| Kültür | | | | Tarih | | Türk Dili | | Edebiyat | | Türkçülük | | Türk Dünyası | | Sinema | | Müzik |  |
"Ortodokslara sorarsanız, Rusya'nın geleceğini komünist baskısının ana kiliseden koparttığı milyonların geri dönüşleri belirleyecektir."
Dünya Nöbeti,
Alev Alatlı
| Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri 
| | | 
| | |  | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | | | 
|
|
Sanatın
Çirkin Yüzleri: "İçeridekiler"
-Bedri Baykam-
Yıllardır medyadan takip ettiğimiz ve ne yazık ki
kanıksadığımız bir durum vardır: 2.Cumhuriyetçi medyada, ulusalcı ve
solcular sansür edilirler, dünyaya hep anti-Kemalist gözlükle bakılır.
Medyada yıllardır hangi sergi veya kitabımın hangi basın organlarında,
nasıl sayfalardan son anda çıkarılarak yok edildiğini, içinden
örneklerle biliyorum. Siyasi duruşumla direkt olarak bağlantılı olan bu
zavallılıklara, Kemalizm’e hayatımın onuru olarak baktığım için
aldırmadım. Artık, aynı grubun kültüre sızmış kesimi, bu iğrenç tavrı
sanat yaşamımıza yönlendiriyor.
|
Sanatın
Çirkin Yüzleri: "Dışarıdakiler"
-Bedri Baykam-
Sabrın taştığı noktalar vardır bir insanın yaşamında.
Yapılan her türlü haksızlığa, atılan her türlü iftiraya karşı, “it
ürür kervan yürür” dersiniz, tepki vermemek için direnerek… Sonra
bir an gelir, öyle yeni bir alçaklık yapılır ki, o andan itibaren
susmanız mümkün olmadığı gibi, sessiz kalmanızın tam tersine, ülkenize,
tarihinize zarar veren bir “iç saygısızlık” olduğunu fark edersiniz…
İşte öyle bir an yaşıyorum. Bugün size yurtdışından karşıma örülen bazı
duvarları anlatacağım. Ama esas bardağımı taşıran “yerel yüzsüzlükleri”,
haftaya konuşacağız.
|
Mustafalaştırma,
Sıradanlaştırma, Buharlaştırma
-Hüseyin Özbek-
Bazı adlar, imgeler akıldan
geçirildiğinde, yahut dillendirildiğinde olumlu çağrışımlara yol
açar. Mustafa Kemal, bu değerlendirmeye uygunluk açısından
verilecek örneklerin başında gelir. Atatürk adıyla birlikte
bilincimizde bağımsızlık, onur, direnme, baş eğmeme, saygınlık,
askeri deha, yüksek komutanlık vasıfları, ulusu kurtarma, devlet
kurma başta olmak üzere bir sürü kavramın resmigeçidi başlar. Bunun
nedeni, siyasal, sosyal tercihleri farklılıklar taşısa bile sıradan
insanlarımızın ezici çoğunluğu için Atatürk’ ün hem kişisel hem de
kolektif bir gurur, onur simgesi olmaya devam etmekte oluşudur.
|
Bir
Gerçek "Mustafa Kemal” Filmi Özlemi...
-Bedri Baykam-
Geçen hafta “Mustafa” filminde, Can
Dündar’ın “herkese yaranmaya çalışma” hırsı içinde kendini imha edişiyle
ortaya çıkan “ölüm noktasını” yazmıştım. Dündar, Atatürk’ün o
dönemde hiçbir batılı liderde bile görülmeyen demokratikleşme çabalarını
bilinçli olarak örterek ne yazık ki, kötü niyetini tescil etmiş oldu.
Bugün ise size Dündar’ın filminin gaflarının kanıtlarını saymaya devam
ederek zamanınızı çalmayacağım. Özellikle Turgut Özakman’ın nefis
dizisinden sonra…
|
“Mustafa”
Filmi’nin Ölüm Noktası….(1)
-Bedri Baykam-
“Filmin ikinci yarısında, 1930’da,
Atatürk’ün üç haftalık bir yurt gezisine çıktığı, halktaki
hoşnutsuzluğu, dalkavuklardan ve rüşvetlerden şikayetlerini biraz
şaşkınlıkla öğrendiği anlatılıyor. Oğlumun kulağına fısıldıyorum “bak
şimdi Serbest Fırkadan söz edecek”. Ne gezer! Dündar, o noktadan
sonra birden 1933’e, 10.yıl nutkuna atlıyor, sonrada ardından Atatürk’ün
yine ne diktatörlüğü kalıyor, ne de muhalefeti toptan yok etmesi…. Yani
Atatürk’ün 1930’da uzun aylara yayılan bir süreçte Fethi Okyar’ı
çağırttığı, kendi partisinin yani CHP’nin karşısında bir muhalefet
partisi oluşturması için görev verdiği; Okyar’ın da bunu
gerçekleştirdiği “yaşanmamış” sayılıyor.
|
Evliya
Çelebi'de Yalova
-Arif Ekim-
Evliya Çelebi’nin muhteşem eseri Seyahatname, insanı zaman zaman
şaşırtan, yaşadığı dönemle ilgili tanık olduğu olaylar,
gezdikleri yörelerle ilgili anlatımlarıyla tarih araştırmacıları
için eşi benzeri az bulunur dev bir kaynaktır. Bu kaynağı okur
ve incelerken ihtiyatlı olunması gerektiği hususunda hemen hemen
bütün tarihçiler birleşmektedir. Örneğin,
1611-1682 yılları arasında yaşamış olan Evliya Çelebi'nin,
yazdıkları, başka kaynaklarca doğrulanmamış ise, kuşku ile
karşılanmalıdır düşüncesini ifade eden tarihçilerimizden birisi
de M. Cavid Baysun’dur. MEB tarafından basılan İslam
Ansiklopedisi'nde, ilgili madde içinde, M. Cavid Baysun, bakın
Seyyahımızı nasıl değerlendiriyor: “Anlattıklarına ekseriya
fevkalade şeyler katmak itiyadı” olan, “sergüzeşte meyli kadar
muhayyilesi de kuvvetli olan” bir kişidir Evliya Çelebi.
|
Yüksek
Kültür
-Kürşad Kahramanoğlu-
Bu yazı, Türkiye’nin iyiye doğru
geliştiğine inanan ve bu gelişmenin motorunun da, AKP
olduğunu zannedenlere ithaf edilmiştir. (Özellikle de,
Taraf’lı genç arkadaşlarımın okumalarını rica ederim).
Biliyorsunuz, 2010 yılında İstanbul’umuz Avrupa’nın Kültür
Başkenti olacak. Şehrimizi bu önemli şerefe hazırlamak için
de, yapılandırılmış bir Avrupa Kültür Başkenti Ajansı
Yürütme Kurulu Başkanlığı var. Bu ajansın başkanlığında da,
eski Mao’cu Nuri M. Çolakoğlu Bey oturmakta. Ben, bu eski
Mao’cuları bilirim. Sayıları Batı’da azdır. İngiltere’de
birkaç tane tanıdım; içlerinden bazıları da yakın arkadaşım
oldu. Sisteme çok iyi uyum sağlarlar.
|
“Belgesel”miş,
Hadi Ordan Sen de!
-Aydoğan Kekevi-
Madem ki Atatürk’e karşı her
bu tür girşiminizden sonra kendinizi savunur, bizi de uyuturken sık sık
söylediğiniz gibi “Güneş
balçıkla sıvanmaz”, “Altın
değerinden kaybetmez”;se bunu söyleyen günümüzün
politikacıları, yazarları, entelleri sizler de
toplumumuzun birer güneşi, birer Reşadiye altunlarısınız: Dökün
özelliklerinizi, nerenizde ne var bilelim, kimin basuru var,
kimin neresinde nesi eksik nesi fazla hepsi dökülsün bir bir ortaya;
dökün ortaya özel aile içi envanterinizi, kim kime ne diyor neyi nasıl
yapıyor, rakıyı sulu mu susuz mu içiyor bilelim; dökün servetlerinizin
kaynaklarını kalmasın gizliniz saklınız, nasıl olsa toplumumuzun güneşi,
paslanmaz altınlarısınız...
|
Temel
Ayırıcı Özellik; Şahsiyet
-Sırrı Çınar-
Sosyal, siyasi, ekonomik ve insanla ilgili
her türlü problemin varlığında ve çözümünde temel faktör insanın
ürettiklerinin tamamı yani inandıkları, davranışları, düşünceleridir.
