayan Sünni kollarında da Nevruz aynı içtenlikle kutlanmaya devam etmektedir. Bu durum da bize, Türk toplulukları arasındaki mezhepsel bölünmenin ne kadar yapay olduğunu gösteriyor. Çünkü gerçek tarihlerinde, hepsi aynı yerde birleşiyorlar.

 

Günümüzde insanlarımız iletişim araçlarının sağladığı bilgiye ulaşma hızı nedeniyle çok fazla bilgiyle buluşabilmektedir. Ancak bunların doğruluk derecesini araştırmak, diğer bilgilerle karşılaştırmak, en doğruya ulaşmaya çalışmak gibi bir çaba gösterilmemektedir. Herkes bu ham bilgiler içinden kendine uygun gördüğünü alıp benimsemekte ve kendini o bilgi ile özdeşleştirmektedir. Daha sonra da bu bilgileri Türk birliği ve dirliğinin zararına uluorta kullanmaktadır. Bu durum hem Türklük açısından olaya yaklaşanlarda, hem Kürtlük açısından olaya yaklaşanlarda mevcuttur. Halbuki biraz dikkat etseler, bu bilgiler bizim ayrılık nedenlerimizi değil, birlik nedenlerimizi oluşturmaktadır.

 

XVI. yüzyılın Alevî Türkmen şâirlerinden Pîr Sultan Abdal da “Nevruziyye”sinde şöyle diyor:

"Sultan Nevruz günü canlar uyanır
Hal ehli olanlar nura boyanır
Muhib olan bu gün ceme dolanır
Himmeti erince Nevruz Sultan'ın

Âşık olan canlar bu gün gelürler
Sultan Nevruz günü birlik olurlar
Hallâk-ı cihandan ziya alurlar
Himmeti erince Nevruz Sultan'ın"
[5]

 

Edebiyatımızda Nevruziyye örnekleri çoktur, ancak bunlar bir kaynakta toparlanmamıştır. Veya biz böyle bir kaynağa bugüne kadar rastlayamadık. Bu nedenle değişik kaynaklarda yer alan Nevruziyye’lerden örnekler vermek durumundayız. İşte başka bir Nevruziyye:

 

“Halk şairi Zaralı Ozan Ali Nebi (Zara Akören köyü 1725-1810)'nin Nevruz Semahı, NevruzIa ilgili pek çok konuyu 18. yüzyılda gözler önüne sermesi ilgi çekicidir:

Nevruz Semahı

Bu gün dağlar yeşillendi
Sultan Nevruz safa geldin
Cümle kuşlar hep dillendi
Sultan Nevruz safa geldin

Bu gün bahar eyyamıdır
Nevruz Türk'ün bayramıdır
Gönüllerin sultanıdır
Sultan Nevruz safa geldin

Allah deyü öten kuşlar
Dua eyler dağlar taşlar
Yeşillendi hep ağaçlar
Sultan Nevruz safa geldin

Geçti şita (kış) döndük yaza
Ali Nebi'm vurur saza
Kızanlar düştü alaza (alev)
Sultan Nevruz safa geldin.”[6]

 

Bütün bunları niçin sıraladık? Dikkat edilirse, Nevruz bayramını kutlayan ülkelerin tamamı dünyanın Kuzey yarım küresinde yer alır.Ve tamamı da Türk Kültür dairesinin içindedir. Dikkat edelim:Bu ülkelerin insanlarının tamamı Türk’tür demiyoruz. Türkler bu ülkeleri yönetmiş, kendi kültürlerini de bu coğrafyalarda yerleştirmiştir. İşte Nevruz geleneği de bunlardan sadece birisidir. Nevruza sahip çıkarak o günü siyasi olarak kullanmaya çalışanlar ya aslen de bizim bir parçamızdırlar, ya da bize ait olanları bizden fazla benimsemişlerdir. Biz bütün bu olup bitenlerin bilincinde olarak, bize ait değerleri başkaları kullanıyor diye o değerlerimizi terk edecek değiliz. Aksine sahip çıkacağız, canlandıracağız. Nitekim son yıllarda bu yönde başarılı gelişmeler yaşanmıştır. Dileğimiz, kadim Türk Bayramı olan Nevruz Bayramının şu anda yeryüzünde mevcut bütün Türk devlet ve topluluklarınca Milli Bayram olarak kabule dilmesidir. Böylece birliğimize doğru ciddi bir adım atılmış olacaktır.

