Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

14 Şubat 2007

Avşarlı Türkmen Ozanı Dadaloğlu

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Kültür

 


Yaylaya Çıkmak


-Hüseyin Özbek-


Hıdırellezden sonra Yukarı Yazıyla Aşağı Yazı Köyünün uslularına danışılır, keşfe gidenler dinlenir, muhtarlar imleşir, böylece yaylaya çıkış günü belli olurdu. Biz o gece sabahı zor ederdik. Anam denkleri akşamdan hazırlardı. Kap kacaktan sacayağa, undan bulgura, yatak yorgandan aba kebeye, yayıktan sitile, çalmaca kadar yükler bir yana ayrılırdı.

 

Sabah erkenden sığırlar çıkarılır, sütten kesilmemiş buzağılar, malaklar saman çitlerine yerleştirilir, buzağılayıcı inekler gelin gibi süslenirdi. İlk kez buzağılayacak olan düvelerin süslenmesine daha bir özen gösterilirdi. İki boynuz arasına, alına renkli çullar, gök boncuklar dizilirdi. Herkes çanından, zilinden mallarının dağda bayırda yerini şaşmaksızın bilirdi.

 

At söküsü yaylası üç saatten fazla çekerdi. Sığırla, yükle gidiş daha uzun sürerdi. Hayvanlar yayılıp otlayarak yol alırdı. Çan sesi zil sesine, türkü sesi mani sesine karışırdı. Ebe kayası, Himmet deresi, Emin emminin oluğu geçilir, Köse Mehmet Ağanın göynüğünden Çölmekçiler”e tırmanış başlardı. Çocuklar dokuz tepe tüğen sıpalar gibi göçün önüne kadar koşar, yokuş aşağı geri döner, biraz sonra yine gider, dizlerinin dermanı kesilinceye kadar seyirtirdi.

 

Uslular arada tüfek atar, ardından yayla, gurbet türkülerine geçerdi. Kadınlar, kızlar mani yarışına girer, birbirini bastırmaya yönelik atışmalarda herkes kulak kesilirdi. Biz çocuklar her subaşında azık poğuna el atar, ekmek yer, birazdan yine acıkırdık.

 

Çölmekçilerden sonra gökçe ağaçlar azalır, çamların saltanatı başlardı. Hava da hemen değişirdi. Yoğun çam kokusu burnunuzdan başlayıp iliklerinize kadar işlerdi. Oksijenli serin hava üste başa da aba kebeden bir şeyler almaya zorlardı göçenleri. Tokmaklıya doğru çamlar seyrelir, göğe direk olmuş köknarlar tarak dişi gibi sıralanırdı. Üstte mavi gök, altta yağız yerin yeşil örtüsü dışında da bir şey görünmezdi. Bu orman denizinde atılan silahın, okunan türkünün, maninin sadası dağdan dağa, tundan tuna misliyle yankı dalgalarıyla uzar giderdi.

 

Tokmaklıdan İkipoyralıya, Karapınar çalına doğru tüfek namlusu gibi dümdüz sarıçamlar atlıyı atından indirir, kendisini seyrettirirdi. Patırdayık yola yönelince havyanlar içgüdüsel olarak yaylanın kokusunu alır, böğürmeye, eşinmeye, melemeye başlardı. Atlar, eşekler kulaklarını diker, tüyleri kabarır, toprağı, havayı koklamaya , sağa sola sıçramaya başlar, aniden hızlanırlardı.Bu heyecan insanlara da geçerdi.

 

Yolun bitiminde yaylayı gören herkes sevinç çığlıkları atmaya başlardı. Danalar, öküzler böğürmeye, kazınmaya, hasımlarına kırışmaya, kömüşler yar süsmeye, çam, köknar ağaçlarına boynuz vurmaya, ofutmaya, burnundan solumaya başlar, gözlerinin akı büyür, karası küçülürdü. At söküsü yaylası, yukarı söküsüyle, aşağı söküsüyle, kanlı gölüyle, kına taşıyla aşağı pınarıyla, sada doruğuyla bizleri karşılardı.

 

Biz çocuklar deli danalar gibi boyumuzu aşan çimenler içinde yuvarlanır, yaşıtlarımızla güreşir, sağa sola koşuşurken uslular yükleri yıkmaya, güzden beri kapalı evleri temizlemeye, göçleri yerleştirmeye girişirlerdi.

 

Hemen hiç çivi kullanılmadan birbirine geçmeli çam kütüklerden yapılma, altı ahır yayla evlerinin üstü tek odalıydı. Kiremitsiz çatılar bedavra denilen yarma, çıltak tahtalardan oluşurdu. Çoğu penceresiz tek odanın ocağı, bacası, sütlüğü, dışarıda ayakyolu, genişçe bir günlüğü olurdu. Eve yan yana getirilen iki kütükten balta yonması merdivenle çıkılırdı. Bazı evlerde birden fazla ailenin de barındığı olurdu.

 

Evi olmayanlar, uygun, korunaklı bir köknarın altına yükünü yıkar, etrafı çevirir, orada gecelerdi. Yaylanın yazısında birkaç gün mallarını göğeme yayan bu köknar altı konukları gün gelip kendilerinin de barınacağı yayla evinin özlemiyle en geç bir hafta sonra köye inerdi. Diğerlerinin yayla yaşantısı hasata, ekine girmeye kadar devam ederdi. İndikleri At Söküsü’ nün hasretini ilk günden çekmeye başlayan bu yayla tutkunlarını harmandan çıkıştan sonra bağlasan da tutamazdın. Hemen güz yaylasına çıkarlardı. At söküsü yaylası onları çağırırdı. İlk kar düşene kadar da yayladan inmezlerdi.