Bunlar genel kapsayıcı kavram ve tanımlamalardır. Bu genel kapsayıcının
altında yatan ise insanın kazanımlarıdır. Bu kazanımlar, doğduğu andan
itibaren başlayan öğrenmeyle edinilen birbirine bağlı gelişen algılama,
anlama, muhakeme etme, yorumlama, taklit etmeyle, yaratılış ve genetik
özelliklerinin, beslenme, sosyal ve fiziki çevrenin kattıklarıyla
tamamlanır. Boyu, rengi, ağırlığı, görüntüsü, cinsiyeti gibi dıştan
görünen özellikleriyle algılanan insanı asıl insan yapan ise
kazanımlarıyla elde ettiği ayırıcı özelliği olan “şahsiyetidir”.
|
Mu
Uygarlığı Bir Türk Uygarlığı mıydı?
-Muharrem Kılıç-
Son yıllarda dünyanın
her yerinde Mu kıtası konulu çalışmalar yapılamaktadır.
Araştırmacılar, gelişen teknolojiden de yararlanarak geçmişte
yapılan araştırmaları derinleştirmekte ve daha yeni, daha detaylı
bilgilere ulaşmaktadırlar. Bu çerçevede de araştırmacının kimliğine
ve düşünce yapısına göre farklı bilgiler ortaya çıkmakta, deyim
yerindeyse bir bilgi karmaşası, hatta zaman zaman “bilgi kirliliği”
diyebileceğimiz durumlar oluşmaktadır. Mu kıtası hakkında ilk
objektif sayılabilecek çalışmayı İngiliz araştırmacı James
Churchward yapmıştır.
|
"Barışın
Gelini Pippa'yı Anarken..."
-Bedri Baykam-
Geçen baharda, ülkemizde “Barış Gelini”
sanatsal projesi kapsamında oto-stop yaparken korkunç bir şekilde
öldürülen İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın acısı, tüm ülkenin yüreğini
yakmıştı. Evet, bu olay her ülkede yaşanabilirdi, ama sonuçta olay bu
topraklarda, bizim sorumluluk alanımızda gerçekleşmişti. Geçen hafta,
başkanlığını yürüttüğüm Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği olarak,
Şişli Belediyesi, Piramid Sanat ve İtalyan Kültür Merkezi’nin de
desteğiyle kendisini anmak için büyük bir sergi ve forum düzenledik. Her
iki buluşma da çok yoğun duygusallık içinde geçti.
|
Nuh
Tufanı
-Muharrem Kılıç-
Tufan, daha bilinen adıyla Nuh Tufanı, insanlık
tarihi boyunca insanoğlunun başına gelen en büyük felakettir. Öyle
ki, bu tufanda, insanlık aleminin tamamına yakını hayatını
kaybetmiştir. Nuh peygambere inanan çok az sayıdaki insan hayatta
kalabilmiştir. Bu nedenle Nuh peygambere ikinci Adem de
denilmektedir. Hatta, Tufanın büyüklüğü ile ilgili olarak, geçen
yüzyıl içinde Ninive’de yapılan kazılarda çıkan Asur kralı
Asurbanipal’in kütüphanesi içindeki bir tablette yazılı olan şu
ifade bize Nuh Tufanının ne kadar büyük ve dehşetli bir olay
olduğunu gösterir:
|
İnsanlığı
Etkileyen ve Dünyaya Yön Veren Uygarlıklar
-Muharrem Kılıç-
İnsan, yaratılmışların
en mükemmeli olan varlık. İnancımıza göre, ilk insan, insanlığın
atası Hz. Adem’dir. Dolaysıyla insanoğlu,düşünce ve inanç olarak
olmasa bile, biyolojik olarak kardeştir. İnsanın yaratılışı, çeşitli
inanç ve kültürlerde, küçük farklılıklarla hep aynı şekilde
anlatılır. Kuşlar, balıklar, sürüngenler, karada yaşayan memeli
türleri, böcekler, sinekler ve saymakla bitmeyecek kadar çok canlı
türü, nasıl kendine has özellikler taşıyan türlerse, bir canlı
olarak insan türü de kendine has özellikleri olan bir canlı türüdür.
Ancak, insanoğlunu diğer tüm canlı türlerinden farklı kılan
özelliği, akıl nimetine sahip bulunması ve buna bağlı olarak da,
düşünebiliyor olmasıdır.
|
Aleviler
Kafir mi?
-Mustafa Cemil Kılıç-
Ehli Sünnet bilginleri arasında görüş birliği
derecesinde (icmaen) dinsel bir ilke olarak “Ehli kıble
tekfir edilmez. “ düşüncesi vardır. Bununla anlatılmak istenen;
kıbleye dönerek namaz kılan kişinin dini ve dinin temel kaynağı olan
Kur’an’ı yorumlama ve uygulama konusunda görüş ve yaklaşımı ne olursa
olsun kafirliğine hükmedilemeyeceğidir. Kıbleye dönerek namaz kılmak, en
azından zahiren kişinin imanının göstergesi olarak kabul edilmektedir.
Namaz kılmayan, kılsa bile Kabe dışında bir yere yönelerek kılan kişi ve
toplulukları İslam dairesi içerisinde görmek kadim Sünni itikadı
açısından mümkün değildir. Bu noktada konunun tüm çıplaklığıyla
anlaşılabilmesi için bilinmesi ve kavranması gerekli üç önemli öğe
bulunmaktadır. Namaz, Kıble ve Kabe…
|
Bayramlara
Mütedáir
-Yağmur Atsız-
Sayın Başbakan!
Ben 1852’den bu yana Istanbullu ve büyük bölümü, kadınlar dáhil,
yüksek öğrenim görmüş bir áilenin çocuğuyum. Ana tarafım için de
aynı şeyi söyleyebilirim. Şu farkla ki onlar Trabzon, Niş ve Selánik
kökenlidir. Ben ‘Ramazan Bayramı’ lafını ilk defá
20 yaşından sonra Almanya’da işitdim. Ne demek olduğunu tabii ki
hemen anladım ama bizim áile ve eş-dost çevremizde hiç kimse öyle
demez, herkes ‘Şeker Bayramı’ derdi. Bayram
misáfirlerine de Tekel likörleri (özellikle Portakal ve Muz
Likörü!!!) ile çikolata ikrám edilirdi.
|
Küfür,
Hakaret ve Antisosyalleşen Kültürümüz -II-
-Mehmet Kerem
Doksat-
Gören gözler
için pek çok emâre vardı da… Bodur şişman adam “koy
kaseti de havamızı bulalım hanım” deyip 300 Km/saat sür’atle karayolunda
uçtuğunda, “benim memurum işini bilir” dediğinde içtimâî rücu ve
yozlaşma (sosyal regresyon ve dejeneresans) başlamış,
antisosyallik alenen empoze edilmişti: Kural, yasa ve hak
tanımaksızın menfaâtleri için her şeyi yapma kültürü… Öyle değil mi?
Eğer yakalanmamayı becerebiliyorsan veya yetkini, yetkeni ve
makamını kötüye kullanıp her şeyi yapabiliyorsan kraldın. Bu
sür’at suçu sebebiyle kendisine ceza makbuzu kesen bir trafik polisi
çıksa acaba başına ne gelirdi? “Netekim”, Devletlû’yu
mahkemeye veren vatandaşı haklı bulan hâkimin başına gelenlere bir bakıp
hâlden mâziye projeksiyon yapabilirsiniz.
|
Efsanevi
Şampiyon Nazmi Bari'nin Ardından
-Bedri Baykam-
Gençlerbirliği maçından çıktım ve
özlediğim için Fenerbahçe'nin unutulmaz isimlerinden Puşkaş Ergun'u
aradım. Henüz hatırını yeni sormuştum ki bana Nazmi Bari'nin vefat
ettiğini öğrendiğini sıkıntıyla dile getirdi. O anda başımdan kaynar
sular döküldü. Bir dönemin sonuydu Bari'nin ölümü. Türk tenisinin
tartışılmaz şampiyonlarından Fehmi Kızıl'ın ve Tenis Eskrim Dağcılık
Kulübü'nün büyük başkanı, Bari'nin çift partneri Behbut Cevanşir'in
ardından, ecelin onu da aramızdan alıp götürmesi, soğukkanlılıkla
karşılanabilecek bir haber değildi. 15 sene boyunca Türkiye şampiyonu
olan Bari, Türk tenisinin Metin Oktay'ı ya da Lefter'iydi.
|
Názan
Ölçer’e Saygı
-Yağmur Atsız-
Günlerdir düzinelerce haber ve röportaj
yayınlandığı için nasıl olsa biliyorsunuzdur ki Emirgán’daki
‘Sákıp Sabancı Müzesi’nde olağanüstü önemli bir sanat olayı
‘patlak verdi’ ádetá:
‘Istanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali’. 20 Eylül
2008 ve 20 Ocak 2009 tárihleri arasında ziyáret edilebilir. Şimdiye
kadar İspanya dışındaki en büyük Dal¡ sergisi. Dáhî İspanyol’un 33
resmi, 113 çizimi, 111 gravürü ve 12 litografisi yer alıyor bu
‘şölen’de. Gerçi en meşhur tablolarından çoğu orada
değil ama bunun sebebi, Sabancı Müzesi’nin işbirliği yapdığı
‘Gala-Salvador Dali Vakfı’nın (FundaciÓ Gala-Salvador Dali)
elinde bunların bulunmayışı. Bu eserler dünyáca tanınmış başka
müzeler tarafından satın alınmış çok önceleri.
|
Küfür,
Hakaret ve Antisosyalleşen Kültürümüz -I-
-Mehmet Kerem
Doksat-
Medya
tutanaklarına göre, spor yazarı Osman Tanburacı
09.09.2008 tarihinde ve saat 17:45’te cep telefonunu açmış ve Millî
Takım’ın “Hocası” Fatih Terim gizli numarayla
önce bıyığını, sonra anasını avratını, nihâyetinde de yedi ceddini
sinkaf etmiş. Osman Tanburacı da, bütün
gazetelerde neşredilen tepkisinde mütebessim çehresiyle kaytan
bıyıklarını da titreştirerek, “96 yaşındaki anasının ne kabahati
olduğunu” sormuş! Sonra da “Müslüman ülkenin hukukunun anasının ve
kendisinin hakkını koruyacağına inanarak” Türk adaletine müracaat etmiş.
Olay çok çirkin de… Osman Bey’in annesi 69
veya 31 yaşında olsa ne değişecekti? Bu çirkinlikle Müslüman Türk
milletinin ne alâkası var? Yoksa var mı? Bakalım…
|
En
Büyük Yüzücü Michael Phleps Aslında Bir Sendrom Numunesi mi?
-Mehmet Kerem
Doksat-
Amerikalı yüzücü
Michael Phelps’i
seyrederken hep aynı duyguya kapılıyorum:
Bu delikanlı sâdece sürnormâl değil,
anormâl de!
Pekin’e sekiz
altın madalya ve sekiz dünya rekoru hedefiyle gelen ve bu yazının yazıldığı
güne kadar yüzdüğü yedi yarıştan yedi altı altın madalya alan (sonuncusu
Dünya değil de Olimpiyat Rekoruyla), sekizinciye hazırlanan, 23 yaşında iken
Olimpiyat tarihinin en çok altın madalya kazanan sporcusu unvanını alan bu
gençte bir gariplikler silsilesi var.
|
Marifetname'de
12 Hayvanlı Türk Takvimi
-Muharrem Kılıç-
Türk Kültürü o kadar eski, zengin ve yaygın bir
kültürdür ki; geçmişe doğru bin yıllarla ifade edilebilir. “Nevruz” konulu
çalışmamızda da detaylarıyla açıkladığımız gibi, Türk kültürü, sadece Orta
Asya’da değil, dünyamızın tüm kuzey yarım küresinde kendini gösterir. Pek
çok halk tarafından özümsenmiş ve benimsenmiştir. Bu durum da gösteriri ki;
Türk kültür ve medeniyetleri tarihi çok uzun bir zaman dilimini kapsar.
Dolaysıyla da Türklerin var oldukları coğrafyaları da kapsar.
|
“Çağdaş
Futbol Kültürü” Genç Kızlarımızı da İçine Alsın
-Bedri Baykam-
Futbol kültürü, yine yüz milyonlarca kadına
“Tanrım bu ne zevkli spormuş meğer” dedirterek hayatımıza girdi
çıktı. Ben geçen hafta söylediklerimde haklı olduğumu kanıtladım. Hala milli
takımımızı 30 yıl önceki seviyesinde sananlar, bayağı şaşırdılar.
“Almanlar bize beş çeker” diyenler, acaba rakibimizin son saniyeye kadar
korkuyla titrediği ve maçın sonunda Brezilya’yı yenmiş kadar sevindiği
sahneleri görünce acaba ne hissettiler?
|
Türk
Sanatının Önündeki "Müzayede" Tehlikesi!..
-Bedri Baykam-
Türk Çağdaş Sanatı her türlü ilgisizliğe
rağmen kendi yağıyla kavrulup, büyük bir atılımı yaşama geçiriyor.
Batıdaki meslektaşlarıyla kıyaslanamayacak kadar zor şartlar altında bu
mesleği seçen Türk sanatçıları, Atatürk dönemindeki onca maddi manevi
destekten sonra öksüz kaldılar. Bu üzücü ortama rağmen özellikle son 30
yılda, çağdaş sanatımız çok yol aldı, Batı’yla eş zamanlı işler üretmeye
başladı. Sanatçılar ve galericiler kendi özverili çabalarıyla
koleksiyonerler ürettiler… Bugün ise, kendisini tüm bu sistemin tepeden
inme kanun koyucusu ilan eden, kimseyle hiçbir yapıcı diyaloga girmeyen
bazı müzayedeciler, bu ortam için artık büyük bir tehlike
oluşturuyorlar.
|
Bilgi,
Bilge ve Bilgelik Üzerine veya Bilginin İkilem(es)i...
-Aydoğan Kekevi-
Bilgi iki yolla elde edilir;
1.Yaşamdan; yaşaya yaşaya;
2.Eğitim
Kurumlarından; eğitilerek. Bunlardan birine halk dilinde “Mektepli”
ötekine “Alaylı”
da denir. Bilgi’nin yerleştirilmesi iki türlü gerçekleşir; 1.Ezberleyerek,
2.Öğrenip sindirerek
Birincisi “Ezbercilik”tir;
halk dilinde buna “Papağanlık”
da denir, çoğunlukla gülünür; ikincisi
“bereketli
bilgidir” “Buğday” gibidir; öğütülür unundan herkes
yararlanır.
|
Özgürlük -Arif Ekim-
Köleler, kadim Roma’da özgürlükleri için başkaldırdıklarında başarı şansları var mıydı? Olsaydı, sinemaya bile defalarca konu olmazdı Spartaküs. 1789’da Paris’in barikatlarında direnen ve krallığı deviren halkın da gök kubbeyi inleten sedası özgürlüktü. Modern çağın bu inatçı öncüleri bu sefer davalarını kazanacak ve kralı ve kan dökücü taraftarlarını giyotinle cezalandıracaklardı. Paris, daha defalarca özgürlük nidaları ile sarsılmış, barikatlarında on binlerce insan kan banyosu yapmıştır. Hugo’nun Sefilleri de, Voltaire ve diğer aydınlanmacı yazarlar ve eserleri de bu özgürlük arayışının hala merakla okunan zirve isimleridir.
