Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

6 Ocak 2007

Avşarlı Türkmen Ozanı Dadaloğlu

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar

Kültür

 


İngilizce Ninnilerle, Uyutayım Büyüteyim Eğiteyim Seni!


-Hüseyin Özbek-


İngilizce Ninnilerle

Uyutayım Seni

Büyüteyim Seni

Eğiteyim Seni

 

15 Eylül 2006 tarihli Yeniçağ Gazetesi”nin haberine göre, Çukurova Üniversitesi Dış İlişkiler Birimi Başkanı Prof. Dr. Erbuğ Keskin’in geliştirdiği “Ninni İle Dil Eğitimi Projesi” iyle bebekler uykuları gelince ninnileri CD’lerden başka bir dilde dinleyerek, önce yabancı dil öğreneceklermiş. Yabancı dil kavramını beşikte geliştirmek amaçlı çalışmaya Kıbrıs Rum kesiminin de ortak olduğu, AB’nin 320.000 Euro ile  projeyi desteklediği belirtiliyor.

 

İlginç habere devam edelim: “ Prof. Dr. Erbuğ Keskin Türkiye’nin diğer ülkeler gibi AB fonlarına parasal katkı sağlamasına rağmen, havuzda biriken fonlardan proje yetersizliği nedeniyle yeterince yararlanamadığını, birim bünyesinde yapılan çalışmalarla bu sorunu aşmaya çalıştıklarını söyledi. Keskin projedeki amacın, yabancı dil öğretmekten ziyade bu kavramı beşikten itibaren geliştirmek olduğunu, bu nedenle çalışmanın olumlu sonuçlar vereceğine inandığını belirtti.

 

Proje koordinatörü Dr. Figen Yılmaz ise AB’ nin “Lingua-(Dil Öğrenimi ve Öğretimi)” programı kapsamında hazırladıkları projede amaçlarının ninniler sayesinde bebekler ve küçük çocukların yabancı dillerle tanıştırılması olduğunu söyledi. AB Komisyonuna sunulan 139 proje arasında ilk etapta “tam teklif” hakkını kazanan 30 proje arasında yer alan ve ardından “en iyi ilk 8 “arasına giren çalışmaya İngiltere, Danimarka, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi, Çek Cumhuriyeti ve Romanya’ nın ortak olduğunu ifade etti.

 

Proje kapsamında, çalışmalara ortak ülkelerin ninnilerinin derleneceğini ve veri tabanı oluşturulacağını ifade eden Yılmaz “Bunun yanı sıra bir de web sayfası hazırlayacağız. Bu proje, çocuklarda yabancı dil kavramının erken başlamasını sağlayacağı gibi yetişkinleri de dil öğrenmeye teşvik edecek” dedi.”

 

Bilimsel araştırmalar bebeğin doğumdan önce ana karnındaki gelişme süreciyle birlikte kişiliğinin, kimliğinin, psikolojik, psişik yapısının da şekillendiğini ortaya koymuştur. Ana- babanın genetik özelliklerinin, kişilik yapılarının yanında, doğum öncesi süreçte ananın beslenmesinden, aile içi, çevresel, toplumsal yaşantısına kadar pek çok nedenin bebeğin kişilik oluşumunu etkilediği belirtilmektedir.

 

Bebeğin bu süreçteki kişilik oluşumunu; ana baba arasındaki sevgi, kavga, iletişim, yaşanılan çevre, mevsim, toplumsal ortamın belli oranda etkileyeceğini araştırmacılar doğrulamaktadır. Konuşulan dil, dinlenen  müzik, karşılıklı konuşmalarda sese yansıyan söz titreşimleri, yine ana karnındaki bebenin ruhsal oluşumunun etkenleridir. Doğum öncesinde anayı fiziksel, duyusal, ruhsal olarak tanıyan bebek, dünyaya geliş sonrası süreçte ten kokusu, ter kokusu, beden sıcaklığı, ses özelliği, psikolojik boyutuyla ana algılamasını geliştirir.

 

Anaya özgü sevgi yüklü ninniler kulaktan beyne, bilinçaltına uzanır. Bebek ana dilinin büyülü titreşimini, ana sütünün doyumsuz hazzını, öz dilinin unutulmayacak kimyasını süt kokan hücrelerine, beynine, bilinçaltına nakşeder. Büyüdüğünde ana dilini konuşurken, dinlerken, bir sözün, bilinçaltındaki bir sesin tetiklemesiyle, saf özgürlüğün, masumiyetin altın çağına, ninni yıllarına, iç dünyasında doyumsuz yolculuklara çıkabilir. Bebe kulağının bir kez duyduğu söz, sonraki dönemde hiç kullanılmayıp unutulsa bile, yıllar sonra dile gelmesiyle, o sözün ilk olarak beynimize, belleğimize nakşedildiği dönem ayrıntılarıyla gözümüzde canlanıverir. Bazen bir ses, bir koku, bir esinti, bir ezgi, yaşadığınız anla çocukluk dönemleriniz arasında hayali cihan değer  gelgitlere yol açabilir.

 

Kişiliğin mayasını oluşturan ana dilin yanında, yaşanılan coğrafyayı vatan yapan gizemli ruh, ülkenin doğasının, havasının , suyunun, kısacası bize özgü her şeyin sihirli kimyası da  bu süreçte yavruya geçer.

 

Milletiyle ortak paydayı oluşturan aidiyet duygusu, ulusal kodlar da yukarıda anlatılan süreçte gelişir. Ana babadan geçen  genetik özelliklerin yanında kişiliğin gelişim sürecinde yukarıda bahsettiğimiz etkileşim çevresel ve toplumsal boyutta sürerek sonuçta bireysel ve toplumsal özellikleriyle kişilik tamamlanmış olur.

 

Yukarıda anlatılan süreç doğal seyrinde sürmüşse, kişi çok uzun bir süre ailesinden, çevresinden, ulusundan ülkesinden ayrı düşse bile; derin bilinçaltına kazınan esas kişiliği, ulusal aidiyet duygusu asla kaybolmaz, en ufak bir etkenle ortaya çıkıverir.

 

Nasıl mı ? Ünlü Kazak Türk”ü, düşünür, şair Muhtar ŞAHANOV ile Kırgız Türk”ü yazar Cengiz AYTMATOV “un söyleşilerinden oluşan “ŞAFAK SANCISI” ndan bir alıntı yapalım:

 

ŞAHANOV: İnsanoğlu dünyaya geldiği andan sağını solunu tanıyıp ayaklarını sağlam basacağı ana kadar onu eğiten de eleştirerek doğru istikamete yönlendiren de ortamdır.

 

Kızılkum Çölünde deve dikeni denen bir bitki var. Bu bitki kavurucu sıcaklarda bile  yemyeşil renkte, kökünü kırk kulaç derinliklere, toprağın altına saldığı gibi çölleri süsler.Tam tersine kanbak  ise- kökü toprağın yüzeyinde olduğu için- esen rüzgarın, göçen kumun istikametinde yuvarlanmaya devam eder. Köklülük ( soyluluk )ile köksüzlüğün farkı işte bu kadar    

 

AYTMATOV: İnsanlar da aynen bu misalde olduğu gibi. Tanrıdan gelecek kuşaklara devedikeninin derin köklerinin kaderini vermesini, yolu, yönü belirsiz kanbakın anlamsız hayatından uzak etmesini dileyelim. Kanbak  gibiler toplum için her zaman tehlikelidir.

 

Halk arasında, düşmana tutsak düşen çocuk hakkında bir efsane anlatılırdı. Aradan uzun yıllar geçer, çocuk büyür, bu arada doğduğu yeri ( göbek kanının damladığı yeri) ana babasını, tek kelimeyle özünü unutmaya başlar. Kendi benliğinden sıyrılarak yabancı ülkenin her şeyini özümser. Aklını ve iradesini kullanarak tutsak olduğu ülkenin yöneticiliğine yükselir. Günlerden bir gün, doğduğu köyden gelen kervan ata yurdun toprağında yetişen bir deste jusanı ( hoş kokulu kara iklim şartlarında bozkırda yetişen bir bitki ) yaşlı yöneticiye sunar. Jusanı kokladığı anda gözünün önüne çocukluk yılları ve kırlarda lale topladığı günlerin tatlı anıları gelir. Gönlünün derinliklerine gömdüğü anıları canlanır, gözyaşlarını tutamaz. Artık onu hiçbir kuvvet durduramazdı. Çoğu insanın hayalini süsleyen tahtını anında terk eder. Devlete, servete dönüp bakmadan atına atladığı gibi ata yurduna doğru dörtnal sürer.”

