Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

6 Ekim 2007

Cengiz Aytmatov

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür

 


Oruç Gerçekte Kaç Gün


-Mustafa Cemil Kılıç-


Oruca Dair Bir Yorum

 

Ortodoks İslam inancına göre farz olan orucun süresi 29-30 gündür. Oysa Kur’an, bize göre bu konuda farklı bir gün sayısını işaret emektedir. Bir ay süreyle oruç tutma, Kur’an kaynaklı değildir. Gelenek kaynaklıdır. Kur’an’ın inananları yükümlü kıldığı oruç günü sayısı on’dur.

Bir ay süreyle oruç tutma geleneği başlangıçta sünnet iken kanımızca sonradan uygulamada farz noktasına taşınmıştır. Yani farz olan 10 günlük süre uzatılmıştır.

Kur’an’ın oruç konusundaki ayetlerini, geleneğin tahakkümünden sıyrılarak irdelediğimizde farklı bir sonuca ulaşabilmek mümkündür.

Bakara Suresi 183, 184, 185 ve 187. ayetlerinde oruca dair yer alan bilgileri ele aldığımızda idrakimize sunulan şunlardır:

“Ey İnananlar, Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin de üzerinize yazılmıştır. Umulur ki korunursunuz.

Sayılı günlerdir. Sizden her kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Oruca zorlukla dayananların üzerine kurtulmalık olarak bir yoksulu doyurmak düşer. Bununla birlikte kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Ve oruç tutmanız eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.

O Ramazan ayı ki, insanlar için kılavuz olan, hidayet belgeleri ve eğriyi doğruyu ayırt edici olan Kur'an, o ayda indirildi. Sizden her kim bu aya ulaşırsa, orucunu tutsun. Her kim hasta olursa veya yolculuk halinde bulunursa, sayısınca diğer günlerde tutsun. Tanrı size kolaylık diler. Size zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı ve size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı yüceltmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.

Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah, nefsinize eziyet etmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Tan yerinin aydınlığı gecenin karanlığından sizce ayırt edilinceye kadar yiyin, için. Sonra da gece oluncaya kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklamaktadır. “


Bu ayetlerde geçen kimi ifadelerin analizi bizi oruç günlerinin sayısı konusunda düşünmeye sevk etmektedir.

Şöyle ki;

“ Eyyamen ma’dudat” ifadesi sayılı günler anlamına gelmektedir. Buradan anlaşılan orucun sayılı günlerde olduğudur. Sayılı günler ifadesiyle Ramazan ayının tümünün kastedilmediği kanısındayız. Zira, ayın tümü kastedilseydi bu ifadeye lüzum kalmazdı. Ramazan ayını oruçlu geçirin, denilirdi.

“Eyyamen ma’dudat “ ifadesinin Arapça’da sayılı günler yahut birkaç gün anlamına geldiği bilinmektedir. Birkaç gün yahut sayılı gün ise 3 ila 10 gün arası bir günü işaret etmektedir.
Kur’an yorumcusu Fahruddin Razi, “ Tefsir’ül – Kebir “ adlı yapıtında Bakara Suresi 80. ayeti yorumlarken bu görüşü ortaya koymaktadır.

“Eyyamen ma’dudat “ ifadesi Kur’an’ın başka ayetlerinde de geçmektedir.

“İsrailoğlulları; sayılı bir kaç gün dışında ateş bize dokunmayacaktır, dediler… “ ( Bakara Suresi 80.ayet. )


“ Onların bu tutumlarının nedeni “ateş bize sayılı birkaç gün dışında dokunmayacaktır,” demeleridir…” ( Al – i İmran Suresi, 24. ayet. )


“ Tanrı’yı sayılı günlerde anın…” ( Bakara Suresi, 203.ayet.)

“Eyyamen ma’dudat” ifadesiyle birkaç günün kastedildiği görülmektedir. Bu ifadeyle en az üç, en çok 10 günün işaret edildiğinin Kur’an’da pek çok kanıtı vardır.