|
Hersekzade Ahmed Paşa'nın Vakfiyesi -Arif Ekim-
Osmanlı tarihinde sadrazamlık yapmış şahsiyetlerin, hele de İmparatorluğun en görkemli döneminde bu görevi ifa edenlerin, çoğunun vakfiyesi araştırılmış, bulunmuş ve yayınlanmıştır. Vakıf senetleri, sadece vakfeden kişinin ne tür hayır işleri yaptığının öğrenilmesi açısından değil, hangi yerlere ne tür kamu hizmeti götürüldüğü, sosyal doku, ihtiyaçların belirlenmesi ve giderilmesi vb. çokça konunun açığa çıkması açısından da tarihçi için zengin bilgi kaynaklarıdır. Örneğin, kolay yollu bir çok önyargı, vakfiyeler incelendiğinde yıkılabilmektedir. Bu önyargılardan birisi, Anadolu’ya Osmanlı döneminde hiç yatırım yapılmadığı önyargısıdır, ki vakıfları incelediğinizde bu önyargının içinin boş ve hiçbir inandırıcı değeri olmadığını hemen anlarsınız.
|
Türk Çağdaş Sanatına Reva Görülen Karalamayı Kınıyorum -Bedri Baykam-
“Sanat piyasasının önde gelen isimlerine göre, Türk resmi son yıllarda epey yol kat etti ama henüz orijinal eser ortaya koyan pek yok! Sanatsal birikimimiz yok ve dünyayı epey geriden izliyoruz. Ülkemizde yılda ortalama 50 milyon dolarlık tablo satılıyor. Ama Türk ressamlarının eserleri uluslar arası piyasada değer taşımıyor. 15-20 büyük ailenin desteğiyle ayakta duran Türk resmine, hala dekoratif bir unsur muamelesi yapılıyor. Türk ressamlar da Batılı meslektaşlarının yaptıklarını taklit ediyor. Yapılan resimler uluslararası standartlarda sanat eseri muamelesi görmüyor”
|
Yanlış Betonla Sıvanamaz, Kapatılamaz! -Arif Ekim-
Hersekzade Ahmed Paşa Camii’nin restorasyonu ile ilgili olarak kaleme aldığımız yazı ve açıklamaya Yalova Valiliğinden bir cevap geldiydi. Büyük ölçüde, restorasyonun bürokratik aşamalarını izah eden bu Valilik açıklamasında, yazımızda esas olarak itiraz ettiğimiz beton kolonlar üstüne beton kubbe yerleştirilmesi hususunda tatmin edici hiçbir şey söylenmediği gibi, son satırlarında da bizim açıklamamız “tamamen karalamaya yönelik ve yapılan çalışmaları bilmeden ortaya konan eleştiriler” suçlaması ile göğüslenmeye çalışılmış idi.
|
Bozkurt ve Mum Söndü Safsatası -Mustafa Cemil Kılıç-
Türkiye'de on yıllardır Türkçü çevrelere karşı bozkurt simgesi üzerinden yürütülen bir aşağılama mevcuttur. Özellikle İslamcı çevreler Türkçülerin kurda taptıklarını bile iddia edebilmişlerdir. Hatta buna ciddi ciddi inanan saflar dahi vardır. Bozkurt, binlerce yıldan beri Türk destanlarında, efsanelerinde ve masallarında tartışılmaz bir yere sahiptir.. Bugün dahi Anadolu'nun ve Türk dünyasının pek çok yerinde kurtla ilgili söylenceler anlatılmaktadır. Bozkurdun Türk mitolojisindeki derin ve güçlü izlerini Oğuz Kağan Destanında, Ergenekon söylencesinde, Dede korkut Hikayelerinde netlikle görebiliyoruz.
|
Sevgililer Günü Üzerine Kısa Yazılar -Aydoğan Kekevi-
Sevgiyi sevmeyi bile “batı”dan ithal ettiğimiz “sevgi günleri”yle kutladığımızı, sevgiyi başkalarından öğrenir olduğumuzu unutup, “şarkının Türkçe olmasını isterken”, bizim olmayan sevgilerin şarkılarının Türkçe olmasının artık bir ayrıntı olduğunu unutup, isyan ediyoruz. “Sevgi” ithal malı olunca da biraz eğreti duruyor ya, acaba diyorum bu 363 günlük sevgisizliğimizin bir nedeni de bu eğretilik olmasın sakın?Biliyorum bazıları “...efendi efendi, sevgi beynelmileldir, sevginin Türk’ü Türkçesi olmaz” falan diyecekler, diyorlar da “nitekim”. Ben de onlara ‘..mademki “beynelmileldir, fark etmez”; iyi o zaman siz de yerlisini kullanın, veyahut biraz da onlar bizimle “beynelmilel” oluversinler’ diyorum.
|
Hersek'te Yanlış İşler Yapılıyor -Arif Ekim-
Tarihi adıyla Dil İskelesi, İstanbul’u İznik ve Konya üzerinden Bağdat’a bağlayan, bu nedenle de Bağdat Yolu olarak adlandırılan, askeri, ticari ve Hac kervanlarının da geçmesi nedeniyle Hac Yolu diye de adlandırılan güzergahın geçtiği yer üzerinde bulunan bir köprü başıdır. Kadıköy’den başlayan bu yol, şimdiki Bağdat Caddesi güzergahından Gebze’ye ve oradan da eski adıyla Dil Önü İskelesi denilen (şimdiki Dil Ovası İskelesi) yere ulaşıyor, buradan teknelerle İzmit Körfezi en dar noktasından aşılarak, söz konusu ettiğimiz yere ulaşıyordu. Bu yol binlerce yıldır kullanılan bir yoldur.
|
Bir ‘Keriman Halis Ece’ vardı... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
“Müftehir olduğumuz (övündüğümüz) tabii güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık bir tekamülün (gelişmenin) mütemadi (sürekli) tahakkukunu ihmal etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmaya mecbur olduğunuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi yüksek kültürde, yüksek fazilette birinciliği tutmaktır” Evet... Atatürk, en önemlisi yüksek kültür ve fazilette birinci olmaktır, diyor.
|
Tarkan-Who? -Kürşad Kahramanoğlu-
Popüler müzik yapan bir sanatçı, bu müziği yaptığı toplumdan kopmuş olarak nasıl yaratıcılığını, inandırıcılığını devam ettirebilir? Aşklarının bilinmediği, söylediklerini yaşamış olduğunu ve böylece paylaşabileceğimizi hissetmediğimiz bir Sezen Aksu, Miami'den yüreklerimizi bu kadar hoplatabilir mi? Tarkan yanlış yönlendiriliyor ve git gide, içi kof karton bir levhaya dönüşüyor. Bütün bu yazdıklarımın uzun bir süre Tarkan'a mali bir sorun çıkaracağını zannetmiyorum.' Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler' hesabı bugüne kadar biriktirdiği ünle uzun bir süre Tarkan Türkiye'de para kazanır, yılbaşlarında TRT'ye çıkar ama Türkiye popüler kültümde, jenerasyonun en umut veren yıldızının hiçbir yere varamadığını görür.
|
"Efsanenin Yüzyılı" -Bedri Baykam-
Türkiye’de son çeyrek asırda yaşanan her türlü etik yozlaşma ve çöküşten ne yazık ki spor da nasibini fazlasıyla aldı. Tüm dünyanın tartışmasız en büyük kitle sürükleyicisi olan futbol, ülkemizde her türlü terörün odak noktalarından biri haline geldi. Şike/mafya sızmalarının ötesinde, izleyicilerin birbirine karşı “can düşmanı” haline gelecek şekilde bilenmeleri, ortaya iyi bildiğiniz o çirkin sahneleri çıkardı. Yıllardır sahaya her şeyi atan, maç boyu en ağza alınmayacak küfürleri kusan, sokakta birbirine pusu kuran gruplar, ülkede utanç verici eylemlerin baş aktörü oldular.
