Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

 29 Nisan 2006

Farabi

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kültür

 


İslamofobi ya da Müslümanları İslamla Korkutmak


Hayati Bice


Batılılar, fundamentalist (radikal) İslamcı gibi yaftalarla mahkum ettikleri pek çok İslâmî hareketi, karalama yoluna başvuruyorlar. Müslümanları adeta İslam ile korkutuyorlar.

 

İslamofobi, son aylarda siyasi yetkililerden bilim çevrelerine kadar geniş bir çerçevede dolaşımda olan bir terim olarak dikkat çekici bir kullanım alanı buldu. İslamofobi terimini bir sosyal antropolog olan Prof. Dr. M. Nazif Şehrani, 20 yıl önce İKÖ toplantılarından AB komisyonlarına kadar değişik mecralarda ilk kez gündeme getiren kişidir. İslamofobi sorununu tartışmaya geçmeden önce, fobi kavramı ve fobi türleri dolayımında kısa bir yolculuk yapmakta yarar var.
 

 

Fobinin Tanımı

 

Aslında korku duyulması gerekmeyen bir nesne, durum veya aktiviteden aşırı korkma ve korku nesnesi olan her ne ise ondan kaçınma davranışı sergileme fobi olarak adlandırılır. Fobi kelimesi Yunan mitolojisinde "dehşet tanrısı"na verilen isim olan Grekçe Phobos kelimesinden geliyor. Fobi sahibi olan insanlar "fobik" olarak adlandırılıyor.


Fobi, değişik çalışmalarda %10-25 arasında saptanan oranlarıyla bütün dünya toplumlarında sık rastlanan psikolojik bir rahatsızlıktır. Bu denli yaygın olduğu için fobiler, toplumda hastalıktan ziyade huy ya da kişilik özelliği olarak değerlendirilir.
 

 

Fobi Neden Ortaya Çıkar?

 

Fobilerin gerçek nedenleri bilinmiyor. Kişi, fobisinin sonucunda hissettiği korkunun aşırı veya anlamsız olduğunu bilse de engelleyemez, mantıkla düşünerek korkularını yenemez. Türlerine göre değişmekle birlikte aynı fobi türünde de hastadan hastaya değişiklikler gözlenir. Psikolojik rahatsızlıkların çoğunda olduğu gibi, fobilerde de temel etkenler; biyolojik, genetik ve siyasal, toplumsal ve ekonomik çevre faktörleridir. Bazı özgül fobilerde genetik yatkınlık daha ön plandadır.


Fobilerin geçmiş yaşantılara bağlı olarak geliştiği yolunda ispatlanmamış çeşitli psikiatrik teoriler mevcuttur. Araştırmalara göre sürekli strese maruz kalan çocuklarda ileri yaşlarda yaygın fobik davranışlar görülebilmektedir. Çocuk için sürekli stres yaratan etkenler arasında erken yaşta anne/baba'nın yitirilmesi, anne/babadan ayrılık, aile-içi şiddete maruz kalma gibi fobiler en önemlileridir.
 

 

Yaygın Fobi Türleri

 

Toplumda en sık rastlanan ve hemen herkesin çevresinde kolaylıkla gözlemleyebileceği kadar sık fobi türleri "sosyal fobi" ve "agorafobi" olarak tanımlanmıştır.
 

Sosyal fobi, toplum hayatında başkaları tarafından devamlı tenkid gözüyle inceleme altında tutulma korkusu; başkaları önünde herhangi bir basit performans sergilenmesi gereken durumlarda bile eleştirilme, küçük düşme korkusunun yaşanması olarak tanımlanabilir. Sosyal fobisi olan kişi bu korkuyu yaşamaktansa her türlü sosyal ortamdan kaçmaya başlar ve bu durum giderek kişinin sosyal, meslekî ya da ailevi ortamını olumsuz yönde etkiler.


Agorafobi, eskiden sadece meydan benzeri açık yerlerde hissedilen korku olarak bilinirken; son zamanlarda ortaya çıkan tehlikelerin de etkisiyle tek başına kalma, yalnız sokağa çıkma, kalabalık yerlere girme; sinema, tiyatro, tünel, köprü, pasaj, asansör, otobüs, vapur, uçak gibi yerlerde duyulan korkular da agorafobi kapsamındadır.
 