Bunlardan biri Bakara suresi 196. ayettir:

“...Bunu bulamayan ORUÇ tutsun: Bu, üç günü hacda, yedi günü döndüğünüzde, tam on gündür. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da oturmayan kişi içindir...”


Görüleceği üzere hac ibadetiyle ilgili bu ayette oruç günleri konusunda bir açıklama vardır. Bakara Suresi 184. ayette belirtilen “ Sayılı Günler “ sözünün ne anlama geldiği bu ayette bizzat Kur’an tarafından açıklanmaktadır. Kur’an’ın, Kur’an’la tefsir edilmesi ilkesiyle hareket edildiğinde böylesi bir yoruma ulaşmak mümkün olmaktadır.

Kur’an’da on gün kavramına yapılan göndermeler başka ayetlerde de vardır. Nitekim Araf Suresi 142. ayette de on gün vurgusu yer almaktadır:

“Musa ile otuz gece için sözleşmiştik. Ve bunu bir ON ekleyerek tamamladık…”

Bununla birlikte on gün yahut on gece kavramına yapılan en güçlü vurgu Fecr Suresi’nin 1 ve 2. ayetlerinde bulunmaktadır.

“Tan yerine ve on geceye and olsun…”

Burada orucun başlama vaktine de bir vurgu söz konusudur. Tan yerine yemin edilmesi bu bağlamda değerlendirilmelidir. Bu ayetlerdeki “ on gece “ ifadesiyle Muharrem ayının ilk on gününe işaret edildiği ve Muharrem orucuna gönderme yapıldığı belirtilmektedir.

Bu noktadan sonra üzerinde durulması gereken yerlerden biri de Bakara Suresi 185. ayette geçen ifadelerin sözlük anlamları temel alınarak tekrar analiz edilmesi olmalıdır.

“Şehru Ramazan” ifadesi ile anlaşılması gereken takvim aylarından biri olduğu gibi “Şehr “ sözcüğünün gerçek ve temel alamı olan “ dolunay “ da olmalıdır. “ Şehr “ sözcüğü Arap dilinde “ dolunay “ anlamına da gelmektedir. Normalde Arap dilinde ay anlamına gelmek üzere “ Kamer” ve “Hilal “ sözcükleri kullanılmaktadır.

Bu bağlamda “ Şehru Ramazan “ ifadesiyle “ Ramazan Dolunayı “ anlaşılmalıdır. Nitekim ayetin devamında geçen ifadelerden bu yönde bir anlamlandırma yapmanın daha isabetli olacağı görülmektedir.

Ayetin devamındaki ifadeleri Arapça özgünlüğüyle ele alalım:


Femen : Öyleyse kim…

Şehide : Tanık oldu, gördü…

Minkum: Sizden biri…

Eş- şehra : Dolunaya…

Felyesumhu : Onda oruç tutsun…


Anlaşılacağı üzere Ramazan orucu, Ramazan dolunayı görüldüğünde tutulmalıdır. “Eyyamen ma’dudat “ ifadesinin geçtiği 184. ayet de dikkate alındığında oruç günlerinin Ramazan ayının tümünü kapsamadığı görülebilmektedir. Şayet oruç günleri Ramazan ayının tümü olsaydı “ Eyyamen ma’dudat “ yani “ Sayılı Günler “ ifadesine gerek olmazdı.


Yukarıda da belirttiğimiz üzere “ Sayılı Günler “ tabiri Arap dilinde en az üç, en fazla on günü anlatmak için kullanılmaktadır. Nitekim Kur’an’da da bu şekilde kullanılmış olduğunu pek çok ayeti ele alarak ortaya koymuştuk.

Bakara Suresi 196. ayette oruç günlerinin en az üç, en fazla on gün olduğu da zaten belirtilmektedir.

Şehr’in yani dolunayın görünmesinden tekrar hilale dönüşmesi de on günlük bir süreyi kapsamaktadır.