|
Din Alanında Doğru Bilgi Sahibi Olmanın Gerekliliği ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersleri -Hasan Onat-
İnsanı sağlıklı bir şekilde anlayabilmenin anahtarı dindir. Din, tarih boyunca, insanın olduğu her yerde, bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bazen doğrudan kurumlaşmış haliyle etkin olmakta; bazen salt inanç ve ibadet olarak insan hayatına girmekte; bazen de kültürün farklı öğelerinin içine gizlenerek, varlığını hissettirmeden işlevini yerine getirmektedir. Din, hem kültürün en önemli öğelerinden birisidir; hem de kültürün şekillenmesinde etkin olan faktörlerin başında gelmektedir.
|
DİB, "Alevi-Bektaşi Klasikleri" ve Aleviliğin Teolojik Koordinatları -M. Cemil Kılıç-
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), 3 Mart 1924 tarihinde “ Şer’iye ve Evkaf vekaleti “nin kaldırılmasının ardından 429 sayılı kanunla Başbakanlığa / Başvekalete bağlı olarak kurulmuştur. Bütçesi de Başbakanlığa dahil edilmiştir. Ulusal Mücadele yıllarında büyük hizmetler vermiş, yönetsel deneyimi olan ve uzun zaman Ankara Müftülüğü görevinde bulunan Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi, 1 Nisan 1924 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığına getirilmiştir. En yüksek devlet memuru maaşı alan Diyanet İşleri Başkanına, bakanlara verilen kırmızı plakalı bir makam aracı tahsis edilmiş ve protokoldeki yeri de bu özelliklere göre belirlenmiştir.
|
Reenkarnasyon Sefalet Düşüncesidir ve Kızılbaş Türkler -Tutak Karamanoğlu-
Reenkarnasyon bir sefalet düşüncesidir. İnsanların edilgenliğini baştan kabul ile onların bütün iradelerini teslim alıp, iyiye ve güzele yönelişlerini kör eden bir düşünme biçimi ve dayatılan bir ideolojidir. Reenkarnasyonun kökeni Hindistan'dır. Katı kast sisteminin bulunduğu bu ülke tarihin bütün dönemlerinde istila edilmiş ve halkı sömürülmüştür. Böyle sömürülür ve işgal edilir bir zemin ancak edilgin bir düşünce yapısı ile mümkün olabilirdi.
|
Oruç Gerçekte Kaç Gün -Mustafa Cemil Kılıç-
Bizce Ramazan ayında oruç günleri sayısı on gündür. Ne var ki 29 – 30 gün oruç tutulmaktadır. On günden fazlasının tercihen yapılan bir ibadet olduğu kanısına varmak güç olmasa gerek. Bu noktada Hazreti Muhammed’in Ramazan ayında on gün süre için itikaf’a girdiği de anımsanmalıdır. Bu on günlük itikaf süresi aynı zamanda zorunlu oruç günü sayısının da işareti olarak görülebilir. Kanımızca tercihen tutulan bir aylık oruç uygulamada zorunlu hale gelmiştir. Dinde bunun örnekleri mevcuttur. Sünni inanışta Hazreti Muhammed’in 2 , 4, 8 rekatlık teravih namazı kıldığı rivayet edilmesine rağmen günümüzde teravih namazları 20 rekat olarak kılınmaktadır.
|
Kilimlerin Dili -Muharrem Kılıç-
Kilimlerin dili var mıdır dersiniz? Siz ne düşünürsünüz bilmem ama bence var. Hem de birden fazla dili var kilimlerin. Aynı dilin lehçeleri, şiveleri dışında da dili var. Peki bunu nasıl anlıyoruz? Kilimler üzerine işlenmiş damgalardan (Motiflerinden) anlıyoruz. Evet evet damgalardan. Kilim üzerinde yer alan her damga onun kendine has dilinde bir sözcük karşılığıdır. Ve bu sözcüklerle binlerce kilometrelik mesafelerde yaşayan ve birbirlerini tanıma imkanı dahi olmayan insanlar, kendilerine göre farklı cümleler kuruyorlar her gün. Bu insanların konuşma dilleri belki farklı ama, kilimlerde kullandıkları dil aynı.
|
Laik Türkiye Cumhuriyeti'nde Alevilik -Mustafa Cemil Kılıç-
Alevilik inançsal çeşitlilik açısından Türkiye için yaşamsal öneme sahiptir. Zira, inançsal açıdan homojen olmayan ülkelerde rejimin laik olması nispeten daha elverişlidir. Farklı inançsal/dinsel gruplar arasındaki sosyal denge ülkedeki laik sitemi de takviye etmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de laikliğin dinsel/mezhepsel anlamda heterojen toplum yapısından güç aldığı anlaşılmaktadır. Nitekim İslam dünyasındaki sayılı laik devletlerden birinin de Türkiye olmasının sosyolojik nedenlerinden biri Alevi/Bektaşi kitlenin varlığıdır. Alevi/Bektaşiler, Türkiye’nin Sünni İslam din devleti haline dönüşmesinin önündeki en önemli engellerden biridir.
|
Kırklar Meclisi Masal mı? -Mustafa Cemil Kılıç-
Kırklar Meclisi ve Cemi, Alevi teolojisinin en temel ögelerinden biridir. Bu konuda Sünni ve Şii teologlar, Alevi inancına yönelik mütecaviz bir tutum içerisindedirler. Alevi inancı, söze konu bu saldırgan tutumlara karşı gerekli teolojik güce ve kendi dinsel paradigması çerçevesinde berrak bir tutarlılığa sahip bir akım olarak susturucu yanıtlar verme aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Verilen yanıtların doğru anlaşılabilmesi ve kavranabilmesi için öncelikle bilinmesi gerekli kimi hususları anımsatmak bizce yaşamsal öneme sahiptir. Şöyle ki; Alevilik, Sünnilik ve Şiilik İslam orijinli akımlar olmakla birlikte, teolojik açıdan bağımsız kimlikler konumuna ulaşmış durumdadırlar. Diğer bir deyişle her üç akım artık farklı ve özgün teolojik yapılar olarak kabul edilmek zorundadır. Bu gerçeği görmeden yapılacak tüm yorum ve analizler sağlıklı bir sonuç doğurmayacaktır.
|
Mezhep Kavramı ve Mezheplerin Doğuş Sebepleri -Hasan Onat-
İslâm'ın "itikâdî ve amelî sahadaki düşünce ekolleri" diyebileceğimiz mezhepler, dinin anlaşılma biçimleri ile ilgili tezâhürlerdir. Müslümanlar, Hz.Muhammed'in vefatından sonra, muhtelif sebeplerle, dini farklı anlamaya, farklı görüşler üretmeye başlamışlardır. Bu farklılaşmalar, mezheplerin oluşumunu hazırlayan sürecin ilk aşaması olarak alınabilir. Her insan başlı başına bir dünya olduğuna göre, din anlayışında özgün bir boyut kaçınılmazdır. Üstelik bu özgün boyut, sevgi, saygı ve hoşgörü ortamında muazzam bir zenginlik sağlayabilir. Ancak, insanın sosyal bir varlık oluşundan kaynaklanan doğal örgütlenme arzusu, siyaset, ekonomi, sosyal değişme, kısaca insanın yapısından ve içinde yaşadığı koşullardan kaynaklanan birtakım sebepler, farklılaşma ile başlayan süreci, kurumlaşma aşamasına doğru sürüklemektedir. Sonuçta, ortaya, sayıları binlere ulaşan mezhepler çıkmaktadır.