 

Prof. Dr. Keskin” in projesi, bebeğin kişiliğinin, kimliğinin oluşma çağlarında, henüz konuşamadığı, ama her şeyi algıladığı bir dönemde kişisel ve ulusal özelliklerinin oluşmasına insanlık dışı bir müdahaledir. Ana dilinin sıcaklığıyla benliğine sinecek, belleğine yerleşecek ve içselleşecek bir algı bütünlüğü yerine, kişilik parçalanmasına yol açacak, insanlık dışı, bilim dışı, ülke ve ulusuyla kültürel ve duyusal paydayı yok edecek bir cinayet girişimidir.

 

Genetik özelliklerine, ulusal kimyasına, bilinçaltına yapılacak bu insanlık dışı müdahale sonucu en başta ailesine, ulusuna karşı  yakınlık duygusu kaybolmuş çağdaş mankurtlar yaratılacaktır. Ana diliyle birlikte şırınga edilen yabancı dilin zehirli karışımı ortaya çağdaş Robinsonların gönüllü köleleleri  Çağdaş Cumalar çıkaracaktır.

 

Prof. Dr. Erbuğ”un projesiyle yabancı ninni ve yabancı müzikle uyutulacak Türk bebeleri yabancı dil mi öğrenecekler; yoksa Ashabi Kehf” misali ebedi uykuya mı yatırılacaklar ? Bir diğer söylemle Türk olarak uykuya yatıp İngiliz olarak mı uyanacaklar ? Adları Ayşe, Fatma, Hasan, Hüseyin, ruhları, kişilikleri George, Susanna, Angela,  Michael” a dönüşmüş; karnında yattığı, sütün emdiği anasına, atasına, İngilizce ninniden nasiplenmemiş birkaç yaş büyük kardeşine tamamen yabancılaşmış yaratıklar mı ortaya çıkacak? 

Nevropsikologlar İnsan bilinçaltının inanılmaz bir hızla gürültü, ritim ve saldırgan sesleri benimsediğini belirtiyorlar. Bu tür uyku seanslarıyla, bebeğe verilecek hipno seslerle, tamamen yabancılaşmış kişilikler oluşturulmak amaçlanmaktadır.

 

Cengiz Aytmatov”un GÜN OLUR ASRA BEDEL romanında;” savaş tutsaklarının kafasına geçirilen yaş deve derisinin sıcağın etkisiyle giderek daralıp, beyne yapılan baskı sonucu tutsağın ilini, obasını,boyunu, kişiliğini, kimliğini unutması ve mankurt haline gelen kölenin efendisine ölesiye hizmeti” anlatılıyordu.

 

Çağdaş mankurtlaştırmada deve derisine gerek kalmadığı anlaşılıyor. Deve derisinin yerini “Sömürge İngilizcesi” alıyor !

 

Osman Nuri Koçtürk SESSİZ SAVAŞ  adlı eserinde 1960” lı yılların Irak”ında tanık olduğu bir olay anlatır: “Halk sinemada İngiliz filmi izlemektedir. Filmin bir sahnesinde İngiliz Ulusal Marşı söylenmektedir. İstisnasız tüm seyirciler emir almışçasına hep birden ayağa kalkarlar ve marşı sonuna kadar esas duruşta dinlerler !”  Manda idaresi altında tuttuğu Irak”tan resmen çekildikten yıllar sonra bile, dilini ve kültürünü şırıngalayarak oluşturduğu kölelik ruhunun yaşaması İngiliz emperyalizminin başarısıdır.

 

Yabancı orduların fiili işgalinde bulunmayan ülkemizde, ABD ve AB”nin ekonomik, finansal, kültürel işgalini ebedileştirecek, İngilizce ninnilerle büyüyen gönüllü kölelerin yetiştirilmesine sıranın geldiği anlaşılıyor. 

 

Analarımızın ninnileri ulusumuzun geçmişten geleceğe süren tarihsel yolculuğunun her türlü birikiminin bilinçaltımıza saklanan, bizi millet yapan değerler toplamıydı. Ulusal bilincimizi oluşturan, Yemen”den Tuna”ya, Kafkasya”dan Cezayir”e salınan gönül coğrafyamızın, iç zenginliğimizin, hüznümüzün, sevincimizin, kaygımızın, umudumuzun bileşkesiydi ninnilerimiz.Yine ninnilerimiz allı gelinliğini, kendince en mahrem şeyleri, doğan çocuklarının ilk zıbınlarını, soraklarını, askere giden oğlun göyneğini, hanesinden telli duvaklı gelin çıkardığı kızının saçını saklayan anamızın çeyiz sandığıydı.

