Yazar |

Hayati Bice |
 | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | | |
 | |
 | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni |
 |
| 
Yesevî’nin “Tengri”si
-Hayati Bice-

| | | 8 Ümmetlerim yazukların her Cum'a keç Alıb kelgey ya Muhammed sen munı çeç Ta ki yığlab secde eyley Tengri'ge keç Mustafa'ga matem tutub kirdim mena
11 Essiz Mansur harlık birle boldı eda Bir söz birle yaranlardın boldı cüda Hali dilin heçkim bilmes Tengrim güvah Kanlar yutup men hem güvah boldım mena
26 Vaderiğa mahşer küni zahir bolsa Tengri özi kazı bolub nazır bolsa Yaman işim kılmışlarım hazır bolsa Ne yüz birle Hazret'ige barğum mena
37 Tengri Teâlâ sözin Resulullâh sünnetin İnanmağan ümmetin ümmet demes Muhammed
65 Her subh-dem boynum kısıb "Rabbi" desem Rabbim meni murâdımnı berer mukin? Kanlar töküb közlerimdin zâr ingresem Tengrim meni hâl-i dilim sorar mukin?
66 Tağdın ağır isyanım bar ötey desem Günahım köp yerge sığmas tapay desem Başım alıb biyâbânlar ketey desem Rahmân Tengrim günahımdın öter mukin?
75 Gafillikde yürüdin sen it dek kezip Tening yatur tar lahidde asru şişip İş kılmadıng sen Tengrige kögsin teşip Sorar bolsa men kul anda ne kılğaymen?
83 Alim uldur hişt yastanıb tahsil kılsa Keçe kündüz Tengri'sige zâri kılsa "Fel yedhakü" ayetini tefsir kılsa Andağ alim, alim bolur dostlarım a ... "Ve'l yebkü kesiran" deb Tengri aydı Ma'na okgan alim tınmay yığlab erdi Yığlay yığlay közleri a'ma boldu Andağ alim, alim bolur dostlarım a
86 Kul Hâce Ahmed âşık bolsang cânıng küysün Sıdkıng birle Allah de gil Tengri bilsün Duâ kılğıl mü'min kullar dünyâ koysun Dünyâ koyğân âhiretka yeter dostlar
95 Köz yaşıngnı derya kılğıl rahmı kelsin Garib bolub yolda yatgıl kolung alsın Pinhan yürüb tâat kılğıl Tengri bilsin Hakk cemâlin körsetmese damen bolay ... Allah teyu fena bolgıl bağrıng küysün Tünler kobub taat kılgıl Tengri süysün Andın songra has buzruklar nazar kılsun Hakk cemalin körsetmese darnen bolay
102 Aşık bolup hikmet aytdı Kul Hâce Ahmed Sıdkı birle işitkenge yüz ming rahmet İmân atâ kılğay Tengrim tâc u devlet Aşık dilin safâ kılıp yürür bolğay
112 Zahid, abid, has kullardın ulemânı Alıb kelgey dergahığa uşbularnı Tengrim aytgay "Ya Muhammed asi kanı?" "Asi layık emes" deban aytar ermiş
133 Derviş bolsang tâat kılğıl kılma riyâ Her gûşede tâat kılğıl Tengrim güvâh Yalğan derviş kayda barsa zevk ü da'vâ Adil pâdşah tâatların isyân kılur
142 Ümmet üçün Resûl dâim kayğu yedi Tilep ümmet günâhını Hakdın aldı Keçe kündüz kâim turdı Tengrim bildi Tilde ümmetmen der dilde yalğan erür | |
Yakın devir Türk düşünce hayatındaki tartışmalardan birisi de “Tanrı” kelimesinin Allah anlamında kullanılıp kullanılamayacağı etrafında cereyan etmiştir. Daha çok Türk milliyetçiliği ile siyasi olarak ayrışan ve -arkaplanına bakıldığında etnik bir karınağrısının arkasına sığındığı- İslami söylemlerin popüler hale getirdiği bu tartışma bazen kırıcı ve yıkıcı boyutlara taşınmıştır. Öyle ki “Tanrı” lafzını şu veya bu şekilde konuşurken-yazarken kullananların İslam dininden çıkıp çıkmadıkları dahi sözkonusu edilmiştir.