|
Teolojik Açıdan Cemevlerinin Durumu Üzerine -Mustafa Cemil Kılıç-
İslam teolojisi kavramının sınırlarına yapılacak bir yolculuk her türlü öznellikten uzak bir yolculuk olursa ortada tek bir teolojik kimliğin bulunmadığı görülecektir. Mezhepleşme süreci sonucunda İslam, birden fazla teolojik yapılanmayla karşı karşıya kalmıştır. Bu teolojik yapılanmaların en önemlileri Sünnilik, Şiilik ve Aleviliktir. Her üç teolojik yapı da kendi içinde kimi ekollere ayrılmış olmakla birlikte temelde kendi iç bünyelerinde asgari müştereklere sahip inançsal akımlar olarak varlıklarını sürdürmektedir.
|
Semah Nedir? -Cemal Şener-
Semah; Aleviler’in ibadeti olan Cem’in ayrılmaz bir parçasıdır. İnanışa göre Hz. Muhammet, Miraç dönüşü Kırklar Meclisi’ne uğrar. Selmani Farisi bir üzüm tanesi ile içeri girer ve Hz. Muhammet’e; “Ey yoksulların hizmetçisi! Bu üzüm tanesini bize paylaştır.” Der. Cebrail bir tabak getirir ve Hz. Muhammet onun içinde üzüm tanesini ezip şerbet yapar. Bu şerbet, Kırklar’dan birinin dudağına değince tümü kendinden geçer; kalkıp; "“ya Allah"”diyerek semah döner. Semah o gün bugündür erenler meclisinde dönülür.
|
Türk Destanlarının Kimliği -Hasan Bülent Paksoy-
Ad değiştiren bir yaratıcılık, kimlik de değiştirebilir mi? Kuşkusuz! Kimlik değiştirme, en azından, geçmiş ile olan sürekli bağların düzeninin kopmasına neden olur. Bu da, bir kişinin yağmur sonucu akan damdaki kiremitleri aktarır iken düşüp (başını vurup) belleğini unutması türünde bir aksaklık yaratır. Eğer, belleğini yitiren kişinin yakın ailesi de yok ise, çevresindeki komşuları da damdan düşen kişiyi kollamazlar ise, varı yoğu yaban ellere kalacaktır; kendi de yok olacaktır.
|
Efes -Hasan Bülent Paksoy-
Efes, gününde, neden önemli ve canlı bir şehir idi? Deniz kıyısında olduğu için, alış-veriş en önemli bir nedendir. Ayrıca Artemis (Diana) Tapınağı da büyük bir gelir kaynağı idi. Başka bir deyiş ile Efes inanç kökenli alış-verişe çok önem vermekte ve Artemis görüntülü satışlarından kazanç sağlamaktaydı. Konumu dolayısı ile Atina ve Pers imparatorlukları arasında kaldığı için de, üzerinde Tuğ Bağlayanlar çok kez değişmiş, diğer Bati Anadolu şehirleri ile teke-tek alışveriş yarışmalarına girmiş. Bu yarışmalar ara sıra savaşlara neden olduğundan, Efes bu savaşlardan da payına düşeni almış, varlığı eksildiği gibi, yaşamından da odun vermek durumunda kalmış.
|
2008 Yılı Navruz Bayramını Nasıl Kutlayalım -Muharrem Kılıç-
Nevruz’u bir takım dış kaynaklı güçler ısrarla ayrılık unsuru olarak lanse etmeye çalışsa da, Nevruz bizim birlik ve bütünlüğümüzün en önemli unsurlarından biridir. Çünkü, Türk Milletinin çocukları Alevi, Sünni, Bektaşi, hatta Müslüman, Hıristiyan demeden bütün kollarıyla birlikte aynı günü bayram olarak kutlamaktadırlar. Bu nedenle böyle geniş kitleleri etkileyen bu kadim Türk bayramını başkalarının propaganda unsuru olmaktan kurtarıp, milletimizin kendi kültür değerlerine sahip çıkmasını sağlamak zorundayız. Bunun için de, daha şimdiden 2008 yılı Nevruz bayramını nasıl kutlamamız gerektiği konusunda çalışmalara başlamalıyız.
|
Küreselleşme Sürecinde Kimlik, Din ve Türkiye’nin Bazı Gerçekleri -Hasan Onat-
İnsanlık tarihi, belki de insan onuru ile bu kadar oynandığına hiç şahit olmamıştır. Kimlik inşa etme faaliyetleri, doğrudan insan onurunu tahrip etmektedir. Bir başkasının, ya da bir toplumun kim olduğunu belirlemek, üstelik de tarihten, her türlü gerçeklikten uzak olarak, birilerinin çıkarları doğrultusunda belirlemek insan onurunu hiçe saymaktan başka bir şey değildir.
|
Türk Piramitleri -Muharrem Kılıç-
Piramitler sırlarını halen korumaya devam eden devasa yapılardır. İnsanlarda hayranlık uyandıran, büyük bir gücün sembolleridirler adeta. O kadar büyük ve mükemmel inşa edilmişlerdir ki, insanoğlu bu yapıların o kadar eski bir zamanda insan eliyle bu kadar mükemmel olarak inşa edilemeyeceğini bile düşünmektedir. Bu nedenle de onları, kimileri uzaydan gelen varlıkların yaptıklarını, kimileri de Tanrısal bilgiye sahip, insanlar arasında yaşamış ama Tanrısal özellikleri olan insanlar tarafından yapıldığını iddia etmişlerdir.
|
Mevlana bizim Buda’mız -Kürşad Kahramanoğlu-
Mevlana’nın 800üncü doğum yılındayız. 800 yaşında ki bu bilge insan Anadolu’da yaşamış ve ölmüş en büyük düşünürdür. Etik konularda söyledikleri 800 yıldır dünyamızın en parlak kaynaklarından biri olmuş. Ne yazık ki Farsça yazmayı uygun gören Mevlana Türkiye’de az tanındığı gibi elimizde bulunan bütün Mevlana eserlerinin tercümeleri yetersiz. Hala en iyi tercümeler Abdülbaki Gölpınarlı’ya ait ama bunlar dahi gençlerimizi aydınlatacak ve bütün insanlarımızı gönüllerini ısıtacak lezzet ve akıcılıkta değil.
|
Yaylaya Çıkmak -Hüseyin Özbek-
Hıdırellezden sonra Yukarı Yazıyla Aşağı Yazı Köyünün uslularına danışılır, keşfe gidenler dinlenir, muhtarlar imleşir, böylece yaylaya çıkış günü belli olurdu. Biz o gece sabahı zor ederdik. Anam denkleri akşamdan hazırlardı. Kap kacaktan sacayağa, undan bulgura, yatak yorgandan aba kebeye, yayıktan sitile, çalmaca kadar yükler bir yana ayrılırdı.
|
İnce Memed Yandaşlığından ABDİ Ağa Yanaşmalığına -Hüseyin Özbek-
Topraklarına el koyup adeta köleleştirdiği köylülerin Abdi Ağa’ ya ırgat, yarıcı, maraba olmak dışında bir seçenekleri yoktur. Abdi Ağa’ nın yarıcılarından biri de İnce Memet’ tir. Gelişen olaylar sonucu silaha sarılıp Toroslara çıkan eşkıya İnce Memet çukurdaki yoksulların umudu, Abdi Ağa’ nın korkusudur. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur, biz romanın sonuna gelelim: İnce Memed Abdi Ağa’ yı cezalandırır, topraklarını da yoksul köylülere taksim eder.
|
Tarih Şuuru: Ben kimim? Burası neresi? Saat kaç? -İskender Öksüz-
“Elli İlk Buluşma”, başrollerini Drew Barrymore ile Adam Sandler’in, esas kız ve esas oğlan olarak paylaştıkları romantik, tatlı bir film. Drew Barrymore, amnezi hastasıdır. Kısa vadeli hafızası yerindedir. Gün içinde olan biteni hatırlar. Fakat hiç bir hâtıra ertesi güne kalmaz. Aşık delikanlıya düşen, her sabah, büyük aşkını kendine yeniden aşık etmektir.Olayın tekniğine biraz bakayım dedim. Psikiyatride buna, anterograde amnezi deniyormuş. Kısa vadeli hafıza yerinde. Fakat, kısa vadeli anıların ertesi gün de hatırlanmasını sağlamak için beynin bir “vakfetme” işlemi gerçekleştirmesi gerekiyor. Bu yapılamadığı, veya vakfedilen hatıraların geri çağrılması mümkün olmadığında, her buluşma böyle “ilk buluşma” olmaya mahkûm.
