
Yalan
-Muharrem Kılıç-
Yalan Türk Milletinin karakter yapısına uymayan, namertçe bir eylemdir. Türklüğünün şuurunda olan bir insan, canı pahasına da olsa doğruyu konuşur ve yalana yaklaşmaz. Yani, “yalan söylememek” üstün meziyetlere sahip insanlara has bir özelliktir. Bu özellik herkeste yoktur. İslam dininde de kesinlikle yalana yer yoktur. Yalanı hoş karşılamaz. Yalancıları inanmamışlardan sayar. Güvenilmeyeceklerden sayar. Sözünün eri olmayanlardan sayar. Böyle olunca, bizler hem soyumuz, hem de dinimiz açısından yalana yaklaşmayan, yalancıları yüceltmeyen bir toplum olmalıyız. Çünkü yalana ne dinimizde, ne de kanımızda yer yoktur. Bunlar kesin kabuller olmasına rağmen, çevremize baktığımızda, en makbul sayılanlar, en çok önünde el pençe durulanlar, kendilerine önemli emanetler verilenler nedense hep yalancılardır. Bu noktada biraz düşünmemiz gerekiyor. Ya bu toplum bir takım uzman yalancıların etkili yalanlarına kanarak onları yüceltiyor, ya da yalan söylemek toplum içinde yaygınlaşmaya başladığı için, insanlar kendilerine suç ortağı bulmak amacıyla yalancılara prim veriyor. Sebep her ne olursa olsun, sonuç iyiye gitmiyor. Yalan bir kanserli hücre gibi toplumu kuşatıyor. İnsan olmanın erdeminden uzaklaştırıyor. İslam olmaktan uzaklaştırıyor. Türklüğün karakteristik özelliklerinden uzaklaştırıyor. Yani kısacası, bizim için, bizim insanımız için, bütün insanlık için yalan, yılandan daha tehlikelidir. İnsanların konuştukları her söze inanmak gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. İnsanların sözlerini bir değerlendirmeye tabi tutmadan doğru kabul etmemeliyiz. Bazı insanlar elbette yalanlarını topluma kabul ettirebilmek için bazı doğruları da söyleyeceklerdir. İşte en tehlikeli yalancılar da onlardır. Çünkü, yalanlarını halka kabul ettirebilmek için oldukça bilinçli davranmaktadırlar. Hele bir de yalanlarını topluma kabul ettirmek amacıyla, Allah ve din gibi inanç kavramlarını kullanıyorlarsa, vahşi hayvanlardan kaçar gibi, bu tür yalancılardan kaçmak, uzaklaşmak gerekir. Yalan tek başına, bir insanın geçmişini ve geleceğini karartmaya yetecek kadar tehlikeli bir eylemdir. Yalan, bir insanın olduğu gibi, bir toplumun bile hem geçmişini, hem de geleceğini karartmaya yetecek kadar tehlikeli bir eylemdir. Yalan, insanı insanlıktan uzaklaştıracak kadar kötü bir eylemdir. Yalan, insanlara duyulan güven duygusunu öldüren bir eylemdir. Yalan, insanların birbirlerine duyduğu saygıyı ortadan kaldıran bir eylemdir. Yalan, insanların birbirlerine duydukları sevgiyi ortadan kaldıran bir eylemdir. Yalan, her söylendiğinde yenisini doğuran, domuz gibi çok doğurgan bir eylemdir. Yalan, güzellikleri çirkinleştiren bir eylemdir. Yalan, mutluluğu mutsuzluğa dönüştüren bir eylemdir. Yalan, aydınlıkları karartan bir eylemdir. Yalan, renkleri siyah-beyaza dönüştüren bir eylemdir. Yalan, kadını “anne” olmaktan uzaklaştıran bir eylemdir. Yalan, erkeği “baba” olmaktan uzaklaştıran bir eylemdir. Yalan, huzur dolu bir yuvayı, cehennem çukuruna çeviren bir eylemdir. Yalan, yuvalar yıkan bir eylemdir. Yalan, namusluyu, namussuz yapan bir eylemdir. Yalan, onurluyu, onursuz yapan bir eylemdir. Yalan, şerefliyi, şerefsiz yapan bir eylemdir. Yalan, haysiyetliyi, haysiyetsiz yapan bir eylemdir. Yalan, Tanrıya kul olması gereken insanoğlunu, şeytana köle yapan bir eylemdir. Yalan, sevgiyi nefrete döndüren bir eylemdir. Yalan, rahmeti ve merhameti insan gönlünden uzaklaştıran bir eylemdir. Yalan söyleyenin, sözüne güvenilmez olur. Yalan söyleyenden hiç kimse emin olamaz. Yalan söyleyen bir kişi, insanların gözünde küçülür. Yalan söyleyen kişiler, hayatlarında yeni sayfalar açmakta zorlanırlar. Yalan söylemenin sonu, “insanların” değer bile vermediği, toplumun curuf tabakasının ayakları altında ziyan olup gitmektir. İnsanlar, yalan söyledikleri sürece, yeni yalanlar söylemek zorunda kalırlar. İnsanlar, yalan söyleyerek bir yere varamazlar. İnsanlar, yalan söyleyerek büyümezler. İnsanlar, yalan söyleyerek sadece küçülürler. İnsanlar, yalan söylemeye devam ettikçe, şeytanın emrine girerler. İnsanlar, yalan söyledikleri sürece, insan olmanın erdemine ulaşamazlar. İnsanlar, yalana sığındıkları sürece yanlış yapmaya devam ederler. İnsanlar, yalan söyledikleri sürece, Tanrıdan uzaklaşır, şeytana yaklaşırlar. İnsanlar, yalana başvurdukları sürece, makamları, mevkileri, tahsilleri ne olursa olsun, zavallılaşırlar Yalan İslam dininde sadece üç yerde mübah sayılmıştır. Bu üç durumda da hayra vesile olması düşüncesiyle kabullenilebilir sayılmıştır. Nedir bu üç durum: 1-Dağılmak üzere olan bir yuvayı kurtarmak için. 2-Küsleri barıştırmak için. 3-Düşmanla savaş halindeyken, savaşı kazanmak amacıyla savaş hilesi olarak. Bunların dışında yalanın hiç bir türüne, hiçbir şekilde müsamahalı bakılmamıştır. Bu nedenle olsa gerek ki; peygamberimiz; “Şakayla bile olsa yalan söylemeyiniz” buyurmuştur. Sadece İslam dininde değil, hiçbir dinde, hiçbir inanç sisteminde, “yalan” kabul görmemiştir. Çünkü yalan bir güzel ahlak örneği değil, onun tam zıttı olarak, bir kötü ahlak örneğidir. Yalan söyleyen kişi, sonunda mutlaka utanır. Utanacak yüzü varsa eğer! İşte bu nedenlerden dolayı, kendini insan sınıfında gören hiç kimse yalan söylememelidir. Yalancıların en tehlikelileri ise, Allah ve din adına yalan söyleyenlerdir. Onlar aynı zamanda “Münafıklardır”. Bir kutlu hadiste “münafık”ların tanımı şöyle yapılmıştır: “Münafığın alameti üçtür: 1-Konuşunca yalan söyler. 2-Emanete ihanet eder. 3-Verdiği sözü tutmaz.” Etrafınıza bakın ve bu tanımlara uyan insanları peygamberimizin gözü ile teşhis edin. Siz bu gerçeği gördükten sonra, onlar kendilerini ne olarak tanımlarlarsa tanımlasınlar fark etmez. Peygamberimizin kutlu sözlerinden başka birisi ise şöyledir: “Utanmadıktan sonra, dilediğinizi yapın.” Muharrem Kılıç 22 Mayıs 2006 İstanbul
Buhari, Enbiya, s. 54 ve Ebu Davud, Edep, s. 6
|