Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

2006

Farabi

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür

 


Türkiye’de Din Alanının Tartışmaya Açılmasının Önemi


-Hasan Onat-


Türkiye, çok ciddi bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmektedir. Aslında, bütün Dünyanın hızlı bir sosyo-kültürel değişim rüzgârının cazibe alanı içinde olduğunu söylemek mümkündür. Eskiden bir asırda iki asırda ortaya çıkan birtakım değişiklikler, şimdilerde bir yılda, iki yılda gerçekleşmektedir. İletişim imkânlarının iyice artması, bilim ve teknoloji alanında ortaya çıkan baş döndürücü gelişmeler, bir anlamda, insanları “sıkıştırılmış bir tarih” diliminde yaşamaya mahkum etmiş gibidir. Değişimin baş döndürücü hızı, olup bitenleri anlamayı bir hayli güçleştirmektedir. Kültür değişmektedir, toplum değişmektedir, birey olarak insanlar değişmektedir; zihniyet değişmektedir. Bu sürece en çok direnen, değişimden zarar göreceğini hisseden bazı bireyler, bazı kurumlar ve birtakım güç odaklarıdır. Ancak, değişimin etki alanının dışında kalmak, görebildiğimiz kadarıyla pek mümkün değildir.

 

“Değişim”, bir anlamda değişmeyen bir “gerçek” olarak varlığını sürdürmektedir. Hayatın bütün alanlarında etkili olan bu “değişim” rüzgarları, hem olumlu, hem de olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Ekonomik ömrünü doldurmuş, fonksiyonelliğini yitirmiş görüşlerin, bireylerin, kurum ve kuruluşların tarihteki yerlerini almaları, eskiye göre daha da çabuklaşmıştır. Bu, gelişmenin önünün açılması açısından önemli bir adımdır. Öte yandan, “kendimiz kalarak” değişmek de bir zorunluluktur. Aksi taktirde tarihin karanlıklarında kaybolup gitmek söz konusudur. Bu durumda, değişimin frekansına girerek, değişirken değişmeyi ve değiştirmeyi öğrenmek, bizi biz yapan öz değerlerimizi evrensel çizgiye çekmekten başka çıkar yol görünmemektedir.

 

Türkiye’nin yaşadığı sancılar, bu hızlı değişimin doğal sonuçlarıdır. Gelişmeleri, yeni bir uygarlığın mayalanma sancıları olarak da değerlendirmek mümkündür. Ancak, yeni bir uygarlık, yeni bir zihniyet demektir. Biz, toplum olarak kültür değişiminde yeterince başarılı olduğumuzu kanıtladık; fakat, kültür değişikliğinin zihniyet değişikliği olmaksızın fazla bir anlam ifade etmeyeceğini hâlâ kavrayamadık. Zihniyet değişikliği, hiç kuşkusuz çok zordur. Değişime karşı direnç, bütün gücünü zihniyetin değişmemesi noktasında yoğunlaştırır.

 

“Değişim”den ister istemez din alanı da nasibini almaktadır. Öyle ki dindar insanlar, “din elden gidiyor” gibi anlamsız bir korkuya kapılmaktadırlar . Dindar olmayan insanların bir kısmı, dinden ve dinî değerlerden kurtulmuş (!) olmak gibi bir mutluluğun tadını çıkarmak (!) istercesine bilimsellikten yoksun nutuklar atabilmektedirler. Oysa, bu konuda bilinmesi gereken ilk bilimsel gerçek şudur: Din, insanlık tarihinin başlangıcından beri varolan, bundan sonra da insanın olduğu her yerde var olacak olan bir olgudur. Bireylerin din konusundaki tavırları, “insanın olduğu her yerde var olan” din gerçeğini hiçbir zaman değiştirmemiştir; değiştiremeyecektir. Bu sebepten, sağlıklı bir değişim, dinin –en azından- bir sosyal olgu olduğu gerçeğini görmekten geçmektedir.

 

Evet, Türkiye’de din alanı tartışmaya açılmıştır. İşin en güzel tarafı, ağır aksak da olsa, din alanının tartışmaya açıldığını görmek… Tartışmalar, sağlıklı bir bilgi temelinden yoksun da olsa, bir sağlık belirtisidir. Ancak, insanlarımıza, İslâm dini hakkında, -en azından tartışmaları sağlıklı bir zeminde götürebilecek kadar- mutlaka doğru bilgi verilmelidir.

