
Bir Askerlik Filmi: 'Er Ryan'ı Kurtarmak'
-Metin Erksan-
Şehit Yarbay Alim Yılmaz'ın Anısına İngilizce adı bir ''askerlik'' buyruğu ve anlamı kapsamında olan ''Saving Private Ryan'' (Ryan'ı Özel Kurtar) adlı Amerikan filmi, getiricilerinin çok yetkin bir çevirisiyle Türkiye'de ''Er Ryan'ı Kurtarmak'' adıyla sinemalarda gösterilmiştir. ''Er Ryan'ı Kurtarmak'' adlı film tüm dünyada ve Türkiye'de büyük bir gelir sağlamasının yanı sıra Amerika'nın en saygın sinema ödüllerini almaya başlamıştır. Öyle seziliyor ki bu yılın en uçtaki Amerikan ve dünya filmi ''Er Ryan'ı Kurtarmak'' olacaktır. | |  | | | Oğul Batıkan, Babası Şehit Yarbay Alim Yılmaz'ı Uğurluyor | | | urluyor... Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir. Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir; Kahramanlık: saldırıp bir daha dönmemektir. Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından Koşar adım gitmeli onların arkasından. Kahramanlık: İçerek acı ölüm tasından İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.
Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık... Her ışığın ardında gizlidir bir kahramanlık; Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık: Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir. Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir. Ne de güneşler gibi parlayıp sönmemektir. Bunun için ölüme bir atılış gerektir. Atıldıktan sonra da bir daha dönmemektir... | | | Şehit Yarbay Alim Yılmaz'ın Erlerine Okuduğu Nihal Atsız'ın Kahramanlık Adlı Şiiri |
''Er Ryan'ı Kurtarmak'' adlı film üstünde; ''uygarlıkbilim'', ''insancılbilim'', ''askerlikbilim'', ''sinemabilim'' kapsamında düşünmek ve bilimsel bilgiler oluşturmak zorunludur. II. Dünya Savaşı'nda (1939-1945) 6 Haziran 1944 sabahı Amerikan-İngiliz deniz, kara, hava birlikleri; Alman ordusunun işgalinde bulunan Fransa'nın Normandiya kıyılarına, milyonlarca askerden oluşan bir çıkarma hareketi başlatırlar. Filmin başladığı ''Omaha Beach'' (Omaha Kumsalı) bu çıkarma bölgelerinden biridir. Buraya çıkan Amerikan birlikleri, Alman birlikleriyle savaşarak bir ''köprübaşı'' oluşturmaya çalışırlar. Yedek subay yüzbaşı Miller komutasındaki Amerikan birliği bu çıkarma bölgesinin en zorlu savaşlarından birini yapar. Orta-Batı Amerika'da yerleşik bir Amerikan ailesinin dört oğlu savaşa katılmıştır. Üç büyük oğul savaşta ölür. Dördüncü küçük oğul (Er Ryan) çıkarma sırasında Alman hatlarının gerisine paraşütle atlamıştır. Ölüp ölmediği belli değildir. Üç oğlunun ölümünü öğrenen anne, Amerikan Genelkurmay Başkanlığı'na bir mektup yazar. Dördüncü oğlunun savaşta sağ kalmasını ve Amerika'ya getirilmesini ister. Başkanlık, Normandiya'da savaşan birliklerin komutanına, eğer sağ kalmışsa ''Er Ryan'' ın savaştan alınması ve Amerika'ya gönderilmesi için buyruk verir. Buyruk komuta aşamasını izleyerek yedek subay yüzbaşı Miller'e verilir (intikal eder). Yüzbaşı bu şaşırtıcı buyruğu ''askerliğe'' özel bir düzence (disiplin) içinde alır. Yüzbaşı