Yakut dilinde Tangara; Kuman dilinde Tengre; Karaim dilinde Tangrı; Çuvaş Türkçesinde Tura; Hakas dilinde Tigir; Tuva dilinde Deyri; Kırgız-Kazak Türkçesinde Tengri;Tatar dilinde Tengre; Karaçay-Malkar Türkçesinde Teyri; Azerbaycan Türkçesinde Tarı/Tanrı; Türkiye Türkçesinde Tanrı olarak kullanılması bile bu kelimelerin ifade ettiği kavramın Türk halkları arasındaki ortak kullanımının işaretidir.(1)
Son zamanlarda ortaya çıkan antropolojik veriler ve bu verilere istinaden yapılan etnografik çalışmalar eski çağlardan bu yana, “Tengri” kelimesi ve benzerlerinin Türkler arasında “ilahi düzen ve bu düzeni yaratıp, sürdüren “ulu bir güç kaynağı” anlamında kullanıldığını göstermiştir. Türklerin “Tengri” anlayışı, hiçbir şey yaratabilemeyen ve zaten kendileri de -önce kavram olarak sonrasında da somut nesneler olarak- yaratılmış olan putlara benzer bir karşılığa sahip olmamıştır.
İslami terminolojideki Allah kavramının karşılığı olarak Tengri; ilk ve ilahi başlangıcı bildirir, alemdeki her şey O’na bağlıdır ve bir şekilde O’ndan bir eser taşır. Algılanan alemin suları-denizleri; dağları-taşları, ağaçları-kuşları kendi özgün niteliklerinden varılabilecek “Tengri” işlevlerinin görüntüleridir. (Tasavvuftaki Tevhid-i Efal; Tevhid-i Sıfat - Tevhid-i Zat basamakları da buna benzer bir anlamı içerir. ) “Tengri” kavramına karşı çıkanların dayanağı olan halk inanışları, ancak buradaki inceliği ayırd edemeyen insanlar arasında yayılan “yanlış uygulama” ve “hurafe”lerin tenkidi anlamında bir anlam taşımaktadır.
Divân-ı Lügati’t-Türk’ün son olarak Kabalcı Yayınevi tarafından yapılan güncelleştirilmiş baskısında Tengri kelimesi “Tengri: Allah azze ve celle” karşılığı ile hiçbir şüphe olmaksızın verilmektedir. (*)
Kaşgarlı Mahmud 1074 yılında yazımının tamamladığı kabul edilen eserinde Tengri kelimesinin anlamını verirken şu önemli tesbiti de yapmaktadır: “Kafirler –Allah’ın gazabı üzerlerine olsun- göğe “tengri” derler, aynı zamanda azametli gördükleri her şeyi, örneğin bir dağı ya da bir ağacı da “tengri” olarak adlandırır ve önünde secde ederler. Bunların sapkınlıklarından kaçarak Allah’a sığınırız.”
Görüldüğü gibi Kaşgarlı Mahmud da Tengri kelimesinin kullanımında hiçbir sakınca görmezken bu kelimeyi kullananların düştükleri şirk -ve hatta küfür- hatasını savunma gibi bir yanlıştan sakınmaktadır. Bu tenzihi tavrın bilincinde olan bir insanın Allah –azze ve celle- manasına Tengri kelimesini kullanmakla “din dışına çıkma” tehlikesi olabilir mi? Burada da şu ebedi ve nebevi gerçek hatırlanmalıdır: “Ameller niyetlere göredir.”
Ünlü Arab gezgin İbn Fadlan’ın naklettiğine göre o sıralarda İslam’a henüz girmiş olan Oğuz Türkleri herhangi bir zorluk ile karşılaştıklarında bakışlarını gökyüzüne yöneltip “Bir Tengri” derlermiş. Başta Kaşgarlı Mahmud olmak üzere İslami dönemin tüm yazarları Allah kasdıyla “Tengri” ismini kullandıkları gibi bütün kaynaklarda her işe; söze kutlu bir nitelik kazandırmak kasdıyla ilk önce “Ulu Tengri’nin adı” anıldıktan sonra başlanması gerektiğini bildirmişlerdir.