 

Nevruz esas itibarıyla Türklerin Ergenekon’dan çıkışlarının da yıldönümüdür. Dünyaya Türk gözü ile bakanlar bunu görmektedirler. Nitekim, Orta Asya’da bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri'nde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan 21 Mart Ergenekon / Nevruz Bayramı'nı "Milli Bayram" olarak ilan etmişlerdir. 21 Mart gece ile gündüzün eşitlendiği, günlerin uzamaya başladığı bir tarihtir. İnsanların çoğu ve evlere, yurtlara kapanarak yaşamak zorunda kaldıkları kış mevsiminden kurtuldukları gündür. İşte bu kurtuluşun kutlanmasıdır Nevruz.

 

Konuya böyle geniş açıdan baktığımızda, Nevruz bayramının kökeninin İslamiyetin doğuşundan çok daha öncelere dayandığını görürüz. Bu nedenle, Nevruz bayramının Alivilikle, Sünnilikle veya benzeri yapılanmalarla doğrudan bir bağlantısı bulunmamaktadır. Yani Nevruz herhangi bir mezhebin, herhangi bir dinin, herhangi bir tarikatın veya cemaatin bayramı değildir. Özellikle de etnik ve mezhepsel anlamda, Nevruz’u bir ayrılık unsuruna dönüştürmek, öncelikle Nevruz’un ruhuna aykırıdır. Sonra da tarihi gerçeklere!

 

Kayseri Erciyes Üniversitesinde Nevruz bayramı ile ilgili olarak hazırlanan davetiyenin kapağı.

 

Türkmen ozanı Mahdumkulu’nun Nevruz’u andığı bir şiiri:

“Nevruzdan Seni

Bolmadı bize nasibin, istedim güzden seni,

Dedin: “ötsün”(1) kış, taparım(2) taze nevruzdan seni,

Sayladım,(3) seçtim, sunam, bir bölecik kızdan seni,

Niçin belini kuçmadım,(4) men tapıp düzden seni,

İsterim Haktan kavuşturgay,(5) bana tezden seni.

1-     öt: geç-

2-     tap-: bul-

3-     sayla: tercih et

4-     kuç-: kucakla-

5-     kavuşturgay: kavuştursun”[7]

 

Nevruz Sanat Eserlerimize de Konu Olmuştur

Nevruz’un Türk kültüründe o kadar önemli bir yeri vardır ki, bu ilgi Türk sanatçılarının eserlerine de yansımıştır. 

[8]

Sanatçı Ömer Faruk Atabek'in “Bir Nevruz Günü” adlı Minyatürü

[9]

Sanatçı Sevgi Ersoy'un “Bir Nevruz Günü” adlı  Minyatürü

 

Osmanlı'da Nevruz Bayramı Kutlamaları

 

Bütün Türk devletlerinde ve yurtlarında kutlanmış ve kutlanmakta olan Nevruz bayramı Osmanlı devleti döneminde de kutlanmıştır. Osmanlı devlet görevlileri Nevruz’a “Nevruz-ı Mübarek” demişlerdir. Yani baharın gelmesi,bahar başlangıcı mübarek bir gün olarak kabul edilip kutsanmıştır.  Bu günün kutlanmasında, çeşitli şenlikler, etkinlikler tertip edilirdi. Bu güne has olarak özel hazırlanmış ve adına “Nevruziye” denilen macunlar yenirdi. Bu hem Osmanlı sarayında, hem de halk arasında aynıydı.