 

İlk gün mutlaka çıkrıncak yapılırdı. Uslulardan eli yatkın olan birisi hemen düz bir çam veya köknar keser, 7-8 metrelik ağacın tam ortasını üşer, iki ucundan tutamak takılacak yerleri deler, tutamakları takardı. Bir başka ağaç iki metre boyunda kesilir, ucu yuvarlak biçimde yontulur, kazılan yere yarım metre kadar dikine gömülür, etrafa taşla berkitilirdi. Dikey, sabit kazığın ucuna yatay uzun tutamaklı ağaç üşülen yerinden yerleştirilirdi. Bu hem tahtıravelli, hem de 360 derece dönen bir oyun aracıydı. İki tarafa binen, tutmaklara sıkıca yapışan çocuklar arada yere ayak vurup hız alıp, bıkıncaya, başları dönünceye kadar çıkrıncağa binerlerdi. Sıradakiler sabırsızlanır, hay huyla, çıkrıncaktan düşenlerle ortalık bayram yerine dönerdi. Çıkrıncağın üşülen yerine konan kömürün çıkardığı gacırtılı sesler çok uzaklardan duyulurdu.

 

Kızlar kına taşına oturur, koca kayanın yüzeyindeki ter yosunları tükürükleyip, ellerindeki küçük taşlarla köpürterek kına yakarlardı. Erkekler evin sağına soluna bakıp onarılacak yerleri keşfeder, komşularla sohbete dalıp, uzaktan hayvanları kollarken, analarımız çoktan bacayı tütütüp, ocağa cabayı koymuş olurlardı.

 

Göğeme çıkmış, yeşil yiyen hayvan tersi, otlanmış, çiğnenmiş çimen kokusu, is kokusu, tencerede pişen süt kokusu, çam, gürgen kokusu birbirine karışır, hepsinin sihirli kimyası yayla kokusu ortaya çıkardı.

 

Gün sada doruğundan devrilip gölgeler uzadığında, çıkrıncağın horsası geçer, aşağı sökü, yukarı sökü sıçrayan buzağılar, malaklar, ofunu almış kömüşler evin, geliğin yanında tembel tembel geviş getirirlerdi. Anamız cim cort cim cort  çam çalmaca süt sağarken buzağının bir yandan  edüklemesi, süt indikçe rahatlayan ineğin keyifli kuyruk sallaması birazdan basacak karanlık öncesinin gölgeli görüntüleri olurdu. Sütün çiğinin, pişmişinin, ekşimişinin farklı kokularının en ince ayrımlarına varmak için bizim gibi yayla çocuğu olmak gerekirdi.

 

Elektiriksiz, lambasız, fenersiz yayla gecelerinin ışığı çıralar da sönünce yataklara girerdik. Bedavra aralarından gökyüzünün yıldızları bize göz kırpardı. Ahırdan gelen mayıs kokuları, tam sönmemiş ocaktaki eysi kokuları, birazdan başlayacak ilk günün yayla uykusuna karışırdı. Güzden bu yana beklediği konuklarına kavuşmanın sevinciyle yaylamız cömert hane sahibi gibi sabaha kadar bizleri sarar sarmalar, gözetirdi. Çamdu evin bir köşesinden girip diğerinden çıkan yayla rüzgarı yüzümüzü yalar, ürpertici ulu ağaçların salınırken çıkardığı sesler ninni gibi gelirdi.Büyükleri bilmem ama biz rüyalarımızda çıkrıncağa biner, sabaha kadar döner, döner, dönerdik…  

                                                                                                        

Hüseyin Özbek

Avukat, 14 Şubat 2007



İnce Memed Yandaşlığından ABDİ Ağa Yanaşmalığına -Hüseyin Özbek-


Topraklarına el koyup adeta köleleştirdiği köylülerin Abdi Ağa’ ya  ırgat, yarıcı, maraba olmak dışında bir seçenekleri yoktur. Abdi Ağa’ nın yarıcılarından biri de İnce Memet’ tir. Gelişen olaylar sonucu silaha sarılıp Toroslara çıkan eşkıya İnce Memet çukurdaki yoksulların umudu, Abdi Ağa’ nın korkusudur. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur, biz romanın sonuna gelelim: İnce Memed Abdi Ağa’ yı cezalandırır, topraklarını da yoksul köylülere taksim eder.



İngilizce Ninnilerle, Uyutayım Büyüteyim Eğiteyim Seni! -Hüseyin Özbek-


Bilimsel araştırmalar bebeğin doğumdan önce ana karnındaki gelişme süreciyle birlikte kişiliğinin, kimliğinin, psikolojik, psişik yapısının da şekillendiğini ortaya koymuştur. Ana- babanın genetik özelliklerinin, kişilik yapılarının yanında, doğum öncesi süreçte ananın beslenmesinden, aile içi, çevresel, toplumsal yaşantısına kadar pek çok nedenin bebeğin kişilik oluşumunu etkilediği belirtilmektedir.



Sarı Köpek -Hüseyin Özbek-


Sarı Köpek akşama kadar Emin Çavuş’un fırınının önünden ayrılmazdı. Emin Çavuş hayrına yaptırdığı fırını köye bağışlamıştı. Çoğu kez birkaç kadın imleşir, evlerinde kardıkları hamur mayalanırken fırını da yakmış olurlardı. Gökçeağaç odunları fırını kızdırırken kadınlar imeceyle hamurları pözüler, çöreklik, pidelik olarak hazırlarlardı.


 

Hüseyin Özbek


Serbest avukatlık yapmaktadır.

.............. ................. ............. .......... ..... ..........


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar