Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

22 Mayıs 2006

Kemal Tahir

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür


Yalan


-Muharrem Kılıç-


Yalan Türk Milletinin karakter yapısına uymayan, namertçe bir eylemdir. Türklüğünün şuurunda olan bir insan, canı pahasına da olsa doğruyu konuşur ve yalana yaklaşmaz. Yani, “yalan söylememek” üstün meziyetlere sahip insanlara has bir özelliktir. Bu özellik herkeste yoktur.

 

İslam dininde de kesinlikle yalana yer yoktur. Yalanı hoş karşılamaz. Yalancıları inanmamışlardan sayar. Güvenilmeyeceklerden sayar. Sözünün eri olmayanlardan sayar. Böyle olunca, bizler hem soyumuz, hem de dinimiz açısından yalana yaklaşmayan, yalancıları yüceltmeyen bir toplum olmalıyız. Çünkü yalana ne dinimizde, ne de kanımızda yer yoktur.

 

Bunlar kesin kabuller olmasına rağmen, çevremize baktığımızda, en makbul sayılanlar, en çok önünde el pençe durulanlar, kendilerine önemli emanetler verilenler nedense hep yalancılardır. Bu noktada biraz düşünmemiz gerekiyor. Ya bu toplum bir takım uzman yalancıların etkili yalanlarına kanarak onları yüceltiyor, ya da yalan söylemek toplum içinde yaygınlaşmaya başladığı için, insanlar kendilerine suç ortağı bulmak amacıyla yalancılara prim veriyor. Sebep her ne olursa olsun, sonuç iyiye gitmiyor. Yalan bir kanserli hücre gibi toplumu kuşatıyor. İnsan olmanın erdeminden uzaklaştırıyor. İslam olmaktan uzaklaştırıyor. Türklüğün karakteristik özelliklerinden uzaklaştırıyor.

 

Yani kısacası, bizim için, bizim insanımız için, bütün insanlık için yalan, yılandan daha tehlikelidir. İnsanların konuştukları her söze inanmak gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. İnsanların sözlerini bir değerlendirmeye tabi tutmadan doğru kabul etmemeliyiz. Bazı insanlar elbette yalanlarını topluma kabul ettirebilmek için bazı doğruları da söyleyeceklerdir. İşte en tehlikeli yalancılar da onlardır. Çünkü, yalanlarını halka kabul ettirebilmek için oldukça bilinçli davranmaktadırlar. Hele bir de yalanlarını topluma kabul ettirmek amacıyla, Allah ve din gibi inanç kavramlarını kullanıyorlarsa, vahşi hayvanlardan kaçar gibi, bu tür yalancılardan kaçmak, uzaklaşmak gerekir.

 

Yalan tek başına, bir insanın geçmişini ve geleceğini karartmaya yetecek kadar tehlikeli bir eylemdir.

Yalan, bir insanın olduğu gibi, bir toplumun bile hem geçmişini, hem de geleceğini karartmaya yetecek kadar tehlikeli bir eylemdir.

 

 

 

Yalan, insanı insanlıktan uzaklaştıracak kadar kötü bir eylemdir.

Yalan, insanlara duyulan güven duygusunu öldüren bir eylemdir.

Yalan, insanların birbirlerine duyduğu saygıyı ortadan kaldıran bir eylemdir.

Yalan, insanların birbirlerine duydukları sevgiyi ortadan kaldıran bir eylemdir.

Yalan, her söylendiğinde yenisini doğuran, domuz gibi çok doğurgan bir eylemdir.

Yalan, güzellikleri çirkinleştiren bir eylemdir.

Yalan, mutluluğu mutsuzluğa dönüştüren bir eylemdir.

Yalan, aydınlıkları karartan bir eylemdir.

Yalan, renkleri siyah-beyaza dönüştüren bir eylemdir.

Yalan, kadını “anne” olmaktan uzaklaştıran bir eylemdir.

Yalan, erkeği “baba” olmaktan uzaklaştıran bir eylemdir.

Yalan, huzur dolu bir yuvayı, cehennem çukuruna çeviren bir eylemdir.

Yalan, yuvalar yıkan bir eylemdir.

Yalan, namusluyu, namussuz yapan bir eylemdir.

Yalan, onurluyu, onursuz yapan bir eylemdir.

Yalan, şerefliyi, şerefsiz yapan bir eylemdir.

Yalan, haysiyetliyi, haysiyetsiz yapan bir eylemdir.

Yalan, Tanrıya kul olması gereken insanoğlunu, şeytana köle yapan bir eylemdir.

Yalan, sevgiyi nefrete döndüren bir eylemdir.

Yalan, rahmeti ve merhameti insan gönlünden uzaklaştıran bir eylemdir.

 

Yalan söyleyenin, sözüne güvenilmez olur.

Yalan söyleyenden hiç kimse emin olamaz.

Yalan söyleyen bir kişi, insanların gözünde küçülür.

Yalan söyleyen kişiler, hayatlarında yeni sayfalar açmakta zorlanırlar.

Yalan söylemenin sonu, “insanların” değer bile vermediği, toplumun curuf tabakasının ayakları altında ziyan olup gitmektir.

 

İnsanlar, yalan söyledikleri sürece, yeni yalanlar söylemek zorunda kalırlar.

İnsanlar, yalan söyleyerek bir yere varamazlar.

İnsanlar, yalan söyleyerek büyümezler.

İnsanlar, yalan söyleyerek sadece küçülürler.

İnsanlar, yalan söylemeye devam ettikçe, şeytanın emrine girerler.

İnsanlar, yalan söyledikleri sürece, insan olmanın erdemine ulaşamazlar.

İnsanlar, yalana sığındıkları sürece yanlış yapmaya devam ederler.

İnsanlar, yalan söyledikleri sürece, Tanrıdan uzaklaşır, şeytana yaklaşırlar.

İnsanlar, yalana başvurdukları sürece, makamları, mevkileri, tahsilleri ne olursa olsun, zavallılaşırlar

 

Yalan İslam dininde sadece üç yerde mübah sayılmıştır. Bu üç durumda da hayra vesile olması düşüncesiyle kabullenilebilir sayılmıştır. Nedir bu üç durum:

1-Dağılmak üzere olan bir yuvayı kurtarmak için.

2-Küsleri barıştırmak için.

3-Düşmanla savaş halindeyken, savaşı kazanmak amacıyla savaş hilesi olarak.

 

Bunların dışında yalanın hiç bir türüne, hiçbir şekilde müsamahalı bakılmamıştır. Bu nedenle olsa gerek ki; peygamberimiz; “Şakayla bile olsa yalan söylemeyiniz” buyurmuştur.

 

Sadece İslam dininde değil, hiçbir dinde, hiçbir inanç sisteminde, “yalan” kabul görmemiştir. Çünkü yalan bir güzel ahlak örneği değil, onun tam zıttı olarak, bir kötü ahlak örneğidir.

 

Yalan söyleyen kişi, sonunda mutlaka utanır.

Utanacak yüzü varsa eğer!

İşte bu nedenlerden dolayı, kendini insan sınıfında gören hiç kimse yalan söylememelidir.

 

Yalancıların en tehlikelileri ise, Allah ve din adına yalan söyleyenlerdir. Onlar aynı zamanda “Münafıklardır”. Bir kutlu hadiste “münafık”ların tanımı şöyle yapılmıştır:

 

“Münafığın alameti üçtür:

 

1-Konuşunca yalan söyler.

2-Emanete ihanet eder.

3-Verdiği sözü tutmaz.”

 

Etrafınıza bakın ve bu tanımlara uyan insanları peygamberimizin gözü ile teşhis edin. Siz bu gerçeği gördükten sonra, onlar kendilerini ne olarak tanımlarlarsa tanımlasınlar fark etmez.

 

Peygamberimizin kutlu sözlerinden başka birisi ise şöyledir:

“Utanmadıktan sonra, dilediğinizi yapın.”[1]

 

 

Muharrem Kılıç

22 Mayıs 2006

İstanbul


[1] Buhari, Enbiya, s. 54  ve Ebu Davud, Edep, s. 6


Ak Paçalı Takla Güvercinlerim Benim...! -Muharrem Kılıç-


Yıldızlar gibi dağılırdı gök yüzüne,
Pervane gibi, döne döne.
Kah, kendi dünyaya ters düşerdi,
Kah, dünya kendine !



"Üretmeyin, Üretmeyin! ABD Bizim İçin Üretiyor!" -Muharrem Kılıç-


Bir düşünürün çok güzel bir sözü vardır. “İnsanlara balık vermek yerine onlara balık tutmayı öğretin” der. Burada yatan anlam çok önemlidir. Kısacası düşünür şunu demek ister: Siz ihtiyacı olanlara bir şeyler vererek, onların ihtiyaçlarını sürekli karşılayamazsınız. Bu mümkün değildir. O halde yapılması gereken nedir? İhtiyacı olan insanlara, kendi kendilerine üretim yaparak ihtiyaçlarını karşılamayı öğretmektir. Yani vecizeye dönersek; “Balık vermeyin, balık tutmayı öğretin.” Eğer bir takım art niyetleriniz yoksa eğer!



Kurtlar  -Muharrem Kılıç-


Köpekle kurt bir olur mu?

Köpek farklı, kurt farklıdır.

Köpek kapıda zincirli,

Kurtlar dağlarda saklıdır.


 

Muharrem Kılıç


1955 yılında Ankara'da doğdu. İşl, orta, lise ve üniversite öğrenimini Ankara'da yaptı. Bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptıkdan sonra İçişleri Bakanlığı'nda memurluk ve Kastamonu Cide'de bir yıl asteğmen olarak askerlik yaptıkdan sonra, Vergi Denetmeni olarak Maliye Bakanlığı'na girdi. Yaklaşık yedi yıl çalışdıktan sonra istifa eserek serbest çalışmayı tercih etdi. 2002 yılında emekli oldu. Halen YMM Denetçiliği ve ticaretle iştigal etmektedir. Evli, ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk babasıdır. Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından Ebru, hat ve desen çalışmaları vardır.

 

Sarı Yazma, Al Paçalık, Peştemal ve  Kavak Yelleri adlı  adlı iki şiir kitabı, Sekiz adet çocuk hikayesi, Deli Dumruş Boğaziçi Köprüsünde adlı hikayelerden oluşan bir kitabı vardır. Son çalışması, Soysuzlar Mektebi Enderun -Türklerin Kaderi adıyla yayınlanmıştır.


 Umumi Siyaset



Aile Nereye...


Ekonomik gücü olanlar (ki bunlar bu gücü kesinlikle toplumun haklarını çalarak elde etmişlerdi) her şeyi satın almaya başladılar.

Arkadaş satın aldılar.

Eş satın aldılar.

Dost satın aldılar.

Mutluluk satın aldılar.

Zevk-i sefa satın aldılar.

Makam-mevki satın aldılar.

Güç satın aldılar.

Onur, şeref satın aldılar.

Kısacası, insanoğlunu ilgilendiren her ne varsa bu dünyada, bastılar parayı, satın aldılar.

Çünkü paraları vardı!

Nasıl kazanıldığı önemli olmayan paralar.


 Türkçülük



Milletin Kaderi Nasıl Değişecek


Burada anlatılanların yapılabilmesinin de bir tek şartı vardır. O da “Ulusal bilince sahip yöneticilerin” iş başına geçmesidir. Ulusal bilince sahip yöneticilerin de iş başına geçebilmesinin tek şartı, toplumda “Türklüğün Ortak Payda” olmasıdır. İçinde Allah korkusu, vatan, millet sevgisi olan, bu milletin evlatları yönetime gelince, Atatürk dönemindeki gibi kısa sürede çok büyük gelişmeler kaydedilecektir. İş başına gelenler kendileri için değil, millet için çalışacaktır. Yüce Meclis, köşe dönme yeri değil, alın teri döküp, emek vererek bu millete hizmet etme yeri olacaktır.


 Türk Mekânları



Beypazarı


Burada her şey özel. Burada her şey güzel. Burada her şey bizden. Burada üzerimize çökmüş ve bizi baskı altında tutan hiçbir gücün varlığı söz konusu değil. Ne Çin malları, ne Hollanda peynirleri, ne Fransız peynirleri, ne yabancı marka çikolatalar. Hepsinin yerli ve bizim damak zevkimize uygun seçenekleri mevcut. Burada cadde ve sokak adları bile, bize bizi çağrıştırıyor. Dükkan isimleri de öyle. Kısacası burası bizden, biz de buradanız.