 

 

İngilizce ninnilerle yok edilmek istenenin bir ulusun toplumsal hafızası ve geleceği olduğu unutulmamalıdır.

                                                              

Hüseyin Özbek

Avukat, 9 Aralık 2006


1) Cengiz AYTMATOV                    :  GÜN OLUR ASRA BEDEL  -  CEM Yayınevi

2) C. AYTMATOV - M. ŞAHANOV    : ŞAFAK SANCISI  -  DA Yayınları

3) O. Nuri KOÇTÜRK                      :  SESSİZ SAVAŞ



Sarı Köpek -Hüseyin Özbek-


Sarı Köpek akşama kadar Emin Çavuş’un fırınının önünden ayrılmazdı. Emin Çavuş hayrına yaptırdığı fırını köye bağışlamıştı. Çoğu kez birkaç kadın imleşir, evlerinde kardıkları hamur mayalanırken fırını da yakmış olurlardı. Gökçeağaç odunları fırını kızdırırken kadınlar imeceyle hamurları pözüler, çöreklik, pidelik olarak hazırlarlardı.



Sakar Kömüş -Hüseyin Özbek-


İneklerin, inek kömüşlerinin buzağılamasının yaklaşmasıyla heyecanımız artardı. Bu ara anama bir telaş gelir, sık sık ahıra iner, bızlacı ineklerin, kömüşlerin karnını yoklar,sırtlarını sıvazlar, önlerine sıcak yallarını koyar, insanmış gibi onlarla konuşurdu. Bizlere de;” İyice indirmiş, yakındır, akşama sabaha buzağılar” derdi.



Yurttaşlık Kültüründen Cemaat Kültürüne -Hüseyin Özbek-


İnanç yönünden kendisini Müslüman olarak tanımlayıp, herhangi bir tarikatın veya cemaatin mensubu olmayan yurttaşlarımız çoğunluğu oluşturmaktadırlar. Bu tanım içine giren yurttaşlarımız yine ezici çoğunlukla kendilerini Türk olarak tanımlamaktadırlar. Kısacası dinsel inançları ulusal aidiyetleri konusunda bir sorun yaratmamaktadır.


 

Hüseyin Özbek


Serbest avukatlık yapmaktadır.

.............. ................. ............. .......... ..... ..........


 Hukuk Bizim Olacak mı?



Konsolosluk Mahkemelerinden Sömürge Yargısına


Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in baş mimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım: Mondros Ateşkesi imzalanmıştır ama, Yunan Ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı-Vali Nurettin Paşa görevden alınır.Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır.Bu atama sonrasında İşbirlikçi  Hürriyet ve İtilaf  Partisi  İzmir şubesi, daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine gider:


 Televizyon Dünyası Yabancılaşırken



Helenistik pazarlama


Kuvayı Milliye’ yi karikatürleştirerek, millici Zeynep’ i Hristo’ nun koynuna atarak Tuğçe Kazaz’ın Yunanlıya varıp vaftiz edilerek Maria’ laşması misali, bilinçaltımızdaki ulusal reflekslerde kısa devre yaptırılmaktadır.

 

Son yıllarda küreselleşmenin dayattığı, milli olan her şeyin bilincimizden boşaltılması, gayri milli olan her şeyin de boşalan bilince yerleştirilmesi, kutsanması ve içselleştirilmesi sürecini yaşıyoruz.


 Bizim Masallarımız



Tık Tık Eden Kabacuğum


Babam Tahsin Çavuş bu dünyadan göçeli artık bana uzannama anlatan yok. Fatma abla da çok uzaklarda.Hacı Emin Ağa da çoktan terki diyar etti.Sergenine tavanına, her köşesine binlerce uzannama sinen hanemiz seneler var ki boş.Binlerce kez ilk günkü heyecanla dinlediğim, saldır saldır ezbere anlattığım masalların bir çoğunu unuttum. Tahsin Çavuş torunlarına, Aslı’ya, Şirin’e de aynı masalları senelerce anlattı. Benim bildiğim Tahsin Çavuş’ta Eyüp sabrı vardır. O güzelim uzannamaları, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, dağı delen Ferhad’ı, Çamlıbel’i mesken tutan Koç  Köroğlu’ nu yeni baştan anlatacaktır bana…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 

Başsayfa

Hüseyin Özbek

Yazarlar