|
Akıl Tutulması ve Zekat -Mustafa Cemil Kılıç-
İslam'ın en önemli dinsel kurallarından biri de zekattır. Zekat sözlükte bereket, artış ve arınma anlamlarına gelen Arapça bir sözcüktür. Dinsel literatürde ise, varsıl Müslümanların her yıl mallarının/kazançlarının/servetlerinin belli bir bölümünü yoksullara vermesi anlamını içermektedir.Zekat tercihen yapılması gereken bir ibadet olarak değil bir zorunluluk olarak görülmektedir. Kur’an’daki pek çok ayet zekatı yoksulların hakkı olarak nitelemektedir. Yoksula verilen zekat, varsılların bir lütfu değil yoksulların almak durumunda oldukları haklarıdır. Dolayısıyla zekat vermek bir bağışta bulunmak değil hak sahibine hakkını vermektir.
|
Akıl Tutulması ve Hac -Mustafa Cemil Kılıç-
Yine hacca davetin yer aldığı ayette insanların hacca “yaya olarak yada yorgunluktan incelmiş develer üzerinde derin vadilerden geçerek “ gelinmesi istenirken hiç kimse bu isteğe uymamaktadır. Çünkü denilmektedir ki, “ önemli olan hacca gidip ibadet etmektir. Hacca gitmek için kullanılacak araçların önemi yoktur.” Bu yaklaşım doğru ve mantıklıdır. Aslında bu yaklaşım Alevi inancının özünün dayandığı bir ilkeyi de dile getirmektedir. Alevi inancına göre ibadetlerde şeklin, zamanın vb. vasıtaların önemi yoktur. Önemli olan Allah için ibadet etmektir.
|
İngilizce Ninnilerle, Uyutayım Büyüteyim Eğiteyim Seni! -Hüseyin Özbek-
Bilimsel araştırmalar bebeğin doğumdan önce ana karnındaki gelişme süreciyle birlikte kişiliğinin, kimliğinin, psikolojik, psişik yapısının da şekillendiğini ortaya koymuştur. Ana- babanın genetik özelliklerinin, kişilik yapılarının yanında, doğum öncesi süreçte ananın beslenmesinden, aile içi, çevresel, toplumsal yaşantısına kadar pek çok nedenin bebeğin kişilik oluşumunu etkilediği belirtilmektedir.
|
Akıl Tutulması ve Oruç -Mustafa Cemil Kılıç-
İslam'ın belli bir coğrafya, belli bir kültür ve belli bir zaman dilimine hapsedilmesinin doğurduğu yanılsamaların İslam toplumları üzerindeki olumsuz etkilerini akıl tutulması olarak niteleyip bu tutulmayı ortadan kaldırmak adına giriştiğimiz çalışma; bizce tarihsel bir etkinlik hüviyetindedir.
|
Akıl Tutulması ve Namaz -Mustafa Cemil Kılıç-
Sünni ve Şii misyonerler tarafından Alevilere yönelik gerçekleştirilen en önemli tacizlerden biri de namaz ibadeti ile ilgilidir. Buna göre Sünni ve Şii kimi çevreler, gerçeğin hilafına, bilinen şekil ve kalıplara dökülmüş namazı İslam’ın bir buyruğu olarak gördüklerinden, Alevileri kendi anladıkları biçimiyle namaz kılmadıkları ve böyle bir şekilsel zorunluluğu kabul etmedikleri için tekfir etmekte yahut cehaletle suçlamaktadırlar. Oysa gerçek bambaşkadır. Hiç kuşku yok ki, bu gerçeği savunmak konusunda Alevi inanç ve kültürü gereken donanıma sahiptir. Biz bu çalışmamızla o donanımı gözler önüne sermek istiyoruz.
|
Sanat İçin Alıcı Olarak Kendini Tanıma ve Tanıtma -Sıtkı M. Erinç-
Kendini tanıma, bir şevin görünümü ile bir şeyin kendisi arasındaki farkı açık ve seçik olarak algılayabilmek demektir. Böyle bir algılama gerçekleştirilmeden de bir şeyin doğru ya da yanlış, güzel ya da çirkin olduğu söylenemez, o veya bu olduğu belirtilemez. Bunun en kestirme yolu ise iç ve dış dünyamıza, bu iki dünyada yer alan her şeye eleştirel bir bakış açısı ile yaklaşabilmektir.
|
Dil ve Ortak Yüksek Kültür -İskender Öksüz-
Gerçekten bu millî devlette bir şeylerin eksik olduğunu hissediyoruz. Eksik olan, Gellner’in, “biri diğerinin yerine geçebilen fertler”idir. Tandoğan’ın söylediklerinden anlaşılmaktadır ki 1944’te, bütün Türkler eşit değildir. Bazıları diğerlerine göre çok daha eşittir. Tandoğan da belli ki en eşitlerdendir. Bu tarihten on bir yıl önce yazılıp söylenen Onunu Yıl Marşı, “İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz” dese de, 1944 Türkiyesi’nde fertler hiç de öyle “biri diğerinin yerine geçebilen” kişiler değildir. Bırakın bir birinin yerine geçmeyi, kasketli köylünün Ulus’tan Kızılay’a geçmesi bile mümkün değildir.
|
Tek Bir Alevilik Vardır -Mustafa Cemil Kılıç-
Yüzyıllardır baskı, sürgün, katliam ve başkaca her türlü yol kullanılarak sindirilmek istenen Alevilik, nihayet tam yok oldu denilirken yeniden doğuyor. Kim ne derse desin günümüzde Alevilik açısından tam bir rönesans yaşanıyor. Bu rönesansı engellemek artık hiç bir biçimde mümkün değildir. Ancak yine de Alevilik karşıtlarının son bir hamle ile ona kendi inançsal ve siyasal kimlikleri doğrultusunda yön verme çabalarının yaşanmakta olduğu da yadsınamaz. Biz buna "Aleviliği başkalaştırma çabaları " diyoruz. Söz konusu başkalaştırma çabalarının dayandığı en önemli savlardan biri de Aleviliğin homojen olmadığı / birden fazla Aleviliğin olduğu savıdır. Kesinlikle biliyoruz ki, son tahlilde bu çabalar da başarılı olamayacaktır.
|
Transdansın ve Yaratıcılığın Psikolojisi, Psikobiyolojisi ve Psikiyatrisi
-Mehmet Kerem Doksat-
Picasso’ya ortada bir masa, üzerinde bir sahne maketi, bir tarafta bir çekiç ve kırılmış bir kol bulunan ünlü Office tablosunun psikanalitik yorumunu yaparlar: “Bu bir ödipal sıkıntının tezahürüdür. Sahne hayatı, hayat oyununda sıranın sizden oğlunuza geldiğini simgeliyor; Kral Oedipus gibi, o sizi öldürmeden, siz onu çekiçle öldürmek istiyorsunuz fakat yapamıyorsunuz, kolunuz kırık kalıyor”. Ünlü san’atçı muzipçe gülümser ve cevap verir: “San’at tabiattan önce gelir. Bunlar sizin fantezileriniz, ben sâdece yaratmak için yaratıyorum”
|
Dil, Tarih, Coğrafya ve Atatürk! -Muharrem Kılıç-
Atatürk, Türk dünyasında bir kültür birliği meydana getirmek istiyordu. Bu sebeple; Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini kurdurdu. Öğretim dünyasında böyle bir kurum yoktu. Tarih ve coğrafya fakülteleri vardı. Ayrı olarak dil fakülteleri de vardı. Ama, hem dil, hem tarih hem de coğrafyanın tek eğitim kurumunda birleşmesinin bir başka örneği yoktu. Tek örneği Ankara'da idi. Çünkü Atatürk, bütün Türk dünyasındaki Türklerin hem tarihini, hem coğrafyasını, hem dilini çok iyi öğrenmiş bir neslin yetişmesini arzu ediyordu.