 

Türkiye, din alanında bir yeniden yapılanma sürecinin eşiğindedir. Din alanının tartışmaya açılmış olması, geleneğin din gibi algılandığı yaygın olan din anlayışının süratle çözülmesine sebep olmaktadır. Düşünen insanlar, haklı olarak neye niçin inandıklarını bilmek istemektedirler. Düşünen insanlar, kendilerine din olarak sunulanların Kur’ân’la irtibatını görmek istemektedirler. Bu durum, din alanında “doğru bilgi”nin ne olduğu sorusunu beraberinde getirmektedir. “Doğru bilgi”nin peşinde olan insanlar, ister istemez, vahiy ve akıl merkezli bir din anlayışı geliştirmek, neyin, ne kadar dinî olduğunu sorgulamak durumundadırlar. Bu ise, bütünüyle yeni bir yaklaşımdır; sonucu da din alanında yeniden yapılanma olacaktır.

 

Din alanında “doğru bilgi”nin kriteri vahiy ve akıldır. Bir bilgi, bir fikir, görüş ve düşünce, nerede olursa olsun, kimden gelirse gelsin, eğer vahye ve akla aykırı ise, onun İslamî açıdan hiçbir değeri yoktur.

 

Din alanındaki bilgi boşluğu, kentleşmenin, sanayileşmenin ve hızlı sosyo-kültürel değişmenin bunalttığı, arayış içindeki bazı insanları, başta tarikat gurupları olmak üzere, dinî cemaatlere doğru itmektedir. Dine yönelik, bilimsel temellerden yoksun hissi saldırılar, dindar insanların içe kapanmasına ve daha katı olmasına sebep olmaktadır. Dinden hoşlanmayan, dinle ilgili her türlü tezahürü çağdışılık ve irtica olarak anlayan kimselerin, hiç olmazsa hissi ve önyargılı davranmamalarını beklemek, herhalde haksızlık sayılmaz.

 

Türkiye, yeni bir uygarlık yaratabilecek birikime, güce ve enerjiye sahip bir ülkedir. Ancak, bunun gerçekleşebilmesi, sorunların üstesinden gelmeye, insan hayatına anlam kazandırmak ve sorun çözmek için var olan dinin, problem olmaktan çıkarılmasına bağlıdır. Bu ise, din alanında Kur'ân merkezli bir yeniden yapılanma ile, mezhepler üstü bir yaklaşımla sağlanabilir. Mezhepler üstü yaklaşım, mezheplerin ortadan kaldırılması değil, onların beşer ürünü oldukları gerçeğinden hareketle, İslâm’la özdeşleştirilmemesi demektir. Mezhepler, dinin anlaşılma biçimi ile ilgili beşerî tezahürlerdir. İnsan ürünü olan mezhepleri ve dinin diğer anlaşılma biçimlerini din gibi algılamak, İslâm’ı hiç anlamamak demektir.

 

Hasan Onat

 



Küreselleşme ve İslam'ı Yeniden Düşünmek -Hasan Onat-


Küreselleşme, yer yer modernleşmenin yeni bir aşaması, yer yer de Amerika eksenli yeni bir kültür dalgasının dünyayı istila etmesi olarak anlaşılabilir ve yorumlanabilir. Her iki halde de, küreselleşmenin, güçlü bir ekonomik ve kültürel yapıya sahip olmayan, demokrasiyi içselleştirememiş kültürler için bir tehdit olarak algılanmasının kaçınılmaz olduğu açıkça görülebilmektedir. Küreselleşme önüne çıkan her şeyi çepeçevre kuşatmakta, hiçbir şey onun etkisinden uzak kalamamaktadır. Bu arada, birtakım bastırılmış yerel kültür öğeleri ve değerlerin de yeniden dirilme fırsatı buldukları gözden kaçmamaktadır.



Alevilik-Bektaşilik, Din Kültürü Ahlak Bilgisi Dersleri ve Diyanet -Hasan Onat-


Türkiye ilginç bir ülke!... Sorunların çözümü, onların içinden çıkılamayacak derecede karmaşık hale getirilmesinde yatıyormuşçasına, sorunları çözecek/çözmek durumunda olan birtakım kurum ve kuruluşlar, önce sorunları görmezlikten geliyor; sonra da çözermiş gibi yaparak işi zamana bırakıyorlar. Kürt sorunu böyle... İrtica sorunu böyle... Başörtüsü sorunu böyle...Avrupa Birliği ile ilgili sorunlar böyle... Akla gelen hangi önemli sorun varsa, çözmek konusunda irade beyan edenlerin bile, sorun çözmek gibi bir niyetlerinin olmadığını, sorunların kalıcı hâle gelmesinden yarar umulduğunu düşünmeden edemiyor insan...



