
Bozkurt ve Mum Söndü Safsatası
-Mustafa Cemil Kılıç-
Türkiye'de on yıllardır Türkçü çevrelere karşı bozkurt simgesi üzerinden yürütülen bir aşağılama mevcuttur. Özellikle İslamcı çevreler Türkçülerin kurda taptıklarını bile iddia edebilmişlerdir. Hatta buna ciddi ciddi inanan saflar dahi vardır. Bozkurt, binlerce yıldan beri Türk destanlarında, efsanelerinde ve masallarında tartışılmaz bir yere sahiptir.. Bugün dahi Anadolu'nun ve Türk dünyasının pek çok yerinde kurtla ilgili söylenceler anlatılmaktadır. Bozkurdun Türk mitolojisindeki derin ve güçlü izlerini Oğuz Kağan Destanında, Ergenekon söylencesinde, Dede korkut Hikayelerinde netlikle görebiliyoruz. Dede Korkut hikayelerinde yer alan " kurdun yüzü mübarektir." ifadesi gerçekten dikkat çekicidir. Asırlar önce Türk inanışında da yer bulan bozkurt / kurt kültü günümüzde Türkiye ve Türk dünyasındaki pek çok sivil toplum örgütünün simgesi olarak da karşımıza çıkmaktadır. Günümüze gelmeden önce tarihten bir kaç örnek vermek yerinde olacaktır. Türk inanışına göre kurt, kutsal / mübarek bir hayvandır. Prototürkler döneminde kurdun Türk inanışında yer alan bir totem olduğunu da bilmekteyiz. Hatta Kök Türklerin hansoyu / hanedanı dişi bir kurttan / aşinadan türediklerine inanmaktadırlar. Yani bozkurt kimi Türklerce kendisinden türenen, doğulan bir ana / anne konumundadır. Bu nedenle de Kök Türk devletinin bayrağı bile kurt başı şeklindedir. Nihal ATSIZ'ın romanlaştırdığı Yedinci Asırda Çin'de köleliğe karşı başkaldıran büyük Kök Türk devrimcisi Kürşad'ın toplumcu ihtilalinin de simgesi yine kurt başlı bir bayraktır. Dönemin koşulları nispetinde devrimci, kölelik karşıtı, bağımsızlıkçı bir Kök Türk hareketi olan bu ihtilalin solidarist / sosyalist bir karakter taşıdığını söylemek mümkündür. Bu yönüyle kurt sosyalist bir hareketin simgesi olmuş tarihsel bir unsur olarak idrakimize dahil olmalıdır. Türkler Ergenekon'dan çıkarken Moğolca'da bozkurt anlamına gelen BÖRTEÇİNE adlı bir demirci, demir dağı eriterek yol açmıştır. Ergenekon'dan çıkan Türkler bozkırda yollarını yitirdiklerinde inanışa göre yine onlara bir bozkurt yol göstermiştir. Mehmet Ziya Gökalp bir şiirinde bunu şöyle dile getirmektedir: "Ergenekon yurdun adı, Börteçine kurdun adı, Dört yüz sene durdun hadi, Çık ey Yüzbin mızrağımız..." Bozkurt, hangi inanışta olursa olsun bugün dahi yer yüzündeki tüm Türk topluluklarında önemli bir kültürel figürdür. Şamanist inanıştaki Türkler arasında daha güçlü bir simge olan Bozkurt, bir süre Hrisitiyan Gagavuz Türklerinin bayraklarında da yer almıştır. Özellikle Alevi Bektaşi Türkmenler arasında da kurda dair pek çok inanış ve söylence mevcuttur. Bu konuda şimdilik sadece bir örnekle yetinelim. Makedonya'da bir Bektaşi ereninin medfun olduğu türbenin adı " KURT BABA TÜRBESİ "dir. Büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk de kurt simgesine önem vermiştir. Yüce Atatürk'ün bastırdığı kağıt paraların birinin üzerinde kurt motifi yer almaktadır. Türkiyat enstitüsüne kurt motifli amblemi de yine Yüce Atatürk seçmiştir. Atatürk döneminde kurulun izci örgütlerinde izci çocuklara " yavru kurt " ismi verilmiştir. Yine Yüce Atatürk'e yabancılar tarafından hediye olarak verilen kıymetli eşyalar arasında bir kurt heykelciği de yer almaktadır. Yine Batılı bir yazar Atatürk'ü anlattığı bir kitabına " BOZKURT " adını vermiştir. Fakat bizce Atatürk ile kurt arasındaki en güzel bağı büyük Türk şairi NAZIM HİKMET ortaya koymuştur. Kuva- yı Milliye Destanı adlı şiirinde büyük şair, Atatürk'ü; " ...Sarışın bir kurda benziyordu.." diyerek