Bizce Ramazan ayında oruç günleri sayısı on gündür. Ne var ki 29 – 30 gün oruç tutulmaktadır. On günden fazlasının tercihen yapılan bir ibadet olduğu kanısına varmak güç olmasa gerek. Bu noktada Hazreti Muhammed’in Ramazan ayında on gün süre için itikaf’a girdiği de anımsanmalıdır. Bu on günlük itikaf süresi aynı zamanda zorunlu oruç günü sayısının da işareti olarak görülebilir. Kanımızca tercihen tutulan bir aylık oruç uygulamada zorunlu hale gelmiştir. Dinde bunun örnekleri mevcuttur. Sünni inanışta Hazreti Muhammed’in 2 , 4, 8 rekatlık teravih namazı kıldığı rivayet edilmesine rağmen günümüzde teravih namazları 20 rekat olarak kılınmaktadır.

Aleviler, Ramazan ayındaki on günlük zorunlu oruç ibadetini içtihaden Muharrem ayında yerine getirmektedirler.

Orucun bir ay olduğu fakat Alevilerinse on gün oruç tuttuğu, dolayısıyla eksik oruç tuttukları savı da yukarıdaki izahlar çerçevesinde gerçeği yansıtmamaktadır.

Kaldı ki Hazreti Muhammed’in, Muharremde bir gün oruç tutmanın 30 gün oruca bedel olduğu yönünde bir hadisi de mevcuttur. Alevilerin Ramazan orucu ve genel anlamıyla oruç ibadeti konusundaki tavırlarını “ Akıl Tutulması ve Oruç “ başlıklı çalışmamızda açıklamıştık. Öteden beri Aleviler, Ramazan ayında orucun hak olduğu yönünde bir inanca sahip olup, bunun 29 – 30 gün sayısınca olmadığını ileri sürmektedirler. Bizce bu yaklaşım son derece isabetlidir. Ramazan’da oruç bir kaç gündür ki bu da Kur’an’ın ifadesiyle “Eyyamen ma’dudat “ şeklinde ortaya konulmaktadır. Kur’an’ın sayılı günlerde oruç tutulması buyruğunu Aleviler içtihaden Muharrem ayında yerine getirmek suretiyle ne derece isabetli bir hal üzere olduklarını ortaya koymaktadırlar.

Alevilerin Muharrem ayı dışında da oruçları vardır. Hızır orucu, Masum- u pak orucu gibi… Lakin onlar tercihen yapılan ibadetler hüviyetinde görünmektedir. Zorunlu oruç ibadeti Muharrem orucudur. Buradaki zorunluluk da geçerli bir özrü ( hastalı, yolculuk, güçsüzlük vb.) olmama durumuyla kayıtlı bir zorunluluktur.

Bu noktada özellikle belirtmemiz gereken bir husus vardır ki o da orucun nefsi terbiye eylemi olduğu fakat nefse eziyet olmadığı konusudur. Oruç, kişi için nefse eziyet noktasına gelirse ibadet olmaktan çıkar. Zira Allah nefislerimize eziyet etmemizi değil onları terbiye etmemizi istemektedir.

Özellikle günümüz koşullarında 29 – 30 günlük bir orucun nefsi terbiye sınırlarının dışına taştığı görülmelidir. Ramazan ayı süresince oruç tutmanın, ülkemiz ve İslam dünyası için tam bir verim kaybı ve üretim düşüklüğüne yol açtığı, kavgaların çoğaldığı, trafik kazalarının bile arttığı ortadadır. Hatta Ramazan’da oruç tutan, tutmayan ayrışması ile toplumsal bir gerginliğin de yaşandığı bilinmektedir. Hayra, dayanışma ve yardımlaşmaya vesile olması gereken bu ibadet zaman zaman hoş olmayan olayların yaşanmasına alet edilmektedir.

Buna karşın yine de ifadeye lüzum hissediyoruz ki, Allah’ın rızasını umarak ibadetin ruhuna uygun tarzda Ramazan’da bir ay süreyle oruç tutan Sünni ve Şiilerin, yine Allah rızası için Muharrem’de 10 - 12 gün süreyle oruç tutan Alevi canların oruçlarını yüce Tanrı kabul buyursun.