Karikatür Krizi ve Yükselen İslamofobi -Hasan Onat-


Danimarka’da yayınlanan 12 karikatür, İslam dünyasını ayağa kaldırdı. Karikatürler, sanki Müslüman insanın damarına basmak için özenle çizilmişti. Önce Danimarka’nın önde gelen gazetelerinden Jylland-Posten’de, sonra da, Avrupa Birliği üyesi ülkelerden bazılarında yayınlanan karikatürler, Hz. Muhammed’e ve  Kur’an-ı Kerim’e yönelik -en hafif ifadeyle- “saygısızlık” olarak kabul edilecek nitelikler taşıyordu.


 

Hasan Onat


1957’de Çankırı’nın Eldivan ilçesinde doğdu. Aynı yerde ilkokul tahsilini tamamladı. Ortaokul ve liseyi Parasız Yatılı olarak Yozgat'ta okudu; 1974'de Yozgat Lisesi'ni bitirdi. 1979’da A.Ü.İlâhiyat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra aynı fakültede İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsü'ne asistan olarak girdi. 1.11.1981-1.3.1982 tarihleri arasında kısa dönem askerlik hizmetini yerine getirdi.


"Emeviler Devri Şii Hareketleri" isimli teziyle, 1986'da "Doktor" ünvanını aldı. 1987’de yardımcı doçent, 1989 tarihinde "Doçent" , 5 Ağustos 1995'te de Profesör oldu. 1993 yılında, Londra ve Manchester'de, sahası ile ilgili araştırmalar yaptı. 1994 yılında Roma Gregoriana Üniversitesi Misiology Fakültesi'nde, misafir öğretim üyesi olarak dersler ve seminerler verdi. 17 Ağustos 1999-16 Ağustos 2002 tarihleri arasında, Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dekanlığını yaptı. 1998-2003 yılları arasında, Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği, İmam Hatip Liseleri’nin ve İlköğretim Din Kültürü Ahlak Bilgisi müfredatının yenilenmesi faaliyetlerinde görev aldı.


Halen Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’inde İslâm Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı başkanlığını yürütmekte ve İslâm Mezhepleri Tarihi ve Günümüz İslâm Dünyâsında Dinî Akımlar derslerini okutmaktadır. "Emeviler Devri Şii Hareketleri”, (Ank.1993), "Yirminci Asırda Şiilik ve İran Devrimi" (Ank.1996), “Türkiye’de Din Anlayışında Değişim Süreci” (Ank. 2003) gibi basılmış eserleri ve İslam Mezhepleri, Şiilik, Alevilik, Din Anlayışı, Küreselleşme gibi konularda çok sayıda makalesi vardır. Ayrıca, 1986 yılından beri, Türkiye'nin Sesi Radyosunda haftalık programlar yürütmektedir. İngilizce, Arapça ve Farsça bilmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.


 Din



Türkiye'de Din Anlayışı


Türkiye'de, topluma yön vermek ve fikir üretmek durumunda olan aydınlar, özellikle son bir asırdır, "din" olgusunu pek fazla önemsememişler; hatta bir kısmı, "çağdaşlaşma"nın, "modernleşme"nin bir "bütün" olarak "batılılaşma" olduğunu, ancak "batılı olmakla" kurtulmanın mümkün olacağını iddia etmişlerdir.


 Mezhepler



Alevilik-Bektaşilik


Günümüzdeki yaygın kullanılışı ile “Alevilik-Bektaşilik” konusu, Türkiye’nin bütün tarihsel ve toplumsal sorunları gibi, doğası gereği yeterince karmaşık bir konudur. Bu durumun, öncelikle, bizim toplumsal paradigmamızın en kolay çözülebilecek sorunları bile, çözülemez niteliğe dönüştüren, bardağın daha çok boş tarafını görme eğiliminde olan yapısından kaynaklandığı düşünülebilir. Ancak, Alevilik-Bektaşilik konusunun, akıllara durgunluk verecek derecede karmaşık hale gelmesinin birtakım ciddi sebeplerinin de olması gerekir


 İslam



Farklı 'İslam'lar...


Müslümanların düşünce evreninde tek bir İslam yoktur. Aslında, bu yadırganacak bir durum değildir; insan gerçeği, tek bir İslam’ın olmasını engellemektedir. Önemli olan, tek bir İslam olması değil; İslam ortak paydasının olup olmaması ve  bu ortak paydanın ne ölçüde etkin olduğudur.