anlatmaktadır. Türk tarihinde ve Türklük idrakinde böylesine önemli bir yere sahip olan Bozkurt simgesinin bir siyasal parti tarafından kullanılması o partiye uzak duran kitleler nezdinde bu önemli kültürel simgemize karşı da tepki doğurmuştur. Tüm Türk tarihinin önemli bir unsuru olan Bozkurdun siyasal simge olarak kullanılması bu açıdan büyük bir talihsizlik olmuştur. Söze konu siyasal hareket üyelerinin yanlış tutum ve davranışları da Bozkurtla özdeşleştirilir hale gelmiştir. Bilerek yada bilmeyerek, siyasal kaygılarla tarihsel, kültürel, folklorik, antropolojik ve kimilerince kutsal bir öge olan kurt üzerinden Türk halkına ve Türk dünyasına yönelik yürütülen aşağılamalar yurtsever, ulusçu, Türkçü çevreleri derinden yaralamakta ve öfkelendirmektedir. Bir Türkçü için ay yıldızlı bayrağı yakmak yada çiğnemek ne denli öfke uyandıracak bir eylemse kurdu aşağılamak da o denli yaralayıcı ve inciticidir. Hele ki kurda " it " , " köpek " ve kurdu sevenlere "itçi" , " köpekçi " denilmesi asla sineye çekilecek bir şey değildir. Bu tarz aşağılamalar daha ziyade enternasyonalist komünist hareket mensupları ile etnikçi ayrılıkçı çevrelerden gelmektedir. Kutsala dil uzatmak ateşe körükle gitmekten daha tehlikelidir. Unutulmamalı ki, kurt, milyonlarca Türk ve Türkçü için kutsal bir değerdir. Bu değere dil uzatılmasına tahammül edebilecek Türkçü yoktur. Türkçülerin maruz kaldığı en iğrenç saldırı İslamcılardan gelmektedir. İslamcılar Türkçüleri aşağılamak için; " siz dişi kurttan türediğinize inanıyorsunuz. Bir köpeğin çocuklarısınız.Kurt sizin putunuz. Siz Kurda tapan putperestlersiniz.." şeklinde çirkin ifadeleri hayasızca söyleyebilmektedirler. Türk ulusunun yüzyıllardan beri maruz kaldığı iğrenç aşağılama ve iftiralardan biri de " Mum Söndü" safsatasıdır. Söze konu iftira, ben Türküm, ben insanım diyen herkesi derinden yaralamaktadır. Bu iftiranın arkasında da yine Ümmetçi İslamcı yobaz sözde din adamları bulunmaktadır. Emevi kafasıyla dine yaklaşan bu sözde din adamlarının verdiği fetvalarla bir dönem Anadolu'da Alevi Kızılbaşlara yönelik büyük katliamlar gerçekleştirilmiş, haklarında ana bacı tanımaz şeklinde iğrenç söylentiler üretilmiştir. Egemen din anlayışının temsilcilerinin sayıca azlıkta olanlar hakkında bu türden iftiralar ortaya atması hemen hemen tüm toplumlarda mevcuttur. Ancak Türk toplumu arasında ahlak ve edebiyle öne çıkan bir topluluk olan Alevi Kızılbaşlar için böylesi bir iftiranın dillendirilmesi mazlumun en hassas yerinden vurulması hayasızlığıdır. Ne hazin ki tarihte bu türden ironik hadiseler yaşanmıştır. Zaman gelmiş dindarlıkta emsali bulunmayan hak erenleri dinsizlikle, tevazu timsali dervişler kibirle, müminler imansızlıkla, mazlumlar zalimlikle suçlanabilmiştir. "Enelhak " diyerek Tanrı'ya imanını zirveye taşıyan hak aşığının " Tanrı'yı inkar ve şirkle" suçlanıp idam edilmesi yürek burkan bir ibrettir. Muhteşem bir sözün iğrenç bir suçlamaya dayanak yapılmasının tarihsel bir örmeği... Derisi yüzülenler, dar ağaçlarında katledilenler ve diri diri yakılanlar cellatları tarafından hep yok edilmesi gereken kötü insanlar olarak görülmüşlerdir. Ne hazin değil mi ? Ömrünüzü verdiğiniz, yoluna baş koyduğunuz bir davada sadakatsizlikle, ihanetle suçlanmak ve alçakça bir iftiraya maruz kalmak... Sizi sizin değerlerinizle vurmaları ve sizden görülenler tarafından vurulmanız ne acı bir şeydir değil mi ? Anneniz, babanız, kardeşleriniz tarafından linç edilerek öldürülmek gibi bir trajedidir bu ! Tanrı kimseye böyle bir hüzün yaşatmasın... Mustafa Cemil Kılıç
İstanbul, 30 Ocak 2008
|