Miller komutasındaki askeri birliğin bir bölümü, yüzbaşı Miller komutasında, savaş cehennemi içinde ''Er Ryan'' ı aramaya başlar. Birliği oluşturan erler, büyük bir olasılıkla kendi ölümleri sonucu yerine getirilebilecek bu şaşırtıcı buyruğu ''askerliğe'' özel bir düzence içinde aralarında tartışırlar. Yüzbaşı komutasındaki birlik zorlu bir arayış içinde, birkaç ölü verdikten sonra, kıyamet ve mahşer içinde ''Er Ryan'' ı bulur. ''Er Ryan'' ın birliği ön hatlarda bir köprü geçidine yapılacak Alman saldırısını beklemektedir. Yüzbaşı, ''Er Ryan'' a üç ağabeyinin savaşta öldüğünü, bu nedenden ötürü onun annesinin isteği uyarınca ve yüksek komutanlık buyruğu ile savaştan alınıp Amerika'ya gönderileceğini söyler. ''Er Ryan'' kardeşlerinin savaşta öldüklerini öğrenince tarifsiz bir acıyla sarsılır. Fakat Alman saldırısını bekleyen birliğini bırakıp gitmeyeceğini söyler. Bu davranış karşısında yüzbaşı ve yüzbaşının birliğinin sağ kalan erleri, ''Er Ryan'' ın birliğinin yanında kalırlar. Alman saldırısı başlar. İki taraf müthiş savaşır. Yüzbaşı Miller, yüzbaşının birliğinden sağ kalan erler ve ''Er Ryan'' ın birliğinden sağ kalan erler savaşta ölürler. ''Er Ryan'' sağ kalır. Filmin yaratıcısı Steven Spielberg, görkemli, onurlu, övülecek ve çok duygusal bir finalle filmini bitirir. II. Dünya Savaşı bittikten yıllar sonra ihtiyar ''Er Ryan'' her yıl yaptığı gibi, yanında ailesini oluşturan kişiler, yüzbaşı Miller'in mezarının bulunduğu askeri mezarlığa gelir. İhtiyar ''Er Ryan'' ağlayarak yüzbaşının mezarına bir asker selamı verir. Yalnız Türkiye'de bulunabilecek ''kimileri'' bu filmi ''savaş yandaşı'', ''savaş karşıtı'', ''savaşın dehşeti'', ''savaşın sorgulanması'', oluşumunda algılamışlardır. ''Er Ryan'ı Kurtarmak'' adlı film yalnız ve yalnız nesnel (objektif) ve yetkin (mükemmel), bir ''askerlik'' ve ''ordu'' filmidir. ''Sinemabilim'', ''ulusal bilinç'', ''tarih bilinci'', ''yurtseverlik bilinci'' gibi olgulardan yoksun olduklarını yazılarında sürekli kanıtlayan ve her zamanki gibi ''güdümlü'' düşünen ''kimileri'', film gösterildiği sırada başlıkları yukarıda yazılı ''bilgiçlik'' ler yazmışlardır. Özgün düşünüleri olmayan, çevirmen kişilikli ''kimileri'', ''Er Ryan'ı Kurtarmak'' adlı filmi, bilimsel bilgi dışı, yanlış yorumlarla çözümlemişlerdir. Bir süre sonra, filmin yaratıcısı Musevi asıllı Amerikan sinemacısı Steven Spielberg filmini, II. Dünya Savaşı'na yedek subay yüzbaşı olarak katılmış babasının anısına adanmış, ''askerliğe'' ve ''orduya'' ilişkin bir film olarak tanımlamıştır. ''Kimilerinin'' bu açıklama sonucu ne düşündüklerini bilemem ama ''Er Ryan'ı Kurtarmak'', önce de sonra da ''askerlik'' ve ''ordu'' olgusunu anlatan, çözümleyen, açıklayan yetkin bir filmdir. Büyük bir sinemacı olan Steven Spielberg; çıkarma öncesi Alman savunmasına karşı yapılan Amerikan-İngiliz hava ve deniz saldırıları eksikliği dışında ''askerliğe'' ve ''orduya'' ilişkin ''anıt'' bir film yapmıştır. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komutanlarından ve eşsiz bir ''askerlikbilim'' kuramcısı olan Atatürk , ''Uygar (Medeni) Bilgiler'' adlı kitabında ''Ordu Hayatı'' başlıklı bölümde ''askerliğe'' ve ''orduya'' ilişkin şu bilgileri ve düşünceleri yazmıştır. Atatürk diyor ki... ''Askerlik ödevini yaparken, istekle ölüme hazır bulunmak, askerliğin en gerçek göstergesidir. Askerlikte öldürmek ve dolayısıyla ölmeye razı ve hazır bulunmak, askerliğin aslını ve konusunu oluşturur. Buyurmak ve buyruğa uymak, askerliğin en önemli niteliğidir. Ulusal ordu, ulus birliğinin ve devletin varlığının en baş simgesidir. Ulusal ordu, dışa karşı devletin varlığını sağlar ve gerektiğinde içteki büyük güvensizlikleri yok eder. Ulusal ordu cumhuriyet karşıtı girişimlere karşı devletin ve siyasal yetkenin istencini (iradesini) ve gücünü oluşturur. Yeryüzündeki devletler savaşlar ile var olmuştur. Savaş araçları olmayan ya da savaş araçları güçsüz olan uluslar, güçlü uluslara yenilmiş ve güçlü ulusların esiri olmuşlardır. Her halde güçlü bir devlet hayatı için, ordunun varlığına kanıt aramak gereksizdir. Çevresindeki devletler silahlı oldukça, hayır, dünya yüzünde bir tek silahlı devlet bulundukça, ödevini bilen bir devlet tüm anlaşmalara karşın ve tüm anlaşmalar ile birlikte, kendi güvenliğini öncelikle kendi silahlı gücüne dayandırır. Elinde kılıç olan, bağımsızlığını her an savunan bir ulus, güvenliğini sağlar. Ulusların tüm özelliklerini unutarak ve öbür uluslar ile karşılıklı çıkarlarını akla uygun bir konuma getirerek tüm dünya yüzünde gerçekten insanca bir tek topluluk oluşturabileceklerini düşünmeleri tatlı bir kuramdır. Ordu istemeyen ve ordunun yükleyeceği maddi ve manevi özveriyi göze alamayan bir ulus, kölelik zincirini kendi eliyle boynuna geçirir ve bağımsızlığı uğruna ordusuna yapacağı özverinin on katını, kendini tutsak eden egemen ulusların çıkarı uğruna harcamak zorunda kalır.''
Türk ulusunun, Atatürk'ün bu eşsiz düşünceleri ve bilgileri üstünde düşünmesi bir ''yurttaşlık'' ödevidir. Başkomutan Atatürk'ün yengiyle (galibiyetle) sonuçlandırdığı ''Anadolu Savaşı'' sırasında, düşünür, yazar, gazeteci Ahmet Ağaoğlu Bey'in 19 Ağustos 1921 tarih ve 1325 sayılı ''Vakit'' gazetesinde yazdığı ''Münevverler Cepheye'' başlıklı yazısının özeti şöyledir: ''Ankara ile Çankırı arasında kağnımız Kızılkaya adında bir köye geldi. Yanımıza yaşını kestiremediğim ihtiyar bir kadın yaklaştı. Konuşmamız başladı: İ. K.- Ankara'dan mı geliyorsunuz? A. A.- Evet. İ. K.- Ordumuzdan ne haber? A. A.- Ordumuz yakında düşmanı yok edecektir. İ. K.- Şükürler olsun evladım. A. A.- Evladın var mı anne? İ. K.- Dört oğlum vardı. Üçü şehit oldu. Biri cephede. Onun yolunu bekliyorum. A. A- İnşallah gazi olarak geri döner. İ. K.- Ah evladım, tek memleket kurtulsun, gâvur buralara gelmesin, biz her şeye razıyız, bu topraklar çiğnenmesin.''
Bu bir ''Türk annesi'' dir. Metin Erksan 14.02.1999 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanmışdır.
|