|
Açık Mektuba Yanıt -Mustafa Cemil Kılıç-
Türk halkları dünyada benzeri hiç görülmemiş derecede dinsel / mezhepsel ayrışma yaşamıştır ve yaşamaktadır. Türk tarihindeki en büyük ayrışma kanımca İslam'ın kabulüyle yaşanmıştır. Müslümanlaşma büyük ölçüde baskıyla hatta çeşitli katliamlarla gerçekleşmiştir. Muhafazakar milliyetçilerin savlarının tersine Arap / İslam orduları Türk ülkelerinde büyük kıyımlara girişmiştir. Türkler soyca Türk olduğu halde huyca Türk olmayan kendi yöneticilerince de katledilmişlerdir.
|
Gören Göz -Sırrı Çınar-
Bütün sanat dalları gibi fotoğrafçılık da insanın gelişmesine yöneliktir. Geniş ufuklu, sistematik düşünce metoduna sahip bireylerin yetişmesi ancak sanat dallarından biri yada birkaçıyla uğraşılması sonucu gerçekleşir. Çünkü sanat ancak insanla mümkündür ve olağan dışı, hayal ürünü, ifade etme ve beynin farklı çalıştırılmasıyla ortaya çıkan eylemlerdir.
|
Kültürel Ceza -Sırrı Çınar-
“Kültür” nedir? Diye sorulduğunda akla gelen ve verilecek cevaplar nelerdir? Eminim ki; El sanatları(bakır işlemeciliği, halı,kilim, bebek vbg), halk oyunları, türküler, tarihi eserler, tiyatro ve Kültür ve Turizm Bakanlığı akla gelecek ve bunlar sıralanacak. Mevcut eğitim sistemi içinde yetişmiş insanların sadece bunları hatırlaması normaldir ancak Devleti yönetenlerin ve topluma yön verenlerin de aklına bunlar geliyorsa işte orada biraz düşünmek gerekir. Oysa yaşamın içindeki bütün davranışların, düşüncelerin, tepkilerin, onaylamaların, inançların tamamı ve üretilen maddi varlıkların bütünü kültürdür.
|
Maturidilik, Eşarilik ve Siyasal İslamcılık -Muharrem Kılıç-
Yunus’un o arı-duru Türkçe’siyle söylediği, değeri ölçülemeyecek kadar kıymetli sözleri anlayamayan / anlamayan / anlamak istemeyenlerin; Atatürk'ün, masraflarını bizzat karşılayarak, Elmalılı Hamdi Yazır'a, Kuran'ın, Meclis kararı ile dokuz ciltlik Türkçe meal ve tefsirini yaptırmasını ve on bin adet bastırarak ülkenin en ücra köşelerine kadar göndermesinin ne anlama geldiğini anlamasını, Diyanet teşkilatını kurmasını ve bu kuruma Hanefi-Maturidi İslam düşüncesini esas alması için talimat vermesini, Maturidiliği İtikatta mezhebimiz, Hanefi mezhebini amelde mezhebimiz olarak topluma kabul ettiren Osmanlı kafa yapısının, medreselerde Maturidi düşünceyi dışlayarak ısrarla okuttuğu Eşari düşüncenin koskoca bir imparatorluğu nasıl bitirdiğini anlamasını beklemek için herhalde biraz saf olmak gerekecektir.
|
Ortak Yüksek Kültür -İskender Öksüz-
Richard Dawkins, “genler nasıl evrimle canlılarda basitten karmaşığa gidişi sağlıyorsa, kavramlar da medeniyetin yükselişinde basitten karmaşığa evrim geçirir” der. Nesilden nesile ve toplumdan topluma geçtikçe daha üst seviyede ifade yeteneği kazanan kavramların evrimi için Dawkins, “gen” sözüne benzer, “mem” terimini ortaya attı. Memler, tıpkı genler gibi kolay kolay yok olmuyor, en elverişlileri hayatta kalıyor, gelişiyordu. İnsanlığın başlangıcından beri fikirler, genlerden daha hızlı ve daha büyük bir gelişme sağlamıştı. Kültür ve medeniyet kavramlarının hakkıyle anlaşılabilmesi için Dawkins’in mem kavramına bir mim koymak gerekir!
|
Cemil Kılıç’a Türkmenlik ve Alevilik Hakkında Açık Mektup -Bektaş Kızılırmak-
1950'ye kadar ülkemin hemen bütün köylerinde, tıpkı Dede Korkut hikayelerinde tasvir edilene benzer bir hayat tarzı sürdürülürken; çok partili dönemle birlikte sünni köylerde başlatılan kuran kursu ve cami yaptırma gayretlerine paralel olarak Alevi-Sünni ayrışması belirgin hale gelmeye başlamış; bu ayrışma teşvik ve hatta düşmanlık tahrik edilmiş midir? Bu oyunda siyasi arenada boy gösteren tüm aktörler oyuncu veya en azından seyirci olarak rol almışlar mıdır?
|
Yazmak mı Konuşmak mı? -Sırrı Çınar-
Kendi iç problemlerini bu kadar çok konuşan bir toplum yoktur. Nereye giderseniz gidin, herkes bildiği kadar her konuyu kaygısızca tartışır. Konuştukça, konuşurlar. Birkaç dinleyici bulan, hele sesini iyi kullanan biri mekan neresi olursa olsun, konuştukça açılır, coştukça konuşur. Bu kadar çok konuşmamıza rağmen yazanımız azdır.
|
Ödülün Gerçek Sahipleri -Ömer Dönderici-
Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyet Ödülünü aldığını duyduğumda, kendimi karmaşık duygular içinde buldum. Sayın Pamuk’un “bu ödülün Türk Edebiyatına verildiğini düşündüğünü” belirten sözleri üzerine ben de düşünmeye başladım: “Bu ödülün gerçek sahibi kimler?” diye...
|
İnsanın Kökeni Üzerine -Atila Demirkasımoğlu-
İnsan farklılaşması ya da belki aynılaşması henüz çözülmüş bir problem değil. Bunu bilmemiz ve unutmamamız gerekiyor. Bir başka önemli husus da nereye doğru yol aldığımızdır. Türler aynı kökenden geliyor olsa bile eğer farklılaşıyorsa ve bu farklılıklar bütün farklılaşmaya rağmen olumlu ve tutarlı bir bütünlüğü yine de koruyorsa bu çeşitlenmenin tutarlılığı olarak görülmelidir. Çeşitlilik evrenin olduğu kadar insanın geleceğinin sağlıklılığı adına olmazsa olmazlardandır. Bütün türler azalırken insanın teklikten çoğaldığını ifade etmek hem gerçeğe hem de Tanrı’nın kudretine uygun düşmez. Ne Tanrı beceriksiz ne de evren yeteneksizdir.
| |
| | Edebiyat Hakkında
Türk Dirlik
.................... ....... ....... . ............... ......... ........ ..... . ................ .......... .......... ............. ............ ........... .......... ........... .................. ...................... .............. ............ ........ ............... ..... ............. ............... ......... ....................... ........... ......................... .............. ........... ..... 
Türk Dirlik
|
| 
|
Kurt koyuna, pars geyiğe, Kartal tavşana, şahin kekliğe zarar vermedi. İlini düzenleyip, düşmanalrını bozup, Padişahları kırıp... Türkmenlerin Şeceresi Ebülgazi Bahadır Han
| 
| Karaçorlu Sehend'den |

| Sehend
Hakkın hakikatin bağçası her vah, İnsanla gül açır, insanla solur. En büyük hakikat insandır ancah, İnsansız hakikat olsa, kör olur. Bulud Karaçorlu Sehend
|

| --------------------------
---------------------
|
| 
| --------------------- |
| 
| ---------------------- |
|
|