 

Nevruz evlerde özel bir merasimle kutlanırdı. Temizlik yapılmış olur, güzel elbiseler giyilir, hazırlanan tatlılar ve yiyecekler bir tepsi ile ortaya getirilir, evin reisi bu yiyecekleri ev halkına dağıtırdı. Ev sahibinin komutuyla macunlar, tatlılar yenilirdi. Sonra yapılan ve bir yıllık dileklerin sıralandığı dua yapılır, büyüklerin elleri öpülürdü. Peşinden hazırlanan şerbetler içilir ve tören sona ererdi.

 

Nevruz’un kökeninde bir Türk bayramı olduğunu yazımızın başında belirtmiştik. Bunun ispatı olarak da, yakın tarihten değil, uzak tarihten, ön Türk dönemlerinden bahsetmiştik. Gerçekten de dünyamızın Kuzey yarım küresi adeta bir Türk Kültür bölgesidir. Tüm Asya kıtasında ve Amerika kıtasında bunun izlerini görüyoruz. Bu ilişkinin netleştirilmesi açısından Orta Amerika’da yaşanmış olan Maya, İnka, Aztek medeniyetleri ve onların torunları olan Amerikan Kızılderililerinin kültürleri çok iyi incelenmelidir.

 

Yakın tarihimize gelindiğinde de durumun aynı olduğunu çıplak gözle görmek mümkün. Hiçbir araştırmaya, incelemeye gerek duymadan, Nevruz’un ne kadar bize ait olduğunu anlamamız hiç de zor değil. Nitekim, Orta Asya’da bağımsızlığını kazanan Türk devletleri ve pek çok otonom Türk topluluğu ilk iş olarak Nevruz’u Milli bayram ilan etmişlerdir. “Nevruz” adının neden Farsça olduğu konusuna takılı kalınıyorsa, bunun için de Harzemşahlar, Selçuklular ve Osmanlılarda Türkçe yerine Farsça’nın ön plana çıkarılmasına, bir takım dönme devşirme paşalar ve saray adamları sayesinde Farsça’nın edebiyat dili yapılmasına bakmaları gerekir. O ayıp da onlarındır. Kaldı ki pek çok Türk yurdunda Nevruz o bölgeye ait öz Türkçe adıyla anılır. Bilge Kağan, Karamanoğlu Mehmet Bey, Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaşı Veli, Aşık Paşa gibi Türkçe’nin aydınlık yolundan gitmeyenlerin yanılgıları hiç bitmeyecek, doğrularla hiç bir zaman buluşamayacaklardır.

 

Kendine ait takvimi bulunan bir milletin en az 5000 yıldır bilinen bayramını ona buna peşkeş çekmek için nasıl bir kafa yapısına sahip olmak gerekir varın siz hesaplayın. Bir yanda bilinen tarih boyunca yüzlerce devlet kurmuş bir millet, öbür yanda tarih boyunca bir devlete sahip olamamış karışık halk toplulukları! Ama Nevruz’u bir yere mal etmek gerekiyorsa, bunu 5000 yıllık geçmişi net olarak bilinen Türk Milletine değil de, aşiret kültüründen öteye geçememiş halk topluluklarına mal etmek sadece beyan sahiplerinin utancıdır.

 

Nevruz Türk dünyasını her köşesinde aynı ruhla, aynı heyecanla ama farklı farklı motiflerle bezenmiş olarak kutlanmaktadır. Bu durum da, Nevruz bayramının Türkler arasında ne kadar eski ve köklü bir yeri olduğunu gösterir.

 

[10]

Uygur Türkleri Nevruz kutlamasında

 

 

 

 [11]

Nevruz Günü Yumurta Tokuşturmak Bir Gelenektir.

Yumurtanı göyçük güllü boyardık,   
Çakğışdırıp sınanların soyardık,   
Oynamaktan birce meğer doyardık,   
Ali mene yaşıl aşık vererdi,   
Irza mene Nevruz gülü dererdi.