Bu incelemede bugün Kaşgar’dan Balkanlara tüm Türk yurtlarında adı saygıyla anılmağa devam eden ve kendisine atfedilen Hikmet adlı şiirleri ile Türklerin manevi hayatındaki etkisini sürdüren Allah dostu Ahmed Yesevi’nin dilinde “Tengri” kelimesinin nasıl kullanıldığı gösterilmektedir. Bu inceleme ile Kur’an’ın gösterdiği şekilde Esma-ül Hüsna’nın en güzide ismi olan “Allah” ile tarihimizden bugüne taşınan ve aynı kavramsal çerçevede kullanılan “Tanrı” kelimesini “tokuşturma”nın ne İslam’a ne de Türklere bir faydası olmayacağını Ahmed Yesevi’nin hikmetli şiirlerinde göstermektir.
Türklerin hakim olduğu tüm coğrafyalarda okunan her ezanda adı hürmetle terennüm edilen Allah’ın en sevgili kullarından birisi olduğu –benim için- tartışılmaz olan Pir-i Türkistan Yesevi’nin hiçbir zorlama olmaksızın kullandığı Tanrı kelimesini kullandı-kullanıyor diye hiç kimseyi tekfir etme hakkına hiç kimsenin sahip olmadığını da altını çizerek kaydetmek isterim.
 Tanrı’nın Yesevi’si
Hoca Ahmed Yesevi’ye atfedilen ve “Hikmet” olarak adlandırılan şiirleri bir araya getiren Divan-ı Hikmet’in orijinal metninde yer alan “Tengri” kelimesinin geçtiği hikmetler aşağıda bir arada gösterilmektedir.(2)
Burada önemli olan bir nokta da bu satırlarda bazen “Allah”a işaret eden Arabça ve Farsça isim ve sıfatların yanında “Tengri” kelimesinin kullanılmış olmasıdır.(3) (Kıta başlarındaki rakamlar Tengri kelimesinin geçtiği 14 hikmetin Dr. Hayati Bice tarafından hazırlanan ve Türkiye Diyanet Vakfı yayınları arasında yayınlanan Divan-ı Hikmet neşrindeki sıra numarasını göstermektedir.)
-------------------------------
(*) Kaşgarlı Mahmud, Divân-ı Lügati’t-Türk, “Tengri” s.551 Kabalcı Yayınevi, Mayıs 2005 – İstanbul.Divân-ı Lügati’t-Türk'ün son ve şimdiye kadarki en kaliteli baskısını yapan KABALCI yayınevini kutlarım. (H.B.)
(1)Celal Beydili, Türk Mitolojisi –Ansiklopedik Sözlük-. Yurt Kitap-Yayın.
(2)Ahmed Yesevi, Divan-ı Hikmet , Yayına Hazırlayan: Dr. Hayati Bice ; T.Diyanet Vakfı yayınları.
(3) Kıta başlarındaki rakamlar Tengri kelimesinin geçtiği 14 hikmetin Dr. Hayati Bice tarafından hazırlanan ve Türkiye Diyanet Vakfı yayınları arasında yayınlanan Divan-ı Hikmet neşrindeki sıra numarasını göstermektedir. Hikmetler nakledilirken lüzumsuz tartışmaları peşinen önlemek kaygısıyla şiirlerin orijinal metinleri verilmiştir Hayati Bice RTÜK,Uzman Dr., Araştırmacı-Yazar.
|
Yüzyıldan Uzun Bir Günün Sonunda -Hayati Bice-
Bir dost iklimin habercisidir Kırgız oymağından esen Cengiz rüzgârı; Ruhumuzu okşadığından beridir Kaynamakta ten kazanında yüreğimiz...
|
Cengiz Aytmat-ov-: Mankurt Kimdir Nasıl Mankurt Olunur? --Hayati Bice-
"...Önce tutsağın kafasını kazırlar, kesilen bir devenin boyun bölgesinden yüzülen bir deri parçası tutsağın kafasına bir başlık gibi geçirilir. Kafasına deri geçirilen tutsak başını yere sürtmesin diye boyuna tahta kalıp takılır, yürek paralayıcı çığlıklarını kimse duymasın diye ıssız bir yere götürülürdü. Kolları, bacakları bağlı tutsak orada güneşin alnacında, aç-susuz birkaç gün kalırdı.