Özgül Fobiler
Belirli nesne veya durumlardan anormal korkudur. Özgül fobilerin ayırt edici özelliği, korkunun sadece özgül durum ve nesneler karşısında belirmesi ve bu özel nesne veya durum sözkonusu değilse kişide hiçbir rahatsızlık belirtisi olmamasıdır.


Özgül Fobiler korkuyu ortaya çıkaran etkenin türüne göre 'nesne' fobileri (fare, böcek, köpek, sivri uçlu cisim vb.); 'durum' fobileri (kapalı mekan, açık alan, uçak, asansör vb.) ve 'işlev' fobileri (istemdışı alta kaçırma, toplulukta gaz çıkarma, toplum önünde terleme, yüz kızarıklığı vb.) şeklinde üç grupta toplanabilir:


Korkusunun kaynağı olan özgül etkenden uzak olunduğu sürece kişide etkilenme olmaz. Ancak fobiye kaynaklık eden nesne ya da durum ile karşılaşınca panik derecesinde korku gözlenir. Özgül fobili kişiler durumun farkında olduğu için fobi etkeni nesne veya durumun nerede bulunabileceğini önceden inceleyerek karşılaşabilecekleri panikten kendilerini korumaya çalışırlar.

 


İslamofobinin Ortaya Çıkışı

 

"İslamofobi" kelime anlamı olarak "İslam korkusu" demektir. Özgül fobi kategorisine sokulması gereken İslamofobi, terim olarak herhangi bir gerçekliğe dayanmadığı halde İslam'dan ve müslümanlardan korkma, çekinme içgüdüsünü ifade eder.


Tarihi kökleri, İspanya'da Endülüs'ün İslâm tarafından fethedilmesine kadar iner. Haçlı seferlerine asker devşirmek isteyen kilise mensuplarının yaptığı asılsız propagandalar ile fikrî zemini hayalî tehditler ve tehlikeler üzerinde oluşturulan "İslamofobi", yaklaşık son 10 yıldır yeniden popülarite kazanmıştır. Bunda Huntington'ın ünlü "Medeniyetler Çatışması" makalesinde İslâm'ı Batı için bir potansiyel düşmanlık odağı olarak lanse etmesinin önemli bir etkisi olmuştur.


İslamofobi, özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde New-York'taki "İkiz Kuleler" saldırılarından sonra Batı dünyasında, daha önceki yabancı düşmanı ırkçı eğilimlerden kaynaklanan yeni bir durumdur. Batı ülkelerinde işsizlik, nüfusun yaşlanması gibi yeni durumların beslediği yabancı düşmanlıklarının en önemli öznesi olarak müslümanlardan korku giderek bir paranoyaya dönüşmüştür. Bu paranoyanın bazı güç odakları ve onların sözcüsü konumundaki Daniel Pipes gibi bazı kanaat önderi yazarlar tarafından manüple edildiği de bir gerçektir.


İslâm'ı ve Müslümanları, Batı kültürü ve materyalist hayat tarzı için "potansiyel düşman" olarak gören Batı entelijansiyası içindeki ırkçı eğilimler, politika belirleyici odakları etkilemeğe başlamışlar ve "Avrupa'dan tüm müslümanların tehcir"i (=sürülmesi) gibi bir aşırı noktaya kadar işi vardırmışlardır.


 

İslam'a Karşı İki Tür Yaklaşım

 

Sosyal antropolog Prof. Dr. M.Nazif Şehrani, İslamofobi'yi, "İslam'dan nasipsiz kalma bedbahtlığı" olarak tanımlamıştı. Kendisi ile bundan 20 yıl önce yaptığımız röportajda sosyal antropolog hüviyetiyle Batı-İslam-Türkiye toplumu üzerine değerlendirmelerde bulunan Şehrani, bugünlerde tüm dünyanın gündeminde olan İslamofobi üzerinden Batı toplumlarının ruh hali, Türkiye'nin Batılılaşma macerası ve sosyal kimliğimiz hakkında çarpıcı tesbitler sunmuştu.


Şehrani'nin özellikle İslamofobi üzerine söyledikleri o zamanlar, bu kavramı işitmiş bile olmayan entellektüel çevremizde şaşırtıcı bulunmuştu. Aradan geçen sürede bu konuda ortaya çıkan ve çoğu "bizim dünyamız" için vahim nitelik arz eden gelişmeler, yaşanılan olayların tarihi perspektif içerisinde sosyal antropolojik temellerine eğilerek incelenmesinin ve muhtemel gelişmelere göre politikalar belirlenmesinin zorunluluğunu ortaya sermektedir.


Prof. Dr. Şehrani Batı'daki entelektüellerin İslam konusundaki tezlerinin bir İslam/Materyalizm çatışmasında oynayacağı rol konusunda Batı insanının durumunun ne olabileceği konusundaki sorumuzu şöyle yanıtlamıştı: Batı'da İslam'a karşı iki tür ilgi veya tavırdan sözetmek mümkün: Birincisi, Batılıların çeşitli gerekçelerle, itkilerle İslâm'ı merak edip araştırmaları. Bu yol, insanların çoklukla Müslüman olmalarıyla sonuçlanıyor. Ben bu yolla hidayete ulaşan oldukça kaliteli kişileri tanıdım.


İkincisi, ancak yanlışlığı oranında yaygın tavır, araştırmadan reddetmedir ki temelde korkuya dayanıyor. İslam'dan korku (İslamofobia), bir yerde de İslam'dan nasibsiz kalma bedbahtlığıdır.


Bu yaygın tavır geçen yüzyılda sömürgelerde insanları ezen, sömüren emperyalist stratejilerin de temel dayanağıdır. Bunlar etkileri alanında nüfuz ettikleri sahalarda "civilisation" götürme" yani medenileştirme maskesi altında modern misyonerler olarak çalıştılar. Bu tavır etkisini yer yer bugün de İslam dünyasında sürdürüyor...


 

Müslümanları İslam'la Korkutuyorlar

 

Batılılar, bugün fundamentalist (radikal) İslamcı gibi yaftalarla mahkum ettikleri pek çok İslâmî hareketi, oluşumu ve söylemi karalama yoluna başvuruyorlar. Gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasına bu şekilde engel olacaklarını düşünüyorlar. İslam ülkelerini, müslümanları adeta İslam ile korkutuyorlar.


Bizim komünizm veya kapitalizm ile ihya olamıyacağımızı anlamamızdan son derecede rahatsızlık duyuyorlar. İslam'dan korkuyorlar. Bunun için de fundamentalizm (köktencilik, radikalizm) diye İslami uyanışı karalama yolunda uğraşıyorlar. İslamı yaşamak isteyenlere, siz, 7. (yedinci) asra dönmek istiyorsunuz; bu, irtica'dır, diyorlar.
 

Prof. Şehrani'nin işaret ettiği 'ruh hali'nin Batı toplumlarında yol açtığı "İslamofobi" hastalığının, son yıllarda ne kadar derinleştiğini anlamak için sadece "karikatür krizi" esnasında her düzeyde ve her türden vasıta ile sergilenen Batılı tavır ve tutumları incelemek yeterlidir.

 

Hayati Bice

29.04.2006

RTÜK,Uzman Dr., Araştırmacı-Yazar.



“Yedi Tamu”dan Irak Olalım!...   -Hayati Bice-


Ahmed Yesevi’nin “Divan-ı Hikmet”inde Tengri ve  Uçmak terimlerinin kullanımıyla ilgili önceki yazılarımı Yesevi’nin “Cehennem” anlamında kullandığı “Tamu” kelimesine ilişkin inceleme ile noktalamak istiyorum. Ahmed  Yesevi’nin Türk Kozmogonisinden alarak büyük bir işleklik ve kolaylık ile kullandığı bu terimler Türklerin kadim dininin ilahi orijinli oluş konusundaki tartışmaları noktalayacak niteliktedir.



''Tanrı'nın Uçmağı''nda Yesevi Dervişleri  -Hayati Bice-


Yesevi’nin “Tengri”si başlıklı bir önceki yazım, alışıldık şablonları zorladığı için değişik yankıları oldu. Yesevi’nin Türkçe kelimelerle kurduğu manevi evrenin önemli direklerinden “uçmak” kelimesi ve Yesevi Hikmetleri’nde kullanımı (1) ile konuya devam etmek istiyorum. Bu notların internette de olsa gelecek nesillere intikali ile tarihi bir görevi yerine getirmekte olduğumuza inanıyorum.