 

M.Hüseyin Şehriyar

 

Sonuç

 

Yukarıdaki kısa açıklamaların ardından aklıma gelen ilk şey, gelecek Nevruz bayramını nasıl kutlamamız gerektiğini düşünmek oldu. Nevruz’u bir takım dış kaynaklı güçler ısrarla ayrılık unsuru olarak lanse etmeye çalışsa da, Nevruz bizim birlik ve bütünlüğümüzün en önemli unsurlarından biridir. Çünkü, Türk Milletinin çocukları Alevi, Sünni, Bektaşi, hatta Müslüman, Hıristiyan  demeden bütün kollarıyla birlikte aynı günü bayram olarak kutlamaktadırlar. Bu nedenle böyle geniş kitleleri etkileyen bu kadim Türk bayramını başkalarının propaganda unsuru olmaktan kurtarıp, milletimizin kendi kültür değerlerine sahip çıkmasını sağlamak zorundayız. Bunun için de, daha şimdiden 2008 yılı Nevruz bayramını nasıl kutlamamız gerektiği konusunda çalışmalara başlamalıyız. Türkmenistan’da, Kazakistan’da Özbekistan’da yapılan kutlamalar kadar olmasa da önceki yıllardakinden daha geniş kapsamlı ve görkemli kutlamalar yapılması sağlanabilir. Şu anda yönetimde bulunanlar bu kadim Türk bayramına gereken önemi göstermiyor olabilir. Bu bugün için hiç önemli değil. Bu iş için sivil toplum örgütleri bir araya gelerek, ilk büyük kutlamanın organizasyonunu yapabilirler diye düşünüyoruz. Böyle bir çalışmanın yapılması halinde en azından yerel yönetimler bazında destekler sağlanacağından hiç şüphem yok. Bize düşen sadece konuyu gündeme getirerek bir adım atmaktır. Sonrasının kendiliğinden gelişeceğine inanıyorum.

 

2008 yılı Nevruz bayramında büyük kutlamalarda buluşmak dileğiyle.

 

Muharrem Kılıç

İstanbul, 25 Nisan 2007


Dipnotlar

 

[2] Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000. http://www.nevruz.gen.tr/kaynaklar.html den naklen.

[3] 1.Ahmet Emin Yalman: Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim C.II, .ss. 246-249, Nail TAN, TÜRKSOY Dergisi, Mayıs 2003’ten naklen.

[6] Adnan Mahiroğulları, Dünden Bugüne Zara, Sivas 1996, s. 1 73. Nail TAN, TÜRKSOY Dergisi, Mayıs 2003, http://www.nevruz.gen.tr/nevruz_13.html  den naklen.

[7] Mahtumkulu Divanı, Himmet Biray, Kültür Bakanlığı Türk Dünyası Edebiyatı Dizisi/29, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1992-Ankara, s.160



Türk Piramitleri -Muharrem Kılıç-


Piramitler sırlarını halen korumaya devam eden devasa yapılardır. İnsanlarda hayranlık uyandıran, büyük bir gücün sembolleridirler adeta. O kadar büyük ve mükemmel inşa edilmişlerdir ki, insanoğlu bu yapıların o kadar eski bir zamanda insan eliyle bu kadar mükemmel olarak inşa edilemeyeceğini bile düşünmektedir. Bu nedenle de onları, kimileri uzaydan gelen varlıkların yaptıklarını, kimileri de Tanrısal bilgiye sahip, insanlar arasında yaşamış ama Tanrısal özellikleri olan insanlar tarafından yapıldığını iddia etmişlerdir.



Şehitler Ağlıyordu! -Muharrem Kılıç-


Bu  özgürlük savaşı,

Türkün bir  sınavıydı,

Hepsi  ölümü görmüş,

Ardına bakmıyordu.

Bayırlardan  aşağı,

Kan  boşa  akmıyordu.