|
Bir Türk Klasiği: Cengiz Aytmat-ov- -Hayati Bice-
Çağdaş dünya edebiyatının en önde gelen isimlerinden birisi olan Cengiz Aytmatov [doğrusu Aymuhammedoğlu], 1928 yılında Sovyet yönetimi altında bulunan Türkistan'ın Kırgız ülkesinde dünyaya geldi. Küçük yaşta hayatın katı gerçekleriyle yüz yüze gelen Aytmatov, 9 yaşında iken 1937 yılı Stalin Terör Kampanyası'nda babası Törekul Aytmatov'u kaybetti. Daha çocuk denebilecek yaşta iken 2. Dünya Savaşı'nın yol açtığı faciaları yakından gözledi. Bu yaşadıklarının Aytmatov'un bilincine silinmez bir şekilde kazındığı eserleri incelendiği zaman kolayca fark edilebilir.
|
| |
 Hayati Bice
1959 yılında Tokat'ta dünyaya geldi. Aslen Kafkasya Karaçay Türklerindendir. İlk ve orta öğrenimini Tokat’ta tamamladı. 1976’da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde başladığı yüksek öğretimini 1982 yılında tamamladı. Aynı fakültenin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde 1985 yılında başladığı uzmanlık eğitimini “Yenidoğanlardaki Kongenital İnfeksiyonlar” konulu tezi ile tamamlayarak 1989 yılında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu. Uzman doktor olarak Yalova Devlet Hastanesi'nde Uzman Hekim olarak bir süre çalıştı. 1994-1995 öğretim yılında Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 2002 yılında T.C. Başbakanlık Türk Dünyası’ndan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nda “Bakan Danışmanı” olarak görev aldı. Halen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak T.C. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nda Sözleşmeli Hekim olarak görevine devam etmektedir. Tıp alanında ve sosyal konularda birçok araştırması Dr. Hayati Bice [ya da Oğuz Karaçay] imzalarıyla çeşitli bilim ve kültür dergileri ile gazetelerde yayınlanmıştır. Eserleri ve makaleleri uluslararası literatürde referans kaynağı olmuş; akademik çalışmalara konu edilmiştir. 1990 yılında Ankara'da yayına başlayan ve iki cildi yayınlanan Türk Yurtları adlı derginin yayın yönetimini de üstlenmiştir. Yayınlanan kitapları tıp alanındaki "Antimikrobial Tedavi Rehberi",”Annenin Rehberi” [TDV yayını-3.baskı 2000] ; sosyal alanda " "Kafkasya'dan Anadolu'ya Göçler" [TDV yayını-1.baskı 1989], "Türk Yurtlarında İmanımızın İşaret Taşları", "Hoca Ahmed Yesevi Türbesi"[Kültür Bakanlığı yayını,2.Baskı Türk Exim-Bank] ve son olarak Türkiye Diyanet Vakfı (TDV)Yayınları arasında basılan ve Hoca Ahmed Yesevi'ye ait şiirlerin bugünkü Türkçe'ye aktarılmasıyla oluşan "Divan-ı Hikmet" (3.baskı-2001] adlı eserlerdir. Ayrıca 3 ayrı kitabı baskı aşamasındadır. Türk lehçelerinin tamamı ile İngilizce bilir. Evli ve üç çocuk babasıdır.
|
| 
| Türk Dünyası |

| Özbekistan
Ülkeye kısa sürede kendi ayakları üzerinde doğrulma şansı veren bir husus da ülkede yetişmiş kalifiye bir aydın kadronun hemen her alanda yeterli düzeyde oluşudur. Sovyet döneminde Türk cumhuriyetleri arasında İslami eğitim verilen birkaç kuruluşun tamamının bu bölgede oluşu da Özbekistan'a diğer Türkistan cumhuriyetleri ve Sovyet sistemindeki müslüman topluluklar nezdinde ayrı bir yer kazandırmıştı.
|
| 
| Etkileşim Yönetimi |

| İslamofobi
Batılılar, bugün fundamentalist (radikal) İslamcı gibi yaftalarla mahkum ettikleri pek çok İslâmî hareketi, oluşumu ve söylemi karalama yoluna başvuruyorlar. Gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasına bu şekilde engel olacaklarını düşünüyorlar. İslam ülkelerini, müslümanları adeta İslam ile korkutuyorlar.
|
| 
| Arayış |

| Kafkasya
Kafkasya'nın insan coğrafyası da en az tabii coğrafyası kadar karmaşık bir yapı arz etmektedir. Bölge dünyanın bilinen en eski sürekli yerleşim yerlerinden birisi olarak tanınmakta, beyaz ırkın ilk kez ortaya çıktığı bölge olarak kabul edilmektedir.
|
|
|