Yesevî’nin “Tengri”si  -Hayati Bice-


Yakın devir Türk düşünce hayatındaki tartışmalardan birisi de “Tanrı” kelimesinin Allah anlamında kullanılıp kullanılamayacağı etrafında cereyan etmiştir. Daha çok Türk milliyetçiliği ile siyasi olarak ayrışan ve -arkaplanına bakıldığında etnik bir karınağrısının arkasına sığındığı- İslami söylemlerin popüler hale getirdiği bu tartışma bazen kırıcı ve yıkıcı boyutlara taşınmıştır. Öyle ki “Tanrı” lafzını şu veya bu şekilde konuşurken-yazarken kullananların İslam dininden çıkıp çıkmadıkları dahi sözkonusu edilmiştir.


 

Hayati Bice


1959 yılında Tokat'ta dünyaya geldi. Aslen Kafkasya Karaçay Türklerindendir. İlk ve orta  öğrenimini Tokat’ta tamamladı. 1976’da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde  başladığı yüksek öğretimini 1982 yılında tamamladı. Aynı fakültenin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde 1985 yılında başladığı uzmanlık eğitimini “Yenidoğanlardaki Kongenital İnfeksiyonlar” konulu tezi ile tamamlayarak 1989 yılında  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu. Uzman doktor olarak Yalova Devlet Hastanesi'nde Uzman Hekim olarak bir süre çalıştı. 1994-1995 öğretim yılında Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 2002 yılında T.C. Başbakanlık Türk Dünyası’ndan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nda “Bakan Danışmanı” olarak görev aldı. Halen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak T.C.  Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nda Sözleşmeli Hekim olarak görevine devam etmektedir.

 

Tıp alanında ve sosyal konularda birçok araştırması Dr. Hayati Bice [ya da Oğuz Karaçay]   imzalarıyla  çeşitli bilim ve kültür dergileri ile gazetelerde yayınlanmıştır. Eserleri ve makaleleri uluslararası literatürde referans kaynağı olmuş;  akademik çalışmalara konu edilmiştir.

 

1990 yılında Ankara'da yayına başlayan ve iki cildi yayınlanan Türk Yurtları adlı derginin yayın yönetimini de üstlenmiştir.

 

Yayınlanan kitapları tıp alanındaki "Antimikrobial Tedavi Rehberi",”Annenin Rehberi” [TDV yayını-3.baskı 2000] ; sosyal alanda " "Kafkasya'dan Anadolu'ya Göçler" [TDV yayını-1.baskı 1989], "Türk Yurtlarında İmanımızın İşaret Taşları", "Hoca Ahmed Yesevi Türbesi"[Kültür Bakanlığı yayını,2.Baskı Türk Exim-Bank] ve son olarak Türkiye Diyanet Vakfı (TDV)Yayınları arasında basılan ve Hoca Ahmed Yesevi'ye ait şiirlerin bugünkü Türkçe'ye aktarılmasıyla oluşan "Divan-ı Hikmet" (3.baskı-2001] adlı eserlerdir.

 

Ayrıca 3 ayrı kitabı baskı aşamasındadır.

 

Türk lehçelerinin tamamı ile İngilizce bilir.

 

Evli ve üç çocuk babasıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Özbekistan


Ülkeye kısa sürede kendi ayakları üzerinde doğrulma şansı veren bir husus da ülkede yetişmiş kalifiye bir aydın kadronun hemen her alanda yeterli düzeyde oluşudur. Sovyet döneminde Türk cumhuriyetleri arasında İslami eğitim verilen birkaç kuruluşun tamamının bu bölgede oluşu da Özbekistan'a diğer Türkistan cumhuriyetleri ve Sovyet sistemindeki müslüman topluluklar  nezdinde ayrı bir yer kazandırmıştı.


 Etkileşim Yönetimi



İslamofobi


Batılılar, bugün fundamentalist (radikal) İslamcı gibi yaftalarla mahkum ettikleri pek çok İslâmî hareketi, oluşumu ve söylemi karalama yoluna başvuruyorlar. Gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasına bu şekilde engel olacaklarını düşünüyorlar. İslam ülkelerini, müslümanları adeta İslam ile korkutuyorlar.


 Arayış



Kafkasya


Kafkasya'nın insan coğrafyası da en az tabii coğrafyası kadar karmaşık bir yapı arz etmektedir. Bölge dünyanın bilinen en eski sürekli yerleşim yerlerinden birisi olarak tanınmakta, beyaz ırkın ilk kez ortaya çıktığı bölge olarak kabul edilmektedir.