Zamanı ve Mekanı Şaşıranlar Çoğalıyor -Muharrem Kılıç-


ABD Irak’ta başarısı mı oluyor sizce? Coniler yavaş yavaş  ve emin adımlarla yol alıyorlar. Herkes farklı söylemlerle ABD’nin başarısızlığından bahsetse de, ABD aslında uygulamaya çalıştığı planı istediği gibi götürüyor. Herhangi bir aksaklık da yok. ABD, bu ülkeye demokrasi getirmek adına on binlerce kilometre öteden gelip Irak’taki Kerkük-Musul petrol bölgelerinin üzerine oturunca herkes zannetti ki ABD burasını 53 eyalet gibi kendisine bağlayacak. Hatta içimizden bazıları “ABD ile sınır komşusu olduk” dedi. Halbuki ABD’nin böyle bir amacı yok.


 

Muharrem Kılıç


1955 yılında Ankara'da doğdu. İşl, orta, lise ve üniversite öğrenimini Ankara'da yaptı. Bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptıkdan sonra İçişleri Bakanlığı'nda memurluk ve Kastamonu Cide'de bir yıl asteğmen olarak askerlik yaptıkdan sonra, Vergi Denetmeni olarak Maliye Bakanlığı'na girdi. Yaklaşık yedi yıl çalışdıktan sonra istifa eserek serbest çalışmayı tercih etdi. 2002 yılında emekli oldu. Halen YMM Denetçiliği ve ticaretle iştigal etmektedir. Evli, ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk babasıdır. Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından Ebru, hat ve desen çalışmaları vardır.

 

Sarı Yazma, Al Paçalık, Peştemal ve  Kavak Yelleri adlı  adlı iki şiir kitabı, Sekiz adet çocuk hikayesi, Deli Dumruş Boğaziçi Köprüsünde adlı hikayelerden oluşan bir kitabı vardır. Son çalışması, Soysuzlar Mektebi Enderun -Türklerin Kaderi adıyla yayınlanmıştır.


 Umumi Siyaset



Aile Nereye...


Ekonomik gücü olanlar (ki bunlar bu gücü kesinlikle toplumun haklarını çalarak elde etmişlerdi) her şeyi satın almaya başladılar.

Arkadaş satın aldılar.

Eş satın aldılar.

Dost satın aldılar.

Mutluluk satın aldılar.

Zevk-i sefa satın aldılar.

Makam-mevki satın aldılar.

Güç satın aldılar.

Onur, şeref satın aldılar.

Kısacası, insanoğlunu ilgilendiren her ne varsa bu dünyada, bastılar parayı, satın aldılar.

Çünkü paraları vardı!

Nasıl kazanıldığı önemli olmayan paralar.


 Türkçülük



Milletin Kaderi Nasıl Değişecek


Burada anlatılanların yapılabilmesinin de bir tek şartı vardır. O da “Ulusal bilince sahip yöneticilerin” iş başına geçmesidir. Ulusal bilince sahip yöneticilerin de iş başına geçebilmesinin tek şartı, toplumda “Türklüğün Ortak Payda” olmasıdır. İçinde Allah korkusu, vatan, millet sevgisi olan, bu milletin evlatları yönetime gelince, Atatürk dönemindeki gibi kısa sürede çok büyük gelişmeler kaydedilecektir. İş başına gelenler kendileri için değil, millet için çalışacaktır. Yüce Meclis, köşe dönme yeri değil, alın teri döküp, emek vererek bu millete hizmet etme yeri olacaktır.


 Türk Mekânları



Beypazarı


Burada her şey özel. Burada her şey güzel. Burada her şey bizden. Burada üzerimize çökmüş ve bizi baskı altında tutan hiçbir gücün varlığı söz konusu değil. Ne Çin malları, ne Hollanda peynirleri, ne Fransız peynirleri, ne yabancı marka çikolatalar. Hepsinin yerli ve bizim damak zevkimize uygun seçenekleri mevcut. Burada cadde ve sokak adları bile, bize bizi çağrıştırıyor. Dükkan isimleri de öyle. Kısacası burası bizden, biz de buradanız.