Mustafa Cemil Kılıç

İstanbul, 6 Ekim 2007



"Tesettürsüz Kadınlar Zihin ve Hayal Dünyamızı Kirletiyor" -M. Cemil Kılıç-


Türkiye’nin içinden geçtiği siyasal sürecin sonunda toplumu nelerin beklediğini anlatan ibretlik bir yazıyı idrakinize sunmak istiyorum. Söze konu yazı 22 Ağustos 2007 Çarşamba günlü Zaman Gazetesi’nde yayımlandı. Yazarı Ahmet Şahin… Zaman gazetesinin yazar kadrosu içinde yer alan liberal, 2. cumhuriyetçi yazarlarımız meslektaşlarının bu görüşleri hakkında neler düşünüyorlar acaba? Yoksa onlar da hayal ve zihin dünyalarının tesettürsüz kadınlar tarafından kirletilmekte olduğunu mu düşünüyorlar?  Baş örtüsü yada türbanı bir insan hakkı olarak gördüklerini söyleyenler tesettürsüz kadınlardan kurtulmayı Müslümanların bir numaralı meselesi şeklinde gören Ahmet Şahin ve ona binlerce teşekkür mesajı gönderen okurları hakkında nasıl bir kanaate sahipler?



Sayın Halaçoğlu'nu Destekliyorum -Mustafa Cemil Kılıç-


Sayın Halaçoğlu açıklamasında;
1. Alevilerin yüzde 99’nun Türkmen olduğunu belirtmektedir.
2. Türkiye’de bugün Kürt olarak bilinen insanların yüzde 30’unun Türkmen asıllı olduğunu,
3. Tehcirden kurtulmak için bazı Ermenilerin kendilerini “Alevi Kürt “ olarak gösterdiklerini ve Alevi Kürt olarak bilinen kimselerin önemli bir bölümünün Ermeni kökenli olduğunu ifade etmektedir.
4. Açıklamalarını bilimsel olarak belgelendirmektedir.



Laik Türkiye Cumhuriyeti'nde Alevilik -Mustafa Cemil Kılıç-


Alevilik inançsal çeşitlilik açısından Türkiye için yaşamsal öneme sahiptir. Zira, inançsal açıdan homojen olmayan ülkelerde rejimin laik olması nispeten daha elverişlidir. Farklı inançsal/dinsel gruplar arasındaki sosyal denge ülkedeki laik sitemi de takviye etmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de laikliğin dinsel/mezhepsel anlamda heterojen toplum yapısından güç aldığı anlaşılmaktadır. Nitekim İslam dünyasındaki sayılı laik devletlerden birinin de Türkiye olmasının sosyolojik nedenlerinden biri Alevi/Bektaşi kitlenin varlığıdır. Alevi/Bektaşiler, Türkiye’nin Sünni İslam din devleti haline dönüşmesinin önündeki en önemli engellerden biridir.


 

Cemil Kılıç


İlahiyatçı / Sosyolog

1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbul'da tamamladı. İstanbul'da Küçükköy İmam Hatip Lisesi'nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesi'nin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998'de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. 2007 yılında ise " Alevi İbadetlerinin İslam'daki Yeri " adlı kitabı yayımlandı.


 Alevilik



Alevilik İslam'ın Türk'e Özgü Yorumudur


Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür. Alevi/Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır.

 

Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.” Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.


 21 yy'a Girerken Türkçülük



Türk Tanımı


Türk, Türklük soyundan gelen ve Türklük soyundan gelenler kadar Türkleşerek kendini TÜRK BİLENDİR. Başka bir kimliğe sahip olduğu halde kendini Türk hisseden veya hissettiğini söyleyen kimseleri Türk kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü; böylesi kimseler bilinçaltlarında bir yerde o gayri Türklük kimliğini muhafaza etmektedir. Bu ise daima potansiyel bir kopuşun mevcudiyetini bildirmektedir. O halde biz, tıpkı Yusuf AKÇURA gibi Türklüğü ırk temelli tanımlıyoruz ki, gerçekten bilimsel olan da budur.


 Tarih Algısında Seçkincilik Sona Ererken



Tarih Algısı


Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da  Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar